bugün
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin21
- acı gerçekler13
- sözlükte aile kurmak8
- ağlamak7
- gammazlar göreve8
- yaz mevsiminin avuçlarımızdan kayıp gidivermesi5
- en lezzetli balık24
- doom slayer2
- motorla kaza yapan kadın7
- evrendeki en güçlü iblislerden kurtulmak2
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- anın görüntüsü29
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi2
- spk soruşturmasında 387 milyon lira dondurulması6
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- gece çölde deveyle yol alırken dinlenecek şarkılar7
- yılbaşı2
- queen ravenna'yı cinlerden kurtarmak2
- ilişkilerde ortak zevklerin önemi6
- ilk buluşmaya 46 adet deveyle gelen kız7
- emekliliğini bekleyen taş gibi kadın4
- büyük istanbul depremi5
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- köy7
- demet evgar5
- ergen gibi davranan 35 yaş üstü dingil4
- hünkar beğendi vs alinazik9
- gölcük depremi4
- o kişi sözlüğe girince ne yapmalı6
- sözlük erkeklerinin tipleri2
- bol mini etek2
- aydinoglu nebula2
- queen ravenna'nın arabasını çalmak4
- sözlüğe davul zurna çağırmak2
- karton toplarken kafaya yıldırım düşmesi6
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın9
- nejat uygur4
- keşif2
- suya giden eşeğin asıl amacı3
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog4
- birikim yapmak5
- kova burcu erkeği akrep kadını4
- müzik dinleyen 45 yaş üstü dallama2
- ata iyi binen erkek3
- vurdurmaya giden kız sevinci3
- sevilmeyen yazara kara büyü yapıp öldürmek2
- wilfried singo2
- parkta oturan adam3
- bilmeyen birine ulu sözlüğü tek cümle ile anlat11
- sanat filmi2
entry'ler (19)
mizahının götürdüğü yere gitmiştir. gezi'deki mizahla yan yana durmasının kendi kariyerini bitireceğini fark etmiştir. yolu açık olsun. ama direniş içindeki rolü figüranlık bile olmayan, olamayan, olamayacak olan birine başrol verip, onun üzerinden "geziciler" genellemesi yapmak tayyip'in yalan ve maniplasyonlarından çok daha yetkin bir iş olsa da bu entrynin asıl başarısı tekte başlayıp tekte biten bir tümevarım denemesi olarak mantığa yeni bir mizahi açılım getirmesindedir.
"gül mevsimidir" adlı uzun öyküsü dört kez "kuşatma"nın içinde basıldıktan sonra can yayınları sahibi erdal öz'ün teklifiyle 1985 yılında ayrı kitap olarak yayımlanmıştır.
öz'ün dediği gibi "bu olağanüstü uzunöyküyü özetlemek güç"tür. katmanlıdır çünkü.
"kişiliğin oluşumunda çevrenin, dönemin, sosyal şartların belirleyiciliği nedir", "kişi başka türlü olabilir mi" sorularını da sordurur.
bir gonca gülün, insani duyarlıklarını, inceliklerini yitirmiş kaknem, sivri bir dikene dönüşmesinin öyküsünü, sosyal tarihin akışı içinde incelikle anlatır füruzan.
öz'ün dediği gibi "bu olağanüstü uzunöyküyü özetlemek güç"tür. katmanlıdır çünkü.
"kişiliğin oluşumunda çevrenin, dönemin, sosyal şartların belirleyiciliği nedir", "kişi başka türlü olabilir mi" sorularını da sordurur.
bir gonca gülün, insani duyarlıklarını, inceliklerini yitirmiş kaknem, sivri bir dikene dönüşmesinin öyküsünü, sosyal tarihin akışı içinde incelikle anlatır füruzan.
türkiye cumhuriyeti diye ayırmamak gerekir. ingiltere krallığı, amerika birleşik devletleri, fransa'nın bilmemkaçıncı cumhuriyeti de böyledir.
(bkz: ) kapitalizm
(bkz: ) kapitalizm
piyasanın görünmez eli.
cemaatin operasyonuna destek çıkmıştır. ki o cemaat ve iktidar, başta aziz yıldırım olmak üzere kendisine yol vermeyen eski futbol tanrılarını ortadan kaldırdıktan ve tüm futbol piyasasını ele geçirdikten sonra -ve bu süreçte fenerbahçe küme düşürülür ya da şampiyonluğu iptal edilirse- seçimlere kadar fenerbahçe ile mutlaka barışacaktır. peki bu nasıl olacak? bir şampiyonluk? iki? yoksa iktidarın dünya vizyonu çerçevesinde bir avrupa açılımı için yapılacak lojistik destek mi? adamlar en az 3-4 yıllık senaryo yazıyorlar, yurdum insanı fenerbahçe galatasaray diye birbirini yiyor.
kulüp başkanları da sadece lig tv'den filan gelecek paranın derdinde değiller. meselenin futbol üzerindeki bir iktidar mücadelesi olduğunu görüyorlar ve kendi konumlarının savaşımını veriyorlar. iktidarla bir mutabakatı zorlayarak direnebilecekleri kadar da direnecekler.
bu operasyonlardan sonra futbolun gerçekten temizleneceğine inansam bir fenerli olarak ünal aysal'a destek olurum ama büyük resim öyle değil. şimdikinden de hiç memnun değilim ama daha kirli, daha karanlık bir futbol dünyamız olacak. ergenekon, balyoz gibi davalarla darbeciler temizlendi ve memleketçe ileri demokrasiye mi geçtik yoksa gittikçe daha yasakçı, anti-demokratik bir ülke haline mi geliyoruz?
ve bir fenerli olarak meselenin gerçekten şike operasyonu olmasını tercih ederim. "kalkıp ama başkaları da yaptı, niye bize yükleniyorsunuz" da demem. evinize giren beş hırsızdan sadece birini yakaladığınızda "e diğerlerini yakalayamadık, seni de serbest bırakalım" demezsiniz. çünkü aziz yıldırım şike yaptıysa bunu fener için yaptı diye düşünmem. bu suçu öncelikle kombine sahibi bir fenerli olarak bana karşı işledi, benim evimde hırsızlık yaptı diye düşünürüm ve gider takımımı ikinci ligde, her neredeyse orada desteklerim.
şöyle düşünüyorum: diyelim bir suç işledim ve cezası bir yıl. bunu yatıp çıkmayı ve hayatınıza devam etmeyi mi istersiniz, yoksa bir gardiyanın ömür boyu her akşam evinize gelip sizde kalmasını mı?
ve son bir soru: çok daha basit dedikodularla, sorguda önüne hiçbir somut delil konmadan, sırf yakıştırmalarla gariban bir korcan tutuklanırken hakkında en fazla şayia çıkan oyuncu olan emre belözoğlu'nun ismi neden hiç geçmedi soruşturmada?
kulüp başkanları da sadece lig tv'den filan gelecek paranın derdinde değiller. meselenin futbol üzerindeki bir iktidar mücadelesi olduğunu görüyorlar ve kendi konumlarının savaşımını veriyorlar. iktidarla bir mutabakatı zorlayarak direnebilecekleri kadar da direnecekler.
bu operasyonlardan sonra futbolun gerçekten temizleneceğine inansam bir fenerli olarak ünal aysal'a destek olurum ama büyük resim öyle değil. şimdikinden de hiç memnun değilim ama daha kirli, daha karanlık bir futbol dünyamız olacak. ergenekon, balyoz gibi davalarla darbeciler temizlendi ve memleketçe ileri demokrasiye mi geçtik yoksa gittikçe daha yasakçı, anti-demokratik bir ülke haline mi geliyoruz?
ve bir fenerli olarak meselenin gerçekten şike operasyonu olmasını tercih ederim. "kalkıp ama başkaları da yaptı, niye bize yükleniyorsunuz" da demem. evinize giren beş hırsızdan sadece birini yakaladığınızda "e diğerlerini yakalayamadık, seni de serbest bırakalım" demezsiniz. çünkü aziz yıldırım şike yaptıysa bunu fener için yaptı diye düşünmem. bu suçu öncelikle kombine sahibi bir fenerli olarak bana karşı işledi, benim evimde hırsızlık yaptı diye düşünürüm ve gider takımımı ikinci ligde, her neredeyse orada desteklerim.
şöyle düşünüyorum: diyelim bir suç işledim ve cezası bir yıl. bunu yatıp çıkmayı ve hayatınıza devam etmeyi mi istersiniz, yoksa bir gardiyanın ömür boyu her akşam evinize gelip sizde kalmasını mı?
ve son bir soru: çok daha basit dedikodularla, sorguda önüne hiçbir somut delil konmadan, sırf yakıştırmalarla gariban bir korcan tutuklanırken hakkında en fazla şayia çıkan oyuncu olan emre belözoğlu'nun ismi neden hiç geçmedi soruşturmada?
bu bir şike operasyonu değil, futbolun -iktidara yeterince yanaşmayan- eski tanrılarını yıkma, kalanları da sindirme operasyonudur. dolayısıyla cezalar da şike üzerinden değil, bu operasyonun hedefleri ve toplumun buna vereceği tepkiler üzerinden şekillenecektir. futbolun mikro tanrılarından cavcav'ın "fener'e iftira atıyorlar" lafı, kulüpler birliği'nden gelen "tek ses, tek yüreğiz" açıklaması, galatasaray -en son çark etse de- ve bursaspor yönetiminin sürecin başından itibaren gösterdiği tavır, bu operasyonu yürütenlerin karşısında önemli -ve beklenmedik- bir karşı ağırlığın olacağını gösterdi. tff'nin aldığı "küme düşürme yok. yargıyı bekleyeceğiz" kararı da bu ağırlığın direnciyle ama yine de ve yüksek ihtimal iktidarla yapılan bir mutabakatın ardından alındı. kuşkusuz iktidar, bu karşı ağırlığı hafifletmeye, bir blok haline gelmesini önlemeye çalışacaktır. galatasaray'ın en son "bu ateş üfleyerek sönmez, çözüm zamana yayılamaz" açıklaması buna delalettir. cavcav da doğal olarak buna tepkisiz kalmamış ve "galatasaray kulübü başkanı aysalın yapmış olduğu bu açıklamaları türk futboluna indirilmiş bir darbe olarak görüyorum ve kınıyorum" demiştir. buminvalde doğru da yapmıştır.
kargadan başka kuşla bir türlü tanışamamış zihniyetin temsilcisi olduğu görülen cevval bir polisin, şov dünyasına adım atmaya kalkarken sorduğu komik soru. aklı 1'den büyük rakamlara yetmeyen (tek dil, tek bayrak, tek millet, tek devlet, tek din, tek taş, tek düm, düm tek vs.) kafalar, onyıllarca "kürt yok, kart kurt var" deyip durdu bu memlekette; şimdi canı behzat ç.'lik oynamak istemiş bir poliscağızın aklına hanefilikten gayrı mezhep olabileceği gelmemiş, çok mu?... ama şov dünyası da pek acımasız, tam kahraman oldum derken eğlencelik yapıveriyor adamı. ayrıca tek behzat ç.
yatakta, mutfakta ve sokakta birlikte olduğu kadının aynı kişi olduğunu anlayamamış idiotik kişi. sevgililere baktığımızda ise ağır bir psikotik vaka ile karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz.
2010'da çıkardığı "eleanora fagan (1915-1959): to billie with love from dee dee" albümü kapsamında türkiye'ye de gelmiş ve 10 mart akşamı crr'de verdiği konserle billie holiday'i sevgi, takdir ve neşeyle onore etmiştir. 60 yaşına rağmen tazeliği ve gücüne halel gelmemiş sesinin hakkını yüksek tonlarda söylediği şarkılarla vermiş ve bu açıdan epey farklı bir holiday yorumu sunmuştur. konser boyunca kah saksafoncu ile (mr. handy) kah basçı ile kah seyirciyle flört etmiş, sesinin yanı sıra neşesiyle de salonu en dip köşesine kadar titretmiştir. sonra da "ben aslında böyle değilim. billie'yi yansıtıyorum" demeyi de eksik bırakmamıştır. bir müzik kariyeri yapmasını mümkün kılan yolu açan holiday'in mücadeleci, militan kişiliğini de vurgulamış, siyahların mücadelesiyle ilgili bazı şarkılarının yasaklandığını anımsatmış, "polis, billie'nin dolaplarına, çekmecelerine uyuşturucu saklar, onu bitirmek için uğraşırdı" demiştir. bush hakkındaki yorumunu esirgememiştir: "8 yıl bir idiot tarafından yönetildik."
"sana bakınca kendimi manavda zannediyorum.
dudakların kiraz gibi,
yanakların elma gibi,
gözlerin üzüm gibi,
göğüslerin portakal.
hepsinden yarımşar kilo versene"
demek.
(bkz: kemal sunal)
(bkz: yedi bela hüsnü)
dudakların kiraz gibi,
yanakların elma gibi,
gözlerin üzüm gibi,
göğüslerin portakal.
hepsinden yarımşar kilo versene"
demek.
(bkz: kemal sunal)
(bkz: yedi bela hüsnü)
lenin de yaşasaydı papa olurdu nitekim.
öncelikle "gittiğimiz yerde de bu aletten olacak di mi" sorusunu sormak.
(bkz: gidişin olsun da dönüşün olmasın)
(bkz: gidişin olsun da dönüşün olmasın)
hakem tanrı olacaksa sonucunun belli olduğu karşılaşmadır.
penaltı noktasına kuyu kazılmaz. saç çekilmez. (bkz: bilica)
albüme "arabesque" ismini vererek "ha ha. arabesk söyledim ama çok avrupaiyim ben" mi demek istemiştir? biz de şimdi bu şarkıları dinlerken rakı yerine fransız şarabı mı içmeliyiz? türkçe kadar "pierre" düşşün başınıza e mi?
ışın karaca'nın "arabesque" albümünde yer alan şarkı. albümün ismi niye fransızca; "dilek taşı", kartonette niye bitişik yazılmış gibi soru(n)ları es geçersek "iyi ki albümüne almış. iyi ki de bağır bağır söylememiş" denilecek şarkı. ama es geçmeyelim tabii, türkçe'yle "arabeks" ilişki kurmayalım.