bugün
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı57
- mantı abartılmış balon bir yemektir5
- dünya kupasında en az çeyrek final yaparız3
- erkeklerin 35 yaşından sonra çökmesi4
- milli maçı izlemeyen erkek22
- uzun zamandır aktif olmayan birinci nesil yazarlık7
- derinliğimizi anlayabilecek düzeyde kadın olmaması6
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi7
- 14 haziran 2026 maden işçilerine silahlı saldırı2
- avustralya8
- 19 haziran 2026 paraguay türkiye maçı5
- şirine hangi şirinle evlenirdi sorunsalı5
- onu anlatsana biraz3
- squat yapan kız2
- byd türkiye fabrikasını askıya aldı7
- tuğba kuruyemiş3
- türkiye11
- manidar pekmez2
- 14 haziran 2026 brezilya fas maçı3
- vincenzo montella8
- evlenmeyi başaramamış kadın2
- herkesin bir yerde yanlış olduğu2
- o kadar kadın varken neden onu beğendim sorusu4
- ciddi ciddi maymundan geldiğine inanmak16
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı2
- hepinizin bana aşık olduğunu düşünüyorum2
- yahudilerin bu kadar zengin olmasının nedeni8
- bir kızı doyurmak7
- migros'ta şarap seçen yalnız ve hüzünlü kadınlar5
- muşlettin geldi topu aldı vurdu goooooolll8
- kadınlar neyden hoşlanır8
- yunan adaları2
- anın görüntüsü17
- türkiye yapay zeka eylem planı2
- bir kadının aşkım prensim dediği erkek olmak3
- özel okulların dolup taştığı kriz ülkesi4
- nakliyat2
- fas3
- deniz şortunun içine boxer giyilir mi sorunsalı20
- uysaljakoben9
- avustralya 0 türkiye 75
- bir şeyler söyle9
- tanrıyı görmek için 12 yıldır oturmayan adam5
- avustralyalıların iri yarı olması5
- chp'nin hali ne olacak58
- en iyi antidepresan18
- futbol3
- kemalizm3
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi18
- uludagsözlük ilk yapay zeka moderasyon başarısı9
sevdiği entry'ler
Bizim egenin efelerinin yaktığı 2 mermi, 100 yıldır türküleri çalınıp söyleniyor. Bizim arkamızdan bi mırıldanan yok. Gerçi bizim de kanımızda efelik olmasa bunca dağı zor aşardık, bolubeyleri utansın.
https://www.youtube.com/watch?v=2SFTRbmIjFs
https://www.youtube.com/watch?v=2SFTRbmIjFs
Heves eder, istersin. Her şeyi planlarsın bile ama 132 saat önce kursağından çeker alırlar.
istediğin kadar yiyebileceğin ve kimsenin ses çıkarmayıp aksine ikram edeceği meyve ağaçlarının boynu bükük kalır.
O meyve ağaçları aylarca kendine gelemeyecek ve belki de bir daha meyve vermeyecek. Bu nasıl bir acıdır, bu nasıl bir sancı?
istediğin kadar yiyebileceğin ve kimsenin ses çıkarmayıp aksine ikram edeceği meyve ağaçlarının boynu bükük kalır.
O meyve ağaçları aylarca kendine gelemeyecek ve belki de bir daha meyve vermeyecek. Bu nasıl bir acıdır, bu nasıl bir sancı?
Çıktım arabaya doğru ilerledim ki bi baktım arabanın üstünde 2 tane kedi yatıyor. ''pisst'' yaptım biri fırladı gitti ama diğeri hiç bozmadı keyfini. arabanın içinde pisst yaptım, elimle cama vurdum ama nafile. başını çevirip gözlerime bakıp ''bi dur la keyfimi bozma'' bakışı atıp uyuşuk uyuşuk caddeyi seyretmeyi sürdürdü. kornaya bastım kuvvetli bir şekilde, ''gürültü etme be'' bakışı fırlattı. patisi silgeçlerin üzerinde olduğu için silgeçleri çalıştırdım ama patisini kaldırarak silgeçleri iplemedi bile. tekrar kornaya basıyordum ki 45-50 yaşlarında bir kadın geldi bağırdı bana.
+napıyorsun sen be adam? görmüyor musun kediyi?
-kedi gitsin diye yapıyorum abla. napayım kediyle mi yola devam edeyim?
+sizin gibi hayvan düşmanları yüzünden neler çekiyor bu kediler.
-alla alla naaptım ne dedim ben şimdi. benim de kedim vardı eskiden.
kadın ''gel oğlum sen'' diyerek kediye uzandı ama keyfi bozulan kedi kadını tırmıklayıp intikamımı alınca kahkahayı basıp indim aşağıya.
sonuç; hem kadından laf hem de kediden 2 pati darbesi yiyen, 15 dakika kediyle uğraşan ben.
nasıl bir keyiftir bu arabanın üzerine yatmak?
+napıyorsun sen be adam? görmüyor musun kediyi?
-kedi gitsin diye yapıyorum abla. napayım kediyle mi yola devam edeyim?
+sizin gibi hayvan düşmanları yüzünden neler çekiyor bu kediler.
-alla alla naaptım ne dedim ben şimdi. benim de kedim vardı eskiden.
kadın ''gel oğlum sen'' diyerek kediye uzandı ama keyfi bozulan kedi kadını tırmıklayıp intikamımı alınca kahkahayı basıp indim aşağıya.
sonuç; hem kadından laf hem de kediden 2 pati darbesi yiyen, 15 dakika kediyle uğraşan ben.
nasıl bir keyiftir bu arabanın üzerine yatmak?
Öyle adım başı-köşe kuşu arkadaş değildir dost dediğin.
-dostun için izmirden kalkar adanaya gider beraber kız kaçırırsın. namus belası diye izmire silâhlı gelen kızın 2 abisiyle muhatap olur, ikna eder hatta düğününe yardım edersin.
-dostun için gecenin üçünde yatağından fırlar kavgaya gider yara alırsın.
-dostun için ''sıkışığım yardım et'' dediğinde borç para bulur gönderirsin ve asla geri almazsın.
-vukuat yapıp bir itin postunu delen dostunu alır sonuna kadar saklar ve korursun.
-ve en önemlisi şudur ki dostunuz 8 aylığına askere giderken kulağınıza ''karımla bacım sana emanet'' diyebiliyorsa bu emanetler için gerekirse ölüme bile gidersiniz.
dostun için ölüme gidersin ve dostların da senin için ölüme gelir sonuna kadar.
kitabımızda yazan dostluk budur.
-dostun için izmirden kalkar adanaya gider beraber kız kaçırırsın. namus belası diye izmire silâhlı gelen kızın 2 abisiyle muhatap olur, ikna eder hatta düğününe yardım edersin.
-dostun için gecenin üçünde yatağından fırlar kavgaya gider yara alırsın.
-dostun için ''sıkışığım yardım et'' dediğinde borç para bulur gönderirsin ve asla geri almazsın.
-vukuat yapıp bir itin postunu delen dostunu alır sonuna kadar saklar ve korursun.
-ve en önemlisi şudur ki dostunuz 8 aylığına askere giderken kulağınıza ''karımla bacım sana emanet'' diyebiliyorsa bu emanetler için gerekirse ölüme bile gidersiniz.
dostun için ölüme gidersin ve dostların da senin için ölüme gelir sonuna kadar.
kitabımızda yazan dostluk budur.
hoşçakal, gittiğin yer cennet olsun.
''son bir kez gör'' dediler, yapamadım. seni gülen yüzünle hatırlamak istedim annem nolur kızma bana.
ne de kolay söylediler ''annenizi kaybettik'' diye. bilmiyorlar ki benim de bir yanım öldü, ne çiçek açar ne bahar gelir artık bana.
istediğin gibi hep güçlü durdum. Lâkin seni defnettikten sonra bırakamadım o soğuk mezarda. biraz daha kalamadım yanında, bırakmadılar o hâlde ne kadar ısrar ettiysem.
geride o gülen yüzün kaldı artık bana. herkesi güldüren o komik yanın. hep öyle hatırlanıyorsun mâlumun olsun.
''son bir kez gör'' dediler, yapamadım. seni gülen yüzünle hatırlamak istedim annem nolur kızma bana.
ne de kolay söylediler ''annenizi kaybettik'' diye. bilmiyorlar ki benim de bir yanım öldü, ne çiçek açar ne bahar gelir artık bana.
istediğin gibi hep güçlü durdum. Lâkin seni defnettikten sonra bırakamadım o soğuk mezarda. biraz daha kalamadım yanında, bırakmadılar o hâlde ne kadar ısrar ettiysem.
geride o gülen yüzün kaldı artık bana. herkesi güldüren o komik yanın. hep öyle hatırlanıyorsun mâlumun olsun.
vefat eden annenizin evdeki tüm eşyalarını tek tek toplayıp arabaya yükleyip huzurevine götürüp vermek.
yol boyu hiç konuşmayıp eve döndüğünüzde bomboş kıyafet dolabına öylece bakmak. sadece bakmak.
yol boyu hiç konuşmayıp eve döndüğünüzde bomboş kıyafet dolabına öylece bakmak. sadece bakmak.
seninle şunları konuşmuştuk ya hani, (#28392679)
şimdi daha iyi anlıyorum seni annem. öyle özledim ki.
rüyalarıma diyorum, 1 kez olsun gelsen. sanki gerçekmiş gibi son 1 kez sarılıp öpsem seni annem..
şimdi daha iyi anlıyorum seni annem. öyle özledim ki.
rüyalarıma diyorum, 1 kez olsun gelsen. sanki gerçekmiş gibi son 1 kez sarılıp öpsem seni annem..
+Kocam o kadar düşünceli ki bana helikopter aldı.
+kocam o kadar romantik ki bana yat aldı.
Hayır ebru, doğrusu ''kocan o kadar hırsız ki şimdi abdde eline aldı.''
bak ebru, 80 milyonluk bir ülkenin 75 milyonu açlıkla boğuşurken sen çıkıp tvlerde ''kocam bana yat aldı, helikopter aldı'' dersen, bu ülkede kimse senin durumuna Üzülmez hatta oh olsun der.
+kocam o kadar romantik ki bana yat aldı.
Hayır ebru, doğrusu ''kocan o kadar hırsız ki şimdi abdde eline aldı.''
bak ebru, 80 milyonluk bir ülkenin 75 milyonu açlıkla boğuşurken sen çıkıp tvlerde ''kocam bana yat aldı, helikopter aldı'' dersen, bu ülkede kimse senin durumuna Üzülmez hatta oh olsun der.
Böyle yaratıklarla aynı havayı soluduğum için utanıyorum dedirten olay.
umarım hapiste de sen tecavüze uğrarsın.
umarım hapiste de sen tecavüze uğrarsın.
hayata bakış açısına katılmasamda ünlü Astrofizikçi Stephan Hawking basit bir soruyla zaman makinesinin hiç icat edilemeyeceğini ispatlamıştır. Hawking der ki :
''öyleyse neden gelecekten kimse gelmiyor?''
zaten zamanda geçmişe gitmek imkansızdır, geleceğe gitmenin tek yolu da interstellar filminde anlatılmaktadır. geleceğe dönüşteki gibi değildir. Yani geleceğe gidip oradaki siz ile karşılaşmak gibi bir durum yoktur. zamanı daha hızlı akan bir yerde takılıp dünyaya dönersek çocuğunuzu 80 yaşında bulabilirsiniz ve siz hâlâ 30 yaşında olabilirsiniz.
Bu da alışılmış zaman yolculuğundan biraz farklıdır ama neticede geleceği görmüş olursunuz.
''öyleyse neden gelecekten kimse gelmiyor?''
zaten zamanda geçmişe gitmek imkansızdır, geleceğe gitmenin tek yolu da interstellar filminde anlatılmaktadır. geleceğe dönüşteki gibi değildir. Yani geleceğe gidip oradaki siz ile karşılaşmak gibi bir durum yoktur. zamanı daha hızlı akan bir yerde takılıp dünyaya dönersek çocuğunuzu 80 yaşında bulabilirsiniz ve siz hâlâ 30 yaşında olabilirsiniz.
Bu da alışılmış zaman yolculuğundan biraz farklıdır ama neticede geleceği görmüş olursunuz.
türkiyeye geldikten sonra 90 bin çocuk doğurmuşlar.
savaşmayıp sevişmeye geldikleri belli.
savaşmayıp sevişmeye geldikleri belli.
hediyeni yolladım annem. inşallah allah kabul edip sana iletir. bir adet yasin-i Şerif.
kıymetini bilin annenizin. ayaklarının altını yüzünüze sürün, doyasıya öpün koklayın.
ve sakın.
kafanızı kırın ama onların gönlünü kırmayın.
kıymetini bilin annenizin. ayaklarının altını yüzünüze sürün, doyasıya öpün koklayın.
ve sakın.
kafanızı kırın ama onların gönlünü kırmayın.
''hocam sakız çiğnersem orucum bozulur mu'' gibi saçma sorulardan ve bu salak sorulara cevap vererek ayda 600 bin lira kazananları görmeden, sadece allah rızasına kavuşmak için tutacağımız Oruçların kabul olması dileğinde olduğum mübarek ay.
oruçluyken kimsenin kalbini kırmadan ve Şikayet etmeden güzel bir ay geçirme dileğiyle, herkesin ramazanı şimdiden mübarek olsun.
oruçluyken kimsenin kalbini kırmadan ve Şikayet etmeden güzel bir ay geçirme dileğiyle, herkesin ramazanı şimdiden mübarek olsun.
Uzun uzun yazıcam bu filmle ilgili.
Ben ve benim gibi bilim-kurgu sevenler, star wars ya da star trek gibi fantastik bilim-kurgu sevmez çünkü uzayda savaş filmleri gerçek bilim-kurgudan uzaktır.
Bu dünyadan interstellar diye bir film geçti ki bilim-kurgu tarihinin açık ara en büyük efsanesidir. interstellardan sonra artık ne çekilebilirdi ki bizler için? ister istemez izlediğimiz her bilim-kurgu filmini onunla kıyaslar olduk, hatta kıyaslamasık bile çünkü interstellar olay ufkunun ötesini anlatan, bizlere 5.boyutu gösteren bir filmdi.
Mars filmleri içinde rezil filmler de oldu. Görev mars ve kızıl gezegen gibi filmler ile başlayan bu rezalet son dönemde marsta son günler gibi son derece kötü bir film ile devam etti 2013te. The martian için en iyi mars filmi diyebiliriz.
Bu bir kurtarma filmi bunu belirtelim. Contact ile başlayan, görev mars ile devam eden ve prometheus ile sonlanan ''insanoğlunun kaynağı uzaydan gelmiştir'' teorisine hiç bulaşmamış. Bıktım usandım ateistlerin bu geri zekâlıca, insan aklına ve bilime adeta küfreden teorisine dayalı bilim-kurgulardan.
The martian tam anlamıyla gravity nin muadili. Her şey son derece gerçekçi ve şaşırtıcı. Sabrın ve zekânın kurtuluş için yeterli olacağını harika anlatıyor ve bu haliyle gravity ye 10 kat basıyor.
insan film boyunca kendini filmin kahramanının yerine koyuyor ister istemez. Aynı bilgi birikimi ve donanım bizlerde olsa başarabilir miydik? Psikolojime çok güvenirim ama 1.5 yıl marsta umutsuzca kurtarılmayı beklemek ve bir yandan hayatta kalmaya çalışmak çok sağlam bir psikoloji ister sanırım. Yiyecek yok, su yok ve basıp gidebileceğiniz bir uzay aracı yok. Yaşadığınızı bilen birisi de yok.
işte bu film, bir insanın bu şartlarda hayatta kalma mücadelesini anlatıyor.
interstellar çıtayı o kadar yükseğe çıkardı ki bir daha hangi bilim-kurgu filmini beğenerek izlerim diye düşünüyordum ben. The martian beni tatmin etti. Özellikle sonlardaki kurtarma sahnesini cidden büyük bir heyecanla izledim. Tek sıkıntı araya zoraki serpiştirilen espriler. %10 kurtulma ihtimalinin olduğu anlara zorlama espriler konulmasaymış keşke. Bak interstellara. Yok böyle zoraki espriler. Avatarda da bu hataya düşülmüştü. Kardeşim komedi filmi izlemek istesem amerikan pastasına bakarım, yapmayın.
Sonuç olarak; gravity yi beğenenler bu filme aşık olur. interstellar ile kıyaslamaya kalkmaksa elbette hata olur.
Hafiften spoiler içeren mantık hatası editi :
Kitabını okumadığım için bilmiyorum filmdeki bu hata bahsediliyor mu. Marsın yerçekimi dünyanın %38'i kadar. Basit bir şekilde açıklarsak dünyada 100 kilo gelen bir insan marsın yüzeyinde tartılsa 38 kilo gelir. Bu yerçekimi farklılığından dolayı marsın yüzeyinde dünyada yürür gibi yürüyemeyiz. Meselâ aydaki yerçekimi dünyanın 1/6'i kadar. Yani 100 kiloluk insan ayda yaklaşık olarak 17,5 kilo gelir. Hatırlayın neil armstrong ayda zıplaya zıplaya yürüyordu. işte marsta da buna yakın bir yürüme şekli olmak zorunda ama malesef kahramanımız film boyunca marsın yüzeyinde kordonda gezer gibi geziyor. interstellarda sadece sudan oluşan gezegene inildiğinde ''yerçekimi yoruyor'' denilmişti hatırlayın çünkü fazla yerçekimi 75 kiloluk insanı muhtemelen 150-200 kiloya çıkarmış ve hatta zamanı da kendine çekerek yavaşlatmıştı. The martian'da Bu kadar basit ve kötü bir hataya nasıl düşülmüş inanılır gibi değil.
Ben ve benim gibi bilim-kurgu sevenler, star wars ya da star trek gibi fantastik bilim-kurgu sevmez çünkü uzayda savaş filmleri gerçek bilim-kurgudan uzaktır.
Bu dünyadan interstellar diye bir film geçti ki bilim-kurgu tarihinin açık ara en büyük efsanesidir. interstellardan sonra artık ne çekilebilirdi ki bizler için? ister istemez izlediğimiz her bilim-kurgu filmini onunla kıyaslar olduk, hatta kıyaslamasık bile çünkü interstellar olay ufkunun ötesini anlatan, bizlere 5.boyutu gösteren bir filmdi.
Mars filmleri içinde rezil filmler de oldu. Görev mars ve kızıl gezegen gibi filmler ile başlayan bu rezalet son dönemde marsta son günler gibi son derece kötü bir film ile devam etti 2013te. The martian için en iyi mars filmi diyebiliriz.
Bu bir kurtarma filmi bunu belirtelim. Contact ile başlayan, görev mars ile devam eden ve prometheus ile sonlanan ''insanoğlunun kaynağı uzaydan gelmiştir'' teorisine hiç bulaşmamış. Bıktım usandım ateistlerin bu geri zekâlıca, insan aklına ve bilime adeta küfreden teorisine dayalı bilim-kurgulardan.
The martian tam anlamıyla gravity nin muadili. Her şey son derece gerçekçi ve şaşırtıcı. Sabrın ve zekânın kurtuluş için yeterli olacağını harika anlatıyor ve bu haliyle gravity ye 10 kat basıyor.
insan film boyunca kendini filmin kahramanının yerine koyuyor ister istemez. Aynı bilgi birikimi ve donanım bizlerde olsa başarabilir miydik? Psikolojime çok güvenirim ama 1.5 yıl marsta umutsuzca kurtarılmayı beklemek ve bir yandan hayatta kalmaya çalışmak çok sağlam bir psikoloji ister sanırım. Yiyecek yok, su yok ve basıp gidebileceğiniz bir uzay aracı yok. Yaşadığınızı bilen birisi de yok.
işte bu film, bir insanın bu şartlarda hayatta kalma mücadelesini anlatıyor.
interstellar çıtayı o kadar yükseğe çıkardı ki bir daha hangi bilim-kurgu filmini beğenerek izlerim diye düşünüyordum ben. The martian beni tatmin etti. Özellikle sonlardaki kurtarma sahnesini cidden büyük bir heyecanla izledim. Tek sıkıntı araya zoraki serpiştirilen espriler. %10 kurtulma ihtimalinin olduğu anlara zorlama espriler konulmasaymış keşke. Bak interstellara. Yok böyle zoraki espriler. Avatarda da bu hataya düşülmüştü. Kardeşim komedi filmi izlemek istesem amerikan pastasına bakarım, yapmayın.
Sonuç olarak; gravity yi beğenenler bu filme aşık olur. interstellar ile kıyaslamaya kalkmaksa elbette hata olur.
Hafiften spoiler içeren mantık hatası editi :
Kitabını okumadığım için bilmiyorum filmdeki bu hata bahsediliyor mu. Marsın yerçekimi dünyanın %38'i kadar. Basit bir şekilde açıklarsak dünyada 100 kilo gelen bir insan marsın yüzeyinde tartılsa 38 kilo gelir. Bu yerçekimi farklılığından dolayı marsın yüzeyinde dünyada yürür gibi yürüyemeyiz. Meselâ aydaki yerçekimi dünyanın 1/6'i kadar. Yani 100 kiloluk insan ayda yaklaşık olarak 17,5 kilo gelir. Hatırlayın neil armstrong ayda zıplaya zıplaya yürüyordu. işte marsta da buna yakın bir yürüme şekli olmak zorunda ama malesef kahramanımız film boyunca marsın yüzeyinde kordonda gezer gibi geziyor. interstellarda sadece sudan oluşan gezegene inildiğinde ''yerçekimi yoruyor'' denilmişti hatırlayın çünkü fazla yerçekimi 75 kiloluk insanı muhtemelen 150-200 kiloya çıkarmış ve hatta zamanı da kendine çekerek yavaşlatmıştı. The martian'da Bu kadar basit ve kötü bir hataya nasıl düşülmüş inanılır gibi değil.
Gece 150-160 ile giderken dinlediğinde belindekinin ağzına verdiğin mermiyi bir şerefsizin gırtlağına kadar sokarsın ve çekersin tetiği.
Çekersin.. çekersin.. çekersin..
Ne ilktir bu ne de son olacaktır.
https://www.youtube.com/watch?v=faapL7DGXKo
Çekersin.. çekersin.. çekersin..
Ne ilktir bu ne de son olacaktır.
https://www.youtube.com/watch?v=faapL7DGXKo
Sabah sabah türkü mü dinlenir amk demeyin de şu 2 türküyle başlayın bakalım. ilki bizim egenin türküsü.
https://www.youtube.com/watch?v=2SFTRbmIjFs
http://m.youtube.com/#/watch?v=h6XimfMrCr4
Çünkü türkü dinleyen adamdan zarar gelmez.
https://www.youtube.com/watch?v=2SFTRbmIjFs
http://m.youtube.com/#/watch?v=h6XimfMrCr4
Çünkü türkü dinleyen adamdan zarar gelmez.
iki atarlı-giderli abimizin kapışmasıdır.
Her ne kadar aralarında şu an ahbap-çavuş ilişkisi olsa bile ilerde emir timur-yıldırım beyazıt benzeri bir kapışma olacaktır mutlaka.
Ben putin diyorum.
Her ne kadar aralarında şu an ahbap-çavuş ilişkisi olsa bile ilerde emir timur-yıldırım beyazıt benzeri bir kapışma olacaktır mutlaka.
Ben putin diyorum.
Abisi usta şair orhan veli nin gölgesinde kalmış, esasen kara mizah konusunda cidden büyük bir usta olan, tekmil mizahçıların eline su dökemeyeceği mizahçı ve edebiyatçı.
Mahpushane çeşmesi isimli eserini kara mizah adına okuyun derim.
Mahpushane çeşmesi isimli eserini kara mizah adına okuyun derim.
Durumuyla ilgili bir şeyler karalamak istediğim usta sanatçı.
Annemi beyin kanaması yüzünden toprağa vermiş birisiyim. 3 yıl arayla 2 defa geçirdi ve ilkinde 3 yıl bakım hastası oldu, 2.sinde de 5 gün yoğun bakımda kalıp vefat etti.
beyin kanaması geçirmiş 3 yıllık bir hastanız olunca neredeyse bir nörolog kadar bilgi sahibi oluyorsunuz araştıra araştıra.
Beyin malesef kendini yenileyen bir organ değil ve hatta çok çok hassas bir organ. Bu yüzden yaradan kendisini en kalın kemik olan kafatasının içine koymuş hemen zarar görmesin diye. Keşke karaciğer gibi kendisini yenileyebilseydi. Zarar gören, hasar alan beynin geri dönüşü malesef yok.
Farkındaysanız kenan ışık ile ilgili ailesi ne bir haber veriyor ne de bir görüntüye müsaade ediyor. Tek bir fotoğraf tanesi bile yok.
Tahminim kendisi ağır bir bakım hastası seviyesinde. Yürüyemediği ve konuşamadığı kesin yoksa kesin bilgimiz olurdu hepimizin.
Yani onu bir daha ekranlarda göremeyeceğiz bu kesin.
Ne kadar kabul etmesek ve kendilerine en mükemmel şekilde baksak bile bu tip hastaların ''çektiği'' gerçeğini göz ardı edemeyiz. ''Keşke annem şu köşede yatsaydı, bu bana yeterdi'' desem de annem rahmetli olarak kurtuldu, gerçek olan bu ve ben bu gerçekle teselli ettim kendimi.
işte kenan ışık için de geçerli olan bu. Kendisi daha fazla çekmeden umarım sıkıntısız bir şekilde son nefesini verir.
Bu sözümü yanlış anlayan olacaktır ki onlara tek sözüm var. Allah yakınlarınıza böyle bir rahatsızlık vermesin. En sevdiğiniz insan gözünüzün önünde saksıdaki bir çiçek gibi oluyor. Siz yemeğini vermezseniz, ilaçlarını içirmezseniz, altını temizlemezseniz onlar hiçbir şey diyemiyor, öylece bakıyorlar. En kötüsü de bu durumun değişmeyeceğini biliyorsunuz çünkü beyin kendini yenileyen bir organ değil.
Ailesini anlıyorum, usta sanatçıyı son ana kadar yaşatmak isteyeceklerdir ama onlar da biliyorlar ki kenan ışık bir daha asla eski günlerine dönmeyecek.
Rahmetli olduğu gün tek tesellileri ''artık çekmeyecek'' demek olacak. Şimdiden ailesine sabırlar diliyorum ve onların geçirdiği bu dönemi en iyi ben anlıyorum.
Annemi beyin kanaması yüzünden toprağa vermiş birisiyim. 3 yıl arayla 2 defa geçirdi ve ilkinde 3 yıl bakım hastası oldu, 2.sinde de 5 gün yoğun bakımda kalıp vefat etti.
beyin kanaması geçirmiş 3 yıllık bir hastanız olunca neredeyse bir nörolog kadar bilgi sahibi oluyorsunuz araştıra araştıra.
Beyin malesef kendini yenileyen bir organ değil ve hatta çok çok hassas bir organ. Bu yüzden yaradan kendisini en kalın kemik olan kafatasının içine koymuş hemen zarar görmesin diye. Keşke karaciğer gibi kendisini yenileyebilseydi. Zarar gören, hasar alan beynin geri dönüşü malesef yok.
Farkındaysanız kenan ışık ile ilgili ailesi ne bir haber veriyor ne de bir görüntüye müsaade ediyor. Tek bir fotoğraf tanesi bile yok.
Tahminim kendisi ağır bir bakım hastası seviyesinde. Yürüyemediği ve konuşamadığı kesin yoksa kesin bilgimiz olurdu hepimizin.
Yani onu bir daha ekranlarda göremeyeceğiz bu kesin.
Ne kadar kabul etmesek ve kendilerine en mükemmel şekilde baksak bile bu tip hastaların ''çektiği'' gerçeğini göz ardı edemeyiz. ''Keşke annem şu köşede yatsaydı, bu bana yeterdi'' desem de annem rahmetli olarak kurtuldu, gerçek olan bu ve ben bu gerçekle teselli ettim kendimi.
işte kenan ışık için de geçerli olan bu. Kendisi daha fazla çekmeden umarım sıkıntısız bir şekilde son nefesini verir.
Bu sözümü yanlış anlayan olacaktır ki onlara tek sözüm var. Allah yakınlarınıza böyle bir rahatsızlık vermesin. En sevdiğiniz insan gözünüzün önünde saksıdaki bir çiçek gibi oluyor. Siz yemeğini vermezseniz, ilaçlarını içirmezseniz, altını temizlemezseniz onlar hiçbir şey diyemiyor, öylece bakıyorlar. En kötüsü de bu durumun değişmeyeceğini biliyorsunuz çünkü beyin kendini yenileyen bir organ değil.
Ailesini anlıyorum, usta sanatçıyı son ana kadar yaşatmak isteyeceklerdir ama onlar da biliyorlar ki kenan ışık bir daha asla eski günlerine dönmeyecek.
Rahmetli olduğu gün tek tesellileri ''artık çekmeyecek'' demek olacak. Şimdiden ailesine sabırlar diliyorum ve onların geçirdiği bu dönemi en iyi ben anlıyorum.
Seçildi diye türkiyede neden karalar bağlandığını anlamadığım yeni abd başkanı.
Adam ne diyor bi bakalım.
-ortadoğuya dalarak 6 trilyon dolar harcadık. Ortadoğudan tamamen çekilmeliyiz ve kimsenin iç işlerine karışmamalıyız.
Adam rusyayla da barışıp savaştan uzak durmak istiyor. Natonun bir halta yaramadığını söylüyor. Avrupa birliğini küçümsüyor.
Türkiye aleyhine tek bir sözü ya da eylem isteği yok. Hillary orospusu gibi ''kürtleri ve pyd yi silahlandıracağız'' demek yerine buralardan uzak durup kendi ekonomisini düzeltmeyi öncelikli görüyor.
Farkındaysanız abd derin devleti ülke içinde hemen hemen tüm şehirlerde muhalif gösteriler düzenletiyor. Hiç şahit olmadığımız olaylar bunlar. Rotschild ailesinin piyonu george soros trump ı bitirmek için servetini harcayabileceğini dile getiriyor. Yahudiler tedirgin, ingilizler çekingen. Yani bizi sevmeyen ne kadar küresel aktör varsa donald trump ın kazanmasını hazmedememiş durumda.
Yahu hillary kaltağı kazansa türkiye için hangi artı puan olacaktı? Kadın müttefiki türkiyeyi es geçip bölgesel destekçi olarak pkk nın uzantısını silahlandıracağını açık açık dile getirdi, trump ın böyle bir niyeti yok en azından. Abd derin devletinin baskısına direnebilirse adam amerikan ordusunu alıp götürecek buralardan. Giderken de bölgede güçlenen iran ın önünü keseceğini de dile getirdi. Biz de istemiyoruz kafasına göre takılan iran ı.
Adamın tek isteği var, ülkeme göçmen istemiyorum diyor. Yani müslüman göçmenleri değil, kimseyi istemiyor adam çünkü ekonomisine yük olarak görüyor.
Abd ye de gitmeyiveririz ne olacak.
Rahatsız olan tüm küresel aktörlere bakarsak bu adamın gelişi iyi oldu iyi. ilerde neler olur bilemeyiz ama şimdilik hoşgeldin donald diyorum ben. Kendi basınımızın da bu gerçekleri dile getirmesini bekliyorum.
Adam ne diyor bi bakalım.
-ortadoğuya dalarak 6 trilyon dolar harcadık. Ortadoğudan tamamen çekilmeliyiz ve kimsenin iç işlerine karışmamalıyız.
Adam rusyayla da barışıp savaştan uzak durmak istiyor. Natonun bir halta yaramadığını söylüyor. Avrupa birliğini küçümsüyor.
Türkiye aleyhine tek bir sözü ya da eylem isteği yok. Hillary orospusu gibi ''kürtleri ve pyd yi silahlandıracağız'' demek yerine buralardan uzak durup kendi ekonomisini düzeltmeyi öncelikli görüyor.
Farkındaysanız abd derin devleti ülke içinde hemen hemen tüm şehirlerde muhalif gösteriler düzenletiyor. Hiç şahit olmadığımız olaylar bunlar. Rotschild ailesinin piyonu george soros trump ı bitirmek için servetini harcayabileceğini dile getiriyor. Yahudiler tedirgin, ingilizler çekingen. Yani bizi sevmeyen ne kadar küresel aktör varsa donald trump ın kazanmasını hazmedememiş durumda.
Yahu hillary kaltağı kazansa türkiye için hangi artı puan olacaktı? Kadın müttefiki türkiyeyi es geçip bölgesel destekçi olarak pkk nın uzantısını silahlandıracağını açık açık dile getirdi, trump ın böyle bir niyeti yok en azından. Abd derin devletinin baskısına direnebilirse adam amerikan ordusunu alıp götürecek buralardan. Giderken de bölgede güçlenen iran ın önünü keseceğini de dile getirdi. Biz de istemiyoruz kafasına göre takılan iran ı.
Adamın tek isteği var, ülkeme göçmen istemiyorum diyor. Yani müslüman göçmenleri değil, kimseyi istemiyor adam çünkü ekonomisine yük olarak görüyor.
Abd ye de gitmeyiveririz ne olacak.
Rahatsız olan tüm küresel aktörlere bakarsak bu adamın gelişi iyi oldu iyi. ilerde neler olur bilemeyiz ama şimdilik hoşgeldin donald diyorum ben. Kendi basınımızın da bu gerçekleri dile getirmesini bekliyorum.