bugün
- tadıldığına pişman eden şeyler7
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak6
- gocu nerede3
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı10
- çeşme de beach çalışanlarının vatandaşa saldırması3
- 6 eylül fenerbahçe beşiktaş maçı4
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları34
- allah varsa beni milli yapsın2
- migros ta 69 95 tl'ye satılan buzlu bardak5
- ezgi dalgıç2
- pelin karahan2
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı3
- rojin kabaiş2
- jhon lucumi2
- regl dönemi dengesizlikleri4
- dünya fenerbahçeliler günü3
- bir kadının en güzel bölgesi11
- ölüm fikrinin insanları çıldırtmıyor oluşu2
- 2000 tl ile yapılabilecekler3
- ayakkabıya sinen ayak kokusu3
- ekrem imamoğlu3
- masaj bekleyen yazarlar3
- ona bir şey söyle13
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak11
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı12
- ruh sağlığı için uzak durulması gereken şeyler4
- iphone 17 pro max2
- eksileyen yazar ezikliği2
- vantilatörü kendine çevirmek10
- hoşlanılan kızın evinde sırt kaşıyıcıya rastlamak3
- seni seviyordum ama sen beni anlamadın3
- dünyanın en güzel tatlısı11
- türklerin ileri olduğu konular21
- 17 yaşındaki kızı sevene pedofili demek2
- pazar günü mesai yapmak3
- bugün sağlığın için ne yaptın9
- michael olise3
- her gün poğaça simit yemek2
- ingiltere8
- badem dolgulu kruvasan3
- fransa7
- kabızlık nasıl geçer3
- deve besleyip sidiğini satmak2
- telefon dolandırıcıları2
- 19 temmuz 2026 fransa ingiltere maçı6
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri3
- dişlerini fırçalamayan kadınla öpüşmek2
- geceye hayatta öğrendiğin bir şey bırak5
- trakya ve istanbul da çekirge istilası3
- bozuk paraların kullanılmaz hale gelmesi4
2 kere okuduğum ender kitaplardan.
ergenlik dönemimde okumuştum. o yıllar kitap bende tam bir vay be etkisi yaratmıştı. her cümlede bir işaret, her olayda kaderin cilvesi, her karakterde derin bir bilgelik var gibi geliyordu. santiago’nun koyunlarını bırakıp mısır’a gitme macerası, rüyalar, alametler, kişisel efsane kavramı… hepsi o yaşta insanın içindeki o belirsiz istekleri ateşliyordu. okuduktan sonra bir hafta boyunca “ben de kendi yolumu bulmalıyım” diye dolaşmıştım. o zamanlar kitabı gerçekten sevmiştim.
aradan yıllar geçti, yeniden elime aldım. bu sefer bitiremedim bile. sayfalar ilerledikçe içimden “ulan yine mi aynı laf” diye geçiyordu. kitap o kadar basit, o kadar tekrar eden bir formül üzerine kurulu ki, ikinci okunuşta bütün sihri uçup gidiyor. paulo coelho sanki bir tane güçlü fikir bulmuş (rüyalarının peşinden git), sonra bunu tüm sayfalar boyunca farklı şekillerde aynı cümleyle anlatmış.
karakterler de yok denecek kadar ince. santiago’nun dışında kimse gerçek bir insan gibi davranmıyor. hepsi ya bilge dede ya da kaderin kuklası. kadın karakterler ise… neyse, o konuya hiç girmeyeyim, zaten yeterince tartışıldı.
en sinir bozucu tarafı da “her şeyin bir anlamı var, evren sana yardım eder” mesajı. hayat gerçekten böyle işlemiyor ki kardeşim. omuz silkip “bu benim kişisel efsanem değilmiş” deyip geri dönen milyonlarca insan var. kitap bunu hiç kabul etmiyor. sanki başarısızlık diye bir şey yok, sadece “henüz alametleri doğru okumadın” var.
bu kadar kolaycı, bu kadar teselli edici bir yaklaşım ergenken motive edici geliyor ama yetişkinken sinir bozucu oluyor. “ya evren yardım etmezse?” sorusuna kitaptan cevap yok. sadece daha çok inan diyor.
neden bu kadar tutuldu peki? bence tam da bu basitliği yüzünden. insanlar karmaşık, acı veren, gri bir hayatta siyah-beyaz bir masal istiyor. kısa, akıcı, alıntılanabilir cümleler… sosyal medyada kişisel efsanen nedir? diye paylaşılacak hazır içerik. pazarlama da harikaydı, dünyanın en çok satan kitaplarından etiketi yapıştı bir kere, sonra kendi kendini besledi. ama işin aslı, kitap bir kez okunup rafa kalkmak için tasarlanmış gibi. ikinci kez açtığında bütün numaraları ortaya çıkıyor.
şimdi biri abi, simyacı hayatımı değiştirdi dese gülümsüyorum, iyi ki o yaşta okumuşsun diyorum içimden. çünkü gerçekten de ergenken güzel. ama bir daha okunacak, acaba kaçırdığım bir şey var mı dedirtecek derinlikte değil. ben okudum, bitirdim, anladım. ve anladığım şey şu: bu kitap, hayatın zorluğunu yaldızlı bir masalla örtbas eden, tatlı bir yalan. hoş bir yalan ama yalan işte.
o yüzden simyacı bana artık şöyle geliyor:
kişisel gelişim zırvalarının, mistik bir doğu masalı ambalajına sarılıp “edebiyat” diye servis edilmiş hâli.
aradan yıllar geçti, yeniden elime aldım. bu sefer bitiremedim bile. sayfalar ilerledikçe içimden “ulan yine mi aynı laf” diye geçiyordu. kitap o kadar basit, o kadar tekrar eden bir formül üzerine kurulu ki, ikinci okunuşta bütün sihri uçup gidiyor. paulo coelho sanki bir tane güçlü fikir bulmuş (rüyalarının peşinden git), sonra bunu tüm sayfalar boyunca farklı şekillerde aynı cümleyle anlatmış.
karakterler de yok denecek kadar ince. santiago’nun dışında kimse gerçek bir insan gibi davranmıyor. hepsi ya bilge dede ya da kaderin kuklası. kadın karakterler ise… neyse, o konuya hiç girmeyeyim, zaten yeterince tartışıldı.
en sinir bozucu tarafı da “her şeyin bir anlamı var, evren sana yardım eder” mesajı. hayat gerçekten böyle işlemiyor ki kardeşim. omuz silkip “bu benim kişisel efsanem değilmiş” deyip geri dönen milyonlarca insan var. kitap bunu hiç kabul etmiyor. sanki başarısızlık diye bir şey yok, sadece “henüz alametleri doğru okumadın” var.
bu kadar kolaycı, bu kadar teselli edici bir yaklaşım ergenken motive edici geliyor ama yetişkinken sinir bozucu oluyor. “ya evren yardım etmezse?” sorusuna kitaptan cevap yok. sadece daha çok inan diyor.
neden bu kadar tutuldu peki? bence tam da bu basitliği yüzünden. insanlar karmaşık, acı veren, gri bir hayatta siyah-beyaz bir masal istiyor. kısa, akıcı, alıntılanabilir cümleler… sosyal medyada kişisel efsanen nedir? diye paylaşılacak hazır içerik. pazarlama da harikaydı, dünyanın en çok satan kitaplarından etiketi yapıştı bir kere, sonra kendi kendini besledi. ama işin aslı, kitap bir kez okunup rafa kalkmak için tasarlanmış gibi. ikinci kez açtığında bütün numaraları ortaya çıkıyor.
şimdi biri abi, simyacı hayatımı değiştirdi dese gülümsüyorum, iyi ki o yaşta okumuşsun diyorum içimden. çünkü gerçekten de ergenken güzel. ama bir daha okunacak, acaba kaçırdığım bir şey var mı dedirtecek derinlikte değil. ben okudum, bitirdim, anladım. ve anladığım şey şu: bu kitap, hayatın zorluğunu yaldızlı bir masalla örtbas eden, tatlı bir yalan. hoş bir yalan ama yalan işte.
o yüzden simyacı bana artık şöyle geliyor:
kişisel gelişim zırvalarının, mistik bir doğu masalı ambalajına sarılıp “edebiyat” diye servis edilmiş hâli.
bilimin olmadığı yerde abdurrahman çelebi olan meslek erbabıdır.
sodaya limon sıkıp tuz atar bak churchill' e dönüştürdüm der.
sodaya limon sıkıp tuz atar bak churchill' e dönüştürdüm der.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar