bugün
- 2045 yılında ucan arabalar olacak mı sorunsalı6
- 13 ağustos 2026 kolombiya depremi2
- çerçeve yasa32
- durduk yere akıla gelen şey3
- allah reisimizi başımızdan eksik etmesin3
- dusan vlahovic3
- ev erkeği2
- herkese garip size normal gelen şeyler8
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması13
- bardak ticareti7
- arkadaşlar iyi geceler7
- hazret ktc2
- şuan sözlükte fingirdeyen yazarlar7
- aklınıza gelen şarkı sözü8
- kale3112'nin gece de artılaması5
- türbede dua etmenin şirk olması13
- şişman olmak istemeyenlere tavsiyeler7
- online kişi sayısının artık gözükmemesi4
- sosyal olarak başarısız insanlar5
- azrail gelse ona ne derdiniz13
- birazdan yer yerinden oynayacak10
- nervio4
- çok kitap okuyanı eleştirmek6
- 00 00 da entrylerin sıfırlanma saçmalığı5
- düğünde yemek yiyen davetliden para isteyen damat6
- cinler bizim alemimize nasıl geçebiliyorlar4
- hikayenin kötü adamı olmak4
- g i l d e d l i l y10
- sözlük kızı ile kavga etmek13
- hiçbir servet zamanı satın alamaz20
- siber istihbaratta teknik derinlik4
- 12 ağustos 2026 güneş tutulması9
- gece 3 te yatıp sabah 8 de işe gitmek3
- tomşak dudaklı kezo4
- ahbap derneğine para kaptırıp elfida dinlemek3
- kızlar çabuk bakar mısınız4
- casperlar daltonlar redkitler şirinler6
- yurt dışı çıkış harcı8
- arkadaşlar ben sarhoş oldum3
- sokakta öpüşmek7
- gece gece yarım ekmek sucuklu tost gömmek3
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı10
- özgür özel15
- perseid göktaşı yağmuru3
- ekşi sözlük referans19
- kitap okuma alışkanlığı4
- sözlükte kavga edilen kızın true çıkması7
- sözlük kızlarının çok sıkıcı olması3
- engelleyen insan kibri6
- acıktım lan3
murat menteş'in yazdığı korkma ben varım adlı kitaptaki kadın karakter. babası emniyet müdürüdür. kaderi midir bilinmez, suçluları kendisine mıknatıs gibi çeker. *
Kitaptaki telaffuzu en kolay karakterlerdendir. Gerisini siz düşünün. Kişisel favorim aziz karakteridir.
(bkz: aziz istanbul)
(bkz: aziz istanbul)
aşağıdaki satırların muhatabı olan roman karakteri. bu yazının roman karakteri harici gerçek dünyada da muhattabı olduğu vakidir.
--spoiler--
şebnem; ceylanların, kuğuların sınıf arkadaşı, cıvıltılı cimcime, bal şelalesi;
şövalye olsaydım, senin şehrine hücum etseydim, dudaklarını görünce kılıcımı düşürür, atımdan düşerdim. hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bir yenilgi olurdu.
ellerin. boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. insan kıyamaz dokunmaya. avuçların desenli kurabiyelere benziyor. öpsem, ağzımda şeker tadı bırakacak, kesin.
parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor şebnem.
rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir.
bir kerecik buluşalım, yeniden hayatımın başrolünde olayım. kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok.
şebnem, uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. başını dizlerime koy. sevincimden çimlere kırağı düşürürüm.
senden sinyal beklemek, dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi; acayip sancılı.
insan, nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. göze aldığımız risklerden, tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza.
bakışların, cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi şebnem.
artık hayatımın normale dönmesi imkansız.
şebnem, sen saklanınca ağaçların içi boşaldı, kuşlar iskelete döndü, deniz pıhtılaştı, gökyüzü felç oldu, bulutlar kireç bağladı, asfaltlar eriyor, minareler yamuldu; istanbul, haşlanmış lahana gibi kendini saldı.
şebnem seni manyaklar gibi özledim. iç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim.
şebnem, adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi, ne zaman ağzımı açsam, uçuveriyor.
hasretin gecenin mimarisi oldu, temeli, sütunları, kubbesi.
seni sevmek, göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey şebnem.
şebnem senin için buffalolar kurban edeyim, yağmur ormanlarını yakayım, tabiatla kanlı bıçaklı olayım.
şebnem tornavidayla dağlara oyuklar, mağaralar açayım, çölü avuç avuç başka yere taşıyayım.
şebnem, bir öpücük ver, sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim.
türk kızılayı’na kan vereyim, oradan da altı nokta körler derneği’ne gideyim. körlere sesleneyim: “arkadaşlar, dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız, fakat şebnem’in güzelliğini görmek için ölüp cennete gitmeniz gerekecek. sıkın dişinizi.” öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını.
--spoiler--
--spoiler--
şebnem; ceylanların, kuğuların sınıf arkadaşı, cıvıltılı cimcime, bal şelalesi;
şövalye olsaydım, senin şehrine hücum etseydim, dudaklarını görünce kılıcımı düşürür, atımdan düşerdim. hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bir yenilgi olurdu.
ellerin. boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. insan kıyamaz dokunmaya. avuçların desenli kurabiyelere benziyor. öpsem, ağzımda şeker tadı bırakacak, kesin.
parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor şebnem.
rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir.
bir kerecik buluşalım, yeniden hayatımın başrolünde olayım. kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok.
şebnem, uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. başını dizlerime koy. sevincimden çimlere kırağı düşürürüm.
senden sinyal beklemek, dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi; acayip sancılı.
insan, nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. göze aldığımız risklerden, tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza.
bakışların, cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi şebnem.
artık hayatımın normale dönmesi imkansız.
şebnem, sen saklanınca ağaçların içi boşaldı, kuşlar iskelete döndü, deniz pıhtılaştı, gökyüzü felç oldu, bulutlar kireç bağladı, asfaltlar eriyor, minareler yamuldu; istanbul, haşlanmış lahana gibi kendini saldı.
şebnem seni manyaklar gibi özledim. iç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim.
şebnem, adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi, ne zaman ağzımı açsam, uçuveriyor.
hasretin gecenin mimarisi oldu, temeli, sütunları, kubbesi.
seni sevmek, göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey şebnem.
şebnem senin için buffalolar kurban edeyim, yağmur ormanlarını yakayım, tabiatla kanlı bıçaklı olayım.
şebnem tornavidayla dağlara oyuklar, mağaralar açayım, çölü avuç avuç başka yere taşıyayım.
şebnem, bir öpücük ver, sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim.
türk kızılayı’na kan vereyim, oradan da altı nokta körler derneği’ne gideyim. körlere sesleneyim: “arkadaşlar, dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız, fakat şebnem’in güzelliğini görmek için ölüp cennete gitmeniz gerekecek. sıkın dişinizi.” öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar