bugün
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı22
- en iyi sayısal zeka hangi meslektedir sorunsalı8
- halife olacağım5
- hilafet gelsin mi6
- türkiye türklerin ve kendini türk hissedenleridir7
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi7
- ülkücülerin gerçek yüzleri6
- ülkücülük vs atsızcılık vs atatürkçülük7
- zafer ve iyi partinin ortak adayı mansur yavaş8
- anın görüntüsü32
- dünyanın en güzel evi4
- amerikan kuklası halife2
- haşlanmış kurbağa sendromu3
- kürtsüz türkiye8
- gökten çikolata yağması4
- uludağ sözlük yapay zeka moderatörü6
- hakkı yenen türkler de dağa çıksın6
- sophie dee'nin memeleri2
- fesli alagavatın gençliği2
- evliliğin anlamı8
- fenerbahçe14
- ayak fetişistlerini onurlu yaşama davet2
- başarılı olmuş tek akımın ümmetçilik olması3
- genç atatürkçüler partisi3
- kadir mısıroğlu vs abdullah öcalan5
- atsız milliyetçiliği vs atatürk milliyetçiliği4
- gecekonduda otururken dünyanın en zengini oluverme2
- çok sıkıcı adamlarsınız lan2
- türk vatandaşı yerine eşit yurttaşlık yeni parti4
- fenerbahçe nin en iyi kadrosu3
- ismet gürbüz4
- atsızcı veletler2
- sanayi devrimi bitene kadar uyuyoruz arkadaşlar3
- suçluları topluma kazandırmalıyız insanı3
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması14
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı18
- hala mansur yavaş'tan medet umanlar var2
- 16 ağustos 2026 amed erzurumspor maçı4
- gelmiş geçmiş en iyi türkiye ligi kadrosu2
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği9
- washington stecanelo cerqueira2
- süleymancılar17
- 16 ağustos 20264
- eğitim sisteminin gizli amacı3
- sözlükteki fenerbahçeliler10
- sidiki cherif2
- asimilasyon harika bir şey5
- ford flex2
- gece vakti yolda karşılaşılan sümüklü sapık2
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
Bergman'dan "Utanç"
Ustanın bu filminde esas karakterler her zamanki gibi "sanatçı", ama bu sefer kendi maneviyatlarındaki sıkıntı değil dile getirilen. Anlatılan ve esas başroldeki şey, "savaş". iki sanatçının inziva hâlinde bile kaçamadıkları bir iç savaş var ve bunun baş karakterler üzerindeki yıkıcı etkisi anlatılıyor.
Kurdun Zamanı(Vargtimmen) filmindeki kadro korunuyor. Yani yazıp yöneten Ingmar Bergman, görüntü yönetmeni yine Sven Nykvist, mekan aynı ada, başrollerde yine Max von Sydow ve Liv Ullmann var -Gunnar Björnstrand'ı da eklemek gerek-, ve dönem de aynı dönem.
Yaban çileklerine yine gönderme var.
Baştan sona doğru, karakterlerin yaşadığı değişim güzel bir şekilde anlatılıyor. Savaşın insan ruhu üzerindeki yıkıcı etkilerini anlatan her zamanki gibi hazmı zor bir Bergman filmi.
Ustanın bu filminde esas karakterler her zamanki gibi "sanatçı", ama bu sefer kendi maneviyatlarındaki sıkıntı değil dile getirilen. Anlatılan ve esas başroldeki şey, "savaş". iki sanatçının inziva hâlinde bile kaçamadıkları bir iç savaş var ve bunun baş karakterler üzerindeki yıkıcı etkisi anlatılıyor.
Kurdun Zamanı(Vargtimmen) filmindeki kadro korunuyor. Yani yazıp yöneten Ingmar Bergman, görüntü yönetmeni yine Sven Nykvist, mekan aynı ada, başrollerde yine Max von Sydow ve Liv Ullmann var -Gunnar Björnstrand'ı da eklemek gerek-, ve dönem de aynı dönem.
Yaban çileklerine yine gönderme var.
Baştan sona doğru, karakterlerin yaşadığı değişim güzel bir şekilde anlatılıyor. Savaşın insan ruhu üzerindeki yıkıcı etkilerini anlatan her zamanki gibi hazmı zor bir Bergman filmi.
"Bazen her şey bir rüya gibi geliyor.benim gördüğüm bir rüya değil,rol almak zorunda olduğum bir başkasının rüyası..Peki bizi rüyasında gören kişi uyandığında" utanç " duyarsa ne olacak? " Eva'nın bu cümlesi bile beni etkilemeye yetmişti.Ingmer bergman ustanın bence en iyi filmi.Ayrıca bergman evamızla yani Liv Ullmann ile evlenmiştir.Fakat sonradan boşanması üzmüştür.Çünkü bence Liv beyaz perdenin en güzel kadınlarından birisidir.(Buralar gereksiz bilgi).
der untergang gibi kahramanlık, karizma; la vita e bella, piyanist, schindler's list gibi dramatizasyon etkileri yaratmaksızın, Savaşın yıkıcılığını olabildiğince, en doğal biçimde aktaran, adeta savaşın tanımı niteliğinde bergman filmi.
Diğerlerinin güzelliğini ve başarısını yadsıyor değilim ama 2. Dünya savaşı'na dair tek bir film izlenecekse izlenmesi gereken fikrimce budur.
Diğerlerinin güzelliğini ve başarısını yadsıyor değilim ama 2. Dünya savaşı'na dair tek bir film izlenecekse izlenmesi gereken fikrimce budur.
bergman'ın savaş psikolojisini, savaşta bir çiftin ruhsal değişim sürecinin nasıl geliştiğini ele aldığı film.
yaşama içgüdüsünün savaş esnasında dışavurumu, insanın bu yaşama içgüdüsü uğruna neler yapabileceği fazlasıyla yıkıcı bir biçimde gözler önüne serilir filmde. max von sydow'un canlandırdığı "jan" karakterinde bunu görebilmek fazlasıyla mümkün. öte yandan yine bir liv ullmann harikuladeliği. bu kadın kadar yüz ifadesiyle, bakışlarla duygu anlatımını bu denli etkileyici biçimde yapabilen pek az oyuncu vardır.
ve filmde harikulade güzellikte kareler vardır.
görsel
görsel
ve filmde geçen "bazen her şey bir rüya gibi geliyor. benim gördüğüm bir rüya değil, rol almak zorunda olduğum bir başkasının rüyası.. peki bizi rüyasında gören kişi uyandığında "utanç" duyarsa ne olacak?" repliği, savaşın en güzel anlatımlarından birisidir belki de.
görsel
görsel
görsel
ve film şu sözlerle son bulur:
"bir rüya gördüm. çok güzel bir sokakta yürüyordum ve yolun bir yanında yüksek kemer ve sütunları olan beyaz evler vardı. diğer yanda ise gölgeler içinde bir park vardı. sokağın yakınında yeşeren ağaçların altında da koyu yeşil renkte bir dere akmaktaydı. ve sonra yüksek bir duvarın yanına geldim, üstü güllerle kaplanmıştı. ve sonra bir uçak geldi ve bütün gülleri ateşe verdi. çok güzel olduğu için o kadar da korkunç değildi. sudaki yansımaları seyrettim. ve güllerin nasıl yandığını gördüm. ve kollarımda küçük bir çocuk vardı. kızımızdı. bana sıkıca sarıldı ve yanağıma değen dudaklarını hissettim. ve tüm bu zaman boyunca birisinin söylemiş olduğu bir şeyi hatırlamam gerektiği aklımdaydı. ama ne olduğunu unutmuştum."
ve ekran kararır, eva'nın acıyı ve çaresizliği buram buram hissettiren bakışlarıyla.
görsel
yaşama içgüdüsünün savaş esnasında dışavurumu, insanın bu yaşama içgüdüsü uğruna neler yapabileceği fazlasıyla yıkıcı bir biçimde gözler önüne serilir filmde. max von sydow'un canlandırdığı "jan" karakterinde bunu görebilmek fazlasıyla mümkün. öte yandan yine bir liv ullmann harikuladeliği. bu kadın kadar yüz ifadesiyle, bakışlarla duygu anlatımını bu denli etkileyici biçimde yapabilen pek az oyuncu vardır.
ve filmde harikulade güzellikte kareler vardır.
görsel
görsel
ve filmde geçen "bazen her şey bir rüya gibi geliyor. benim gördüğüm bir rüya değil, rol almak zorunda olduğum bir başkasının rüyası.. peki bizi rüyasında gören kişi uyandığında "utanç" duyarsa ne olacak?" repliği, savaşın en güzel anlatımlarından birisidir belki de.
görsel
görsel
görsel
ve film şu sözlerle son bulur:
"bir rüya gördüm. çok güzel bir sokakta yürüyordum ve yolun bir yanında yüksek kemer ve sütunları olan beyaz evler vardı. diğer yanda ise gölgeler içinde bir park vardı. sokağın yakınında yeşeren ağaçların altında da koyu yeşil renkte bir dere akmaktaydı. ve sonra yüksek bir duvarın yanına geldim, üstü güllerle kaplanmıştı. ve sonra bir uçak geldi ve bütün gülleri ateşe verdi. çok güzel olduğu için o kadar da korkunç değildi. sudaki yansımaları seyrettim. ve güllerin nasıl yandığını gördüm. ve kollarımda küçük bir çocuk vardı. kızımızdı. bana sıkıca sarıldı ve yanağıma değen dudaklarını hissettim. ve tüm bu zaman boyunca birisinin söylemiş olduğu bir şeyi hatırlamam gerektiği aklımdaydı. ama ne olduğunu unutmuştum."
ve ekran kararır, eva'nın acıyı ve çaresizliği buram buram hissettiren bakışlarıyla.
görsel
Yeni yazar. Geldiği gibi gitmesi dileğiyle...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar