bugün
- beyazsemsiyeliyabanci43
- sözlükte erkekleri istemiyoruz8
- yorgun mermi26
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası32
- gammazlama yapmamak13
- aşık olmak9
- hangi yazarla evlenmek isterdiniz10
- aziz yıldırım11
- haysenin1212
- kızının düğününde oynayan baba5
- gammaz beni çaylak yapmaz ki gammaz beni çsy9
- satranç haram yasaklansın7
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle63
- sözlükteki deliler3
- gina carano13
- güzel ayaklı bir kızla evlenebilirim4
- diamond bosphorus'un tüm sözlüğe yürümesi6
- ölüm4
- bu köyden olsam ne olacak8
- rahmi koç3
- kabalcı3
- arda güler6
- onu seviyor muyum yoksa silkmek mi istiyorum2
- vurdurmayan sözlük yazarları3
- togg'a lpg taktırmak2
- einstein'ın karısı2
- yapay zeka moderatörü15
- doktorlara saygının kalmamasının temel nedenleri7
- çağrı isimli yazar4
- sözlüğe messi trasfer olmuş5
- sözlükteki vatan hainleri4
- evlenilecek erkek nasıl anlaşılır3
- en gey özelliğiniz15
- para amaç değil araçtır2
- yaz geceleri4
- mılli yazılım f-16 ların kabiliyetini artıracak9
- anın görüntüsü21
- sevişmek istediğiniz kadın yazarlar7
- diamond bosphoruss denen yazar7
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı8
- omurgasız tekerlek5
- hatırlanan en eski reklam sloganı5
- katatespizartmasi15
- rte tanrı değildir2
- sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı20
- hallelujah2
- azınlık için çoğunluğu görmezden gelmek2
- sözlüğün kırbacı8
- buddy dude17
- uysaljakoben31
entry'ler (24)
Hristiyanlık yahudilik veya Müslümanlık olsun, din gelişmeye engel değildir. Zihinsel gelişimini tamamlayamamış toplumlar kendini sadece din yoluyla kurtarmaya adar. Sığınmak kolaydır çünkü, et duayı çekil kenara, Allah durdurur füzeleri...
inanmak da inanmamak da bir yaşam biçimidir. beş vakit namaz kıldığında tarlandaki buğday kendiliğinden yetişmiyor. Tanrı kullarını bu kadar dine bağlamak isteseydi kolayca bunu yapabilirdi sanırım, biri istediğinde yağmur, biri istediğinde kömür, biri istediğinde denizi ikiye ayırsa insan çalışmayı bırakır istemeye başlardı. dolayısıyla tamamen Allah' a dönerdik... Ama o neyi verip vermeyeceğini kendi seçiyor, sen çalış verebilirim de vermeyebilirim de diyor... Fikri olarak da tamamen aynıdır, beni anlayın, düzgün insanlar olun, birbirinizi üzmeyin, tercihlere saygı duyun ve sizi kimin yarattığını unutmayın, şükür ve dua edin diyor... Güzelliklere sahip olmak için gereken tek şey çalışmak, inanarak ya da inanmayarak çıkılan yol sadece yoldur, onun değerlendirmesini yapacak olan da Allah'tır.
Hangi din olursa olsun, gereğinden fazla ona yönelmek insanı uyuşturur ve çalışması için yeterince zaman bırakmaz. Bu nedenledir ki ileri dediğiniz ülkeler, dini Allah ile kul arasında bırakıp bu hususta kaybedecekleri zamanı uzay çalışmalarına yönlendirmişlerdir, darısı bizim de başımıza:)
inanmak da inanmamak da bir yaşam biçimidir. beş vakit namaz kıldığında tarlandaki buğday kendiliğinden yetişmiyor. Tanrı kullarını bu kadar dine bağlamak isteseydi kolayca bunu yapabilirdi sanırım, biri istediğinde yağmur, biri istediğinde kömür, biri istediğinde denizi ikiye ayırsa insan çalışmayı bırakır istemeye başlardı. dolayısıyla tamamen Allah' a dönerdik... Ama o neyi verip vermeyeceğini kendi seçiyor, sen çalış verebilirim de vermeyebilirim de diyor... Fikri olarak da tamamen aynıdır, beni anlayın, düzgün insanlar olun, birbirinizi üzmeyin, tercihlere saygı duyun ve sizi kimin yarattığını unutmayın, şükür ve dua edin diyor... Güzelliklere sahip olmak için gereken tek şey çalışmak, inanarak ya da inanmayarak çıkılan yol sadece yoldur, onun değerlendirmesini yapacak olan da Allah'tır.
Hangi din olursa olsun, gereğinden fazla ona yönelmek insanı uyuşturur ve çalışması için yeterince zaman bırakmaz. Bu nedenledir ki ileri dediğiniz ülkeler, dini Allah ile kul arasında bırakıp bu hususta kaybedecekleri zamanı uzay çalışmalarına yönlendirmişlerdir, darısı bizim de başımıza:)
Ezel' i ayrı bir kefeye koyarsak Kanal D yapımları, Atv yapımlarının reytinglerini geçmekte zorlanmaz. Malum, diziler sinema filmi olmadığından hayatla beraber konuları da gelişir, çeşitlenir vs. Bu nedenle Kıvanç Tatlıtuğ' un da Ezel ekibine katılması olayların gelişimini ve gidişatını değiştireceğinden buna bağlı olarak izlenme oranı da tavan yapacaktır. Adanlı izleyenlere hayret ediyorum ama daha hayret verici bulduğum şey Kanal yetkililerinin bu diziye nasıl devam ettikleridir.
Çölde tek başına açan ve herhangi bir canlı dokunduğunda solan yaban gülüdür. Çölün sıcağına ve soğuğuna dayanabilen bu nadide canlının, dokunulduğunda solması çok manidardır. Nasip olur da bir kızım olursa, kızımın adı olacaktır... Bahtının her daim güzel olması dileğiyle...
evrim teorisi deyince, aklına sadece ben maymundan mı geliyorum sorusu gelenlerle akraba olandır.
dua et kürt kökenli kadınlar hakikaten çok çirkin de gen aktarımı yapmamış atalarımız demek istediğim goyim tabiatlı yazar.
elbistan türkveren köyü doğumlu, çok sevdiğim kürt kökenli bir arkadaşımın sık sık söylediği bir söz vardı yediği kaba yapanlarla ilgili; "kürde ne gerek bisiklet"... yakalanır yakalanmaz yanındaki bordo bereliye benim babam da türk' tü diyen yavşağın peşinden gidenlerin, türk yazarları tahrik etmek amacıyla açtığı ve açacağı türden bir başlık.
klüplerin gelirleri, yanlış transferler vs. gibi bir çok neden sayılsa da temel neden klüp yönetimlerinin taraftar baskısı karşısında dirayet gösterememesidir. rijkard, zico, tigana, lucescu, del bosque vs. gibi başarılı teknik direktörler getirilse dahi, yönetimlerin transfer politikasına yaptıkları müdahaleler ve birkaç kötü sonuçta hocaların arkasındaki duruşlarının değişmesi, ülkemiz futbolunun gerçek sorunudur kanımca. bakın teknik direktörlerimize, isimler hep aynı ama her sene takımları farklı. Klüp yönetimleri bu sirkülasyona dur diyecek gücü kendilerinde bulabilirlerse işte o zaman başarılar yakalanabilir veya tekrarlanabilir.
gta oynadıklarından olsa gerek, akp' li vekiller tarafından gelenek haline dönüştürüleceğini düşündüğüm aksiyon.
şöyle bir bakınca aslında, oyunu basite indirgeyen ve gerçekliği nadiren mümkün olabilen gollerdir. frikikler, voleler, rövaşatalar ve kaleciyle atılan goller dışında türlü çalımlar da oyunu zevkli kılardı. amaç eğlenmek ve gol atmak olduğundan hala en sevdiğimdir ve ilk göz ağrımdır fifa 98.
türkçenin doğru kullanımı ile ilgili sandığım fakat son cümlesiyle, ayrımcılık tohumlarının serpiştirildiğini gördüğüm, dikkate alınmaması gereken sahte duyarlılıklardan biri daha. imf de bizi düşündüğü için memleketten çıkmak bilmiyor zaten.
Gelenekçi türkler, ellerindeki o güçle bir de tecavüzcü olaydı, bugün ne arap kalırdı, ne ermeni, ne yunan,ne kürt, ne rus, ne acem dedirten başlık. Dünya ve Avrupa şükretsin ki Türkler tecavüz yerine, hoşgörüyü ve tevazuyu gelenekleştirmiş...
ezilmelerini tasvip etmesek de, yıllar yılı türk erkeği tarafından ezilen kadınlarımızın başlattıkları "baba beni okula gönder" kampanyaları çerçevesinde okuyan kızlarımızın, dört işlemi öğrenir öğrenmez vardığı ilk teorem... kıllı, kaba, kıro denilen türk erkeğinin bugüne kadar herhangi bir foruma "türk kadınlarının vajina kuruluğu" gibi bir konu açtığını gören veya sevgilisinin/karısının vajinasını kahvede arkadaşlarıyla tartıştığını duyan olmadığı halde geneli rencide etmek adına yapılan haksız değerlendirmedir. türk erkeğinin neden rus açılımı yaptığının resmidir...
Antalya' nın Varsak semtinde bulunan genelevin yanına dikilen cami sayesinde espri olmaktan çıkmış söz dizisi de olabilir...
kuaförlerinin ne kadar yetenekli olduğuyla doğru orantılıdır zira ayrılan her kadın soluğu önce kuaförde alır. değişim ne kadar başarılı ise geçmiş o kadar geçmişte kalır çünkü... ister siz ayrılın ister kendisi, otuz senelik hayatımda henüz istisnasına rastlamadığım bir durum. kabul etmeli kanımca, kadınlar erkeklere göre daha rasyonel düşünüyor ve eskiyi hatırlatan her şeyi ortadan kaldırmak için anında çalışmaya başlıyorlar. olması gerekeni yapıyorlar, tıpkı ölen birinin ardından hayat devam ediyor diyebilmek gibi... unuttukları veya unutabildikleri ise yalandır, bir kadın mümkün değil unutmaz çünkü olur da ilişki yolunda gider ve evlenirseniz, kırk sene önce yaptığınız bir hatayı başınıza kakabilmesi gerekir.
herkesin sinema eleştirmeni olduğu bir memlekette aşk-ı memnu, yaprak dökümü, kurtlar vadisi, asmalı konak, ağam kim paşam kim tarzı diziler tavan yapabiliyorsa, "ezel" gibi beyin jimnastiği yaptıran, değer yargılarını sorgulayan, motorlaşmış dizi kurgusunun dışına çıkan bir yapımın bu kadar eleştirilmesi de kaçınılmaz olur elbette.
elin adamı çektiği diziyle tıp diploması aldıracakken nerdeyse bize, biz nihayet Karamurat'ın bitmeyen okları ve trambolin bacaklarından, Polat' ın biyonik vücuduna ve yere doğru sıkılsa dahi düşmanın alnından vuran güdümlü 9 mm'lik kurşunlarına geçtik, buna da şükür...
Bu nedenle sanırım, ezel fazla karmaşık geliyor topluma. Ama aynı toplum, Behlül' ün hareket eden her kadına çakışını, Bihter' in iki senedir Adnan' ı boynuzlamasını, Necla' nın Leyla'nın kocasına verişini, Polat' ın ölümsüz olduğu halde vurulduğunda ne olacağını merakla ve sabırla izleyebiliyor,ilginç...
Senaristlerin yapımcılarla anlaşmazlığı nedeniyle ters düştükleri için koca sezon yayınlanamayan Lost'u göklere çıkaran zihniyet de, ezel' in senaristi hasta diye diziye ara verilirse konuşur tabi, Polat'ı örnek alan bir nesil ne de olsa.
Türkiye üstüne oyun oynayanların sözde yolunu kesen Polat, kaç tane adam vurdu dizi başladığı günden bu yana, sayabilen babayiğit var mı? Ölenlerin kaçı yabancı? Bir elin beş parmağını belki geçer belki geçmez doğru mu? Yahu bütün hainler türk, çeteler türk, satılmışlar türk ise bu dizi yunanistan' da mı çekiliyor diye sorası geliyor insanın. Bir de her bölüm yeni bişey öğrendiklerini sanıyorlar izleyenler, oysa ta ilk okulda öğrendik biz Çinlilerin Türkleri içten parçaladığını. işte konu tam da burda Ramiz Dayı' nın söylediği meseleye dayanıyor, neymiş mesele kardeş?
Mesele neymiş biliyor musun?
Mesele en mutlu olduğun o gün, en güzel hayaller kurduğun o gün ölmekmiş mesele
Neymiş mesele?..
Mesele ölmek değil; mesele dost bildiğin, en güvendiğin adamın eliyle ölmekmiş mesele
işte öyle dedi o çocuk bana;
Şimdi anladın mı kimmiş o avludaki çocuk?
elin adamı çektiği diziyle tıp diploması aldıracakken nerdeyse bize, biz nihayet Karamurat'ın bitmeyen okları ve trambolin bacaklarından, Polat' ın biyonik vücuduna ve yere doğru sıkılsa dahi düşmanın alnından vuran güdümlü 9 mm'lik kurşunlarına geçtik, buna da şükür...
Bu nedenle sanırım, ezel fazla karmaşık geliyor topluma. Ama aynı toplum, Behlül' ün hareket eden her kadına çakışını, Bihter' in iki senedir Adnan' ı boynuzlamasını, Necla' nın Leyla'nın kocasına verişini, Polat' ın ölümsüz olduğu halde vurulduğunda ne olacağını merakla ve sabırla izleyebiliyor,ilginç...
Senaristlerin yapımcılarla anlaşmazlığı nedeniyle ters düştükleri için koca sezon yayınlanamayan Lost'u göklere çıkaran zihniyet de, ezel' in senaristi hasta diye diziye ara verilirse konuşur tabi, Polat'ı örnek alan bir nesil ne de olsa.
Türkiye üstüne oyun oynayanların sözde yolunu kesen Polat, kaç tane adam vurdu dizi başladığı günden bu yana, sayabilen babayiğit var mı? Ölenlerin kaçı yabancı? Bir elin beş parmağını belki geçer belki geçmez doğru mu? Yahu bütün hainler türk, çeteler türk, satılmışlar türk ise bu dizi yunanistan' da mı çekiliyor diye sorası geliyor insanın. Bir de her bölüm yeni bişey öğrendiklerini sanıyorlar izleyenler, oysa ta ilk okulda öğrendik biz Çinlilerin Türkleri içten parçaladığını. işte konu tam da burda Ramiz Dayı' nın söylediği meseleye dayanıyor, neymiş mesele kardeş?
Mesele neymiş biliyor musun?
Mesele en mutlu olduğun o gün, en güzel hayaller kurduğun o gün ölmekmiş mesele
Neymiş mesele?..
Mesele ölmek değil; mesele dost bildiğin, en güvendiğin adamın eliyle ölmekmiş mesele
işte öyle dedi o çocuk bana;
Şimdi anladın mı kimmiş o avludaki çocuk?
"hiçbir kadın, benim yanımda seni benden daha çok sevdiğini söyleyemez, söyletmem!" demişti bir kız gözlerime bakarak. şimdi evliysem de onunla ayrılmamız kaçınılmazdı, suçlusu yok... allah onu çok mutlu eder inşallah.
olay dizilişindeki isimlendirmelere takılmadığınızda insanın tanrı' nın en büyük eseri olduğunu kanıtlayacak senaryodur.
Kitabın ana fikri ne doğum günüdür ne de insanın kendini peygamber sanarak tanrı' yla konuşmasıdır. Tanrı' nın doğrum günü kinayesiyle anlatılmak istenen şey, Tanrı' nın doğması değil, Tanrı' nın üflediği nefesten yaratılan insan ruhunun yine tanrı' ya dönmesi yani tekamül sürecini tamamlamasıdır. Tanrı' nın insanların gözünde yeniden doğması, yeniden farklı bir anlamda anlaşılmasıdır. Bu anlatımın röportaj şeklinde soru-cevap olarak yapılması ise 617 sayfalık bir eserin okuyucuyu sıkmamasına yönelik bir edebiyat taktiğidir. Bu taktiğin dolaylı olarak diğer bir amacı da, insana tanrı' yla konuşma şansı verilmişçesine gizemli ve merak uyandıran bir hava yaratarak, okuyucunun ön yargılarını engellemektir.
Kitabı ve aynı zamanda Kur'an-ı okuyan bir insanın, yazarın kendi bilgi ve tecrübesiyle böyle bir kitap yazamayacağını anlaması fazla uzun sürmez nitekim, çünkü kitapta Tanrı(DONA) ağzından verilmiş cevapların büyük bir bölümü Kur'an' dandır ve bazı ayetlerin üstünde düşünmek, sorgulamak, araştırmak gerekir. Haliyle bu arkadaşın yaşamındaki ilkokul,lise, ünv vs. gibi aşamaları çıkarırsak 10-15 senede Kur'an-ı çözmüş olması pek de mümkün değildir. Belli ki çok bilge ve dini konularda ihtisas yapmış bazı kişilerden oldukça destek almış ki bence mahsuru yoktur. Aşağıya yazacağım ayeti dikkatle okuyun...
"Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahit tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun" (Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 15. Ayet)
Şimdi öyle bir toplumdayız ki, zina affedilemez bir suç.(kadın açısından) Hatta daha ileri(!) müslümanlar ne yapıyor, recm...
Peki Tanrı' nın kelamı ne?
1- iki kişi arasındaki bir suç için dört şahit istiyor.
(Gözüyle gören dört ayrı kişi. Hani arkadaşınızla geneleve gittiniz, girdi odaya, çıktı on dakika sonra ve gidelim dedi. Kadın zina yaptı mı? Yaptı? Gözünüzle gördünüz mü? Hayır? Belki sadece konuştular, kız bakire olduğunu ve mafya tarafından zorla çalıştırılmak istendiğini söyledi ve arkadaşınız çıktı dışarı,emin değilsiniz... Hadi gerçekten siz gördünüz, 3 şahide daha ihtiyacınız var gözüyle gören)
2- Her şey tamam, taşı deldiniz ve dört şahit tuttunuz.(ki yalancı şahitliğin cezasını bilirsiniz)Şehadet getirerek tövbe etme yolu açık hala kadına...
3- Üstüne bir de "evde alıkoyun" diyor Allah, toplum kendi kafasına göre ceza vermeye kalkar da öldürür veya zarar verir diye... Korumanızı istiyor.( bunu kendi kafasına göre hapis cezasına çevirmeye kalkanlar da olabilir, artık herkesin kendi anlayışı ne diyelim.)
Bu ve benzeri konuları aydınlatıyor bu kitap işte, Kur'an-ı hayatında eline almayanlar için. Elbette 617 sayfa boyunca her cevap ayetlerle değil, zaman zaman kendi sorularının cevabını veriyor yazar, sorgulayan, doğruyu ve gerçeği arayan Hz. ibrahim edasıyla... Ama sevgiyle yaklaşıyor insanlığa, hoşgörüyü aşılıyor ve dinimizi hacıdan hocadan değil, bizzat Allah' ın kendi ayetlerinden öğrenmemiz için Kur'an' ı mutlaka okumamız gerektiğini vurguluyor. Tabi insanların hocaları hacıları atlayıp direk Allah ile iletişime geçmesi, o yoldan para kazanan aracıları kızdırabilir tıpkı kilisenin hristiyanlık üzerindeki kurduğu baskı gibi...
Zaman kaybettirmeyi bırakın, hayatınızda kendinize daha fazla zaman ayırmanızı öğütleyen ve farklı bakış açıları kazandıran bir kitap.
Kitabı ve aynı zamanda Kur'an-ı okuyan bir insanın, yazarın kendi bilgi ve tecrübesiyle böyle bir kitap yazamayacağını anlaması fazla uzun sürmez nitekim, çünkü kitapta Tanrı(DONA) ağzından verilmiş cevapların büyük bir bölümü Kur'an' dandır ve bazı ayetlerin üstünde düşünmek, sorgulamak, araştırmak gerekir. Haliyle bu arkadaşın yaşamındaki ilkokul,lise, ünv vs. gibi aşamaları çıkarırsak 10-15 senede Kur'an-ı çözmüş olması pek de mümkün değildir. Belli ki çok bilge ve dini konularda ihtisas yapmış bazı kişilerden oldukça destek almış ki bence mahsuru yoktur. Aşağıya yazacağım ayeti dikkatle okuyun...
"Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahit tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun" (Kur'an-ı Kerim Nisa Suresi 15. Ayet)
Şimdi öyle bir toplumdayız ki, zina affedilemez bir suç.(kadın açısından) Hatta daha ileri(!) müslümanlar ne yapıyor, recm...
Peki Tanrı' nın kelamı ne?
1- iki kişi arasındaki bir suç için dört şahit istiyor.
(Gözüyle gören dört ayrı kişi. Hani arkadaşınızla geneleve gittiniz, girdi odaya, çıktı on dakika sonra ve gidelim dedi. Kadın zina yaptı mı? Yaptı? Gözünüzle gördünüz mü? Hayır? Belki sadece konuştular, kız bakire olduğunu ve mafya tarafından zorla çalıştırılmak istendiğini söyledi ve arkadaşınız çıktı dışarı,emin değilsiniz... Hadi gerçekten siz gördünüz, 3 şahide daha ihtiyacınız var gözüyle gören)
2- Her şey tamam, taşı deldiniz ve dört şahit tuttunuz.(ki yalancı şahitliğin cezasını bilirsiniz)Şehadet getirerek tövbe etme yolu açık hala kadına...
3- Üstüne bir de "evde alıkoyun" diyor Allah, toplum kendi kafasına göre ceza vermeye kalkar da öldürür veya zarar verir diye... Korumanızı istiyor.( bunu kendi kafasına göre hapis cezasına çevirmeye kalkanlar da olabilir, artık herkesin kendi anlayışı ne diyelim.)
Bu ve benzeri konuları aydınlatıyor bu kitap işte, Kur'an-ı hayatında eline almayanlar için. Elbette 617 sayfa boyunca her cevap ayetlerle değil, zaman zaman kendi sorularının cevabını veriyor yazar, sorgulayan, doğruyu ve gerçeği arayan Hz. ibrahim edasıyla... Ama sevgiyle yaklaşıyor insanlığa, hoşgörüyü aşılıyor ve dinimizi hacıdan hocadan değil, bizzat Allah' ın kendi ayetlerinden öğrenmemiz için Kur'an' ı mutlaka okumamız gerektiğini vurguluyor. Tabi insanların hocaları hacıları atlayıp direk Allah ile iletişime geçmesi, o yoldan para kazanan aracıları kızdırabilir tıpkı kilisenin hristiyanlık üzerindeki kurduğu baskı gibi...
Zaman kaybettirmeyi bırakın, hayatınızda kendinize daha fazla zaman ayırmanızı öğütleyen ve farklı bakış açıları kazandıran bir kitap.
istiklal Madalya'mıza ait olan sarı-kırmızı-yeşil renklerinin de, pkk terör örgütünün bayrağında kullanılarak, bizi; bu renklere, öz kültürümüze,tarihimize yabancılaştırma politikalarının artık yemediğinin anlaşılmasıdır.
cennetin olmadığını sanan veya olmadığına inanan birinin zaten müslüman olamayacağını bilmeyen bir cahilin girdiği, hoş görülmesi gereken entrylerdir. zira hiç kimse hayatının bir bölümünde ateist olmadan gerçek anlamda Tanrı' yı bulmuş olmaz. Her insan kendine sormuştur bu soruyu, Tanrı var mı? Bu süre kimi insanda 5 saniye kimisinde 5 yıldır ama Tanrı kullarından kendi hür iradeleriyle varlığını bulmalarını bekler. Eminim ki, ölmeden önceki son birkaç saniyede de olsa bulacaklardır...
