bugün
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- taksim delisi cenk6
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- pirizade ismed molla balizade kafadumanevi5
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- anın görüntüsü24
- göksel'in memeleri4
- sinopi bin tekerlek ebu şambrel2
- kabak tatlısını sevenler8
- nat rothschild4
- kafanın çok büyük olması8
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- erecto kral reyiz3
- ismet gurbuz 20244
- bir sözlük yazarını kerhaneye götürmek3
- 20043
- 1 doların 50 tl olması3
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- fenerbahçe11
- boyun ağrısı2
- oğuz tezmen2
- ismed ibni semiz cincihocaevi efendi2
- android için televizyon uygulaması yapılmalı2
- nervio'nun gerçek yüzü4
- kimse beslenmesine dikkat etmiyor2
- nervio34
- 8 kasım 2026 rizespor erzurumspor maçı4
- allah vardır diyenlerin kanıtları2
- elektrik2
- barış alper yılmaz4
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- elmas bey birader dönsün2
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
- bafra pidesi3
- devlet2
- yalnız çirkin asosyal erkek5
- halef dizisinin final yapması2
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- bırak kolumu acıtıyorsun4
- 2019 tasarımı4
- birçok kadın evliliğini eskort hizmeti gibi yapıyo3
- duygu özaslan6
- alanyaspor2
- otomobilin üstünde uyuyakalan adam6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı23
- kaan girgin'in son hali2
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz21
ilhan irem'in deLirium kitabında yer aLan Leziz bir denemesi..
--spoiler--
Geceden mavi duruluklar içinde sessiz, sakin bıraktığım gökyüzü, sabah bulutlanmış, gri, yağmur dolu... Uzaklar daha bir kızılötesi, fırtına habercisi. Bahçemi ne güzel derleyip toparlamışım... Kameriyemde sarmaşıklar... Hemen altında dostları bekleşen masalar, sandalyeler... Güller bir yanda renk renk. Karanfiller, menekşeler, begonyalar, akşam sefaları, mis kokulu sümbüller... Daha ötede baharla pıtrak pıtrak aşmayı bekleyen ekinler... Yıllarımı almış hepsi...
Bu sabah ortalık bi tuhaf... Sıkı bir sağnak, şimalden bir deli rüzgâr...
Yeni tohumlar beynimde... Yine de kaygılıyım bahçemden yana...
Doğru arka bahçeye... Vaktiyle ölmüş ağaçlardan otuz-kırk ağır gövde, testere, çekiç, macun ve çiviler...
Yağmur yağdı yağacak... Ekinler yine ekilir, lakin ekmekle büyümüyor dostlar.
Tufan öncesi bir gemi yapmayalım...
...
Günlerce sürdü inşaat...
Tüylü kalemlerle parşömen kâğıtlara yazılmış çağrılar gönderildi dostlara.
"Dostlar, ortalık tuhaf görünüyor, yağmur yağdı yağacak... Fırtına ardında tepelerin... Birileri koştururken, bilerek bilmeyerek ezebilirler çiçeklerimizi... Kaçışanlar arasında değilseniz, arka bahçedeki ahşap gemime gelin... " Gibisinden bir şeyler...
Gelen geldi... Sağnak, fırtına, seller aldı her yanı... Şöyle bir yükseldi, yola çıktı gemi...
Burunda kızılderili duruşuyla yeni sahiller arandı aylarca...
Çok soğuktu... Üşüyenler gövdeden tahtalar söküp yaktılar...
Gemi ahşaptı... Yandı, battı...
Gömülüşü hissettiğimden, günler öncesinden üst güvertede uçma kursları verdim kendi kendime... Kimseler gelmedi... Gizli gizli bakıp, uçmayı öğrenmeye çalışanlar kaçmadı gözümden...
Gemi battı... Değişik yönlere yüzmeye başladı dostlar...
Belli belirsiz gümüşi kanatlarımda seyrettim olup bitenleri...
Bazıları bir adaya yöneldiler... Uçup, adanın yerlileriyle konuştum onlardan önce... "Gelenler bizdendir... Yardım edin... Yardım edelim... Kuru giysiler, yiyecek, sıcak yatak... Bizdendir hepsi... "
Dostlarım sahile doğru yüzerken korkuyorlardı... Dostça karşılandılar...
Benimle uçmadıkları için kızmadım... Dostlarımdı...
Ölümden döndüklerini gördükten sonra huzurla uçup gittim...
Yeni sahillerin keşfine...
Işık hızında yeni renkler buldum asırlarca...
Asırların ötesinde zamansızlığı... Mekansızlığı...
Hiçbir yere ait olmadığımı hissettiğim an, her yere ait olduğumu...
...
içimizde en son kalan ilkel (!) duygu "hasret" galiba...
Dostlarımı özledim...
Yönsüz ve zarif bir dalışla alçaldım onları bıraktığım adaya... Tam onlara gözleri sevinç yaşlı çocuklar gibi anlatacakken gördüklerimi, benden ayak bastı parası istediler...
Basmıyordum ki, görmediler...
Yepyeni bir medeniyet kurmuşlar adaya...
Otoyollar, bilgisayarlar, dev iletişim ağlarında iletişimsizlik...
Şu kadar metrekare içinde yaptıkları tatlı bir gurur yerleştirmişti yüzlerine...
Oysa daha ötelere gidebilirlerdi...
Uçabilselerdi...
Denemediler...
--spoiler--
--spoiler--
Geceden mavi duruluklar içinde sessiz, sakin bıraktığım gökyüzü, sabah bulutlanmış, gri, yağmur dolu... Uzaklar daha bir kızılötesi, fırtına habercisi. Bahçemi ne güzel derleyip toparlamışım... Kameriyemde sarmaşıklar... Hemen altında dostları bekleşen masalar, sandalyeler... Güller bir yanda renk renk. Karanfiller, menekşeler, begonyalar, akşam sefaları, mis kokulu sümbüller... Daha ötede baharla pıtrak pıtrak aşmayı bekleyen ekinler... Yıllarımı almış hepsi...
Bu sabah ortalık bi tuhaf... Sıkı bir sağnak, şimalden bir deli rüzgâr...
Yeni tohumlar beynimde... Yine de kaygılıyım bahçemden yana...
Doğru arka bahçeye... Vaktiyle ölmüş ağaçlardan otuz-kırk ağır gövde, testere, çekiç, macun ve çiviler...
Yağmur yağdı yağacak... Ekinler yine ekilir, lakin ekmekle büyümüyor dostlar.
Tufan öncesi bir gemi yapmayalım...
...
Günlerce sürdü inşaat...
Tüylü kalemlerle parşömen kâğıtlara yazılmış çağrılar gönderildi dostlara.
"Dostlar, ortalık tuhaf görünüyor, yağmur yağdı yağacak... Fırtına ardında tepelerin... Birileri koştururken, bilerek bilmeyerek ezebilirler çiçeklerimizi... Kaçışanlar arasında değilseniz, arka bahçedeki ahşap gemime gelin... " Gibisinden bir şeyler...
Gelen geldi... Sağnak, fırtına, seller aldı her yanı... Şöyle bir yükseldi, yola çıktı gemi...
Burunda kızılderili duruşuyla yeni sahiller arandı aylarca...
Çok soğuktu... Üşüyenler gövdeden tahtalar söküp yaktılar...
Gemi ahşaptı... Yandı, battı...
Gömülüşü hissettiğimden, günler öncesinden üst güvertede uçma kursları verdim kendi kendime... Kimseler gelmedi... Gizli gizli bakıp, uçmayı öğrenmeye çalışanlar kaçmadı gözümden...
Gemi battı... Değişik yönlere yüzmeye başladı dostlar...
Belli belirsiz gümüşi kanatlarımda seyrettim olup bitenleri...
Bazıları bir adaya yöneldiler... Uçup, adanın yerlileriyle konuştum onlardan önce... "Gelenler bizdendir... Yardım edin... Yardım edelim... Kuru giysiler, yiyecek, sıcak yatak... Bizdendir hepsi... "
Dostlarım sahile doğru yüzerken korkuyorlardı... Dostça karşılandılar...
Benimle uçmadıkları için kızmadım... Dostlarımdı...
Ölümden döndüklerini gördükten sonra huzurla uçup gittim...
Yeni sahillerin keşfine...
Işık hızında yeni renkler buldum asırlarca...
Asırların ötesinde zamansızlığı... Mekansızlığı...
Hiçbir yere ait olmadığımı hissettiğim an, her yere ait olduğumu...
...
içimizde en son kalan ilkel (!) duygu "hasret" galiba...
Dostlarımı özledim...
Yönsüz ve zarif bir dalışla alçaldım onları bıraktığım adaya... Tam onlara gözleri sevinç yaşlı çocuklar gibi anlatacakken gördüklerimi, benden ayak bastı parası istediler...
Basmıyordum ki, görmediler...
Yepyeni bir medeniyet kurmuşlar adaya...
Otoyollar, bilgisayarlar, dev iletişim ağlarında iletişimsizlik...
Şu kadar metrekare içinde yaptıkları tatlı bir gurur yerleştirmişti yüzlerine...
Oysa daha ötelere gidebilirlerdi...
Uçabilselerdi...
Denemediler...
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com