bugün
- akepe dönemi9
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu10
- hastane acil bölümü5
- felsefe ile ilgileneceğine kadın programı izlemek8
- nasılsınız8
- nerede ne yenir7
- gürcü ile kürtçü4
- uludağ sözlük te çok karı kız var diyorlar5
- eski sevgilinin bıraktığı iz15
- evli olduğunu gizleyen yazarlar17
- engineer2820
- fransa da yağmalanan apple mağazası8
- öyle bir dünya yok3
- la loba21
- eski yazarlar geri gelsin12
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı57
- nickin yanında yaş da yazsın16
- duvarı nem yiğidi gam öldürürmüş3
- insan2
- nervio'nun ayakları17
- kanuni sultan süleyman4
- mekke anlaşması'nın komisyonda görüşülmesi2
- saçı sıfıra vurup bıyıkları ve sakalları kesmek3
- karma doğru çalışıyor mu2
- anın görüntüsü27
- üzüntüsünü kimseye anlatmayan insan12
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz12
- enflasyonun çocukluk arkadaşımız gibi olması11
- migros ta etleri yiyen kedi5
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- akp liler2
- menemen yiyen erkek13
- uzak mesafe ilişki5
- galatasaray lille'i yenemesin tanga giyerim7
- ajdar grup kursa muhtemel diğer üyeler9
- didem arslan yılmaz'ın programındaki 3 karakter4
- recep tayyip erdoğan13
- ben geldim naneler6
- lille osc6
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları12
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması7
- sabah sabah metrobüste yaşanan gürültü kirliliği6
- dörtlü yakınca her yer otopark sanan zihniyet6
- gizli bakınız kullanan erkek gizli eşcinseldir3
- çirkin şansı5
- victoria secret mankenlerinin çokda güzel olmaması3
- uefa şampiyonlar ligi5
- cm 01 024
- hesabını gizleyen erkek yazar22
Allahın cezası bir şizofreni vakası bu aşk dedikleri ki bizimkide tedavisi zaman alacak türden şizofreni aşk. Bizim aşk dediğimiz yaşanılası bir tutku kendi cehennemimizde sürdürdüğümüz belkide, kimbilir...
Ağustos ortasıdır, günü güneşin kavurduğu türden, şehrin göbeğinde dolaşırken aslında çoktan tanıdığın bir adam çeker seni uzaktan kendine kendine. Gidersin ona, hiçbir gidiş ona gidiş gibi titrek değildir. Sarılır sana o adam- hiçbir sarılış gibi değildir- dağıtır. O an anlarsın çekeceğini seni kendi yanlışının içine ve o arada başlar kendinle savaşın, başlar çırpınışların. Hayır dersin-mantıklısındır ya- ben bu adamın yanlışlarla dolu hareminde, dört yanlışın bir doğruyu tamamen sildiği bir hayata girmemeliyim, Yapmamalıyım. Nafiledir çırpınışların, kendini teslim olmuş bulursun tam da olmaz diye çırpındığın sırada, kan ter içinde. Belki sen girmezsin onun hayatına ama o girmiştir seninkine çoktan, oyun niyetine. Şizofreni, hastalıklı, kanamalı bir aşka oyuncak olursun o an, bile bile. Oyuncaklıktan mutlu olur hale gelirsin. Ne kadar istemiyorum desende görmek, dokunmak istersin, özlersin. Öyle hızlı öyle zamansız ilerler ki , muhteşem bir tutku içinde acıyı yaşar hale gelirsin. Güven duymak istediğin o adam yani fırtına halinde sığındığın o liman, sana dokunduğu sırada yani en huzur bulduğun anda gözlerine baka baka, o saf, masum ve çocuk halleriyle acıtmaya başlar seni. Bu acı kaçmak isterken kalıp ona alışmaya başladığının işaretidir.
Geçip karşısına ben senden gidiyorum dersin ; omzuna dayar başını, gitme der, gidemezsin...
Ben, senin beni üzmene izin vermeyeceğim dersin ; seni üzer ve bu izni sen verirsin...
Ben seni istemiyorum dersin ; seni istemiyorum dediğin anda çıkar ateşi öpüşünün...
Kıskanmıyorum seni yapma dersin ; derken sıkarsın dişlerini, yumruğunu, gene sana dokunur, bilmezsin...
En acımasız halinde gözlerin dolar ; silemezsin...
Gecenin bir vakti uykundan uyandırıp, yazdırır sayfalarca, hiçbir şeyin olmayan adam.
Sonbahar gelmişken, tam da hüznün doruğunda yağmur yerle bir ediyor şehri şimdi. Şehir üzgün, şehir hasta, şehir çaresiz, şehir korkak, şehir ne yaptığını bilmez halde bekliyor, bekliyoruz.
Şehir üzgün, çevirdiği telefon karşılık vermiyor. -Halbuki bu hale bizi o getirdi, şimdi ne sebeple açmıyor telefonu sorusu yer beynini-
Şehir hasta; yaşadığı şey klinik vaka. -Mantıksız, anlamsız, macera-
Şehir çaresiz; debeleniyor bu hastalıklı aşkı yaşamamak, aşık olmamak için. -çaresiz-
Şehir korkak; ya beni pişman ederse. -Keşke etmese-
Şehir ne yaptığını bilmez; aşkın sarhoş halini yaşıyor, düşünemiyor. -Güçlü durma çabasında-
Allahın cezası bir şizofreni vakası bu aşk dedikleri ki bizimkide tedavisi zaman alacak türden şizofreni aşk.
Sen bana hiç gelmemeli, dört yanlıştan biri haline getirmemeliydin beni. Sana söylemiştim yapma diye. Var olanı da bozar bu tutku, yapma! Anlamadın. Geçerken uğradım, sana dokundum ve gideceğime dair sinyaller veriyorum derdindesin şimdi. Git!
Git ama yanlış durakta indiğini bil!
Yolu bulman için yardım etmeyeceğim sana ben şimdi!
Bu kandırışların içinde gerçek sanmamalıyım seni!
Ya da kal!
Bence kal!
Söylemeye zorlandığım seviyorum-u birdenbire, en içten halde söyletmeyi başaran adam.
Unutmaya yüz tuttuğumuz huzurla kal! Ay şehvetiyle yalasın bizi, içimizde sürdürdüğümüz tüm ruhsal tepişmelere inat.
Geçmişe, geleceğe ve yaşanılmış tüm acılara inat.
Bütün kurallara aykırı, bütün tehlikeleri göze alacak çekicilikte ve bir o kadar bencil ve çetrefil ama hep bir parça eksik.
Sen, kal dediğim gitmeni beklediğim adam.
Öncesiz ve sonrasızsın.
Büyümüş yaşım, büyümemiş çocuk yanımla olgunlaşmaya çalışıyorum şimdi seninle, seni hiç büyütemeyeceğimi bilerek...
Bir meçhule doğru akışındayız zamanın ve ağırlaşmasında günahların.
Allahın cezası bir şizofreni vakası bu aşk dedikleri ki bizimkide tedavisi zaman alacak türden şizofreni aşk. Bizim aşk dediğimiz yaşanılası bir tutku kendi cehennemimizde sürdürdüğümüz belkide, kimbilir...
Şairin (ALPHONSO DE LAMARTINE) dediği gibi;
Alıp götürdüğünüz derin hazları artık
Vermez misiniz geri?
Ey göl! Dilsiz kayalar! Mağaralar! Kuytu orman!
Siz ki zaman esirger, tazeler havasını,
Ne olur ey tabiat, o günlerin saklasan
Bari hatırasını!
Sakin demler de olsun, deli rüzgar da olsun
Güzel göl etrafını süsleyen oyalarda,
O kapkara camlarda, sularına upuzun
Dökülen kayalarda!
ister meltemlerinde, ister ürperişle esen
Seslerde, ister uzak ister yakında olsun,
Yahut gümüş pullarla sular üstünde yüzen
Ay ışığında olsun!
Kuduran fırtınalar, sazlar bize dert yanan,
Meltemini dolduran kokular, hep beraber,
Ne varsa işitilen, duyulan ve koklanan,
Desin ki: "Seviştiler" .
*Uzaklardan bir yerden kulağıma çalınıyor şimdi yanık sesli kadının şarkısı;
Ödenir bedeli aşkın
Kal yanımda,küçücüğüm kal...
(bkz: different)
Ağustos ortasıdır, günü güneşin kavurduğu türden, şehrin göbeğinde dolaşırken aslında çoktan tanıdığın bir adam çeker seni uzaktan kendine kendine. Gidersin ona, hiçbir gidiş ona gidiş gibi titrek değildir. Sarılır sana o adam- hiçbir sarılış gibi değildir- dağıtır. O an anlarsın çekeceğini seni kendi yanlışının içine ve o arada başlar kendinle savaşın, başlar çırpınışların. Hayır dersin-mantıklısındır ya- ben bu adamın yanlışlarla dolu hareminde, dört yanlışın bir doğruyu tamamen sildiği bir hayata girmemeliyim, Yapmamalıyım. Nafiledir çırpınışların, kendini teslim olmuş bulursun tam da olmaz diye çırpındığın sırada, kan ter içinde. Belki sen girmezsin onun hayatına ama o girmiştir seninkine çoktan, oyun niyetine. Şizofreni, hastalıklı, kanamalı bir aşka oyuncak olursun o an, bile bile. Oyuncaklıktan mutlu olur hale gelirsin. Ne kadar istemiyorum desende görmek, dokunmak istersin, özlersin. Öyle hızlı öyle zamansız ilerler ki , muhteşem bir tutku içinde acıyı yaşar hale gelirsin. Güven duymak istediğin o adam yani fırtına halinde sığındığın o liman, sana dokunduğu sırada yani en huzur bulduğun anda gözlerine baka baka, o saf, masum ve çocuk halleriyle acıtmaya başlar seni. Bu acı kaçmak isterken kalıp ona alışmaya başladığının işaretidir.
Geçip karşısına ben senden gidiyorum dersin ; omzuna dayar başını, gitme der, gidemezsin...
Ben, senin beni üzmene izin vermeyeceğim dersin ; seni üzer ve bu izni sen verirsin...
Ben seni istemiyorum dersin ; seni istemiyorum dediğin anda çıkar ateşi öpüşünün...
Kıskanmıyorum seni yapma dersin ; derken sıkarsın dişlerini, yumruğunu, gene sana dokunur, bilmezsin...
En acımasız halinde gözlerin dolar ; silemezsin...
Gecenin bir vakti uykundan uyandırıp, yazdırır sayfalarca, hiçbir şeyin olmayan adam.
Sonbahar gelmişken, tam da hüznün doruğunda yağmur yerle bir ediyor şehri şimdi. Şehir üzgün, şehir hasta, şehir çaresiz, şehir korkak, şehir ne yaptığını bilmez halde bekliyor, bekliyoruz.
Şehir üzgün, çevirdiği telefon karşılık vermiyor. -Halbuki bu hale bizi o getirdi, şimdi ne sebeple açmıyor telefonu sorusu yer beynini-
Şehir hasta; yaşadığı şey klinik vaka. -Mantıksız, anlamsız, macera-
Şehir çaresiz; debeleniyor bu hastalıklı aşkı yaşamamak, aşık olmamak için. -çaresiz-
Şehir korkak; ya beni pişman ederse. -Keşke etmese-
Şehir ne yaptığını bilmez; aşkın sarhoş halini yaşıyor, düşünemiyor. -Güçlü durma çabasında-
Allahın cezası bir şizofreni vakası bu aşk dedikleri ki bizimkide tedavisi zaman alacak türden şizofreni aşk.
Sen bana hiç gelmemeli, dört yanlıştan biri haline getirmemeliydin beni. Sana söylemiştim yapma diye. Var olanı da bozar bu tutku, yapma! Anlamadın. Geçerken uğradım, sana dokundum ve gideceğime dair sinyaller veriyorum derdindesin şimdi. Git!
Git ama yanlış durakta indiğini bil!
Yolu bulman için yardım etmeyeceğim sana ben şimdi!
Bu kandırışların içinde gerçek sanmamalıyım seni!
Ya da kal!
Bence kal!
Söylemeye zorlandığım seviyorum-u birdenbire, en içten halde söyletmeyi başaran adam.
Unutmaya yüz tuttuğumuz huzurla kal! Ay şehvetiyle yalasın bizi, içimizde sürdürdüğümüz tüm ruhsal tepişmelere inat.
Geçmişe, geleceğe ve yaşanılmış tüm acılara inat.
Bütün kurallara aykırı, bütün tehlikeleri göze alacak çekicilikte ve bir o kadar bencil ve çetrefil ama hep bir parça eksik.
Sen, kal dediğim gitmeni beklediğim adam.
Öncesiz ve sonrasızsın.
Büyümüş yaşım, büyümemiş çocuk yanımla olgunlaşmaya çalışıyorum şimdi seninle, seni hiç büyütemeyeceğimi bilerek...
Bir meçhule doğru akışındayız zamanın ve ağırlaşmasında günahların.
Allahın cezası bir şizofreni vakası bu aşk dedikleri ki bizimkide tedavisi zaman alacak türden şizofreni aşk. Bizim aşk dediğimiz yaşanılası bir tutku kendi cehennemimizde sürdürdüğümüz belkide, kimbilir...
Şairin (ALPHONSO DE LAMARTINE) dediği gibi;
Alıp götürdüğünüz derin hazları artık
Vermez misiniz geri?
Ey göl! Dilsiz kayalar! Mağaralar! Kuytu orman!
Siz ki zaman esirger, tazeler havasını,
Ne olur ey tabiat, o günlerin saklasan
Bari hatırasını!
Sakin demler de olsun, deli rüzgar da olsun
Güzel göl etrafını süsleyen oyalarda,
O kapkara camlarda, sularına upuzun
Dökülen kayalarda!
ister meltemlerinde, ister ürperişle esen
Seslerde, ister uzak ister yakında olsun,
Yahut gümüş pullarla sular üstünde yüzen
Ay ışığında olsun!
Kuduran fırtınalar, sazlar bize dert yanan,
Meltemini dolduran kokular, hep beraber,
Ne varsa işitilen, duyulan ve koklanan,
Desin ki: "Seviştiler" .
*Uzaklardan bir yerden kulağıma çalınıyor şimdi yanık sesli kadının şarkısı;
Ödenir bedeli aşkın
Kal yanımda,küçücüğüm kal...
(bkz: different)
''şizofren aşka mektup'' adlı kitapta bir örneğini gördüğümüz sapıtık ruh hali.
"Şizofren aşık"olmak
zordur. iki taraf için de.
(bkz: şizofren aşka mektup)
(bkz: şizofren aşka mektup)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar