bugün

4 ekim 1955' de Diyarbakır'da vefat eden sanatçı ilkokulu orada okudu. Ardından ortaokulu istanbul'da Saint Joseph'te, lise'yi Galatasaray'da okudu.

Şiir yazmaya lisede başladı. 1945'de Güzel Sanatlar Akademisine yazıldı, bitirmeden ayrıldı. 1948'de Paris'e gitti. Askerliğini Edremitte yaptı. bir süre babasının bürosunda çalıştı. O yıllarda evlendi. 1949'de hastalandı ve sinemadan uzak kaldı. Ünlü yönetmen, 32 yıl önce Kadıköy Çiftehavuzlar'da, başrollerini Türkan Şoray'la Kartal Tibet'in paylaştığı "Ateş Parçası" filminin çekiminde. Çocuk oyuncu Sedef Ecer'in emekli subay babası bir ara Etingün'ın kulağına fısıldıyor: "Kaçın, sizi gözaltına almaya geliyorlar". Kısa süre sonra da Hürriyet muhabiri yönetmenin yanında bitiyor: "Kaçacak mısınız, güvenlik güçlerini mi bekleyeceksiniz"?
Bir anda ürküye kapılan ancak suçsuzluğunun verdiği cesaretle o günkü sahneleri çekip bitiren Atıf Yılmaz, Avrupa yakasındaki evine dönüyor. Evde, gecenin ilerleyen saatlerine dek alesta, "gözaltına alınmayı" bekliyor ama gelen kimse olmuyor. Ertesi sabah yine sete gitmek üzere Beşiktaş'tan vapura biniyor. iskeleden aldığı Hürriyet Gazetesi'nin manşetini görünce, başından aşağıya kaynar sular dökülüyor. Hürriyet, Etingü'ın da aralarında bulunduğu beş filmcinin gözaltına alındığını duyuruyor. Sözüm ona yasa dışı "Dev-Genç'e yardım ettikleri anlaşılmış". Yüzünü gazeteyle gizleyerek eve geri dönüyor Etingü. Önce Ankara, sonra istanbul Sıkıyönetim komutanlıklarını telefonla arıyor. Selimiye'deki, dönemin ünlü başsavcısıyla konuşuyor. "Bir dakika, listelere bakayım" diyor, askeri başsavcı. Ama Yılmaz Güney dışında hiçbirinin, ne Etingü'nın ne Metin Erksan'ın ne Beklan Algan'ın ne de Halit Refiğ'in adları listede var. Yüzünü gazeteyle gizleyerek eve geri dönüyor Etingü. Önce Ankara, sonra istanbul Sıkıyönetim komutanlıklarını telefonla arıyor.

Hayatı boyunca ne günlük tutmuş ne filmleriyle ilgili bir şeyler biriktirmiş; evinde, çektiği filmlerden birinin bile video kaseti yok... Türk sinemasının büyük ismi Atıf Yılmaz, sinema alanında elli yıldır ayakta durabilmesini, nostalji kavramıyla uzak yakın hiçbir ilgisi olmayışına, geçmişte olan her şeyi kafasından silip atma eğilimine ve hep ileriye, geleceğe dönük yaşamayı seçmesine bağlıyor. Ama gene de geçmişe bakmaktan, hatırladıklarını bizlerle paylaşmaktan kendisini alamıyor. iyi ki de öyle yapıyor. Ucundan bal damlayan kalemiyle hayatına renk ve yön veren kadınları, sinemacı olarak çektiği çileleri anlatıyor tatlı tatlı.
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com