bugün

sevdiği entry'ler

lisede almanca dersinin zorunlu ders olmasi

ispanyolca, japonca, fransızca gibi daha işe yarar diller varken çok anlamsız kaçan durum. dört yılımı verdim ve şimdi elimde kalan "ich möchte einen schokoladen pudding."

edit: rusça ve arapça da süper olurdu.

veli whatsapp grupları

Her velinin aşırı ilgili, her çocuğun da en akıllı, en yetenekli olduğu gruplardır.

Şarjımı bitiren bu gruplardan bir tanesine dahilim kızımdan mütevellit.

Bilgi akışı kesilmeyecek olsa, derhal çıkacağım. içeride kaldım, grubun kölesi oldum.

Herkesin evladı kendine değerli, anlıyorum. Ama bir fotoğrafta çocuğu görünmüyor diye, "hocam aras nerede, fotoğrafta yok da." demeyi anlamıyorum. Her yemekten sonra "sudenaz yemeğini yedi mi?" diye sormayı da...

Aras la sudenaz dışarıda, birlikte yemeğe çıktı yazasım geliyor.

Yahu aras 4 yaşında, nerede olacak, orada bir yerdedir. Kağıdı düzgün kesmedi diye kafası attı, yürüyüşe mi çıktı?

Sudenaz Piremses de aç kalmaz, yer bir şeyler illa ki.

Sakin olun analar babalar.

gece yarısı halıda çiğ köfte yoğuran at görmek

Ay sen patliyosun.

kedi

hayvanlar aleminin, başına buyruk olmasıyla nam salmış üyeleri.

iki tane kedi sahiplendim. büyüğü 4 aylık, adı nejdet. küçüğü 1.5 aylık, adı behzat. büyük olan darbe almış, uzun süre tedavi gördüğü halde kırılan ayağı iyileşmedi ve topallıyor. küçük olanı donmak üzereyken ve inanılmaz bir iç paraziti varken bulduk. şu an çok iyi ama tam bir şam şeytanı.

4 aylık nejdet, hayatımda gördüğüm en olgun hayvan. küçükle muhattap olmuyor fakat zarar da vermiyor. küçük behzat, nejdet'in her şeyini taklit ediyor. kendi kum kabı dururken gidiyor nejdet'le aynı anda aynı kum kabına tuvaletini yapıyor. yine aynı anda nejdet'in kabından yemek yiyor. bu sabah baktım ki, nejdet topallayarak yürüyor diye behzat da öyle yürümeye başlamış. * panikle ayaklarına falan baktım bir şeyi yok, hususi yapıyor. nejdet ise bu durumlara hiç kızmıyor.

en çok üzüldüğüm şey ise nejdet'in gece gördüğü kabuslar. başına neler geldiyse, rüya görüyor sonra sıçrayıp ağlamaya başlıyor ve benim yanında olduğumu anlayana kadar sakinleşmiyor. ben ilk defa bir kedinin böyle ağladığını gördüm. bir de topallaması beni çok üzüyor hiç kıyamıyorum. gördüğüm en sakin, en sevecen hatta hiç eğitmediğimiz halde izin almadan hiçbir şey yapmayan kedisi o.

umarım ilerde ayağını kullanabilmeye başlar ve şam şeytanı behzat'la bol bol oyun oynarlar...

unisex isimler yasaklansın

olması gerekendir. sürekli cinsiyet belirtmekten bıktım.

ismim ümit. ilk tanıştığım insanlar "ailen erkek mi bekliyormuş ehe ehe" diye giriyorlar söze. bir de "ümit erkek ismi değil mi yeaa"cılar var.

liseden arkadaşım babasına "bu gece ümit'lerde kalabilir miyim" dedi diye neredeyse dayak yiyecekti. durumu öğrenince durdu adam.

geçenlerde bir bankanın müşteri hizmetlerinden aradılar diyalog şu;

m.h : ümit bey ile mi görüşüyorum?

ben : ümit hanım olacak o, kadınım ben.

m.h : pardon ümit bey, özür dilerim.

babama bir keresinde neden adımı ümit koydunuz, dedim. dua et ahmet koymadık, dedi.

ismimi değiştirmek istesem de, insanın kendine isim koyması çok zormuş be. bulamıyorum yeni isim kendime.

yazarların şu an dinlediği şarkılar

Özlem tekin-Sen anla.

sokullu mehmet paşa lisesi

hayatımın en iğrenç öğretim yılını geçirdiğim okulumsu...

05369975026

aradım. mesajlar çıktı kapattım. telesekretere konuşamayanlardanım.

bacım dediği kızlara uygunsuz foto gönderen yavşak

Selamın aleyküm.
Noldu ortalık karışmış yine.
Ama belli ki kilise sarapcisina atilan bir iftira var ortada.
Evet, burası her ne kadar sanal bir ortam olsa da, insanlar nick adı verilen rumuzlarla yazsa da, burada yazan her insan kendi karakterini ortaya koymaktadır.

Şimdi olayın denklemini kuralım.
X yazar kişisi y yazar kişisi ile muhabbet ediyor.
Y yazar kişisine bacimsin diyor ve ona uygunsuz fotoğraflar gönderiyor, ahlaksız teklifte bulunuyor.
Doğru mu?
Bu olayı da 3. Bir şahıs olan z kişisi sözlüğe taşıyor.

Şimdi burada madem böyle bir olay var, bu tacize ugrayan kız ya da kadın gidip bu konuyu z kişisine bahsediyor.

Bu z kişisi de öyle bir yazar ki açtığı başlıklar, girdiği entryler hep ahlaka mugayir, belaltı başlıklar.

Şimdi kusura bakmayın ama taciz edildiği iddia edilen kız gidip derdini moderasyona ya da sözlükte ahlaklı bilgili abi ya da abla yazarlara değil de absolute zero gibi amlı gotlü yazan bir trolle derdini anlatıyorsa bu olay kocaman bir balondur iftiradır.

Eyyorlamam bu kadar.
Hadi allaha emanet.

anlatma

"tüm şansını kaybettin hadi yürü yoluna" tadındaki vega şarkısı..

şey tadında biraz da:
[boşver eskisi gibi kalsın, boşver kimse yaralanmasın..]

bizim hikaye

bence adamların taktiği müthiş; alın size shameless yapıyoruz diyerek resmen kerizlediler sizi. reytingler tavandır mutlaka şu an. he olmasa bile meraktan birkaç haftaya tutar bu iş. shamelessçı tayfa ' acaba ne zaman shameless'a benzeyecek ' güdüsüyle takip edecektir bu diziyi.

ay tam anlatamadım derdimi ama öyle yani, eleştirenler 1. yapıyor adamları yine oldukça saçma ahaha.

türk rock tarihinin en önemli müzisyeni

Erol Büyükburç’u nasıl unutmuşum? Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Mazhar Alanson pardon MFÖ bunlar artık klasik. Gitarda Demir Demirkan, Yavuz Çetin var. Anadolu ezgilerinde Kıraç. Arada popa yada alternatif ezgilere kayan efsane ilhan irem! Duman, Athena, Mor ve Ötesi gibi efsane olmuş gruplar. Özlem Tekin gibi bayan vokalleri de unutmamalı.

Teoman’ın yeri bende ayrı ama daha önemli müzisyenler de var. Gerçekçi olmak da fayda var.

ilkokul anıları

6. veya 7. sınıf. tam anımsamıyorum.
okuldan ilk kaçış

3 kişilik bir kız grubumuz vardı, yediğimiz içtiğimiz, hiçbir şey birbirimizden ayrı gitmezdi.
her gün okula giderken birbirimizi evlerimizden alır öyle giderdik. en arka sokakta oturan arkadaşım önce diğer arkadaşımı alır sonra bizim eve gelirdi, bizim ev okula daha yakındı çünkü. neyse yine günlerden bir gün toplanmış gidiyoruz okula, cuma günüydü bunu hatırlıyorum. o gün hiçbirimizin okula gitme isteği yoktu, bir de ödev de vardı. yapmamıştık da. bu korkudan ötürü okula gitmemeye karar verdik. sıra geldi ne yapacağımız sorunsalına. bu arada arkadaşlarımdan biri merve, diğeri de fatma. okulumuz da göztepe'de idi, karar verdik, kadıköy'e gidecektik. ama ailemizden günlük aldığımız para kıstlıydı. o yüzden minibüse para vermek yerine göztepeden kadıköye dek yürüdük. hayvan gibi yani, nasıl üşenmedik bilmiyorum, o anki heyecanla. neyse vardık kadıköy'e biraz dolaştık ettik, rıhtım'a vardık. ama içimizde garip bir korku var, sanki bir şey olacakmış, sanki ailemizden birine rastlayacakmış korkusu. bu yüzden sürekli diken üstünde etrafımızı kolaçan ederek ilerledik. aslında öyle daha çok dikkat çekiyorduk farkında değildik. gözümüz vapurlara takıldı. o yıla kadar da hiç avrupa yakasına geçmemiştim. en azından ailemsiz. bilmiyordum yani, fatma da öyleydi. fakat merve'nin kuzeni beşiktaş'ta oturuyordu ve sık sık gidiyordu. bize hadi beşiktaşa gidelim dedi vapurla. bizim heyecan katsayısı arttı tabi, kabul ettik, bindik vapura. biraz rahatladık zira ailemizden uzaklaşmıştık. fakat bu sefer de kaybolma tedirginliği sarmıştı. vapur yanaştı kıyıya, indik, nereye gideceğimizi bilmiyoruz yalnız, merve dahil, az biraz ilerledik. 10 dakika etmeden geri döndük vapura. ne akılsa allahım. neyse vapurda böyle güzel anılar da bıraktık, yaklaşık 3 tane simit aldık(minibüs parası vermeyip martılara atmak üzere 3 simit almak zihniyeti) martıları da besledik. saatten de haberimiz yok yalnız, okul çıkış saatimiz gelmiş bile. koştura koştura minibüslerin olduğu yere gidip minibüse binip eve gittik. üçümüzün de ailesi çalışıyor, o yüzden evde kimse olmuyor ama eve geliş saatlerimizde evi arayıp neyin nasıl gittiğini soruyorlar. geldik eve, herkes dağıldı. annem aradı,konuştum. akşam oldu, annem eve geldi. ama çok sinirli ve hararetli, meğersem diğer bir sınıf arkadaşıma rastlamış yolda, kız da sormuş anneme niye gelmediğimi. o da gittiğimi söylemiş. sonrası hararetli. korku filmi seviyesinde. eve girdi, ve hayatımda ilk defa annemden tokat yedim, çıldırmış gibi bağırıyordu. şimdi sorunu okula gitmeyip ne yaptığımdı. ne cevap vereceğimi de bilemedim. gerçeği söylesem öldürürdü. o kız okula mervenin de fatmanın da gelmediğini söylemiş,bok var gibi. beni alıp onlarla yüzleştirmek için evlerine götürmeye çalıştı. yan komşumuza kaçtım o sırada, annem küplere binmiş gibiydi. uzun bir süre işe gitmeyip beni okula kadar götürdü. o yıldan sonra 1-2 yıl boyunca okuldan kaçmadım korkumdan, o korkuyu da annemi öyle görüşümü de hiç unutmam.

bu da dursun böyle yaşanan ilk kaçış olarak.

ilkokul anıları

iki anım var onları unutmuyorum. ilki bizim sınıf kışın güneş görmediği için müdürün odasındaki ufoyu bizim sınıfa almışlardı. Bende küçüktüm bir öğlen arası camı açtığım gibi ufoyu kırmıştım. Çok korkmuştum çocuk aklı o günü unutamıyorum.
Ve ikincisi ve değişik olanı 3. Sınıftayken okuldan kaçmam. Arkadaşım elinde çomak ( çubuğun çok daha kalını ) birinin gözüne soktum demişti. Bizde korkudan öğle arasında okuldan eve gittik. Salak biz ya yada ben bir bak ne oldu ne bitti. Sanırım öyle birşey yoktu arkadaşım kandırdı. Sonra eve geldim Allah'tan kızmadılar evdekiler ama bir sonraki gün öğretmenimiz (o zaman öğretmen diyorduk) bizi çok azarlamıştı. Müdüre götürecek diye çok korkmuştum. Müdür korkunç biriydi o zaman. Böyle saçma anılarım olmuştu işte.

ilkokul anıları

Bazırları Utandırmalı olan anılardır.

Küçükken kansızlığımdan ötürü çok daha kolay gribe yakalanırdım. Öyle kolay kolay da geçmezdi gribim.

Beşinci sınıftayım ve yine gribim. Hoşlaştığım çocuğun arkasında oturuyorum, caner. Ailelerimiz falan da yakın gidip geliriz birbirimize yani öyle kasıntılı bir iletişim yok aramızda. Sümüğünü, çapağını bilirim, gider peçete veririm falan. Neyse. Caner arkasına dönüp dönüp espiri yapar ben de basarım kahkahayı. Dersteyiz, Yine döndü arkasını. Tahtadaki çocuğun taklidini yaptı. Ben her zamanki gibi kısık sesli şuh bir kahkaha atayım derken burnumun tıkanıklığına yaptığım basınçla caner'in yüzüne doğru kocaman bir baloncuk çıktı. Bu sefer o bastı kahkahayı gözümün içine baka baka. Yerin dibine girmiştim. iki hafta gidemedim onlara. Anneme sürekli "beni iyileştir anne gülemiyorum." diyordum.
Hey gidi zalım caner.
© copyright 2005 - 2026