bugün
- sergen yalçın'ın milli takım antrenörü olması7
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur12
- devletin bisiklet ehliyeti zorunluluğu4
- fon vurgunu37
- acı soslu süs domuzu7
- birbirini tanıdıkça sevmemek10
- özelden gelen saçma mesajlar12
- çiçeklerle nervionun evinin önünde beklemek6
- sergen yalçın7
- nohut köftesi3
- gençler çalışmadan para kazanmak istiyor5
- haberler3
- uludağ sözlükte tek hesapla yazarlık yapmak19
- antipanik'in sözlüğe vedası19
- arkadaşlar bu nedir sizce11
- günü geçmiş buz gibi süt4
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası34
- kim bu erzincanlı9
- mercimek makarnası5
- kylie jenner4
- palmiye4
- clemence baptista16
- sözlükten 50 kişi çıkarırsam yazacak kimse kalmaz6
- bir kadının 5 dakika boyunca konuşmaması10
- ojeli tırnaklarla erkeğin göğsünü okşamak2
- arkadaşlar hayırlı olsun der misiniz lütfen9
- anın görüntüsü17
- fenerbahçe 5 slavia prag 12
- gocu karton toplayan cocuk true sari renkli seker10
- üsküdar da cumhur ittifakı başkanvekili seçimi7
- pavyon bu dünya4
- hakkını helal etmeyen anne3
- toplantı bitmek üzereyken soru soran çalışan3
- murat ağırel4
- 19 ekim 2026 trabzonspor beşiktaş maçı22
- kolye140
- hakkını helal etmeyen evlat2
- defin işlemi sırasında mezarlıkta yemek servisi10
- boşalırken anıran erkek2
- fantezi iç giyim mağazasını dualarla açmak6
- platon un mağara alegorisi10
- s'i l v'e r m'i s t15
- saraca'ya uzaylı soruları4
- yemek yapmayı bilmeyen erkek2
- kemal kılıçdar3
- arkadaşlar hoşçakalın sizi terk ediyorum7
- ayrılınca hediyelerimi geri ver diyen erkek6
- terkedilmiş yaşlı amcalar3
- buz mavisi gözler3
- george puşt2
Kibir, gurur gibilerin tuzla buz olduğu an.
mehmet akif ersoy'un "Babanzade Ahmed Naim'e" ithaf ettiği şiir.
Şuhûdundan cüdâdır, çok zamanlar var ki, îmânım;
Bu vahdet-zâra - gûyâ! - geldim amma bin peşîmânım:
Huzûr imkânı yok dünyâyı etmiş cezben istîlâ;
Ne hüsrandır, ilâhî, ma'bedim, çepçevre, vâveylâ!
Derinlikler, kovuklar, kuytular, şellâleler, yarlar,
Bulutlar, yıldırımlar, çöller, enginler, sular, karlar,
Güneşler, gölgeler, aylar, şafaklar... Hepsi çığlıkta;
Gelir tarrâkalar çaktıkça ecrâmın karanlıkta!
Sabâ dağlarda Sûr üfler, coşar vâdîde bin mahşer;
Denizler yükselir, seller döner, taşlar semâ' eyler.
Ufuklar çalkanır, kaynar ziyâ girdâbı göklerde;
Asırlar devrilir. Çamlar, çınarlar, çırpınır yerde.
Bütün zerrâtı sun'un bir müebbed neşveden serhoş;
Sağım serhoş, solum serhoş, ilâhî, ben ne yapsam boş!
Ömürlerdir, gözüm yollarda, hâlâ beklerim, hâlâ,
Şuhûd imkânı yok coştukça hilkatten bu vâveylâ.
Hayır! Bir başka rûh esmiş ki, akşam, sermediyyette:
Uyandım, fecre baktım, titriyor par par meşiyyette.
O coşkun na'ralar bî-tâb; o taşkın zerreler mahmûr;
O tûfanlardan ancak terliyor, maşrıkta tek bir nûr.
O gömgök kubbe, Sînâ-rengi tutmuş, bir avuç toprak:
Işıklar püskürürken, şimdi haşyetlerle müstağrak!
O ecrâm, ah o gözler öyle fânîler ki Mevlâ'da,
Dönüp bir kerre olsun bakmıyorlar artık eb'âda.
Denizler, dalgalar, dağlar, ağaçlar, gölgeler dalgın...
ilâhî! Üıperen tek gölge yok bağrında âfâkın.
Sabâ durgun, sular durgun, gölün durgun hayâlinde,
Ne ma'nîdâr o gökler, kudretin bir vahyi hâlinde!
Bu vahdet-zâra dün baktım: Ne meyhâneydi cûşâcûş!
Bugün rindânı gördüm: Başka bir peymâneden bî-hûş.
Bütün dünyâ serilmiş sunduğun vahdet şarâbından;
Ben'im mest olmıyan meczûbun, Allah'ım, benim meydan!
Bırak, hâsir kalan seyrinde mi'râcım devâm etsin;
Rükû'um yerde titrerken, huşû'um Arş'ı titretsin!
ilâhî! Serserî bir damlanım, yetmez mi hüsrânım?
Bırak taşsın da coştursun şu vahdet-zârı îmânım.
Bırak hilkatte hiç ses yok bırak meczûbunun feryâd...
Bırak tehlîlim artık dalgalansın, herçi-bâd-âbâd!
Kıyılmaz lâkin, Allah'ım, bu gaşyolmuş yatan vecde...
Bırak, "hilkat"le olsun varlığım yek-pâre bir secde!
http://tr.yenisehir.wikia.../Tart%C4%B1%C5%9Fma:Secde
Şuhûdundan cüdâdır, çok zamanlar var ki, îmânım;
Bu vahdet-zâra - gûyâ! - geldim amma bin peşîmânım:
Huzûr imkânı yok dünyâyı etmiş cezben istîlâ;
Ne hüsrandır, ilâhî, ma'bedim, çepçevre, vâveylâ!
Derinlikler, kovuklar, kuytular, şellâleler, yarlar,
Bulutlar, yıldırımlar, çöller, enginler, sular, karlar,
Güneşler, gölgeler, aylar, şafaklar... Hepsi çığlıkta;
Gelir tarrâkalar çaktıkça ecrâmın karanlıkta!
Sabâ dağlarda Sûr üfler, coşar vâdîde bin mahşer;
Denizler yükselir, seller döner, taşlar semâ' eyler.
Ufuklar çalkanır, kaynar ziyâ girdâbı göklerde;
Asırlar devrilir. Çamlar, çınarlar, çırpınır yerde.
Bütün zerrâtı sun'un bir müebbed neşveden serhoş;
Sağım serhoş, solum serhoş, ilâhî, ben ne yapsam boş!
Ömürlerdir, gözüm yollarda, hâlâ beklerim, hâlâ,
Şuhûd imkânı yok coştukça hilkatten bu vâveylâ.
Hayır! Bir başka rûh esmiş ki, akşam, sermediyyette:
Uyandım, fecre baktım, titriyor par par meşiyyette.
O coşkun na'ralar bî-tâb; o taşkın zerreler mahmûr;
O tûfanlardan ancak terliyor, maşrıkta tek bir nûr.
O gömgök kubbe, Sînâ-rengi tutmuş, bir avuç toprak:
Işıklar püskürürken, şimdi haşyetlerle müstağrak!
O ecrâm, ah o gözler öyle fânîler ki Mevlâ'da,
Dönüp bir kerre olsun bakmıyorlar artık eb'âda.
Denizler, dalgalar, dağlar, ağaçlar, gölgeler dalgın...
ilâhî! Üıperen tek gölge yok bağrında âfâkın.
Sabâ durgun, sular durgun, gölün durgun hayâlinde,
Ne ma'nîdâr o gökler, kudretin bir vahyi hâlinde!
Bu vahdet-zâra dün baktım: Ne meyhâneydi cûşâcûş!
Bugün rindânı gördüm: Başka bir peymâneden bî-hûş.
Bütün dünyâ serilmiş sunduğun vahdet şarâbından;
Ben'im mest olmıyan meczûbun, Allah'ım, benim meydan!
Bırak, hâsir kalan seyrinde mi'râcım devâm etsin;
Rükû'um yerde titrerken, huşû'um Arş'ı titretsin!
ilâhî! Serserî bir damlanım, yetmez mi hüsrânım?
Bırak taşsın da coştursun şu vahdet-zârı îmânım.
Bırak hilkatte hiç ses yok bırak meczûbunun feryâd...
Bırak tehlîlim artık dalgalansın, herçi-bâd-âbâd!
Kıyılmaz lâkin, Allah'ım, bu gaşyolmuş yatan vecde...
Bırak, "hilkat"le olsun varlığım yek-pâre bir secde!
http://tr.yenisehir.wikia.../Tart%C4%B1%C5%9Fma:Secde
varlığına atılan imzadır. varlığa attığın imza. varlığımızı bulduğumuz yer.
bütün dünyadan çevirip azalarımızı, ''dur!'' deyip her şeye, ''sevgili!'' dediğimiz yer.
baş tacı edildiğimiz yegane yerdir secde. baş tacı ettiğimiz ve edildiğimiz.
sevgiliyle buluşulan en güzel yer. güzelliğini fısıldadığımız, bize kendisini en yakın kıldığı yer.
öylesine mütevazi...
bu da 'minik' görünüşlü, kocaman bir secde *
görsel
bütün dünyadan çevirip azalarımızı, ''dur!'' deyip her şeye, ''sevgili!'' dediğimiz yer.
baş tacı edildiğimiz yegane yerdir secde. baş tacı ettiğimiz ve edildiğimiz.
sevgiliyle buluşulan en güzel yer. güzelliğini fısıldadığımız, bize kendisini en yakın kıldığı yer.
öylesine mütevazi...
bu da 'minik' görünüşlü, kocaman bir secde *
görsel
Yüce Rabbimiz Allah'ın Huzuruna Ulaşmaktır.
Kulun, yaradanına en yakın olduğu andır... Mekandır... Sözdür... Duaların kabul olduğu en yüce mertebedir. Teslimiyettir. Masumiyettir. mahcubiyettir... Aidiyettir...
yaradan' a en yakın olduğumuz an. namazın zirve noktası. allah' a taptığımızın adeta fiili göstergesi. bide secde yaptığımızın farkında olup huşu içinde secdeye varırsak, işte o zaman secdenin hazzına varabiliriz.
gözlerim uzağa bakamaz artık,
hülyalar gerçeğin çok ötesinde.
senin sevdalınım ben, yak beni artık
kalbim son kez atsın secde yerinde.
hülyalar gerçeğin çok ötesinde.
senin sevdalınım ben, yak beni artık
kalbim son kez atsın secde yerinde.
mescidlerde ya da camilerde namaz kılanları izlemek özellikle yaptığım eylemlerden biridir. yalan yanlış secde ve rüku yapanları genellikle uyarmaya çalışırım. hatta çalıştığım yerdeki mesciddeki ilan tahtasına tadil i erkan la alakalı hadisler yazarım ki, uyaramadığım insanlar hadisi okusun da, dikkat etsin namazına. gel gör ki, adam alışmış, aynen devam ediyor tavuğun yem yemesi misali başını yere koyup kaldırmaya. halbuki kulun allah'a en yakın olduğu an secde. uzat uzatabildiğin kadar. kıymetini bilmek gerek.
Sadece Allah CC için yapıldığında huzur bulunur. Kulun Allah'a cc en yakın olduğu andır.
Rab ile buluşma. Hamd olsun. Evet.
Rab ile buluşma.
Kibri alıp uzaklara götüren eylem.
Huzur istiyorsan, huzuru veren rabb'ine secde et.
"Secde de namazın bir rüknü olduğundan farzdır. Namaz kılan kimse, rükûdan sonra secdeye varır. Rükûdan doğrulduktan sonra yere kapanarak iki dizi üzerinde ellerine dayanarak alnını ve bumunu (yüzünü) iki eli arasında yere veya yere bitişik bir şey üzerine koyar. Yüce Allah'a tazimde bulunur. Bu şekilde secde, her rekatta ikişer defa arka arkaya yapılır."
ömer nasuhi bilmen: büyük islam ilmihali
ömer nasuhi bilmen: büyük islam ilmihali
Arapça yere kapanarak tapınma.
Kulun Allah'a en yakın olduğu haldir.
Rabbe en yakın olunan an. O an insan allah a yakın olduğunu kalbi ile hisseder. Günahları ve sevaplarıyla.
her secdede 3, 5 veya 7 defa "süphane rabbiyel ala" denir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar