bugün
- kıl erkeğin süsüdür14
- dünyaya çocuk getirmek10
- hakkımda bilmeniz gerekenler26
- yazarların şu an yapmak istedikleri şey9
- şarap içemeyen erkek6
- nick vermeden bir yazara seslen14
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası15
- lazerle göğüs kullarını alan erkek5
- grup seksin mantığı9
- sözlükte kıllı erkek istemiyoruz4
- çaylak olunca intihar eden yazar5
- görükle'ye gelen erkek yüklü kamyonet3
- geceye bir şarkı bırak9
- ioçk12
- abberline'ı kulaklarından tavana asmak6
- kafa açan insan5
- ford taunus6
- kıllı göbeğe başını yaslayıp uyumak6
- bilgi içeren entry girelim hadi4
- makarna abartılmış balon bir yemektir5
- nokia 66002
- bu işleri bırakacağım deyip bırakmayan kız3
- çaylak olan yazara oh olsun diyen götler2
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- nevriye4
- acının tatlı tebessümü3
- pişt bi baksanıza buraya kankalarım8
- tüysüz insan arayışı5
- nohut yaptım nası olmuş10
- yoğurt mayalayan kızı üzmek11
- dürüm yerken suikaste uğramak4
- as maca4
- nervio burak demirbilek evliliği13
- 45 bin liraya alınabilecek en iyi araba6
- karakter sahibi sözlük yazarı2
- güne bir şarkı bırak17
- esnek çalışma saatleri3
- yorgun mermi vs nervio12
- kendi ismiyle sözlüğe üye olan yazarlar3
- yazarların sormak istediği sorular5
- özel güvenlik görevlisi sınavını kazanmak6
- zall olmasaydı hepimiz bir hiçtik4
- 0 0 76
- başlık parası2
- aniden gelen kokoreç yeme isteği3
- edirne'ye yerleşen tokatlılar5
- kodak charmera3
- dünyanın en samimi cümlesi2
- testere serisinde ki orospu çocuğu2
- arkadaşlar bir şey soracağım15
Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...
Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? idi...
Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?
*
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...
Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? idi...
Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?
*
kusursuz bir hikaye oldugunu son 3 paragrafinda daha iyi anladigim entrydir. uzun zamandir bu kadar mukemmel bir tespit, bu denli carpici bir hikaye okumamistim.
insanlarin algilari, yonlendirilebilirgi, zevklerinin bile kontrol altinda oldugu ve istenirse normalde keyif almayacagi birseyi 100 dolara onlara satabileceklerini gosteren, mekaniklesmis insanlarin bir nevi masalidir.
bu didaktik deney cok kisi tarafindan okunmalidir.
aslinda bir masal olarak dinlense bu sekilde yorumlanabilecek guzel bir hikayedir, diger yandan "hedef kitle o sirada metroda mi?" sorusu cevapsizdir. bahsi gecen gazete bu konuda bug'i hikayede gidermelidir.
insanlarin algilari, yonlendirilebilirgi, zevklerinin bile kontrol altinda oldugu ve istenirse normalde keyif almayacagi birseyi 100 dolara onlara satabileceklerini gosteren, mekaniklesmis insanlarin bir nevi masalidir.
bu didaktik deney cok kisi tarafindan okunmalidir.
aslinda bir masal olarak dinlense bu sekilde yorumlanabilecek guzel bir hikayedir, diger yandan "hedef kitle o sirada metroda mi?" sorusu cevapsizdir. bahsi gecen gazete bu konuda bug'i hikayede gidermelidir.
bravo denilesi bir deney. bu deney nerede yapılırsa yapılsın sonucunu aynı olacaktır.
(bkz: acele giden)
(bkz: acele giden)
habere washington deneyi ismini kimin koydugumu merak ettiğim, uzun zmandir fw maillerde dolasan ve the washington post internet sitesinde de yer alan düsündürücü ve akılcı deneysel haber.
bir ara bizde de haberlere çıkmış olan deney, metrodaki kamera kaydıyla beraber anlatıyorlardı.
farklı bir açıdan bakarsak da;
insanları bu kadar acele ettiren şey büyük ihtimalle işleri değil mi? gerçi sadece işe atmamak gerek suçu, okul da var. ya da başka şeyler, belki başka bir randevuya geç kaldık. kimse randevuya giderken etrafa bakınacak kadar bol süre bırakamıyor. arkadaşlarımızla bile hadi gel dışarı çıkalım gezelim dediğimizde kaç tanesi gelebiliyor hemencecik? aldığımız cevap işim var oluyor. randevu almadan görüşemiyoruz artık kimseyle. ve evet güzel bir canlı müziği bile randevusuz dinleyemiyoruz. üstelik müziği yapan kişi işi falan bırakıp da (müzisyenlik de bir iştir, turne hazırlığı kayıtlar falan epey yorucu olabiliyor) sırf zevk için çaldığı zamanda bile!
bizde olsaydı ne olacaktı? bu kadar konuşuyoruz ya yuh adamlara falan diye. biz de aynı şeyi yapacaktık. üstelik bizde yaşam koşulları daha zor olduğu için para atan bile olmayabilirdi. hatta müzik sevenler müzik yapanlar bile dinleyemeden aceleyle gideceklerdi yanından. hiçbir bahane yoksa tuvalete yetişmek için! ailesine söz geçirebilen bir çocuk çıkardı mutlaka, o sonuna kadar dinlerdi belki. ama tutar kolundan onu da çekerlerdi çok geç kaldılarsa.
her şeye geç kalıyoruz biz. geç kalmadıysak da mutlaka acele ediyoruz. sadece bizim toplum değil belki de geç kalan ya da acele eden. bu deneyin gösterdiği şey o aslında. doğarız kimimizin nüfus cüzdanı geç kalır, 5 yaş küçük yazılan var. ya da acele ederiz 7 ayda doğarız, uğraşırlar normale döndürmeye. büyürüz okula geç gider bazımız, bazımız hiç gitmez. bir de üstüne eğitim sistemi değiştirip herkesi acele ettirirler okula. tam tadını alırız öğrenmenin okuldaki arkadaşlıkların, sınav çıkarırlar önümüze, öğrenmeye acele ederiz; ezberlemeye başlarız aceleden. sınavdan çıkarız tercihlerde acele ettirirler. liseye gideriz bilgi yığını başlar öğrenmeye acele ederiz yine. sevmeye acele ederiz yanlış kişileri buluruz yaralanıp yanlız kalırız, ya da geç kalırız sevmeye de yine yanlız kalırız. lise son sınıf yine sınav yine acele, yine tercih acelesi ama bu sefer daha da streslidir çünkü ilerdeki hayatı etkileyecek. sınavda istediğini tutturamayanlar geç kalırlar bir de. her seferinde 1 yıl gecikilir. üniversite başlar teorik eğitimi dayarlar, teoriye acele ederiz pratiğe geç kalırız. okul biter erkekse askerlik kızsa iş bulma acelesi, iş bulunur hadi sana bi kısmet bulalım evlen artık acelesi, evlenilir hadi çocuk yap diye acele ettirirler, çocuk doğar yine döngü başa döner onun için. emekli olunca neden boşluğa düşeriz? çünkü acele edeceğimiz başka bir şeyimiz kalmamıştır. çocuklara acele etsinler diye dayatırız sıkıntıdan. ya da o kadar acele içinde geç kaldığımız hobilerimiz ortaya çıkar içimizde kalan. onlara başlarız, belki de para verip joshua bell dinleriz ama metroda onun yanından geçerken artık kulaklarımız ağır işittiği için oralı olmayız. ağrılarımız sızılarımız acele eder boğar bizi, ölmeye acele ederiz. zaten bazılarımız sigara gibi bir aceleciliği ömrü boyunca kullanır ölümü beklerken. bazımız geç kalırız ölmeye, akciğer kanseriyle boğuşuruz. bazılarımız acele edip trafik kazasına "kurban" gider. daha aceleciler intihar eder. eğer önemli biriysek bir olaya karışıp öldüysek de acelece bir şeyler karalarlar konuşurlar saman alevi gibi acele ederler.
acelece unutuluruz.
öldükten sonra mı?*
sözlükte yazar oluruz yazmaya acele ederiz konu yarım kalır, eksik kalır.
özet: (bkz: acele etmek) acele ettiğin için zaten okumadın yazıyı.
farklı bir açıdan bakarsak da;
insanları bu kadar acele ettiren şey büyük ihtimalle işleri değil mi? gerçi sadece işe atmamak gerek suçu, okul da var. ya da başka şeyler, belki başka bir randevuya geç kaldık. kimse randevuya giderken etrafa bakınacak kadar bol süre bırakamıyor. arkadaşlarımızla bile hadi gel dışarı çıkalım gezelim dediğimizde kaç tanesi gelebiliyor hemencecik? aldığımız cevap işim var oluyor. randevu almadan görüşemiyoruz artık kimseyle. ve evet güzel bir canlı müziği bile randevusuz dinleyemiyoruz. üstelik müziği yapan kişi işi falan bırakıp da (müzisyenlik de bir iştir, turne hazırlığı kayıtlar falan epey yorucu olabiliyor) sırf zevk için çaldığı zamanda bile!
bizde olsaydı ne olacaktı? bu kadar konuşuyoruz ya yuh adamlara falan diye. biz de aynı şeyi yapacaktık. üstelik bizde yaşam koşulları daha zor olduğu için para atan bile olmayabilirdi. hatta müzik sevenler müzik yapanlar bile dinleyemeden aceleyle gideceklerdi yanından. hiçbir bahane yoksa tuvalete yetişmek için! ailesine söz geçirebilen bir çocuk çıkardı mutlaka, o sonuna kadar dinlerdi belki. ama tutar kolundan onu da çekerlerdi çok geç kaldılarsa.
her şeye geç kalıyoruz biz. geç kalmadıysak da mutlaka acele ediyoruz. sadece bizim toplum değil belki de geç kalan ya da acele eden. bu deneyin gösterdiği şey o aslında. doğarız kimimizin nüfus cüzdanı geç kalır, 5 yaş küçük yazılan var. ya da acele ederiz 7 ayda doğarız, uğraşırlar normale döndürmeye. büyürüz okula geç gider bazımız, bazımız hiç gitmez. bir de üstüne eğitim sistemi değiştirip herkesi acele ettirirler okula. tam tadını alırız öğrenmenin okuldaki arkadaşlıkların, sınav çıkarırlar önümüze, öğrenmeye acele ederiz; ezberlemeye başlarız aceleden. sınavdan çıkarız tercihlerde acele ettirirler. liseye gideriz bilgi yığını başlar öğrenmeye acele ederiz yine. sevmeye acele ederiz yanlış kişileri buluruz yaralanıp yanlız kalırız, ya da geç kalırız sevmeye de yine yanlız kalırız. lise son sınıf yine sınav yine acele, yine tercih acelesi ama bu sefer daha da streslidir çünkü ilerdeki hayatı etkileyecek. sınavda istediğini tutturamayanlar geç kalırlar bir de. her seferinde 1 yıl gecikilir. üniversite başlar teorik eğitimi dayarlar, teoriye acele ederiz pratiğe geç kalırız. okul biter erkekse askerlik kızsa iş bulma acelesi, iş bulunur hadi sana bi kısmet bulalım evlen artık acelesi, evlenilir hadi çocuk yap diye acele ettirirler, çocuk doğar yine döngü başa döner onun için. emekli olunca neden boşluğa düşeriz? çünkü acele edeceğimiz başka bir şeyimiz kalmamıştır. çocuklara acele etsinler diye dayatırız sıkıntıdan. ya da o kadar acele içinde geç kaldığımız hobilerimiz ortaya çıkar içimizde kalan. onlara başlarız, belki de para verip joshua bell dinleriz ama metroda onun yanından geçerken artık kulaklarımız ağır işittiği için oralı olmayız. ağrılarımız sızılarımız acele eder boğar bizi, ölmeye acele ederiz. zaten bazılarımız sigara gibi bir aceleciliği ömrü boyunca kullanır ölümü beklerken. bazımız geç kalırız ölmeye, akciğer kanseriyle boğuşuruz. bazılarımız acele edip trafik kazasına "kurban" gider. daha aceleciler intihar eder. eğer önemli biriysek bir olaya karışıp öldüysek de acelece bir şeyler karalarlar konuşurlar saman alevi gibi acele ederler.
acelece unutuluruz.
öldükten sonra mı?*
sözlükte yazar oluruz yazmaya acele ederiz konu yarım kalır, eksik kalır.
özet: (bkz: acele etmek) acele ettiğin için zaten okumadın yazıyı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar