bugün
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı33
- parcalandim toparlanamiyorum320
- erkeklere en güzel hitap şekilleri17
- alttaki yazara bir şey söyle16
- sevgilinin arabasıyla kaza yapmak9
- boyun ağrısına iyi gelen şeyler15
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması16
- kamyon sürerken dinlenecek şarkılar10
- nefret edilen hitap şekilleri11
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- ben bu yazıyı hiç kimseye yazmadım5
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak19
- gece mesajlaşırken uyuya kalan erkek9
- cuma akşamı etkinlikleri8
- ibrahim erkal saçı3
- bi erkek için kütahyadan adanaya gitmek7
- sözlük çeteleri11
- g i l d e d l i l y6
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri12
- çaylak olunca yan hesaplarla sözlüğe gelen işsiz10
- gecenin bir körü prezervatif isteyen komşu8
- cuma akşam eve girip pazartesi sabaha dek çıkmamak9
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz28
- maltepe'deki bina faciasında tutuklamalar3
- kadın önünde çırıl çıplak olsa tecavüz edemezsin4
- hilafetin türklere faydası16
- moda faciası olan şeyler7
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- aşkım dua lipa mı ben mi diyen sevgili5
- hangi yazarla çift olursunuz28
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler6
- nejat uygur3
- karton toplayan meric8
- aşık olduğum kızın pornocu çıkması7
- merhaba arkadaşlar beni hatırladınız mı6
- herkese mavi boncuk dağıtan karaktersiz5
- kibarhergele14
- bana onu sormayin22
- ucan tekme atan hipopotam45
- traveler bu akşam niye herkese sallıyor7
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği9
- gece gelen cop arabasi2
- izmirde bok kokusunun kaybolması9
- siyah giyen erkeğin asıl amacı3
- insan olmaya ceyrek kala6
- arkadaşlar itiraf edin beni çok seviyorsunuz6
- s'i l v'e r m'i s t8
- ağrı bandı4
- fusya şemsiyeli ve hipopotam9
- yarın lahmacun yiyecek olmak6
insanlık tarihinin en barbar ve hüzünlü hikâyelerinden biri sarah’nın öyküsü. fransız ihtilali ile aynı yılda, 1789 yılında güney afrika’da dünyaya gelen sarah baartman (saartje baartman) ve başına gelen trajik olaylar insanlığın bir parçasının ne kadar da karanlık ve kötü olduğunu gözler önüne seriyor. onun ‘’suçu’’ bir güney afrika kabilesinde doğmak ve geniş kalçalara, büyük bir cinsel organa sahip olmak. ‘’keşfedilişi’’, avrupa’ya götürülüp sergilenişi ve akabinde öldükten sonra gelişen olaylara bakacağız. sarah, öldükten sonra dahi bedeninin sömürülmesinden kurtulamamış bir kadın. coğrafya ve anatominin kader olduğunun ispatı. popüler hale gelen bir söylemin de belirttiği gibi: ‘’insanlık dışı denilen olayların hepsi insanlar arasında geçiyor.’’
sarah baartman; 1789 yılında güney afrika’nın gamtoos nehri vadisinde dünyaya gelir. güney afrika’nın ilk yerli sakinleri olduğu düşünülen khoikhoi halkının alt grubu olan griqua kabilesindendir. sarah henüz iki yaşındayken annesini kaybeder. babası ise ingilizlerle hollandalıların koloni mücadelesi sırasında çıkan bir çatışmada hayatını kaybeder. willem cezar adlı bir siyahî tüccar onu alarak cope town’daki çiftliğinde köle olarak çalıştırmaya başlar.
çiftlikte bir köle olarak çalışan sarah baartman, bir ingiliz asker – hekim olan william dunlop tarafından fark edilir. sarah’ın çok geniş kalçaları, büyük ve sarkık bir cinsel organı vardır. asker – hekim william dunlop onu londra’ya götürüp sergilemeyi ve avrupa halkının da büyük ilgisini çekeceğini düşünür. dunlop, sarah’a çeşitli vaatlerde bulunur: ona tıbbî bir araştırma konusu olacağını, zengin ve ünlü biri olacağını vaat ederek sarah’ı kandırır.
bu vaatlere inanan sarah baartman dunlop ile beraber londra’ya doğru yola çıkar. çiftlikte kendisini bir köle olarak kullanan willem cezar ile bu ingiliz hekim – asker arasında ise bir sözleşme yapılır. ekim 1810 tarihli bu sözleşmeye göre sarah’nın ingiltere’de eğlence amaçlı sergilenmesine karar verilir. böylece sarah 20 – 21 yaşlarında londra’ya getirilir. ilk önce gerçekten de dunlop’un söylediği gibi bilimciler tarafından araştırma konusu olur; ancak çok geçmeden sirk hayvanlarıyla beraber sergilenme, halkın hakaret ve tacizlerine maruz kalma gibi trajik olayları yaşamaya başlar. sarah 1810 yılında londra piccadilly’de müze ve sirklerde sergilenir. avrupalıların ilgisini çeken vücudu, aslında kabilesinin bir özelliğidir. kabile kadınlarının kalça ve cinsel organları büyüktür. sarah’a tüm bedenini kaplayan dar bir kıyafet giydirilir, yüzü boyanır, takılar takılır ve dans ettirilir. izleyenlerin hakaret ve tacizleri eşliğinde sergilenen sarah 1810 ila 1814 yılları arasında londra’daki yaşamını bu şekilde geçirir.
sarah baartman, avrupa’da ‘’hottentot venüsü’’ adıyla meşhur olur. avrupalılar sarah’ın kabilesine ‘’hottentot’’ adını verirler. kendisi de geniş kalçaları ve cinsel organı nedeniyle şehvetin sembolü olan ‘’venüs’’e (afrodit) benzetilir. yani: ‘’hottentot venüsü’’ adına oyunlar, baladlar yazılır; karikatürler çizilir. ‘’the hottentot venus’’ ya da ‘’hatred to french women’’ adlı drama; avrupa’nın yerli algısıyla oynayan, ırkçı önyargıların ve cinsel fantezilerin olduğu bir oyundur.
1810 – 1814 arasındaki yılları londra’daki müze ve sirklerde sergilenerek geçiren sarah, 1814 yılında paris’teki bir vahşi hayvan bakıcısına satılır. reaux adındaki bu vahşi hayvan bakıcısı da sarah’ı aynı şekilde sergilemeye devam eder. bu arada sömürgeci dunlop ve yardımcılarına karşı imza kampanyaları başlar. ‘’işverenler’’ yargılanır ancak bundan hiçbir sonuç çıkmaz. dunlop, sarah’ın imzaladığını iddia ettiği bir belge hazırlar ve bu belgede sarah’nın kötü muamele görmediği yazılıdır. sarah maruz kaldığı aşağılanma ile başa çıkmak için yoğun bir şekilde alkol kullanır. 1814 ile beraber paris’te sergilenmeye başlayan sarah, para karşılığı beyaz erkeklere de satılır. bir gergedanın yanında, kafesin içinde sergilenir ve ‘’eğitmeninin’’ emrettiği şekilde oturup kalkar. 1815 yılında, alkolizm nedeniyle henüz 26 yaşındayken vefat eder.
sarah baartman otuz yaşına bile basamadan hayatını yitirdiğinde, ardında dünyanın bütün kötülüklerine ettiği tanıklığı bırakır. canlı bedeninden finansal fayda sağlanması yetmediği gibi ölü bedeninden de istifa edilir. ölümünün üzerinden 24 saat geçmeden, napolyon’un cerrahı zoolog ve doğa yazarı george cuvier, üzerinde çalışmak için sarah’nın bedenini parçalar. beyni ve cinsel organı çıkarılarak paris’teki musee ı’homme’da sergilenmeye başlanır. geri kalan vücudunun da içi doldurularak o da aynı şekilde sergilenir. sarah baartman bugün birçok insan için; ırkçılığın ve siyah insanın metalaştırılmasının bir sembolüdür.
sarah baartman bu dünyadan kıymet görmeyerek, aşağılanıp hor görülerek, sapkın erkeklerin cinsel fantezilerine kurban olarak geçip gider. sergilendiği yıllarda onun vücudunu yorumlayan avrupalılar, kendi ırklarının üstünlüğüne dair makaleler dahi yazar. sarah’ın hiç değilse ölü bedeninin kendi topraklarına gömülmesi talepleri gündeme gelir. 1950’lerinde başında, güney afrika’nın yerli halkı ve sarah’ın da bir üyesi olduğu griquas kabilesi fransa’dan sarah’ın bedenini talep eder. işin trajikomik yanı şudur ki; 1850 fransız yasasına göre, fransız müzelerinde sergilenen tüm eserler fransa’ya aittir. talep bu nedenle geri çevrilir.
nelson mandela , güney afrika’daki 1994 seçimlerinin ardından devlet başkanı olur olmaz dönemin fransız cumhurbaşkanı françois mitterrand’ı güney afrika seyahati sırasında bu konuda aydınlatır. sarah’ın bedeninin iadesini talep eder; ancak konu açıklığa kavuşturulamaz. kabile kızlarını geri istemeye ve bunun adına protesto düzenlemeye başlar. 2000 yılında dışişleri bakanı alfred nzo ve kültür bakanı ben ngubane aracılığıyla aynı şey tekrar talep edilir ancak yine bir sonuç alınamaz.
yüzyıllara konu olan bu dehşet olayın ardından, sarah’ın bedeni 6 mart 2002’de güney afrika’ya getirilir. 9 ağustos 2002 yılında afrika’da resmî tatil olan kadınlar günü’nde doğe cope eyaletine, doğduğu topraklara gömülür.
sarah’nın hayatını içeren yapıtlardan biri orjinal adı vénus noire olan siyah venüs filmidir. abdellatif kechiche tarafından yönetilen film, pek çok ödülün sahibidir.
görsel
görsel
görsel
görsel
sarah baartman; 1789 yılında güney afrika’nın gamtoos nehri vadisinde dünyaya gelir. güney afrika’nın ilk yerli sakinleri olduğu düşünülen khoikhoi halkının alt grubu olan griqua kabilesindendir. sarah henüz iki yaşındayken annesini kaybeder. babası ise ingilizlerle hollandalıların koloni mücadelesi sırasında çıkan bir çatışmada hayatını kaybeder. willem cezar adlı bir siyahî tüccar onu alarak cope town’daki çiftliğinde köle olarak çalıştırmaya başlar.
çiftlikte bir köle olarak çalışan sarah baartman, bir ingiliz asker – hekim olan william dunlop tarafından fark edilir. sarah’ın çok geniş kalçaları, büyük ve sarkık bir cinsel organı vardır. asker – hekim william dunlop onu londra’ya götürüp sergilemeyi ve avrupa halkının da büyük ilgisini çekeceğini düşünür. dunlop, sarah’a çeşitli vaatlerde bulunur: ona tıbbî bir araştırma konusu olacağını, zengin ve ünlü biri olacağını vaat ederek sarah’ı kandırır.
bu vaatlere inanan sarah baartman dunlop ile beraber londra’ya doğru yola çıkar. çiftlikte kendisini bir köle olarak kullanan willem cezar ile bu ingiliz hekim – asker arasında ise bir sözleşme yapılır. ekim 1810 tarihli bu sözleşmeye göre sarah’nın ingiltere’de eğlence amaçlı sergilenmesine karar verilir. böylece sarah 20 – 21 yaşlarında londra’ya getirilir. ilk önce gerçekten de dunlop’un söylediği gibi bilimciler tarafından araştırma konusu olur; ancak çok geçmeden sirk hayvanlarıyla beraber sergilenme, halkın hakaret ve tacizlerine maruz kalma gibi trajik olayları yaşamaya başlar. sarah 1810 yılında londra piccadilly’de müze ve sirklerde sergilenir. avrupalıların ilgisini çeken vücudu, aslında kabilesinin bir özelliğidir. kabile kadınlarının kalça ve cinsel organları büyüktür. sarah’a tüm bedenini kaplayan dar bir kıyafet giydirilir, yüzü boyanır, takılar takılır ve dans ettirilir. izleyenlerin hakaret ve tacizleri eşliğinde sergilenen sarah 1810 ila 1814 yılları arasında londra’daki yaşamını bu şekilde geçirir.
sarah baartman, avrupa’da ‘’hottentot venüsü’’ adıyla meşhur olur. avrupalılar sarah’ın kabilesine ‘’hottentot’’ adını verirler. kendisi de geniş kalçaları ve cinsel organı nedeniyle şehvetin sembolü olan ‘’venüs’’e (afrodit) benzetilir. yani: ‘’hottentot venüsü’’ adına oyunlar, baladlar yazılır; karikatürler çizilir. ‘’the hottentot venus’’ ya da ‘’hatred to french women’’ adlı drama; avrupa’nın yerli algısıyla oynayan, ırkçı önyargıların ve cinsel fantezilerin olduğu bir oyundur.
1810 – 1814 arasındaki yılları londra’daki müze ve sirklerde sergilenerek geçiren sarah, 1814 yılında paris’teki bir vahşi hayvan bakıcısına satılır. reaux adındaki bu vahşi hayvan bakıcısı da sarah’ı aynı şekilde sergilemeye devam eder. bu arada sömürgeci dunlop ve yardımcılarına karşı imza kampanyaları başlar. ‘’işverenler’’ yargılanır ancak bundan hiçbir sonuç çıkmaz. dunlop, sarah’ın imzaladığını iddia ettiği bir belge hazırlar ve bu belgede sarah’nın kötü muamele görmediği yazılıdır. sarah maruz kaldığı aşağılanma ile başa çıkmak için yoğun bir şekilde alkol kullanır. 1814 ile beraber paris’te sergilenmeye başlayan sarah, para karşılığı beyaz erkeklere de satılır. bir gergedanın yanında, kafesin içinde sergilenir ve ‘’eğitmeninin’’ emrettiği şekilde oturup kalkar. 1815 yılında, alkolizm nedeniyle henüz 26 yaşındayken vefat eder.
sarah baartman otuz yaşına bile basamadan hayatını yitirdiğinde, ardında dünyanın bütün kötülüklerine ettiği tanıklığı bırakır. canlı bedeninden finansal fayda sağlanması yetmediği gibi ölü bedeninden de istifa edilir. ölümünün üzerinden 24 saat geçmeden, napolyon’un cerrahı zoolog ve doğa yazarı george cuvier, üzerinde çalışmak için sarah’nın bedenini parçalar. beyni ve cinsel organı çıkarılarak paris’teki musee ı’homme’da sergilenmeye başlanır. geri kalan vücudunun da içi doldurularak o da aynı şekilde sergilenir. sarah baartman bugün birçok insan için; ırkçılığın ve siyah insanın metalaştırılmasının bir sembolüdür.
sarah baartman bu dünyadan kıymet görmeyerek, aşağılanıp hor görülerek, sapkın erkeklerin cinsel fantezilerine kurban olarak geçip gider. sergilendiği yıllarda onun vücudunu yorumlayan avrupalılar, kendi ırklarının üstünlüğüne dair makaleler dahi yazar. sarah’ın hiç değilse ölü bedeninin kendi topraklarına gömülmesi talepleri gündeme gelir. 1950’lerinde başında, güney afrika’nın yerli halkı ve sarah’ın da bir üyesi olduğu griquas kabilesi fransa’dan sarah’ın bedenini talep eder. işin trajikomik yanı şudur ki; 1850 fransız yasasına göre, fransız müzelerinde sergilenen tüm eserler fransa’ya aittir. talep bu nedenle geri çevrilir.
nelson mandela , güney afrika’daki 1994 seçimlerinin ardından devlet başkanı olur olmaz dönemin fransız cumhurbaşkanı françois mitterrand’ı güney afrika seyahati sırasında bu konuda aydınlatır. sarah’ın bedeninin iadesini talep eder; ancak konu açıklığa kavuşturulamaz. kabile kızlarını geri istemeye ve bunun adına protesto düzenlemeye başlar. 2000 yılında dışişleri bakanı alfred nzo ve kültür bakanı ben ngubane aracılığıyla aynı şey tekrar talep edilir ancak yine bir sonuç alınamaz.
yüzyıllara konu olan bu dehşet olayın ardından, sarah’ın bedeni 6 mart 2002’de güney afrika’ya getirilir. 9 ağustos 2002 yılında afrika’da resmî tatil olan kadınlar günü’nde doğe cope eyaletine, doğduğu topraklara gömülür.
sarah’nın hayatını içeren yapıtlardan biri orjinal adı vénus noire olan siyah venüs filmidir. abdellatif kechiche tarafından yönetilen film, pek çok ödülün sahibidir.
görsel
görsel
görsel
görsel
Kalçası ve Vajinası Büyük Olduğu için Sirklerde Sergilenen afrikalı Talihsiz zenci kadın.
batılı beyaz adamın vicdanı budur işte.
batılı beyaz adamın vicdanı budur işte.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar