bugün
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı55
- milli maçı izlemeyen erkek23
- derinliğimizi anlayabilecek düzeyde kadın olmaması4
- türkiye yapay zeka eylem planı2
- o kadar kadın varken neden onu beğendim sorusu3
- byd türkiye fabrikasını askıya aldı5
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi5
- migros'ta şarap seçen yalnız ve hüzünlü kadınlar5
- avustralya7
- ciddi ciddi maymundan geldiğine inanmak16
- bir kızı doyurmak7
- yahudilerin bu kadar zengin olmasının nedeni8
- uysaljakoben9
- bir kadının aşkım prensim dediği erkek olmak3
- muşlettin geldi topu aldı vurdu goooooolll8
- kadınlar neyden hoşlanır8
- bir şeyler söyle9
- özel okulların dolup taştığı kriz ülkesi4
- 13 haziran 2026 katar isviçre maçı3
- türkiye11
- avustralya 0 türkiye 75
- berhan şimşek2
- bizim çocuklar2
- tanrıyı görmek için 12 yıldır oturmayan adam5
- 19 haziran 2026 paraguay türkiye maçı2
- avustralyalıların iri yarı olması5
- futbol6
- vincenzo montella6
- deniz şortunun içine boxer giyilir mi sorunsalı20
- türkiye nufusunun 3 ayda 104 530 kişi artması2
- kemalizm3
- kerkük türküleri2
- uzun zamandır aktif olmayan birinci nesil yazarlık4
- chp'nin hali ne olacak58
- en iyi antidepresan18
- devlet bahçeli2
- türkiye'nin avustralya'ya 2 0 yenilmesi3
- nestory irankunda3
- yunan adalarına gitmek2
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi18
- kızımız olacaktı2
- avustralya milli futbol takımı4
- abd iranın anlaş ama ması 14 haziran 20263
- zall yüzünden gol yememiz5
- uludagsözlük ilk yapay zeka moderasyon başarısı9
- arda güler5
- çok fena boşladım3
- futbol maçı izleyen sözlük kızı4
- ruh eşin nerede3
- çaylak yazarlara temiz iç çamaşırı götürme timi2
entry'ler (18)
ezikliktir.
şimdi 2018'i bekliyoruz. şu şenlikler için bile mezun olasım gelmiyor okuldan.
şu okul bir bitsin, başka da bir şey yok şimdilik. daha sonra da iş telaşı. gerçi, kültür üniversitesindeyim. mezuniyetten sonra yardımcı oluyorlar.
ilk defa 6 yaşında tanıştım bu kelimeyle.
anasınıfındaydım, hepimizi okuldan köyün pazar yerine götürdüler,
o güne kadar hiç böyle kalabalık görmemiştim köyde,
her yer kravatlı irice adamlar, üniformalı cılız askerler ile kaplıydı.
korkmuştuk hepimiz,
o sırada annemi gördüm, koştum yanına, sordum ne olduğunu,
mesut abin var ya hani o dedi zar zor getirdi cümlenin sonunu,
o şehit olmuş.
şehit ne demek anne?
annem cevap veremedi.
mesut abi...her sabah bizim evin önünden kırmızı küçük motoruyla tarlaya giden,
kimseye zararı olmayan, esmer cılız bir çocuktu mesut abi.
askere gitmeden 2 ay önce evlenmişti.
yavuklusuna doyamadan 20sinde göndermiştik onu hakkari'ye.
bayrağa sarılı tabutta uzanıyordu boylu boyunca,
onca hayaller, ümitler, görecek günler bitivermişti,
azıcık bir ömür biçilmişti ona.
mikrofonda konuşan iri adamlar esip gürlüyordu,
bitecek, analar ağlamayacak...
yıl 1997...
2017 yazının ilk ayında...
dün yine ağladık biz hikmet abiye,
babası giderken demişti ki; mardin gide gide bulunur mu oğlum?
bulunur baba hem de elimle koymuş gibi bulunur.
30 saatte vardığı mardin'den 30 dakikada getirdiler bayrağa sarılı tabutunu,
keşke canın da bu kadar kıymetli olsaydı be hikmet abi,
o 20 yıl önce köyde esip gürleyen kravatlı adamlar,
20 yıl sonra da aynı nağmelerle esip gürlemeseydi de,
senin canın kıymetli olsaydı...
mekanınız cennet olsun...
anasınıfındaydım, hepimizi okuldan köyün pazar yerine götürdüler,
o güne kadar hiç böyle kalabalık görmemiştim köyde,
her yer kravatlı irice adamlar, üniformalı cılız askerler ile kaplıydı.
korkmuştuk hepimiz,
o sırada annemi gördüm, koştum yanına, sordum ne olduğunu,
mesut abin var ya hani o dedi zar zor getirdi cümlenin sonunu,
o şehit olmuş.
şehit ne demek anne?
annem cevap veremedi.
mesut abi...her sabah bizim evin önünden kırmızı küçük motoruyla tarlaya giden,
kimseye zararı olmayan, esmer cılız bir çocuktu mesut abi.
askere gitmeden 2 ay önce evlenmişti.
yavuklusuna doyamadan 20sinde göndermiştik onu hakkari'ye.
bayrağa sarılı tabutta uzanıyordu boylu boyunca,
onca hayaller, ümitler, görecek günler bitivermişti,
azıcık bir ömür biçilmişti ona.
mikrofonda konuşan iri adamlar esip gürlüyordu,
bitecek, analar ağlamayacak...
yıl 1997...
2017 yazının ilk ayında...
dün yine ağladık biz hikmet abiye,
babası giderken demişti ki; mardin gide gide bulunur mu oğlum?
bulunur baba hem de elimle koymuş gibi bulunur.
30 saatte vardığı mardin'den 30 dakikada getirdiler bayrağa sarılı tabutunu,
keşke canın da bu kadar kıymetli olsaydı be hikmet abi,
o 20 yıl önce köyde esip gürleyen kravatlı adamlar,
20 yıl sonra da aynı nağmelerle esip gürlemeseydi de,
senin canın kıymetli olsaydı...
mekanınız cennet olsun...
lisede edebiyat öğretmenimiz cebinizde anlatacağınız bir hikayeniz olsun derdi.
cebindeki hikayesini de bize o gün anlatmıştı.
hiç unutmam...
vakti zamanında ateş, su, ahlak yakın arkadaş olmuşlar.
arkadaşlıklarını devam ettirmek için birbirlerini nerede bulabileceklerini sormuşlar.
ilk önce söze başlayan su, beni kaybederseniz kulağınızı toprağa dayayın.
yerin altından gelen ses benim demiş.
ateş sırayı almış.
beni kaybederseniz gökyüzüne bakın.
ben orada parlayanım demiş.
nihayet sıra ahlaka gelmiş.
derin bir nefes alan ahlak: dostlar beni hiç kaybetmeyin.
eğer beni bir kez kaybederseniz bir daha hiç bulamazsınız demiş...
cebindeki hikayesini de bize o gün anlatmıştı.
hiç unutmam...
vakti zamanında ateş, su, ahlak yakın arkadaş olmuşlar.
arkadaşlıklarını devam ettirmek için birbirlerini nerede bulabileceklerini sormuşlar.
ilk önce söze başlayan su, beni kaybederseniz kulağınızı toprağa dayayın.
yerin altından gelen ses benim demiş.
ateş sırayı almış.
beni kaybederseniz gökyüzüne bakın.
ben orada parlayanım demiş.
nihayet sıra ahlaka gelmiş.
derin bir nefes alan ahlak: dostlar beni hiç kaybetmeyin.
eğer beni bir kez kaybederseniz bir daha hiç bulamazsınız demiş...
Kitap misalidir insan,
Cildine aldanma azizim,
içidir mühim olan...
Cildine aldanma azizim,
içidir mühim olan...
Savaş pahalı;
top, tüfek, uçak lazım;
kin lazım, nefret lazım;
en önemlisi de, uğruna,
feda edilecek gencecik,
günahsız insanlar lazım…
Barış ucuz;
barış için sadece vicdan,
empati ve sevgi lazım…
La Edrî.
top, tüfek, uçak lazım;
kin lazım, nefret lazım;
en önemlisi de, uğruna,
feda edilecek gencecik,
günahsız insanlar lazım…
Barış ucuz;
barış için sadece vicdan,
empati ve sevgi lazım…
La Edrî.
hamdolsun ki bugün de birbirimize kin kustuk, çok şükür.
Başlığı görünce üstat Mehmet Akif'in Küfe şiirindeki şu dizeler gelir akla:
"Beş on gün oldu ki, mu'tâda inkıyâd ile ben,
Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.
Bizim mahalle de istanbul'un kenârı demek:
Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmiyerek!
Adım başında derin bir buhayre dalgalanır,
Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır.
Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,
Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!
Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,
Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak,
Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden..."
"Beş on gün oldu ki, mu'tâda inkıyâd ile ben,
Sabahleyin çıkıvermiştim evden erkenden.
Bizim mahalle de istanbul'un kenârı demek:
Sokaklarında gezilmez ki yüzme bilmiyerek!
Adım başında derin bir buhayre dalgalanır,
Sular karardı mı, artık gelen gelir dayanır.
Bir elde olmalı kandil, bir elde iskandil,
Selâmetin yolu insan için bu, başka değil!
Elimde bir koca değnek, onunla yoklayarak,
Önüm adaysa basıp, yok, denizse atlayarak,
Ayakta durmaya elbirliğiyle gayret eden..."
"Hakim; insana, tabiata, gerçeğe, olağana sırt çevirmeden ve katı kalıplar içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirmek zorunluğundadır."
"Başkasının akbilini basan öğrenciye 10 yıl hapis." 28.05.2015
Oysa adalet yalnızca kitap sayfalarında kalmamalıydı...
"Başkasının akbilini basan öğrenciye 10 yıl hapis." 28.05.2015
Oysa adalet yalnızca kitap sayfalarında kalmamalıydı...
Bozulmamış, saf, tertemiz insanlardır aslında bize köyü sevdiren.
elinde avcunda yoktur ama gönlü tüm insanlığa yetecek kadar zengindir.
Altındaki döşeği serer altına, üstündeki ceketi örter üstüne,
gözlerinin içine baka baka dinler seni, çıkarsızca derman olur derdine.
o küçücük evlerine koca muhabbetleri sığdırırlar akşamları.
yarenliğin en güzeli, sevginin en temizi, paylaşmanın en cömerti buradadır...
elinde avcunda yoktur ama gönlü tüm insanlığa yetecek kadar zengindir.
Altındaki döşeği serer altına, üstündeki ceketi örter üstüne,
gözlerinin içine baka baka dinler seni, çıkarsızca derman olur derdine.
o küçücük evlerine koca muhabbetleri sığdırırlar akşamları.
yarenliğin en güzeli, sevginin en temizi, paylaşmanın en cömerti buradadır...
anneannem ve dedem şeker hastası olduğu için ilk başta poşet poşet ilaçlar aklıma gelir.
sonra tel dolabın alt gözündeki köy bakkalından alınmış gül lokumu ve hafif yumuşamış bisküviler.
dedem, anneannem görmeden akşamları aşırır bunlardan birer ikişer.
Küçükken girmekten korktuğum o karanlık odada da bahçeden yeni koparılmış, karpuz kavun, acur.
Unutmadan, bir de girişte tam karşıda duran dedemin efe babasının köy meydanında zeybek oynarken çekilmiş çerçeveli fotoğrafı.
sonra tel dolabın alt gözündeki köy bakkalından alınmış gül lokumu ve hafif yumuşamış bisküviler.
dedem, anneannem görmeden akşamları aşırır bunlardan birer ikişer.
Küçükken girmekten korktuğum o karanlık odada da bahçeden yeni koparılmış, karpuz kavun, acur.
Unutmadan, bir de girişte tam karşıda duran dedemin efe babasının köy meydanında zeybek oynarken çekilmiş çerçeveli fotoğrafı.
Genellemek her ne kadar doğru olmasa da bu tarz kitaplar çoğunlukla popüler kültürün ürünü kitaplardır. Hani şu kahveli, çiçekli böcekli olanlar. Sırf tüketmek üzerine yazıldıkları için insanda pek bir fayda bırakmazlar. Oysa nitelikli kitap bir paragrafı üzerine saatlerce düşündürecek olandır. Sana sorgulamayı öğretmeli, beyninin kıvrımlarını harekete geçirmelidir.
ne kadar gönlü güzel aydınlar, sanatçılar, yazarlar, insanlar yetiştirmiş bu memleket önceden.
Neşet Ertaş'tan tut Hasan Ali Yücel'e, ilyas Salman'dan tut Fakir Baykurt'a, Ahmet Arif'ten tut Çakırcalı Efe'ye kadar.
Hamuru, özüsünüz bu ülkenin...
Neşet Ertaş'tan tut Hasan Ali Yücel'e, ilyas Salman'dan tut Fakir Baykurt'a, Ahmet Arif'ten tut Çakırcalı Efe'ye kadar.
Hamuru, özüsünüz bu ülkenin...
“Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede. Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halkın ferasetine ben güveniyorum. O beyannamenin ben neresinden tutayım. Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış cahil halk. Türkiye’nin okumuş kesimi profesörden başlayarak geriye doğru en tehlikeli olanlar üniversite mezunları. Olayları en rahat okuyanlar ilkokul mezunları. Üniversite ve sonrası çok vahim. Çünkü zihinleri bulanık. Biz de de şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar bazıyor. Ben açıkçası korkuyorum.” Kendini eğitimci(!) olarak belleyen bir zatın ifadesi. Adama sorarlar peki neden biz eğitimle uğraşıyoruz? Okumuştan sorun çıkıyorsa, o zaman cahil adam yetiştirmek için uğraşalım. Eğitim ve eğitimciye gerek yok. Ülkede eğitim nasılsa bir yaz-boz tahtası. 5 yaşında okula başlama sistemi getirildi, 1 yıl sonra kaldırıldı, 15 yılda 5 milli eğitim bakanı değişti. Her gelen kendi sistemini getirdi, düzen bir türlü kök salmadı. Eğitim istiyor muyuz, emin değiliz!
yolda yürürken bir şehit cenazesi geçti yanımdan. önde iki polis arabası, arkasında bir polis arabası, aradaki cenaze arabasında bayrağa sarılı bir tabut. bu kadarcık işte. 20 yaşındaki bir körpecik, böylece uçuverdi dünyadan, dört arabayla mezara gidişi ne trafiği ne insanları etkiledi. hiç yol falan kesilmedi, kimseyi rahatsız etmedi gidişi. yolun karşısında oturanlar dönüp bakmadı, amcalar sigarasını içmeye devam etti, metroya inen teyze merdivenden inmeye devam etti. başımı öne eğdim, bakamadım giden tabutun arkasından, yüzüm yoktu bakmaya. Senin de hayallerin vardı be güzel insan. daha yaşayacak bayramların vardı, öpülecek ellerin vardı, yavrunu omzuna atıp gidilecek maçların vardı, vardı...
Dün giden sendin 20 yaşındaki körpecik... Bugün de Aybüke...Böylece geldiniz geçtiniz işte, kelebek gibi. ne ses bıraktınız, ne bir iz..
Dün giden sendin 20 yaşındaki körpecik... Bugün de Aybüke...Böylece geldiniz geçtiniz işte, kelebek gibi. ne ses bıraktınız, ne bir iz..
Dalları bahçe duvarından sarkan meyve ağaçları
Yeni yağan yağmurun getirdiği tertemiz toprak kokusu
Ayakların ve o küçücük ellerin toprağa değmesi
Özlenene giden bütün yollar kapalı iken
Belki küçük bir umut olması
Bu şarkı...
Yeni yağan yağmurun getirdiği tertemiz toprak kokusu
Ayakların ve o küçücük ellerin toprağa değmesi
Özlenene giden bütün yollar kapalı iken
Belki küçük bir umut olması
Bu şarkı...