bugün
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı29
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri26
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği7
- claudian clouds33
- allah11
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız6
- true'nun engelli olması6
- okan buruk9
- başkalarının istediği gibi yaşamak2
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- islam düşmanı olmak için israil'i desteklemek2
- sarapci koala hatayi33
- çok yorgun geçirilen bir günün ardından2
- true ve g'i l d'e d l'i l y birlikteliği4
- insan kimse bakmıyorken yaptığı şeydir2
- meriç dükalığı8
- sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız7
- sözlük kızlarının kekleri24
- moral olsun bik bik ime2
- özürlü diyerek hakaret ettiğini sanmak4
- uğurcan çakır3
- amedspor'un süper ligin lideri olması3
- sevdiğiniz yazarlar8
- seri eksicinin iq düzeyi4
- true'nun idrak yolları enfeksiyonu sorunu4
- icat edilmesi beklenen şeyler2
- sözlükte kimin idamına evet dersiniz6
- tai lung9
- islamda namaz yoktur30
- gecenin şarkısı20
- gözünde büyüttüğün insanın çok da şey olmaması4
- kafaya kese kağıdı geçirmek2
- seri eksiciyi köçek gibi oynatmak3
- amedspor maçından korkmak2
- fusya semsiyeli yabanci22
- okan çık hesap ver4
- galatasaray10
- habire124
- kadir inanır'ın mirası4
- sözlüğün ölü gibi olması5
- rafael leao2
- kürdistan10
- insanları birbirine düşürmek4
- trabzonspor5
- okan buruk'un yerine geçecek teknik direktör2
- leroy sane2
- etli biber dolması5
- dantelli sütyen takan erkek12
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- galatasaray trabzonspor kardeşliğinin bozulması2
Murat Belge'nin atilla yayla olayına değindiği, 25 kasım 2006 tarihli köşe yazısı.
Son linç girişimi:
Bu olayın bayağı bir 'prosedür'ü oluştu, şu birkaç yıl içinde: ilkin bir medya organı, ulusal kutsallıklar dünyamız'a yapılan bir saldırıyı tespit ediyor ve bununla ilgili bağırtkan, çığırtkan bir yayın başlatıyor. Haber en kısa zamanda başka medya kanallarına sıçrıyor ve bütün taretler, toplar tüfekler kutsallığa küfreden o vatan hainine dönüyor, bir yaylım ateşi başlıyor. Olayın niteliğine göre, bunu ya kalabalıkların sokağa fırlayıp linç edecek adam aramaya başlaması ya da bir otoritenin sahneye çıkıp suçluyu cezalandırması izliyor.
Son birkaç gün içinde Atilla Yayla olayı ana çizgileriyle bu seyri izledi.
izmir'in Yeni Asır gazetesi bu hain adamın Atatürk'e -tabii haince- saldırdığını tespit etti ve kampanya başladı. Konuşmanın değil, bağırmanın egemen olduğu ortam böylece kuruldu. Ne söylenmiş, nasıl söylenmiş, önemli olmaktan çıktı. Derken, bu durum sokağa adam indirmeye uygun olmadığı için sahneye otorite çıktı ve Atilla Yayla'nın çalıştığı Gazi Üniversitesi'nde ders vermesi o üniversitenin rektörü tarafından durduruldu.
Peki, ne demiş bu adam, bu Atilla Yayla? Bir rektöre bu kararı verdiren suçu ne?
Dediğim, konuşmanın değil bağırmanın egemen olduğu ortamda, anlayabildiğim kadarıyla Kemalizm'in sürekli söylendiği gibi bir medenileşme projesi olmadığını, 'medeniyetin birçok temel değer ve kurumlarının bu dönemde [yani, Kemalizm'in tam egemen olduğu 1925-45 arası dönemde] bulunmadığını' söylemiş. Bunları ben de söylerim, niçin böyle olduğunu, ne gibi yapısal sorunların bu eksikleri ürettiğini tartışabiliriz. 'Tartışabiliriz'den öte, tartışmalıyız.
Hele şu son dönemde, yani 12 Eylül'den bu yana, Kemalizm'in başlangıç ilkelerine ters döndüğünü, tamamen tutucu ve faşizan, kimi grupların elinde açıkça ve düpedüz faşist bir ideoloji işlevi gördüğünü de tartışmalıyız.
Bundan ötürü mü ders verme hakkı alınıyor?
ikinci -daha büyük- suç ise her yeri dolduran Atatürk resim ve heykellerine, AB'den gelen varsayımsal bir kişi ağzından değinmesi. Bu 'Avrupalı', konuşmada, 'Niye bu adamın her yerde resmi var?' diye soran. Gerekli kaydırmaca ile deyim Atilla Yayla'ya mal ediliyor ve saldırı başlıyor.
Her yerde Atatürk resmi var diye AB bizi nasıl değerlendirir, bu ayrı konu. Bunun o çerçevede belirleyici bir konu olmayacağı açık. Ama geçenlerde 'tarlada karga kovalayan küçük Mustafa' konusunda da söylediğim gibi, AB'den birinin gelip bu konuyu açmasını beklemeden, biz kendimiz, 'ulusal kahraman'la kendimiz, yani toplumumuz arasında nasıl bir ilişki kurduğumuzu gözden geçirmeliyiz.
Bunu da, bağırmanın konuşmayı bastırmadığı bir ortamda yapacak medeni terbiyeye sahip olmalıyız. Bu terbiyeye sahip olan insanlar da var bu toplumda ve resmi ve gayriresmi çeşitli kurumlar ağırlığını sürekli öbür kefeye koymasa, bu medeni terbiye de hayatımızın düzenleyici ilkesi olabilir.
Ama şu sözleri söyledi diye bir üniversite öğretim üyesinin çalıştığı üniversitede ders vermesini engelleme zihniyeti egemen olacaksa, öyle bir 'terbiye'nin oluşmasında en önemli rolü oynayacak kurum devreden çıktı ve 'zorba yaygara' safına geçti demektir. Bununla bir toplum nereye varır, hangi 'medeniyet' çerçevesine girer, bir daha düşünsek.
Son linç girişimi:
Bu olayın bayağı bir 'prosedür'ü oluştu, şu birkaç yıl içinde: ilkin bir medya organı, ulusal kutsallıklar dünyamız'a yapılan bir saldırıyı tespit ediyor ve bununla ilgili bağırtkan, çığırtkan bir yayın başlatıyor. Haber en kısa zamanda başka medya kanallarına sıçrıyor ve bütün taretler, toplar tüfekler kutsallığa küfreden o vatan hainine dönüyor, bir yaylım ateşi başlıyor. Olayın niteliğine göre, bunu ya kalabalıkların sokağa fırlayıp linç edecek adam aramaya başlaması ya da bir otoritenin sahneye çıkıp suçluyu cezalandırması izliyor.
Son birkaç gün içinde Atilla Yayla olayı ana çizgileriyle bu seyri izledi.
izmir'in Yeni Asır gazetesi bu hain adamın Atatürk'e -tabii haince- saldırdığını tespit etti ve kampanya başladı. Konuşmanın değil, bağırmanın egemen olduğu ortam böylece kuruldu. Ne söylenmiş, nasıl söylenmiş, önemli olmaktan çıktı. Derken, bu durum sokağa adam indirmeye uygun olmadığı için sahneye otorite çıktı ve Atilla Yayla'nın çalıştığı Gazi Üniversitesi'nde ders vermesi o üniversitenin rektörü tarafından durduruldu.
Peki, ne demiş bu adam, bu Atilla Yayla? Bir rektöre bu kararı verdiren suçu ne?
Dediğim, konuşmanın değil bağırmanın egemen olduğu ortamda, anlayabildiğim kadarıyla Kemalizm'in sürekli söylendiği gibi bir medenileşme projesi olmadığını, 'medeniyetin birçok temel değer ve kurumlarının bu dönemde [yani, Kemalizm'in tam egemen olduğu 1925-45 arası dönemde] bulunmadığını' söylemiş. Bunları ben de söylerim, niçin böyle olduğunu, ne gibi yapısal sorunların bu eksikleri ürettiğini tartışabiliriz. 'Tartışabiliriz'den öte, tartışmalıyız.
Hele şu son dönemde, yani 12 Eylül'den bu yana, Kemalizm'in başlangıç ilkelerine ters döndüğünü, tamamen tutucu ve faşizan, kimi grupların elinde açıkça ve düpedüz faşist bir ideoloji işlevi gördüğünü de tartışmalıyız.
Bundan ötürü mü ders verme hakkı alınıyor?
ikinci -daha büyük- suç ise her yeri dolduran Atatürk resim ve heykellerine, AB'den gelen varsayımsal bir kişi ağzından değinmesi. Bu 'Avrupalı', konuşmada, 'Niye bu adamın her yerde resmi var?' diye soran. Gerekli kaydırmaca ile deyim Atilla Yayla'ya mal ediliyor ve saldırı başlıyor.
Her yerde Atatürk resmi var diye AB bizi nasıl değerlendirir, bu ayrı konu. Bunun o çerçevede belirleyici bir konu olmayacağı açık. Ama geçenlerde 'tarlada karga kovalayan küçük Mustafa' konusunda da söylediğim gibi, AB'den birinin gelip bu konuyu açmasını beklemeden, biz kendimiz, 'ulusal kahraman'la kendimiz, yani toplumumuz arasında nasıl bir ilişki kurduğumuzu gözden geçirmeliyiz.
Bunu da, bağırmanın konuşmayı bastırmadığı bir ortamda yapacak medeni terbiyeye sahip olmalıyız. Bu terbiyeye sahip olan insanlar da var bu toplumda ve resmi ve gayriresmi çeşitli kurumlar ağırlığını sürekli öbür kefeye koymasa, bu medeni terbiye de hayatımızın düzenleyici ilkesi olabilir.
Ama şu sözleri söyledi diye bir üniversite öğretim üyesinin çalıştığı üniversitede ders vermesini engelleme zihniyeti egemen olacaksa, öyle bir 'terbiye'nin oluşmasında en önemli rolü oynayacak kurum devreden çıktı ve 'zorba yaygara' safına geçti demektir. Bununla bir toplum nereye varır, hangi 'medeniyet' çerçevesine girer, bir daha düşünsek.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar