bugün
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı29
- tai lung50
- sözlükte en az sevdiğiniz yazar16
- başakşehir'in galatasaray'a hep yatması13
- gece gelen makarna yeme isteği10
- sözlükte cin var mı7
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- claudian clouds15
- kombin atıp erkek düşüren kız yazar5
- arkadaşlar neden böylesiniz8
- gece mezarlıkta cinlere şeker dağıtmak6
- ölmüş birini özlemek3
- büyü yapan sözlük yazarları11
- lezbiyenlik kul hakkına girmektir8
- arkadaşlar bir şey dicem7
- demleme usulü makarna5
- eşşek gözlü sözlük yazarı5
- çin de doğmak3
- kombin atıp kız düşüren erkek yazar7
- en fazla cinsel suçun işlendiği ülkeler18
- cinlerin insanlarla ilişkiye girmesi9
- seviştikten sonra biz şimdi neyiz diyen cin3
- türkiyede doğmak2
- nervio8
- türk kızları keko erkek mi seviyor12
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi28
- öğretmenlerin 3 aylık tatillerinin bitmesi6
- singapur da doğmak2
- şu an fingirdeşen yazarlar2
- salça yapan sözlük kızı10
- victor osimhen10
- mucizelere inanıyor musunuz6
- enayimiknatisii21
- biliyorum ama soylemem4
- geceye bir şiir bırak6
- sözlüğe kombin atan erkeğin asıl amacı12
- ruhi çenet'in hasidikler videosu5
- iyi geceler3
- kendini eleştirebilen insan7
- sedat pekmez2
- baba parasıyla artistlik yapmak5
- paris saint germain4
- askerde yaşanılan zorluklar6
- dinlerin uydurma olduğu gerçeği11
- dünyayı kimler yönetiyor4
- instagram da bazı fotoğrafların büyümemesi4
- gökten çikolata yağması4
- ruhi çenet4
- mentali bozuk sevgili3
- sözlükte feyk hesabı olan yazarlar4
şehadetinin 34.yılında özlem ve minnetle andığımız ülkücü şehidimizdir.
ruhu şad mekanı cennet olsun.
--spoiler--
1976 senesinde üniversite tahsili için geldiğim istanbul'da, fatih semtindeki erzurum talebe yurdunda kalırken, süleyman aslanla aynı odayı paylaşırdık. aynı zamanda edirnekapı, çapa ve atatürk öğrenci yurdunda spor dersleri verirken, süleyman da bu çalışmalarımda yardımcı olurdu. kendisi uzak doğu dövüş sanatları dalında siyah kuşak sahibiydi.
bu arada mahallenin çocuklarıyla muazzam bir dostluk kurmuş, okul dışı zamanlarımızı birlikte geçirir olmuştuk. zakir alkan bizim karşımızdaki sokakta ailesiyle birlikte oturuyor ve vatan lisesinde tahsil görüyordu. annesi, rahmetli nermin teyze, erzurum yemekleri yapar, bir nebze olsun bizi gurbet havasından uzaklaştırırdı. hele ramazan aylarında bütün komşular bizim için seferber olur, herkes elinden gelen ve gücü yettiği nispette yiyecekler hazırlar ve yurdumuza gönderirlerdi. bu komşulardan en unutulmaz olanı sokağımızda berberlik yapan elazığlı cengiz usta ise bizlere büyüklük yapar, ufak tefek ihtiyaçlarımızın karşılanmasında çok büyük gayret gösterirdi. zakirin ağabeyi nazmi alkan ise taksicilik yaparak hayatını kazanmasına rağmen, günün büyük bir bölümünde arabasını bize tahsis ederek faaliyetlerimize katkıda bulunuyordu.
biz de çevremizdeki okul çocuklarına dersler verir, âdeta bir dershane gibi onlara yardımcı olurduk. günde üç-beş şehit cenazesi kaldırdığımız o ağır savaş ortamında bile, sevgi ve muhabbetimizi onlardan esirgemez, her dertlerine ortak olurduk. bu arada süleyman, geceleri kocamustafapaşada bir fırında çalışıyor, ailesine yük olmadan tahsil hayatını devam ettiriyordu.
ülkemizin bu karanlık, kapkaranlık ortamında, ihanet odaklarına karşı verdiğimiz mücadele, aşırı bir yoğunluk kazanmış, morglar ve hapishaneler, bizlerin mecburi durakları olmuştu.
sağmalcılar cezaevi kavurucu bir sıcak günlerden çarşamba, görüş günü ve adım anons edilmeye başladı. görüşme kabinine gittiğimde süleyman, zakir, orhan ulusoy ve bir kaç arkadaşı beni beklerken buldum. heyecanlı ve hararetli bir selamlaşmadan sonra, zakir başladı anlatmaya, ailesi onu erzurum lisesine naklettirmiş, o da tatil için geldiği istanbul'da hemen cezaevine bizleri ziyarete koşmuştu.
bana selam gönderenlerin tek tek adlarını sayıyor, el-kol hareketleriyle bağırarak konuşuyor, herkesin sesi birbirine karışıyordu. bu arada süleyman tebessümle bakarken lafa girdi, bir hafta önce aksarayda saldırıya uğramış ve kalbine yakın bir mesafeden bıçak darbesi almıştı. bir taraftan kazağını yukarıya sıyırarak yarasını bana gösteriyordu. benim mahzunlandığımı görünce de teselli vermeye çalıştı:
-aldırma hoca, bu can o kadar tatlı değil...
evet çok doğru söylüyordu süleyman, bizlerin canı, ülkemiz kadar, ülkümüz kadar tatlı değildi.
nihayet 'yırtıcı bir zil' yirmi dakikalık görüşmenin bittiğini haber veriyordu. ayrılık çok zor oldu. önce onlar geri geri giderek gözden kayboldular. bende koğuşun yolunu tuttum. hapishane maltasında yürürken bir yandan az önceki görüşmeyi kafamda tekrar yaşıyordum. süleymanın en sert cisimleri bile eritecek kudrette olan keskin bakışları önümde büyüyor, büyüyor cazaevinin her yanını, istanbul semalarını ve hatta bütün arşı kaplıyordu. onun hüzün dolu gözleri, gördüğüm her eşyada vücut buluyordu âdeta.
bu görüşmeden iki gün sonra...
sabah erkenden kalkıp bahçeye çıkmıştım. güneş henüz yüksek duvarları aşıp bizlere ulaşamamıştı. bir arkadaşımız kapı mazgalından uzatılan gazeteleri alarak bahçedeki büyük masanın üzerine koydu. akşam elektrikler kesik olduğundan haberleri dinleyememiştik. bu sebepten hemen masanın başına toplandık. gazetenin ilk sayfasına baktığımda âdeta bir alev topunun içine düştüm. gözlerim karardı. yıkıldım. kanlar içerisinde iki civan... iki şehit... iki can...
sanki iki önemli uzvum bedenimi terketmiş, diğerleri de ayrılmak için sıra bekliyorlardı. ruh dünyamda yeni bir deprem daha yaşıyordum. ya rabbim, bu kaçıncı sarsıntı!..
gazete elimde, donup kaldım... takvimler cuma günü, 9 haziran 1978 i gösterirken zaman bir kez daha durmuştu. görüşmemizden sadece iki gün sonra o kalleş pusu, vatan caddesinde onlar için kuruluyordu.
kulaklarım uğulduyor... nefes alamıyorum... sanki beynim delinmiş, sızan kanlar kulaklarımdan akarken boynumdan göğsüme doğru bir ılıklık hissediyorum. kalp ve diğer organlarım hayati vazifelerine son veriyorlar. bir arkadaşım kolumdan sıkıca tutup sarsıyor:
-merak etme, intikamımız çok daha acı olacak...
ben onu duymuyorum bile. 'yüz kişi ölse ne olur' diyorum sessizce.
aynı dakikalarda uyduruk bir bahane bulan komünist unsurlar koğuşumuza yönelik bir saldırı başlattılar. anlaşılan bizim yasımıza bile tahammül edemiyorlardı. hapishane kanlı bir tarlaya dönmüştü.
dışarıda bu saldıraya cevap veren ve zulmü payidar etmemek için kellesini ortaya koyanlar, olağanüstü bir gayret göstermişler ama acımız ebedi yüreğimizde kalmıştır. her türlü faaliyete rağmen bu çabalar, bir zakirin, bir süleymanın acısını dindirmeye yetmedi, yüreğimiz onlar için hep kanadı, hep yandı...
yusuf ziya arpacık
--spoiler--
kabri nur mekanı cennet olsun...odtü de kızıl eşkiyaya başkaldıran bir yiğit olarak asla unutulmayacaktır.
ruhu şad mekanı cennet olsun.
--spoiler--
1976 senesinde üniversite tahsili için geldiğim istanbul'da, fatih semtindeki erzurum talebe yurdunda kalırken, süleyman aslanla aynı odayı paylaşırdık. aynı zamanda edirnekapı, çapa ve atatürk öğrenci yurdunda spor dersleri verirken, süleyman da bu çalışmalarımda yardımcı olurdu. kendisi uzak doğu dövüş sanatları dalında siyah kuşak sahibiydi.
bu arada mahallenin çocuklarıyla muazzam bir dostluk kurmuş, okul dışı zamanlarımızı birlikte geçirir olmuştuk. zakir alkan bizim karşımızdaki sokakta ailesiyle birlikte oturuyor ve vatan lisesinde tahsil görüyordu. annesi, rahmetli nermin teyze, erzurum yemekleri yapar, bir nebze olsun bizi gurbet havasından uzaklaştırırdı. hele ramazan aylarında bütün komşular bizim için seferber olur, herkes elinden gelen ve gücü yettiği nispette yiyecekler hazırlar ve yurdumuza gönderirlerdi. bu komşulardan en unutulmaz olanı sokağımızda berberlik yapan elazığlı cengiz usta ise bizlere büyüklük yapar, ufak tefek ihtiyaçlarımızın karşılanmasında çok büyük gayret gösterirdi. zakirin ağabeyi nazmi alkan ise taksicilik yaparak hayatını kazanmasına rağmen, günün büyük bir bölümünde arabasını bize tahsis ederek faaliyetlerimize katkıda bulunuyordu.
biz de çevremizdeki okul çocuklarına dersler verir, âdeta bir dershane gibi onlara yardımcı olurduk. günde üç-beş şehit cenazesi kaldırdığımız o ağır savaş ortamında bile, sevgi ve muhabbetimizi onlardan esirgemez, her dertlerine ortak olurduk. bu arada süleyman, geceleri kocamustafapaşada bir fırında çalışıyor, ailesine yük olmadan tahsil hayatını devam ettiriyordu.
ülkemizin bu karanlık, kapkaranlık ortamında, ihanet odaklarına karşı verdiğimiz mücadele, aşırı bir yoğunluk kazanmış, morglar ve hapishaneler, bizlerin mecburi durakları olmuştu.
sağmalcılar cezaevi kavurucu bir sıcak günlerden çarşamba, görüş günü ve adım anons edilmeye başladı. görüşme kabinine gittiğimde süleyman, zakir, orhan ulusoy ve bir kaç arkadaşı beni beklerken buldum. heyecanlı ve hararetli bir selamlaşmadan sonra, zakir başladı anlatmaya, ailesi onu erzurum lisesine naklettirmiş, o da tatil için geldiği istanbul'da hemen cezaevine bizleri ziyarete koşmuştu.
bana selam gönderenlerin tek tek adlarını sayıyor, el-kol hareketleriyle bağırarak konuşuyor, herkesin sesi birbirine karışıyordu. bu arada süleyman tebessümle bakarken lafa girdi, bir hafta önce aksarayda saldırıya uğramış ve kalbine yakın bir mesafeden bıçak darbesi almıştı. bir taraftan kazağını yukarıya sıyırarak yarasını bana gösteriyordu. benim mahzunlandığımı görünce de teselli vermeye çalıştı:
-aldırma hoca, bu can o kadar tatlı değil...
evet çok doğru söylüyordu süleyman, bizlerin canı, ülkemiz kadar, ülkümüz kadar tatlı değildi.
nihayet 'yırtıcı bir zil' yirmi dakikalık görüşmenin bittiğini haber veriyordu. ayrılık çok zor oldu. önce onlar geri geri giderek gözden kayboldular. bende koğuşun yolunu tuttum. hapishane maltasında yürürken bir yandan az önceki görüşmeyi kafamda tekrar yaşıyordum. süleymanın en sert cisimleri bile eritecek kudrette olan keskin bakışları önümde büyüyor, büyüyor cazaevinin her yanını, istanbul semalarını ve hatta bütün arşı kaplıyordu. onun hüzün dolu gözleri, gördüğüm her eşyada vücut buluyordu âdeta.
bu görüşmeden iki gün sonra...
sabah erkenden kalkıp bahçeye çıkmıştım. güneş henüz yüksek duvarları aşıp bizlere ulaşamamıştı. bir arkadaşımız kapı mazgalından uzatılan gazeteleri alarak bahçedeki büyük masanın üzerine koydu. akşam elektrikler kesik olduğundan haberleri dinleyememiştik. bu sebepten hemen masanın başına toplandık. gazetenin ilk sayfasına baktığımda âdeta bir alev topunun içine düştüm. gözlerim karardı. yıkıldım. kanlar içerisinde iki civan... iki şehit... iki can...
sanki iki önemli uzvum bedenimi terketmiş, diğerleri de ayrılmak için sıra bekliyorlardı. ruh dünyamda yeni bir deprem daha yaşıyordum. ya rabbim, bu kaçıncı sarsıntı!..
gazete elimde, donup kaldım... takvimler cuma günü, 9 haziran 1978 i gösterirken zaman bir kez daha durmuştu. görüşmemizden sadece iki gün sonra o kalleş pusu, vatan caddesinde onlar için kuruluyordu.
kulaklarım uğulduyor... nefes alamıyorum... sanki beynim delinmiş, sızan kanlar kulaklarımdan akarken boynumdan göğsüme doğru bir ılıklık hissediyorum. kalp ve diğer organlarım hayati vazifelerine son veriyorlar. bir arkadaşım kolumdan sıkıca tutup sarsıyor:
-merak etme, intikamımız çok daha acı olacak...
ben onu duymuyorum bile. 'yüz kişi ölse ne olur' diyorum sessizce.
aynı dakikalarda uyduruk bir bahane bulan komünist unsurlar koğuşumuza yönelik bir saldırı başlattılar. anlaşılan bizim yasımıza bile tahammül edemiyorlardı. hapishane kanlı bir tarlaya dönmüştü.
dışarıda bu saldıraya cevap veren ve zulmü payidar etmemek için kellesini ortaya koyanlar, olağanüstü bir gayret göstermişler ama acımız ebedi yüreğimizde kalmıştır. her türlü faaliyete rağmen bu çabalar, bir zakirin, bir süleymanın acısını dindirmeye yetmedi, yüreğimiz onlar için hep kanadı, hep yandı...
yusuf ziya arpacık
--spoiler--
kabri nur mekanı cennet olsun...odtü de kızıl eşkiyaya başkaldıran bir yiğit olarak asla unutulmayacaktır.
Komünist vatan düşmanları tarafından şehit edilen abimiz! Ruhu şad mekanı cennet olsun!
Bu Vatan için Canlarını Veren Aziz Şehitlerimizden birisidir. Allah rahmet eylesin, komünist kızıl piçlere fırsat vermesin.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar