bugün
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü12
- yalnızlık edebiyatı13
- askerliğin gençler için faydalı olması7
- bir kızla dalga geçmek6
- karı gibi erkek4
- sözlüğü 2000 ve sonrası doğumluların basması3
- tai lung42
- 6 eylül 2026 türkiye italya voleybol maçı18
- kin tutmayı beceremeyen insan9
- gizli hesap6
- en sevmediğin insan tipleri7
- türkiye bölünebilir mi2
- ciddi ciddi voleybol maçı izleyen insan olması9
- ikinci defa askere gitmek6
- mavi göz7
- namazlarınızın yaradan için hiçbir kıymeti yok11
- sözlükte psikolojik delilerin olması10
- en sevdiğiniz sözlük yazarı9
- bulunduğun koşullarda mutlu olmak3
- bu koyden olsam ne olacak ve sarı şeker12
- türk halkını uyuşturma itemleri2
- gecenin geç saatlerinde entry girmek2
- claudian clouds22
- herkesin tavsiye verdiği insan4
- rennie2
- özbek kadınlar14
- bir viski doldurup kızların final maçını izlemek12
- akrep3
- sözlük whatsapp grupları13
- sözlüğün en hamarat yazarı8
- gece vardiyası yazarlar4
- friedrich hegel la bi cay icek12
- islam'ın hak dini olması6
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı42
- iğrenme eşiği olmayan erkek9
- uludağ itiraf10
- namazın amacı6
- kahverengi gözlü olmak4
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı17
- melissa vargas7
- sarapci koala47
- göğüs uçlarını birbirine değdirebilen kadın11
- uludağ sözlük benim için ancak mezarda biter5
- filenin sultanlarının avrupa şampiyonu olması6
- yalnız ölmek4
- özbek pilavına kaşık saplamak7
- eva murati3
- pazar gecesi3
- kadını kurtarmak isterken bıçaklanan'u y4
- mudanya da ido deniz otobüsünün iskeleye çarpması2
şehadetinin 34.yılında özlem ve minnetle andığımız ülkücü şehidimizdir.
ruhu şad mekanı cennet olsun.
--spoiler--
1976 senesinde üniversite tahsili için geldiğim istanbul'da, fatih semtindeki erzurum talebe yurdunda kalırken, süleyman aslanla aynı odayı paylaşırdık. aynı zamanda edirnekapı, çapa ve atatürk öğrenci yurdunda spor dersleri verirken, süleyman da bu çalışmalarımda yardımcı olurdu. kendisi uzak doğu dövüş sanatları dalında siyah kuşak sahibiydi.
bu arada mahallenin çocuklarıyla muazzam bir dostluk kurmuş, okul dışı zamanlarımızı birlikte geçirir olmuştuk. zakir alkan bizim karşımızdaki sokakta ailesiyle birlikte oturuyor ve vatan lisesinde tahsil görüyordu. annesi, rahmetli nermin teyze, erzurum yemekleri yapar, bir nebze olsun bizi gurbet havasından uzaklaştırırdı. hele ramazan aylarında bütün komşular bizim için seferber olur, herkes elinden gelen ve gücü yettiği nispette yiyecekler hazırlar ve yurdumuza gönderirlerdi. bu komşulardan en unutulmaz olanı sokağımızda berberlik yapan elazığlı cengiz usta ise bizlere büyüklük yapar, ufak tefek ihtiyaçlarımızın karşılanmasında çok büyük gayret gösterirdi. zakirin ağabeyi nazmi alkan ise taksicilik yaparak hayatını kazanmasına rağmen, günün büyük bir bölümünde arabasını bize tahsis ederek faaliyetlerimize katkıda bulunuyordu.
biz de çevremizdeki okul çocuklarına dersler verir, âdeta bir dershane gibi onlara yardımcı olurduk. günde üç-beş şehit cenazesi kaldırdığımız o ağır savaş ortamında bile, sevgi ve muhabbetimizi onlardan esirgemez, her dertlerine ortak olurduk. bu arada süleyman, geceleri kocamustafapaşada bir fırında çalışıyor, ailesine yük olmadan tahsil hayatını devam ettiriyordu.
ülkemizin bu karanlık, kapkaranlık ortamında, ihanet odaklarına karşı verdiğimiz mücadele, aşırı bir yoğunluk kazanmış, morglar ve hapishaneler, bizlerin mecburi durakları olmuştu.
sağmalcılar cezaevi kavurucu bir sıcak günlerden çarşamba, görüş günü ve adım anons edilmeye başladı. görüşme kabinine gittiğimde süleyman, zakir, orhan ulusoy ve bir kaç arkadaşı beni beklerken buldum. heyecanlı ve hararetli bir selamlaşmadan sonra, zakir başladı anlatmaya, ailesi onu erzurum lisesine naklettirmiş, o da tatil için geldiği istanbul'da hemen cezaevine bizleri ziyarete koşmuştu.
bana selam gönderenlerin tek tek adlarını sayıyor, el-kol hareketleriyle bağırarak konuşuyor, herkesin sesi birbirine karışıyordu. bu arada süleyman tebessümle bakarken lafa girdi, bir hafta önce aksarayda saldırıya uğramış ve kalbine yakın bir mesafeden bıçak darbesi almıştı. bir taraftan kazağını yukarıya sıyırarak yarasını bana gösteriyordu. benim mahzunlandığımı görünce de teselli vermeye çalıştı:
-aldırma hoca, bu can o kadar tatlı değil...
evet çok doğru söylüyordu süleyman, bizlerin canı, ülkemiz kadar, ülkümüz kadar tatlı değildi.
nihayet 'yırtıcı bir zil' yirmi dakikalık görüşmenin bittiğini haber veriyordu. ayrılık çok zor oldu. önce onlar geri geri giderek gözden kayboldular. bende koğuşun yolunu tuttum. hapishane maltasında yürürken bir yandan az önceki görüşmeyi kafamda tekrar yaşıyordum. süleymanın en sert cisimleri bile eritecek kudrette olan keskin bakışları önümde büyüyor, büyüyor cazaevinin her yanını, istanbul semalarını ve hatta bütün arşı kaplıyordu. onun hüzün dolu gözleri, gördüğüm her eşyada vücut buluyordu âdeta.
bu görüşmeden iki gün sonra...
sabah erkenden kalkıp bahçeye çıkmıştım. güneş henüz yüksek duvarları aşıp bizlere ulaşamamıştı. bir arkadaşımız kapı mazgalından uzatılan gazeteleri alarak bahçedeki büyük masanın üzerine koydu. akşam elektrikler kesik olduğundan haberleri dinleyememiştik. bu sebepten hemen masanın başına toplandık. gazetenin ilk sayfasına baktığımda âdeta bir alev topunun içine düştüm. gözlerim karardı. yıkıldım. kanlar içerisinde iki civan... iki şehit... iki can...
sanki iki önemli uzvum bedenimi terketmiş, diğerleri de ayrılmak için sıra bekliyorlardı. ruh dünyamda yeni bir deprem daha yaşıyordum. ya rabbim, bu kaçıncı sarsıntı!..
gazete elimde, donup kaldım... takvimler cuma günü, 9 haziran 1978 i gösterirken zaman bir kez daha durmuştu. görüşmemizden sadece iki gün sonra o kalleş pusu, vatan caddesinde onlar için kuruluyordu.
kulaklarım uğulduyor... nefes alamıyorum... sanki beynim delinmiş, sızan kanlar kulaklarımdan akarken boynumdan göğsüme doğru bir ılıklık hissediyorum. kalp ve diğer organlarım hayati vazifelerine son veriyorlar. bir arkadaşım kolumdan sıkıca tutup sarsıyor:
-merak etme, intikamımız çok daha acı olacak...
ben onu duymuyorum bile. 'yüz kişi ölse ne olur' diyorum sessizce.
aynı dakikalarda uyduruk bir bahane bulan komünist unsurlar koğuşumuza yönelik bir saldırı başlattılar. anlaşılan bizim yasımıza bile tahammül edemiyorlardı. hapishane kanlı bir tarlaya dönmüştü.
dışarıda bu saldıraya cevap veren ve zulmü payidar etmemek için kellesini ortaya koyanlar, olağanüstü bir gayret göstermişler ama acımız ebedi yüreğimizde kalmıştır. her türlü faaliyete rağmen bu çabalar, bir zakirin, bir süleymanın acısını dindirmeye yetmedi, yüreğimiz onlar için hep kanadı, hep yandı...
yusuf ziya arpacık
--spoiler--
kabri nur mekanı cennet olsun...odtü de kızıl eşkiyaya başkaldıran bir yiğit olarak asla unutulmayacaktır.
ruhu şad mekanı cennet olsun.
--spoiler--
1976 senesinde üniversite tahsili için geldiğim istanbul'da, fatih semtindeki erzurum talebe yurdunda kalırken, süleyman aslanla aynı odayı paylaşırdık. aynı zamanda edirnekapı, çapa ve atatürk öğrenci yurdunda spor dersleri verirken, süleyman da bu çalışmalarımda yardımcı olurdu. kendisi uzak doğu dövüş sanatları dalında siyah kuşak sahibiydi.
bu arada mahallenin çocuklarıyla muazzam bir dostluk kurmuş, okul dışı zamanlarımızı birlikte geçirir olmuştuk. zakir alkan bizim karşımızdaki sokakta ailesiyle birlikte oturuyor ve vatan lisesinde tahsil görüyordu. annesi, rahmetli nermin teyze, erzurum yemekleri yapar, bir nebze olsun bizi gurbet havasından uzaklaştırırdı. hele ramazan aylarında bütün komşular bizim için seferber olur, herkes elinden gelen ve gücü yettiği nispette yiyecekler hazırlar ve yurdumuza gönderirlerdi. bu komşulardan en unutulmaz olanı sokağımızda berberlik yapan elazığlı cengiz usta ise bizlere büyüklük yapar, ufak tefek ihtiyaçlarımızın karşılanmasında çok büyük gayret gösterirdi. zakirin ağabeyi nazmi alkan ise taksicilik yaparak hayatını kazanmasına rağmen, günün büyük bir bölümünde arabasını bize tahsis ederek faaliyetlerimize katkıda bulunuyordu.
biz de çevremizdeki okul çocuklarına dersler verir, âdeta bir dershane gibi onlara yardımcı olurduk. günde üç-beş şehit cenazesi kaldırdığımız o ağır savaş ortamında bile, sevgi ve muhabbetimizi onlardan esirgemez, her dertlerine ortak olurduk. bu arada süleyman, geceleri kocamustafapaşada bir fırında çalışıyor, ailesine yük olmadan tahsil hayatını devam ettiriyordu.
ülkemizin bu karanlık, kapkaranlık ortamında, ihanet odaklarına karşı verdiğimiz mücadele, aşırı bir yoğunluk kazanmış, morglar ve hapishaneler, bizlerin mecburi durakları olmuştu.
sağmalcılar cezaevi kavurucu bir sıcak günlerden çarşamba, görüş günü ve adım anons edilmeye başladı. görüşme kabinine gittiğimde süleyman, zakir, orhan ulusoy ve bir kaç arkadaşı beni beklerken buldum. heyecanlı ve hararetli bir selamlaşmadan sonra, zakir başladı anlatmaya, ailesi onu erzurum lisesine naklettirmiş, o da tatil için geldiği istanbul'da hemen cezaevine bizleri ziyarete koşmuştu.
bana selam gönderenlerin tek tek adlarını sayıyor, el-kol hareketleriyle bağırarak konuşuyor, herkesin sesi birbirine karışıyordu. bu arada süleyman tebessümle bakarken lafa girdi, bir hafta önce aksarayda saldırıya uğramış ve kalbine yakın bir mesafeden bıçak darbesi almıştı. bir taraftan kazağını yukarıya sıyırarak yarasını bana gösteriyordu. benim mahzunlandığımı görünce de teselli vermeye çalıştı:
-aldırma hoca, bu can o kadar tatlı değil...
evet çok doğru söylüyordu süleyman, bizlerin canı, ülkemiz kadar, ülkümüz kadar tatlı değildi.
nihayet 'yırtıcı bir zil' yirmi dakikalık görüşmenin bittiğini haber veriyordu. ayrılık çok zor oldu. önce onlar geri geri giderek gözden kayboldular. bende koğuşun yolunu tuttum. hapishane maltasında yürürken bir yandan az önceki görüşmeyi kafamda tekrar yaşıyordum. süleymanın en sert cisimleri bile eritecek kudrette olan keskin bakışları önümde büyüyor, büyüyor cazaevinin her yanını, istanbul semalarını ve hatta bütün arşı kaplıyordu. onun hüzün dolu gözleri, gördüğüm her eşyada vücut buluyordu âdeta.
bu görüşmeden iki gün sonra...
sabah erkenden kalkıp bahçeye çıkmıştım. güneş henüz yüksek duvarları aşıp bizlere ulaşamamıştı. bir arkadaşımız kapı mazgalından uzatılan gazeteleri alarak bahçedeki büyük masanın üzerine koydu. akşam elektrikler kesik olduğundan haberleri dinleyememiştik. bu sebepten hemen masanın başına toplandık. gazetenin ilk sayfasına baktığımda âdeta bir alev topunun içine düştüm. gözlerim karardı. yıkıldım. kanlar içerisinde iki civan... iki şehit... iki can...
sanki iki önemli uzvum bedenimi terketmiş, diğerleri de ayrılmak için sıra bekliyorlardı. ruh dünyamda yeni bir deprem daha yaşıyordum. ya rabbim, bu kaçıncı sarsıntı!..
gazete elimde, donup kaldım... takvimler cuma günü, 9 haziran 1978 i gösterirken zaman bir kez daha durmuştu. görüşmemizden sadece iki gün sonra o kalleş pusu, vatan caddesinde onlar için kuruluyordu.
kulaklarım uğulduyor... nefes alamıyorum... sanki beynim delinmiş, sızan kanlar kulaklarımdan akarken boynumdan göğsüme doğru bir ılıklık hissediyorum. kalp ve diğer organlarım hayati vazifelerine son veriyorlar. bir arkadaşım kolumdan sıkıca tutup sarsıyor:
-merak etme, intikamımız çok daha acı olacak...
ben onu duymuyorum bile. 'yüz kişi ölse ne olur' diyorum sessizce.
aynı dakikalarda uyduruk bir bahane bulan komünist unsurlar koğuşumuza yönelik bir saldırı başlattılar. anlaşılan bizim yasımıza bile tahammül edemiyorlardı. hapishane kanlı bir tarlaya dönmüştü.
dışarıda bu saldıraya cevap veren ve zulmü payidar etmemek için kellesini ortaya koyanlar, olağanüstü bir gayret göstermişler ama acımız ebedi yüreğimizde kalmıştır. her türlü faaliyete rağmen bu çabalar, bir zakirin, bir süleymanın acısını dindirmeye yetmedi, yüreğimiz onlar için hep kanadı, hep yandı...
yusuf ziya arpacık
--spoiler--
kabri nur mekanı cennet olsun...odtü de kızıl eşkiyaya başkaldıran bir yiğit olarak asla unutulmayacaktır.
Komünist vatan düşmanları tarafından şehit edilen abimiz! Ruhu şad mekanı cennet olsun!
Bu Vatan için Canlarını Veren Aziz Şehitlerimizden birisidir. Allah rahmet eylesin, komünist kızıl piçlere fırsat vermesin.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar