bugün
- herzevekil19
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak15
- türkler ırkçı mıdır10
- 12 temmuz 2026 norveç ingiltere maçı21
- üstteki yazarı öv6
- gençler iş beğenmiyor13
- geri zekalı demek hakaret mi21
- seni onaracağım diyen kadın16
- türk kızlarının keko adam sevmesi20
- norveç11
- bir gün son kez entry girecek olmamız4
- ta ki seni görene kadar6
- geniş omuzlu kadınlar5
- yakışıklı olduğunun farkında olan erkek8
- galiba sözlükte şu an kavga var5
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız30
- 2026 dünya kupası29
- biraderlere laf edenler5
- asla dolandırılmayan insanların sırrı15
- bir kadının ensemi okşaması10
- hayatın anlamsız olduğu gerçeği4
- sabah dörtte kalkmak5
- futbol22
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi18
- alexander sörloth3
- hayatında ilk defa kendini akışa teslim etmek2
- penis boyu takıntısı14
- sigarayı azaltmak4
- şişman kızla sevgili olan erkek16
- sözlükte sizi kim tanıyor27
- her şeye sarımsak koyan insan11
- geceye bi şarkı bırak5
- evlenilecek insanın önce ailesine bakmak9
- hayat kalitesini düşüren şeyler12
- bu devirde herkes deli gibi vajina arıyor6
- birleşik krallık4
- herkes ronaldinho'nun yarrağını yesin6
- izlanda başbakanına türklerden takip patlaması4
- iran'ın hürmüz boğazı nı kapatması2
- evlenmek için para biriktirmek9
- çekici kadının tüm çekiciliğini götüren şeyler14
- bir soru sor2
- sözlüğün mal dolması3
- israil basınından türkiye itirafı5
- marmaris datça yolu10
- eski sevgiliyi başkasıyla görmek2
- ingiltere8
- kiraz cicegi kolonyasi45
- birader beylerin birader yazarlar olmaları4
- sevgilinin sevgilisi ile sevismek4
sevdiği entry'ler
değişik bir şeydir. birçok şey hayal ettiğinizden farklıdır. anlatacaklarım toronto için geçerlidir.
türkiye'de bir vakıf üniversitesi okumayla aynı paraya gelebilir. paranız yoksa risk alarak gelmiş olursunuz. risk almak diyorum çünkü yapabilme şansınız da var yapamama şansınız da. şöyle ki: üniversite öğrencisi olarak part time bir işte çalışırsanız aldığınız para türkiye'deki bir öğretmenin maaşına kadar denkgelebilir. kaçak göçek çalışırsanız saatlik 8-9 dolar arası çalışırsınız ama vergi ödemezsiniz ve saat kısıtlamanız olmaz. yasal yolla çalışırsanız (study permit ile), saatlik asgari ücret 11 dolardır fakat vergi ödersiniz. çok şanslı iseniz saatik 15-20 dolar gibi bir paraya öğrenciyken part time çalışma şansınız var. gelir gelmez iş bulup çalışmaya başlamak sizin yeteneğinize kalmış. dil okuluna gelirseniz büyük ihtimalle study permitiniz olmaz, çalışmak isterseniz kaçak çalışırsınız. ve genellikle dil okulunda okuyanlara pek iş vermek istemiyorlarmış.
ders kitaplarına tonlarca para vermeniz gerekebilir çünkü türkiye'deki fotokopi anlayışı hem yok hem de hocalar ilk derste uyarısını yapıyor. yasadışı olduğunu ve bilmem kaç yüz dolar cezası olduğunu söylüyorlar.
kızların güzel olması konusunda bilmeniz gereken iki şey var: birincisi beyaz kanadalılar ve beyaz kanadalı olmayanlar. beyaz kanadalılar da şişman olanlar ve şişman olmayanlar olarak ikiye ayrılır. şişman olmayanlar sarı şaçlı mavi gözlü ve albinoya benzer şekilde beyaz tenlidir. ve götleri kalkıktır. bu gruba quebec fransızları dahildir fakat fransızlar daha rahattırlar. şişman olanlar da sizin tercihinize kalmış. beyaz kanadalı olmayanlar ise ikiye ayrılır: çekik gözlü olanlar ve ikinci dünya ülkelerinden gelmiş olanlar. çekik gözlü fetişiniz varsa sizin için iyi olabilir. çin, japon, kore, tayland, filipin, vietnam gibi ülkelerden gelenler bu gruptadır. ikinci dünya ülkelerinden gelenler ise ruslar, latin amerikalılar ve orta doğulular olarak sınıflandırılabilir. tercih size kalmış.
yeme içme konusunda: eğer dışarıdan yerseniz bir öğün için en az 7 cad harcarsınız. tabi bu paraya hayvan gibi doyma şansınız yok değil. mesela sobeys'ten 5.99 dolara sıcak yemek alabilirsiniz, acayip doyurucudur. okulumun yakınındaki yunan lokantasında (pezevenkler bizim döneri bize satıyo da neyse) 7 dolara hayvan gibi bir tavuk döner yemeniz mümkün. kanada'nın bir diğer güzel yanı ise; okul, kütüphane gibi yerlerde ''food court'' dedikleri bir yemek alanının bulunması. burada mikrodalga fırınlar olur (bazı yerlerde buzdolapları da vardır) ve evden getirdiğiniz yemeğinizi buzdolabında tutup öğlen vakti mikrodalgada ısıtıp yiyebilirsiniz. sefer tasınızı alıp okula gitseniz bile kimse yemeğinizi evden getirdiğiniz için sizi ayıplamaz. mutfak alışverişi yapma konusunda nofrills ve wallmart en uygunudur. chinatown ve kensington markette manavlar vardır. buralar genelde ucuzdur. bazen 30 cente 1 lb (450 gr civarı) muz alma şansınız olur. bir ara 1 dolara ananas satılıyordu. 4 kişi ikişer tane almıştık. aylık mutfak masrafınızı 50 dolar ile 350 dolar arasında tutmak alışveriş yeteneğinize bağlı.
kalacak yer konusunda aylık en az 600 cad (yaklaşık 1300 tl) gibi bir parayı gözden çıkarın. homestay tavsiye edilmez paranıza yazık. homestay tecrübesine sahip onlarca kişi gördüm, istisnasız hepsi kötü anılara sahip. mesela bir arkadaşa 15 dk duş aldı diye bağırıp çağırmış ev sahibi ve 10 dk dan uzun süre duş almamasını söylemişler. ulan hem çuvalla para ödeyeceksin hem de 5 dk için azar işiteceksin. ben olsam siker atardım desem de inanmayın burada yasalar insanları koruyor. ama en azından laf dalaşına girerdim. en olmadı oda kiralayın. o da olmazsa hostelde kalırsınız. hostel fiyatları değişken olabilir. genellikle geceliği 20 dolar civarıdır ama anlaşıp 1 ay için 500 dolar verip kalanlar varmış diye duydum.
gece hayatından bahsedersek: düzgün bir mekana girmek için en az 30 doları gözden çıkarmanız lazım. şöyle ki; giriş 20 dolardır, içeride 8 dolara bir bardak bira alıp 4-5 saat o birayla takılırsınız. benim bildiğim cube isminde bir mekan var. mekanda dijeylik yapan kişi türk. biraz atılgan bir adamsanız ''sneaky dee's'' isimli mekana mutlaka gidin, mümkünse tek gidin. boş masa olmadığı bir güne denkgetirin gittiğiniz zamanı (ki genelde boş masa pek bulunmaz). boş masa olmadığı zaman 3 kızın oturduğu masaya boş yer yok bahanesiyle ilişebilirsiniz. aslında o mekanın amacı da odur. genellikle toronto'daki üniversite öğrencileri takılır, fiyatlar ucuzdur biraz. momentus diye bir mekan vardır, giriş 10 dolar, biralar 7-8 dolardır. genellikle latinler burada takılır. crocodile diye bir mekan vardır, giriş 5 dolar, biralar 2-3 dolardır. burada genellikle kanadalılar takılır. madison avenue pub diye bir yer vardır, giriş 10 dolar, biralar 6-7 dolardır. burada genellikle çekik gözlüler takılır. benim bildiğim mekanlar bunlar. çok fazla dışarı çıkan birisi olmadığım için.
ulaşım konusunda aylık 112 dolara metropass alacaksınız. bu kartla metro, tramway ve otobüse bir ay boyunca sınırsız binilebilir. yetişkinler için metropass 140 dolar. 112 dolarlık olan kartı alabilmeniz için ''shobourne'' metro durağına gidip ttc ıd kartı çıkartmanız lazım. ttc ne diye soranlar için: ttc toronto'nun iett'sidir.
iletişimin burada pahalı olduğunu bilin. fido'nun 500dk+750mb internet tarifesi 45 dolar. türkiye'yi aramak için iki seçeneğiniz var. ya calling card kullanırsınız ya da fido'nun 5 dolarlık yurtdışı tarifesini alırsınız. fido'nun tarifesiyle dakikası 13 cente konuşursunuz. calling kartlar ise ev telefonunu aramak için ucuzdur, cep telefonu aramalarında ucuz olmaz. sonuç olarak aylık 60 doları gözden çıkarın. wifi olarak toronto iyi bir yer çünkü bloor ve union arasındaki metro duraklarının hepsinde bedava wifi var. alışveriş merkezlerinin hepsi bedava wifi içerir. apartmanda kalıyorsanız, çoğu apartmanın lobisinde ve çamaşır hanesinde bedava wifi bulunur. yolda kalsanız herhangi bir starbucks gibi bir dükkanın önünde bekleyip wifi kullanabilirsiniz.
toronto'da hayat yavaştır, istanbul'daki telaş burada yoktur fakat zaman çok hızlı geçer. türkiye'deki gibi hergün arkadaşlarla dışarı çıkmak diye bir şey yoktur. burada insanlar soğuktur, herkesin işi gücü vardır. öğrenci olup da part time bir işte çalışmamak aşırı lüks bir durumdur burada. ailelerinin durumu iyi olsa bile herkes part time iş yapar. herkesin planı programı vardır. mesela 1 yıldır görüşemediğim arkadaşa mesaj attım bi kahve içmek için, bir türlü boş zaman denkgetiremedik.
dipnot: zamanında ulaşamadığımız ve burada yaşayarak düşe kalka edindiğimiz bilgileri aktarmak istedik. tek isteğimiz, gelecek nesillerin bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmemesi. ''kanada'da okuyorsun diye niye görgüsüzlük yapıyorsun'' diyerek sik kadar aklıyla ayar vermeye yeltenenler oluyor. onların da şimdiden amk.
türkiye'de bir vakıf üniversitesi okumayla aynı paraya gelebilir. paranız yoksa risk alarak gelmiş olursunuz. risk almak diyorum çünkü yapabilme şansınız da var yapamama şansınız da. şöyle ki: üniversite öğrencisi olarak part time bir işte çalışırsanız aldığınız para türkiye'deki bir öğretmenin maaşına kadar denkgelebilir. kaçak göçek çalışırsanız saatlik 8-9 dolar arası çalışırsınız ama vergi ödemezsiniz ve saat kısıtlamanız olmaz. yasal yolla çalışırsanız (study permit ile), saatlik asgari ücret 11 dolardır fakat vergi ödersiniz. çok şanslı iseniz saatik 15-20 dolar gibi bir paraya öğrenciyken part time çalışma şansınız var. gelir gelmez iş bulup çalışmaya başlamak sizin yeteneğinize kalmış. dil okuluna gelirseniz büyük ihtimalle study permitiniz olmaz, çalışmak isterseniz kaçak çalışırsınız. ve genellikle dil okulunda okuyanlara pek iş vermek istemiyorlarmış.
ders kitaplarına tonlarca para vermeniz gerekebilir çünkü türkiye'deki fotokopi anlayışı hem yok hem de hocalar ilk derste uyarısını yapıyor. yasadışı olduğunu ve bilmem kaç yüz dolar cezası olduğunu söylüyorlar.
kızların güzel olması konusunda bilmeniz gereken iki şey var: birincisi beyaz kanadalılar ve beyaz kanadalı olmayanlar. beyaz kanadalılar da şişman olanlar ve şişman olmayanlar olarak ikiye ayrılır. şişman olmayanlar sarı şaçlı mavi gözlü ve albinoya benzer şekilde beyaz tenlidir. ve götleri kalkıktır. bu gruba quebec fransızları dahildir fakat fransızlar daha rahattırlar. şişman olanlar da sizin tercihinize kalmış. beyaz kanadalı olmayanlar ise ikiye ayrılır: çekik gözlü olanlar ve ikinci dünya ülkelerinden gelmiş olanlar. çekik gözlü fetişiniz varsa sizin için iyi olabilir. çin, japon, kore, tayland, filipin, vietnam gibi ülkelerden gelenler bu gruptadır. ikinci dünya ülkelerinden gelenler ise ruslar, latin amerikalılar ve orta doğulular olarak sınıflandırılabilir. tercih size kalmış.
yeme içme konusunda: eğer dışarıdan yerseniz bir öğün için en az 7 cad harcarsınız. tabi bu paraya hayvan gibi doyma şansınız yok değil. mesela sobeys'ten 5.99 dolara sıcak yemek alabilirsiniz, acayip doyurucudur. okulumun yakınındaki yunan lokantasında (pezevenkler bizim döneri bize satıyo da neyse) 7 dolara hayvan gibi bir tavuk döner yemeniz mümkün. kanada'nın bir diğer güzel yanı ise; okul, kütüphane gibi yerlerde ''food court'' dedikleri bir yemek alanının bulunması. burada mikrodalga fırınlar olur (bazı yerlerde buzdolapları da vardır) ve evden getirdiğiniz yemeğinizi buzdolabında tutup öğlen vakti mikrodalgada ısıtıp yiyebilirsiniz. sefer tasınızı alıp okula gitseniz bile kimse yemeğinizi evden getirdiğiniz için sizi ayıplamaz. mutfak alışverişi yapma konusunda nofrills ve wallmart en uygunudur. chinatown ve kensington markette manavlar vardır. buralar genelde ucuzdur. bazen 30 cente 1 lb (450 gr civarı) muz alma şansınız olur. bir ara 1 dolara ananas satılıyordu. 4 kişi ikişer tane almıştık. aylık mutfak masrafınızı 50 dolar ile 350 dolar arasında tutmak alışveriş yeteneğinize bağlı.
kalacak yer konusunda aylık en az 600 cad (yaklaşık 1300 tl) gibi bir parayı gözden çıkarın. homestay tavsiye edilmez paranıza yazık. homestay tecrübesine sahip onlarca kişi gördüm, istisnasız hepsi kötü anılara sahip. mesela bir arkadaşa 15 dk duş aldı diye bağırıp çağırmış ev sahibi ve 10 dk dan uzun süre duş almamasını söylemişler. ulan hem çuvalla para ödeyeceksin hem de 5 dk için azar işiteceksin. ben olsam siker atardım desem de inanmayın burada yasalar insanları koruyor. ama en azından laf dalaşına girerdim. en olmadı oda kiralayın. o da olmazsa hostelde kalırsınız. hostel fiyatları değişken olabilir. genellikle geceliği 20 dolar civarıdır ama anlaşıp 1 ay için 500 dolar verip kalanlar varmış diye duydum.
gece hayatından bahsedersek: düzgün bir mekana girmek için en az 30 doları gözden çıkarmanız lazım. şöyle ki; giriş 20 dolardır, içeride 8 dolara bir bardak bira alıp 4-5 saat o birayla takılırsınız. benim bildiğim cube isminde bir mekan var. mekanda dijeylik yapan kişi türk. biraz atılgan bir adamsanız ''sneaky dee's'' isimli mekana mutlaka gidin, mümkünse tek gidin. boş masa olmadığı bir güne denkgetirin gittiğiniz zamanı (ki genelde boş masa pek bulunmaz). boş masa olmadığı zaman 3 kızın oturduğu masaya boş yer yok bahanesiyle ilişebilirsiniz. aslında o mekanın amacı da odur. genellikle toronto'daki üniversite öğrencileri takılır, fiyatlar ucuzdur biraz. momentus diye bir mekan vardır, giriş 10 dolar, biralar 7-8 dolardır. genellikle latinler burada takılır. crocodile diye bir mekan vardır, giriş 5 dolar, biralar 2-3 dolardır. burada genellikle kanadalılar takılır. madison avenue pub diye bir yer vardır, giriş 10 dolar, biralar 6-7 dolardır. burada genellikle çekik gözlüler takılır. benim bildiğim mekanlar bunlar. çok fazla dışarı çıkan birisi olmadığım için.
ulaşım konusunda aylık 112 dolara metropass alacaksınız. bu kartla metro, tramway ve otobüse bir ay boyunca sınırsız binilebilir. yetişkinler için metropass 140 dolar. 112 dolarlık olan kartı alabilmeniz için ''shobourne'' metro durağına gidip ttc ıd kartı çıkartmanız lazım. ttc ne diye soranlar için: ttc toronto'nun iett'sidir.
iletişimin burada pahalı olduğunu bilin. fido'nun 500dk+750mb internet tarifesi 45 dolar. türkiye'yi aramak için iki seçeneğiniz var. ya calling card kullanırsınız ya da fido'nun 5 dolarlık yurtdışı tarifesini alırsınız. fido'nun tarifesiyle dakikası 13 cente konuşursunuz. calling kartlar ise ev telefonunu aramak için ucuzdur, cep telefonu aramalarında ucuz olmaz. sonuç olarak aylık 60 doları gözden çıkarın. wifi olarak toronto iyi bir yer çünkü bloor ve union arasındaki metro duraklarının hepsinde bedava wifi var. alışveriş merkezlerinin hepsi bedava wifi içerir. apartmanda kalıyorsanız, çoğu apartmanın lobisinde ve çamaşır hanesinde bedava wifi bulunur. yolda kalsanız herhangi bir starbucks gibi bir dükkanın önünde bekleyip wifi kullanabilirsiniz.
toronto'da hayat yavaştır, istanbul'daki telaş burada yoktur fakat zaman çok hızlı geçer. türkiye'deki gibi hergün arkadaşlarla dışarı çıkmak diye bir şey yoktur. burada insanlar soğuktur, herkesin işi gücü vardır. öğrenci olup da part time bir işte çalışmamak aşırı lüks bir durumdur burada. ailelerinin durumu iyi olsa bile herkes part time iş yapar. herkesin planı programı vardır. mesela 1 yıldır görüşemediğim arkadaşa mesaj attım bi kahve içmek için, bir türlü boş zaman denkgetiremedik.
dipnot: zamanında ulaşamadığımız ve burada yaşayarak düşe kalka edindiğimiz bilgileri aktarmak istedik. tek isteğimiz, gelecek nesillerin bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmemesi. ''kanada'da okuyorsun diye niye görgüsüzlük yapıyorsun'' diyerek sik kadar aklıyla ayar vermeye yeltenenler oluyor. onların da şimdiden amk.
Şaşırtıcı ancak osmanlıdan gelen bir durummuş.
"31 çekmek" deyiminin aslı Osmanlı dönemine kadar uzanıyor. Osmanlı dönemindeki insanlar bu olaya "el çekmek" derlermiş ancak, ulu orta böyle şeylerden bahsetmek kolay olmadığı için, bunu nasıl kullanırız diye düşünürken akıllarına "ebced hesabı" nı kullanmak gelmiş. (Ebced hesabı: bir çok kültürde bulunan, harflerin belirli sayılara denk geldiği bir şifreleme sistemi olarak anlatılabilir kısaca.) "El çekmek" in el kısmını ebced ile hesaplayınca; Osmanlı alfabesinde E harfi için kullanılan "Elif" (1) ve l harfi için kullanılan "Lam" (30) harflerinin sayısal değerlerinin toplamı olan 31 sayısına ulaşmışlar.
Gel zaman git zaman derken el çekmek olmuş mu size 31 çekmek. Gerçekten de kimsenin anlayamayacağı bir şifre çıkıvermiş ortaya hatta öyle ki günümüzde bile olayı ve adını bilsek bile neden öyle dendiğini bilmiyoruz. Pardon bilmiyorduk, bu vesileyle biz de öğrenmiş olduk!
Alıntıdır.
http://trend.mynet.com/ma...-neden-31-denilir-1054748
Edit; bilgi entrysi paylaştım diye aşağılanıyorum. Bir daha size bilgi içerikli entry paylaşanı..
"31 çekmek" deyiminin aslı Osmanlı dönemine kadar uzanıyor. Osmanlı dönemindeki insanlar bu olaya "el çekmek" derlermiş ancak, ulu orta böyle şeylerden bahsetmek kolay olmadığı için, bunu nasıl kullanırız diye düşünürken akıllarına "ebced hesabı" nı kullanmak gelmiş. (Ebced hesabı: bir çok kültürde bulunan, harflerin belirli sayılara denk geldiği bir şifreleme sistemi olarak anlatılabilir kısaca.) "El çekmek" in el kısmını ebced ile hesaplayınca; Osmanlı alfabesinde E harfi için kullanılan "Elif" (1) ve l harfi için kullanılan "Lam" (30) harflerinin sayısal değerlerinin toplamı olan 31 sayısına ulaşmışlar.
Gel zaman git zaman derken el çekmek olmuş mu size 31 çekmek. Gerçekten de kimsenin anlayamayacağı bir şifre çıkıvermiş ortaya hatta öyle ki günümüzde bile olayı ve adını bilsek bile neden öyle dendiğini bilmiyoruz. Pardon bilmiyorduk, bu vesileyle biz de öğrenmiş olduk!
Alıntıdır.
http://trend.mynet.com/ma...-neden-31-denilir-1054748
Edit; bilgi entrysi paylaştım diye aşağılanıyorum. Bir daha size bilgi içerikli entry paylaşanı..
doğduğum, büyüdüğüm ve maalesef ki üniversite sebebi ile ayrı düştüğüm ''memleketim.''
akmar, üniversiteye hazırlık, rexx, woodstock, boğa, baylan, moda sahil, deniz, alkol, acı, kadife sokak, plak, kızlar, ilk öpüşme, kitap, vapur, pilav, bay yengeç, final, 26a, camel, kan, kusmuk, motorsiklet, bahariye, rıhtım, seyhan müzik, trip, shaft, fasıl, patso, gitar, rock, tavuk döner, nargile, minibüs, ev, çocukluk, gençlik, heyecan, mutluluk, hüzün, eğlence, huzur, huzursuzluk, aşk.
akmar, üniversiteye hazırlık, rexx, woodstock, boğa, baylan, moda sahil, deniz, alkol, acı, kadife sokak, plak, kızlar, ilk öpüşme, kitap, vapur, pilav, bay yengeç, final, 26a, camel, kan, kusmuk, motorsiklet, bahariye, rıhtım, seyhan müzik, trip, shaft, fasıl, patso, gitar, rock, tavuk döner, nargile, minibüs, ev, çocukluk, gençlik, heyecan, mutluluk, hüzün, eğlence, huzur, huzursuzluk, aşk.
Türk folklorunda sık karşılaşılmasa da Batı’nın literatürlerine girmiş kayıtlar mevcuttur (Vampir-cadı bağlantısı ve kriminoloji kayıtlarına girmiş olan 1970’li yıllarda Cihangir vampiri gibi olaylar da yaşanmıştır)
1884’te Budapeşte Üniversitesi öğretim üyelerinden ve şarkiyat akademisinin kurucusu Profesör Arminius Vambery, özyaşamsal kitabı “Arminius Vambery : Yaşamı ve Maceraları”nda Türkler'deki bazı vampir inanışlarına da değinmektedir. Macar dilinin köklerini araştırmak amacı ile Orta Asya’ya kadar derviş kılığında yolculuk eden Vambery’e göre: “ Osmanlılar’da yaygın bir inanışa göre vampirler ağaç kovuklarında gizlenirler ve oralarda avlanırlarmış. Ele geçirilen vampirler kelleleri kesildikten sonra bir çuvala konup denize atılırmış.”
“Cadılar hortlayan ölülerdir” diye açıklar Prof. Pertev Naili Boratav ve ekler “Çokluk kadınların cadı olduğuna inanılır, ama erkeklerden de cadılaşanların bulunduğuna kanıt belgeler vardır. Türk geleneğindeki cadı aşağı yukarı Batı inanışlarındaki vampiri karşılar . Cadılar mezardaki taze ölüleri çıkartıp ciğerlerini yerlermiş. Bir Rumeli anlatmasından öğrendiğimize göre eskiden cadıları zararsız hale sokan uzman cadıcılar olurmuş.”
Borotav’ın vurguladığı cadı vampir ilişkisini ve cadıcıları kanıtlayan ilginç bir belgeyi Mehmet Seyda sunmaktadır: Aşağıdaki yazı 1833 yılında Tırnova kadısı Ahmet Şükrü Efendi tarafından hükümet merkezine gönderilmiş ve Takvim-i Vekayi gazetesinin 68. sayısında yayınlanmıştır:
“Tırnovada cadılar türedi. Gün battıktan sonra evlere dadanmaya başladı. Zahir'e dair un, yağ, bal gibi şeyleri birbirine katar ve bazen içlerine toprak karıştırır. Yüklüklerde bulduğu yastık, yorgan, şilte ve bohçaları didikler, açar, dağıtır insanların üzerine taş, toprak, çanak ve çömlek atar, hiç kimse bir şey göremez. Birkaç kadın ve erkeğin üzerine saldırmış. Bunlar çağırıldı, soruldu: “Üzerimize sanki manda çökmüş sandık“ dediler. Bu yüzden mahalle halkı evlerini başka yana taşımışlardır. Kasaba halkı bunların cadı denilen habis ruhların eseri olduğunda ittifak etti. islimye kasabasında cadıcılık ile tanınmış Nikola adındaki adam getirildi ve kendisiyle 800 kuruşa pazarlık edildi. Bu adamın elinde resimli bir tahta vardı. Mezarlığa gider, tahtayı parmağının üzerinde çevirir resim hangi mezara bakarsa cadı o mezardaki habis ruh imiş. Büyük bir kalabalıkla mezarlığa gidildi. Resimli tahtayı parmağında çevirmeye başlayınca resim sağlıklarında yeniçeri ocağının kanlı zorbalarından Tekinoğlu Ali Alemdar ile Apti Alemdar denilen iki şakinin mezarına karşı durdu. Mezarlar açıldı. Cesetler yarım misli büyümüş, kılları ve tırnakları da üçer dörder uzamış bulundu. Gözlerini kan bürümüş, gayet korkunç idi. Mezarlıktaki bütün kalabalık bunu gördü. Bu adamlar sağlıklarında her türlü pis çirkin işi yapmış, ırza, namusa, mala saldırmış, adam öldürmüş Yeniçeri ocakları kaldırıldığı zaman her nasılsa yaşlarına bakılarak cellada verilmemiş ecelleri ile ölmüş kişilerdi. Sağlıklarında yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de halka habis ruh olarak tebelleş olmuşlardı. Cadıcı Nikola’nın tanımına göre , bu gibi habis ruhları defetmek için cesetlerin göbeğine birer ağaç kazık çakılır ve yürekleri kaynar su ile haşlanırmış. Ali Alemdar ile Apti Alemdar’ın cesetleri mezardan çıkarıldı. Göbeklerine birer ağaç kazık çakıldı ve yürekleri bir kazan kaynar su ile haşlandı. Fakat hiç tesir etmedi. Cadıcı “bu cesetleri yakmak gerek” dedi. Bu hususda şer’an da izin verildi ve iki yeniçerinin mezardan çıkarılan cesetleri mezarlıkta yakıldı. Çok şükür kasabamız da cadı şerrinden kurtuldu.”
Tırnova kadısının naklettiği olay türün literatürüne uygun bir vampir olayıdır. Arada küçük farkları olsa da klasik cadıcılık yöntemlerini izlemektedir. Örneğin kazık kalbe değil göbeğe çakılır ve yürekleri kaynatmak kadar cesetlerin kellelerini uçurmak da geleneğe göre etkin bir çaredir. Bu tür asılsız söylentilerin halkı disiplinsiz yeniçerilere karşı harekete geçirmek için ortaya atıldığı sanılmaktadır.
Meçkey
Meçkey - Türk, Anadolu ve Altay halk inanışında, batı dillerindeki karşılığı ile birebir örtüşen bir anlamla vampir demektir. Meçik de denir. Türk halk kültüründe ve halk inancında kendine özgü bir vampir türüdür. Bazı yönleri bütünüyle Türk kültürüne özgü olsa da Batı toplumlarının inanışlarına çok benzeyen bazı özellikleri de mevcuttur. Örneğin tıpkı Nosferatu'da olduğu gibi, "tağun" (yani veba) hastalığı taşıdığına inanılır. insanların kanını emer, içlerinde büyür. Ölüm saçan kambur bir yaşlı kadın (veya bazen yaşlı bir erkek) şeklinde düşünülür. Sözcük, biçmek (kesmek) fiili ile alakalıdır. Meç Moğolcada maymun, Mes ise silah demektir. Türklerde masal ve söylencelerde maymuna benzer varlıklara sıklıkla rastlanır.
1884’te Budapeşte Üniversitesi öğretim üyelerinden ve şarkiyat akademisinin kurucusu Profesör Arminius Vambery, özyaşamsal kitabı “Arminius Vambery : Yaşamı ve Maceraları”nda Türkler'deki bazı vampir inanışlarına da değinmektedir. Macar dilinin köklerini araştırmak amacı ile Orta Asya’ya kadar derviş kılığında yolculuk eden Vambery’e göre: “ Osmanlılar’da yaygın bir inanışa göre vampirler ağaç kovuklarında gizlenirler ve oralarda avlanırlarmış. Ele geçirilen vampirler kelleleri kesildikten sonra bir çuvala konup denize atılırmış.”
“Cadılar hortlayan ölülerdir” diye açıklar Prof. Pertev Naili Boratav ve ekler “Çokluk kadınların cadı olduğuna inanılır, ama erkeklerden de cadılaşanların bulunduğuna kanıt belgeler vardır. Türk geleneğindeki cadı aşağı yukarı Batı inanışlarındaki vampiri karşılar . Cadılar mezardaki taze ölüleri çıkartıp ciğerlerini yerlermiş. Bir Rumeli anlatmasından öğrendiğimize göre eskiden cadıları zararsız hale sokan uzman cadıcılar olurmuş.”
Borotav’ın vurguladığı cadı vampir ilişkisini ve cadıcıları kanıtlayan ilginç bir belgeyi Mehmet Seyda sunmaktadır: Aşağıdaki yazı 1833 yılında Tırnova kadısı Ahmet Şükrü Efendi tarafından hükümet merkezine gönderilmiş ve Takvim-i Vekayi gazetesinin 68. sayısında yayınlanmıştır:
“Tırnovada cadılar türedi. Gün battıktan sonra evlere dadanmaya başladı. Zahir'e dair un, yağ, bal gibi şeyleri birbirine katar ve bazen içlerine toprak karıştırır. Yüklüklerde bulduğu yastık, yorgan, şilte ve bohçaları didikler, açar, dağıtır insanların üzerine taş, toprak, çanak ve çömlek atar, hiç kimse bir şey göremez. Birkaç kadın ve erkeğin üzerine saldırmış. Bunlar çağırıldı, soruldu: “Üzerimize sanki manda çökmüş sandık“ dediler. Bu yüzden mahalle halkı evlerini başka yana taşımışlardır. Kasaba halkı bunların cadı denilen habis ruhların eseri olduğunda ittifak etti. islimye kasabasında cadıcılık ile tanınmış Nikola adındaki adam getirildi ve kendisiyle 800 kuruşa pazarlık edildi. Bu adamın elinde resimli bir tahta vardı. Mezarlığa gider, tahtayı parmağının üzerinde çevirir resim hangi mezara bakarsa cadı o mezardaki habis ruh imiş. Büyük bir kalabalıkla mezarlığa gidildi. Resimli tahtayı parmağında çevirmeye başlayınca resim sağlıklarında yeniçeri ocağının kanlı zorbalarından Tekinoğlu Ali Alemdar ile Apti Alemdar denilen iki şakinin mezarına karşı durdu. Mezarlar açıldı. Cesetler yarım misli büyümüş, kılları ve tırnakları da üçer dörder uzamış bulundu. Gözlerini kan bürümüş, gayet korkunç idi. Mezarlıktaki bütün kalabalık bunu gördü. Bu adamlar sağlıklarında her türlü pis çirkin işi yapmış, ırza, namusa, mala saldırmış, adam öldürmüş Yeniçeri ocakları kaldırıldığı zaman her nasılsa yaşlarına bakılarak cellada verilmemiş ecelleri ile ölmüş kişilerdi. Sağlıklarında yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de halka habis ruh olarak tebelleş olmuşlardı. Cadıcı Nikola’nın tanımına göre , bu gibi habis ruhları defetmek için cesetlerin göbeğine birer ağaç kazık çakılır ve yürekleri kaynar su ile haşlanırmış. Ali Alemdar ile Apti Alemdar’ın cesetleri mezardan çıkarıldı. Göbeklerine birer ağaç kazık çakıldı ve yürekleri bir kazan kaynar su ile haşlandı. Fakat hiç tesir etmedi. Cadıcı “bu cesetleri yakmak gerek” dedi. Bu hususda şer’an da izin verildi ve iki yeniçerinin mezardan çıkarılan cesetleri mezarlıkta yakıldı. Çok şükür kasabamız da cadı şerrinden kurtuldu.”
Tırnova kadısının naklettiği olay türün literatürüne uygun bir vampir olayıdır. Arada küçük farkları olsa da klasik cadıcılık yöntemlerini izlemektedir. Örneğin kazık kalbe değil göbeğe çakılır ve yürekleri kaynatmak kadar cesetlerin kellelerini uçurmak da geleneğe göre etkin bir çaredir. Bu tür asılsız söylentilerin halkı disiplinsiz yeniçerilere karşı harekete geçirmek için ortaya atıldığı sanılmaktadır.
Meçkey
Meçkey - Türk, Anadolu ve Altay halk inanışında, batı dillerindeki karşılığı ile birebir örtüşen bir anlamla vampir demektir. Meçik de denir. Türk halk kültüründe ve halk inancında kendine özgü bir vampir türüdür. Bazı yönleri bütünüyle Türk kültürüne özgü olsa da Batı toplumlarının inanışlarına çok benzeyen bazı özellikleri de mevcuttur. Örneğin tıpkı Nosferatu'da olduğu gibi, "tağun" (yani veba) hastalığı taşıdığına inanılır. insanların kanını emer, içlerinde büyür. Ölüm saçan kambur bir yaşlı kadın (veya bazen yaşlı bir erkek) şeklinde düşünülür. Sözcük, biçmek (kesmek) fiili ile alakalıdır. Meç Moğolcada maymun, Mes ise silah demektir. Türklerde masal ve söylencelerde maymuna benzer varlıklara sıklıkla rastlanır.
Çok net olarak maydanoz ve lahana tüketin.
10-15 dal maydano ve yarım limon suyuna bir bardak ılık su ekleyin ve blender'dan geçirin. her sabah kalkar kalkmaz bir çaybardağı için ve 15 gün boyunca devam edin. 15. gün sonunda karbonhidrat tüketimini kesin ve 1 adet soğan, 10-15 dal maydanoz ve 8-10 yaprak lahanayı iyice haşlayın. içerisine 1-2 domates de atabilirsiniz. sonra da bu haşlamayı -suyuyla beraber- blender'da iyice çekip çorba niyetine yiyin. Bunu bir hafta boyunca yapacaksınız. Gün içinde dilediğiniz kadra bu çorbadan içebilirsiniz. Yalnız 2 günde bir ek olarak peynir veya süt, 3. ve 5. günlerde mutlaka meyve yiyin. Bu arada günde 30 dakika tempolu yürüyün... bu haftanın sonunda ciddi yağ yakmış olacaksınız.
A tabi bol su...
10-15 dal maydano ve yarım limon suyuna bir bardak ılık su ekleyin ve blender'dan geçirin. her sabah kalkar kalkmaz bir çaybardağı için ve 15 gün boyunca devam edin. 15. gün sonunda karbonhidrat tüketimini kesin ve 1 adet soğan, 10-15 dal maydanoz ve 8-10 yaprak lahanayı iyice haşlayın. içerisine 1-2 domates de atabilirsiniz. sonra da bu haşlamayı -suyuyla beraber- blender'da iyice çekip çorba niyetine yiyin. Bunu bir hafta boyunca yapacaksınız. Gün içinde dilediğiniz kadra bu çorbadan içebilirsiniz. Yalnız 2 günde bir ek olarak peynir veya süt, 3. ve 5. günlerde mutlaka meyve yiyin. Bu arada günde 30 dakika tempolu yürüyün... bu haftanın sonunda ciddi yağ yakmış olacaksınız.
A tabi bol su...