bugün
- kaçak çay10
- borsa istanbul20
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası8
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi15
- iltica23
- fon vurgunu54
- yulaf lapası vs tost8
- sözlük kızlarının bicepsleri18
- berat albayrak'a iftira atılması11
- from gold from dust34
- gocu nerede gocu6
- küçük memeli5
- mekke kutsal mıdır sorunsalı9
- horlayan birinin yanında uyuma rehberi10
- tavuklu pilav10
- ekmek için ekmeleddin7
- faik öztrak2
- tayyiple yatıp tayyiple kalkmak6
- vurdurmaya meyilli araba6
- mandalina çıkmış arkadaşlar6
- kürt dizilerinin tutmaması11
- arkadaşlar çok sıkıcısınız11
- 2001 a space odyssey2
- türkleri köle gibi sömüren ak burjuva2
- cilt kanseri aşısında yüzde 42 başarı3
- 2026 yılında hala seks kasetinden medet uman tip2
- pudra kokusu7
- küçük memeli kızların yaşama amacı4
- sucuklu çekirdek3
- köylülük7
- kürk mantolu madonna abartılmış tırt bir kitaptır6
- eskiden 20 liraya yediğim kebabın 50 lira olması8
- kompüter lütfen cevap veriniz2
- deli6
- sözlük gey saati vs din saati vs akp saati6
- sen nehrine siz diyen cahil3
- en iyi çakmak markası8
- 1 gün diyetteyim4
- hayırlı cumalar2
- medet usta2
- beşiktaş16
- sabahları 2 kilo bioxcin içen gürbüz genç4
- nerdesin eyy ebgh efendi2
- hulk gerçek mi6
- vagperestler2
- yazarların 1 milyon dolar için yapacağı şok şeyler5
- sabahları sevilen şeyler4
- onurlu insanlar da var2
- komünist terör örgütleri2
dinlediğiniz sanatçıların birer birer bu dünyadan göçüp gitmesi. anıların olması ve onları özlemek, hüzünlenmek onları hatırlarken yüzünde bir tebessüm oluşmasıdır.
artık hiçbir şarkının anlamlı gelmemesidir.
macera hissinin sona ermesi. kırkımı bitirmek üzere olduğum şu günlerde yavaş yavaş etkisini hissetmekteyim. filmler, müzik, kitaplar, kadınlar artık ilgi çekici gelmiyor eskisi gibi. bir havadis değeri olmaktan çıktı. hayatla oyunlar oynamanın da bir esprisini görememeye başladım. sadeleşme, olabildiğince yalnızlaşma, uzaklaşma, daha da dışarı kalma isteği ana motife dönmekte. bu yaşa geldiğinde kimi sığınakları yaratamamış birisiyseniz benim gibi, bu olup bitenden sıyrılmaya bir gerçeklik verememekten kaynaklanan bir daralma kalıyor elde. bu da fena haliyle. içinde olmak istemediğinizin içinde kalmaya ve içerisinde oyunlar oynamaya da devam ediyorsunuz az biraz katlanılır kılma adına ama istediğiniz bu oyunlara tamamen bir son vermek ve başka bir yaşama gidebilmek. can sıkıcı. filmleri izlemeye, şarkıları dinlemeye, karşınıza çıkan kadınlara ilgi göstermeye, bir kitabın ilk sayfasını açıp sonrasında kendinizi yüzüncü sayfasında bulmaya, arkadaşlarla zaman geçirmeye, yeni giysiler almaya, bir takım yerleri görmeye devam ediyorsunuz. oysa bunlar artık bir şey olmaktan çıkalı çok zaman oldu. devri ve hikayesi bitmiş bir kimse olarak elinizde kalan tekrarlarınıza dönüyor.
vücut hücrelerinin yıpranması ve yavaş yavaş ölüme geçişidir.
kaçınılmaz bir sondur ve her insan karşılaşacaktır ancak ihtiyarlamak ve yaşlanmak arasındaki ince çizgiyi de bilmek gerekir. herkes yaşlanır ama herkes ihtiyarlamaz kolay kolay. 70 yaşına gelip de gayet dinç olan erkekler ve kadınlar vardır ama çok düşük bir yüzde ama ne olursa olsun gene de bu türde şahıslar mevcuttur dünya üzerinde.
gençliğe borçlanmak.
hem de öyle borçlanmak, ki yüzde eksik olması istenen kırışıklıklara bakamamak. saça su vurup havluyla kuruturken, havlunun iplikleri arasına sıkışmış saç tellerine hasret kalmak. önceleri beyazdı dediğin dişlerin, sarının tonlarından kahveye doğru gittiği günlerde, ''diş fırçası''na küsmek, diş macununu ne zaman aldığını hiç mi hiç hatırlamamak. içten bir şey yapmak için şevk gelmemesi. önceleri mahallede top oynayan çocuklara karışırken, şimdilerde ''ekmeğimi alayım da, kapımdan içeri gireyim'' diyebilmek. ekmek parası telaşının yaşlanmak kelimesine olan doğru orantısını çözmeye çalışmak. daha çok yorulmak, yoruldukça kaçmak, hareketten kaçmak, devinimden kaçmak. aşık olmamak, olamamak; eski defterleri karıştırıp, eskilerin mutluluğunu gördükçe, dürülen o defterlere pişman olmak. yalnızlığa mahkum olmaktır belki de, tek kişilik yatakta.
hem de öyle borçlanmak, ki yüzde eksik olması istenen kırışıklıklara bakamamak. saça su vurup havluyla kuruturken, havlunun iplikleri arasına sıkışmış saç tellerine hasret kalmak. önceleri beyazdı dediğin dişlerin, sarının tonlarından kahveye doğru gittiği günlerde, ''diş fırçası''na küsmek, diş macununu ne zaman aldığını hiç mi hiç hatırlamamak. içten bir şey yapmak için şevk gelmemesi. önceleri mahallede top oynayan çocuklara karışırken, şimdilerde ''ekmeğimi alayım da, kapımdan içeri gireyim'' diyebilmek. ekmek parası telaşının yaşlanmak kelimesine olan doğru orantısını çözmeye çalışmak. daha çok yorulmak, yoruldukça kaçmak, hareketten kaçmak, devinimden kaçmak. aşık olmamak, olamamak; eski defterleri karıştırıp, eskilerin mutluluğunu gördükçe, dürülen o defterlere pişman olmak. yalnızlığa mahkum olmaktır belki de, tek kişilik yatakta.
tükenmeye başlamaktır.
ruhen olanı bedenen olanından daha zordur daha kötüdür. birinde hayalleriniz tükendiğinde ölürsünüz diğerinde kalp atışlarınız.
ruhen olanı bedenen olanından daha zordur daha kötüdür. birinde hayalleriniz tükendiğinde ölürsünüz diğerinde kalp atışlarınız.
sevgili günlük; bugunlerde dante gibi aynaya baktıgım da kulak kepçemde siyah bir kıl gördüm sonuç olarak bu durum somut olarak yaşlanma belirtisi zaten çocukların bana amca demesinden şüphelenmiştim.
her dökülen yaprağın arkasından ağlamak gibidir.
her duyulduğunda tezer özlü'yü akla getirir.
"hic kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. kendimle bile."
"hic kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. kendimle bile."
Vücudun en berbat hali.
insan yaşamının maddi manevi yürüyerek belki de koşarak gelmiş olduğu final noktası.
insanın artık acelesi yoktur, hareketleri tamamen yavaşlamıştır. Geçmişin aynasında Azrail'in göz bebekleriyle buluşma beklenmektedir.
'La finale'
insanın artık acelesi yoktur, hareketleri tamamen yavaşlamıştır. Geçmişin aynasında Azrail'in göz bebekleriyle buluşma beklenmektedir.
'La finale'
hayatın tek gerçeğidir. ne zaman duysanız
ben çok gencim bunları düşünmek için çok erken diyebilirsiniz. ama adım adım yaklaşırsınız.
hayatı kısaca özetlersek ;
çocuk&gençseniz : zaman + enerji vardır para yoktur.
biraz büyüyüp işe girince: para + enerji vardır ama zaman yoktur.
yaşlanıp emekli olunca : para +zaman vardır ama bu seferde enerjiniz yoktur.
(bkz: entry nick uyumu)
swh
edit: eskiden nickim hayat bizi 61 yere idi. artık entry-nick uyumuna sahip değil bu entry.
ben çok gencim bunları düşünmek için çok erken diyebilirsiniz. ama adım adım yaklaşırsınız.
hayatı kısaca özetlersek ;
çocuk&gençseniz : zaman + enerji vardır para yoktur.
biraz büyüyüp işe girince: para + enerji vardır ama zaman yoktur.
yaşlanıp emekli olunca : para +zaman vardır ama bu seferde enerjiniz yoktur.
(bkz: entry nick uyumu)
swh
edit: eskiden nickim hayat bizi 61 yere idi. artık entry-nick uyumuna sahip değil bu entry.
Anti-oksidan içeren besinlerle yavaşlamaktadır.
GECELERiN UYUNMAK iÇiN OLDUĞUNU SANMAYA BAŞLAMAKTIR.
Halsizlik getirir. insan yaşlandıkça bebekliğine daha çok yaklaşır. Azalan marjinal fayda kanunu geçerlidir.
kaçınılmazdır.
Bir yanda içinizin kıpır kıpır olduğu çocukluğun diğer yanda bıyıkların yeni yeni terlediği gençliğin heyecanını tam yaşayamadan o yılları özler bulmaktır kendini.
Yaşlanmak belki ölümden bile daha kötüdür.
Çocukken sığındığınız anneniz babanız belki yoktur dünyada.
Beraber oynadığınız insanların bile bir kısmını kaybetmişsinizdir.
Yüzünüzdeki pürüzsüzlük yoktur. Her yanınız kırış kırış olmuş, damarlarınız çatlayacak kadar genişlemiştir.
Çocuk gibi hassas ve alıngan olmuşsunuzdur.
işe yarar olmadığınızı düşünür, inatla bir iş becermek için çabalar bazen de sakarlıklar yaparsınız..
Kolaylıkla hasta olursunuz..
Belki hastalıktan tuvalete bile gidemezsiniz.
Yanınızdan koşa koşa geçen her çocuk sizden bir şeyleri de alıp götürür.
Her an ölümle burun buruna hissedersiniz kendinizi.
Ve bu öyle bir histir ki yirmi yaşında bile sizi çökertebilir.
Çünkü nasıl on yaşında sümüğünü çeke çeke ilkokula gidiyorken üniversiteyi bitirecek yaşa geldiysen, bir gün yirmi yaşından yetmiş yaşına geleceğini bilirsin..
Ama yine de , herkes seni terketse bile, hasta olsan bile, yürüyemiyorsan bile bu dünyayı bir dakika daha görebilmek için savaşırsın..
Yaşlanmak belki ölümden bile daha kötüdür.
Çocukken sığındığınız anneniz babanız belki yoktur dünyada.
Beraber oynadığınız insanların bile bir kısmını kaybetmişsinizdir.
Yüzünüzdeki pürüzsüzlük yoktur. Her yanınız kırış kırış olmuş, damarlarınız çatlayacak kadar genişlemiştir.
Çocuk gibi hassas ve alıngan olmuşsunuzdur.
işe yarar olmadığınızı düşünür, inatla bir iş becermek için çabalar bazen de sakarlıklar yaparsınız..
Kolaylıkla hasta olursunuz..
Belki hastalıktan tuvalete bile gidemezsiniz.
Yanınızdan koşa koşa geçen her çocuk sizden bir şeyleri de alıp götürür.
Her an ölümle burun buruna hissedersiniz kendinizi.
Ve bu öyle bir histir ki yirmi yaşında bile sizi çökertebilir.
Çünkü nasıl on yaşında sümüğünü çeke çeke ilkokula gidiyorken üniversiteyi bitirecek yaşa geldiysen, bir gün yirmi yaşından yetmiş yaşına geleceğini bilirsin..
Ama yine de , herkes seni terketse bile, hasta olsan bile, yürüyemiyorsan bile bu dünyayı bir dakika daha görebilmek için savaşırsın..
yaşayanlar için kaçınılmaz sondur. Bilim insanları bu konuda birşeyler yapmadığı sürece kaçmanın tek yolu yaşlanmadan ölmektir
en büyük korkumdan bir önceki korkum. Anne babamın yaşlanması bile üzerken beni, kendimi hiç düşünemiyorum.
Not: en büyük korkum da ölmek, sevdiğim insanları kaybetmek zaten.
Not: en büyük korkum da ölmek, sevdiğim insanları kaybetmek zaten.
Su an farkettiğim icim bi kotu oldu.
Olgunlaşmiyorsaniz korkutucudur.
önce saça beyazlar düşer, sonra göz altlarında torpacıklar oluşmaya başlar, gıdılar çıkar göbek fışkırır cilt buruşur ve sürekli gençliğinden örnekler vermeye başladığında bilki artık yaşlanmassın.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar