bugün
- kızları en güzel olan şehir12
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz12
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor13
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması11
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi12
- atatürk'e alerjisi olan tipler11
- kadın nefreti4
- hristiyanlık7
- sözlükteki satranç taşları4
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- cinlerin özünde iyi insanlar olması2
- gecenin şarkısı11
- erkekler zıçar kızlar kakaloş yapar4
- 50 bin liraya sabah 10'a kadar uyumadan durmak2
- mesaj atıp konuşmayan kız3
- türk erkeği endonezyalı kız evliliği6
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- sözler köşkü6
- ilişki yapmaya üşenmek3
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- irmik helvası3
- arabada son ses dinlenecek şarkılar2
- erkek nefreti2
- sırrı süreyya önder28
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- silver ile evlenecek erkek52
- kolay gelsin denilen esnafın cevap vermemesi3
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- gece geç saatte ışığı yanan evler4
- sözlüğü annesi gibi gören insan2
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- sıpsıkıcı olmanız4
- şikeci amedspor5
- sözlük açsanız ismi ne olurdu2
- askerde sözlüğe girmek4
- dün gece ne oldu13
- saçını mora boyatan kızın amacı3
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- bir yazarın profiline girip entrylerini okumak8
- multitap2
- burcu akrep olan birini akrep sokması3
- normal sözlük ismi ne2
- ataköy'deki anyma konserinin iptal edilmesi3
- sözlükte evlenecek adam kalmaması3
- bodofff2
- sözlüğün bitmiş olması3
- sarapci koala58
- günümüz çocuklarının ana babayı saymaması2
- fasulyeyi akşamdan suya koyan erkek5
2 kere okuduğum ender kitaplardan.
ergenlik dönemimde okumuştum. o yıllar kitap bende tam bir vay be etkisi yaratmıştı. her cümlede bir işaret, her olayda kaderin cilvesi, her karakterde derin bir bilgelik var gibi geliyordu. santiago’nun koyunlarını bırakıp mısır’a gitme macerası, rüyalar, alametler, kişisel efsane kavramı… hepsi o yaşta insanın içindeki o belirsiz istekleri ateşliyordu. okuduktan sonra bir hafta boyunca “ben de kendi yolumu bulmalıyım” diye dolaşmıştım. o zamanlar kitabı gerçekten sevmiştim.
aradan yıllar geçti, yeniden elime aldım. bu sefer bitiremedim bile. sayfalar ilerledikçe içimden “ulan yine mi aynı laf” diye geçiyordu. kitap o kadar basit, o kadar tekrar eden bir formül üzerine kurulu ki, ikinci okunuşta bütün sihri uçup gidiyor. paulo coelho sanki bir tane güçlü fikir bulmuş (rüyalarının peşinden git), sonra bunu tüm sayfalar boyunca farklı şekillerde aynı cümleyle anlatmış.
karakterler de yok denecek kadar ince. santiago’nun dışında kimse gerçek bir insan gibi davranmıyor. hepsi ya bilge dede ya da kaderin kuklası. kadın karakterler ise… neyse, o konuya hiç girmeyeyim, zaten yeterince tartışıldı.
en sinir bozucu tarafı da “her şeyin bir anlamı var, evren sana yardım eder” mesajı. hayat gerçekten böyle işlemiyor ki kardeşim. omuz silkip “bu benim kişisel efsanem değilmiş” deyip geri dönen milyonlarca insan var. kitap bunu hiç kabul etmiyor. sanki başarısızlık diye bir şey yok, sadece “henüz alametleri doğru okumadın” var.
bu kadar kolaycı, bu kadar teselli edici bir yaklaşım ergenken motive edici geliyor ama yetişkinken sinir bozucu oluyor. “ya evren yardım etmezse?” sorusuna kitaptan cevap yok. sadece daha çok inan diyor.
neden bu kadar tutuldu peki? bence tam da bu basitliği yüzünden. insanlar karmaşık, acı veren, gri bir hayatta siyah-beyaz bir masal istiyor. kısa, akıcı, alıntılanabilir cümleler… sosyal medyada kişisel efsanen nedir? diye paylaşılacak hazır içerik. pazarlama da harikaydı, dünyanın en çok satan kitaplarından etiketi yapıştı bir kere, sonra kendi kendini besledi. ama işin aslı, kitap bir kez okunup rafa kalkmak için tasarlanmış gibi. ikinci kez açtığında bütün numaraları ortaya çıkıyor.
şimdi biri abi, simyacı hayatımı değiştirdi dese gülümsüyorum, iyi ki o yaşta okumuşsun diyorum içimden. çünkü gerçekten de ergenken güzel. ama bir daha okunacak, acaba kaçırdığım bir şey var mı dedirtecek derinlikte değil. ben okudum, bitirdim, anladım. ve anladığım şey şu: bu kitap, hayatın zorluğunu yaldızlı bir masalla örtbas eden, tatlı bir yalan. hoş bir yalan ama yalan işte.
o yüzden simyacı bana artık şöyle geliyor:
kişisel gelişim zırvalarının, mistik bir doğu masalı ambalajına sarılıp “edebiyat” diye servis edilmiş hâli.
aradan yıllar geçti, yeniden elime aldım. bu sefer bitiremedim bile. sayfalar ilerledikçe içimden “ulan yine mi aynı laf” diye geçiyordu. kitap o kadar basit, o kadar tekrar eden bir formül üzerine kurulu ki, ikinci okunuşta bütün sihri uçup gidiyor. paulo coelho sanki bir tane güçlü fikir bulmuş (rüyalarının peşinden git), sonra bunu tüm sayfalar boyunca farklı şekillerde aynı cümleyle anlatmış.
karakterler de yok denecek kadar ince. santiago’nun dışında kimse gerçek bir insan gibi davranmıyor. hepsi ya bilge dede ya da kaderin kuklası. kadın karakterler ise… neyse, o konuya hiç girmeyeyim, zaten yeterince tartışıldı.
en sinir bozucu tarafı da “her şeyin bir anlamı var, evren sana yardım eder” mesajı. hayat gerçekten böyle işlemiyor ki kardeşim. omuz silkip “bu benim kişisel efsanem değilmiş” deyip geri dönen milyonlarca insan var. kitap bunu hiç kabul etmiyor. sanki başarısızlık diye bir şey yok, sadece “henüz alametleri doğru okumadın” var.
bu kadar kolaycı, bu kadar teselli edici bir yaklaşım ergenken motive edici geliyor ama yetişkinken sinir bozucu oluyor. “ya evren yardım etmezse?” sorusuna kitaptan cevap yok. sadece daha çok inan diyor.
neden bu kadar tutuldu peki? bence tam da bu basitliği yüzünden. insanlar karmaşık, acı veren, gri bir hayatta siyah-beyaz bir masal istiyor. kısa, akıcı, alıntılanabilir cümleler… sosyal medyada kişisel efsanen nedir? diye paylaşılacak hazır içerik. pazarlama da harikaydı, dünyanın en çok satan kitaplarından etiketi yapıştı bir kere, sonra kendi kendini besledi. ama işin aslı, kitap bir kez okunup rafa kalkmak için tasarlanmış gibi. ikinci kez açtığında bütün numaraları ortaya çıkıyor.
şimdi biri abi, simyacı hayatımı değiştirdi dese gülümsüyorum, iyi ki o yaşta okumuşsun diyorum içimden. çünkü gerçekten de ergenken güzel. ama bir daha okunacak, acaba kaçırdığım bir şey var mı dedirtecek derinlikte değil. ben okudum, bitirdim, anladım. ve anladığım şey şu: bu kitap, hayatın zorluğunu yaldızlı bir masalla örtbas eden, tatlı bir yalan. hoş bir yalan ama yalan işte.
o yüzden simyacı bana artık şöyle geliyor:
kişisel gelişim zırvalarının, mistik bir doğu masalı ambalajına sarılıp “edebiyat” diye servis edilmiş hâli.
bilimin olmadığı yerde abdurrahman çelebi olan meslek erbabıdır.
sodaya limon sıkıp tuz atar bak churchill' e dönüştürdüm der.
sodaya limon sıkıp tuz atar bak churchill' e dönüştürdüm der.
bazen insanın ihtiyacı olan şey karmaşık felsefi sistemler değil, ayağa kalkıp yola çıkmasını sağlayacak basit bir cümledir.
simyacı tam olarak bunu yapıyor.
simyacı tam olarak bunu yapıyor.
simya alım satım işiyle uğraşan esnaf.
şair, his cephesinden, daha ilk nefeste vecd çözülüşleriyle yere seriliveren bir afyon, tiryakisi; fikir cephesinden de, bu afyonu esrarlı havanlarda hazırlayan ve tek miligramının tek hücre üzerindeki tesirini hesaplayan bir simyacı...
necip fazıl kısakürek - çile
necip fazıl kısakürek - çile
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar