bugün
- laik teyzelerin fenotipi34
- muhaliflere haşhaşi diyen butlancı vekil3
- 2 dünya savaşı'na katılmış yazarlar4
- hamam oğlanı3
- futbolu aşırı kafaya takmak3
- ıssız bir yerde kamp yapmak2
- huzursuz insan4
- abdülhamid'in sanat zevki2
- susan sontag2
- 2028 cumhurbaşkanlığı seçimleri6
- kendiyle barışık olan insan3
- 23 ağustos 2026 alanyaspor beşiktaş maçı5
- akp oyları yüzde 10'un üzerinde10
- mansur yavaş11
- sözlüğü bırakıyorum ajitasyonu4
- ölürken söylenecek son söz2
- bir insanı hayatının merkezine koymak7
- elif şafak3
- islam barış dinidir13
- davranışlardaki küçük ayrıntıları kafaya takmak3
- 3 numara saç kirli sakal3
- koalanın arabaya binip para ödemeyip dövmek2
- arkadaşlar kararsız kaldım hangisini alayım18
- halil konakçı'nın hatay işgalini savunması4
- baba parasıyla hava atan insan3
- kalp ritmini hızlandıran şeyler3
- sözlük erkeklerinin yaptığı yemekler4
- mustafa adıgüzel5
- mohamed salah ghaly4
- boykot3
- sabahları nefret edilen şeyler9
- beton kemalist olmak5
- aklınıza gelen şarkı sözü4
- yeni parti8
- tayyip erdoğan'a oy vermeye karar vermek8
- türkiyede genç siyasetçi olmaması6
- nuh ve tufan hikayesinin tora daki kıssası6
- ilk tek tanrılı kutsal kitap4
- anahtar partisi büyük birlik partisi ittifakı7
- iyi parti zafer partisi ittifakı6
- kendi aralarında anket yapıp iktidar olma heyecanı3
- futbol15
- madencilerin beştepe'ye yürüyeceğiz demesi6
- hukuk okuyan tiplerin biraz ezik olması9
- sarapci koala8
- ellerim bos gonlum hos12
- y chp2
- ak partililerin apo sevdası6
- sözlüğün en güzel kız yazarı8
- süleymancıların almanya da domuz eti yedirmesi2
sarı renk çok dikkat çekici olduğu için taksi ve dolmuşların rengidir. bunun ötesinde sarı renginin kişilerdeki anlamı: entellektüel güç, yöneticilik, hırs ve iddia, zekadır. c, ç, u, ü ve l harflerinin ilgili rengi sarıdır. yani kişinin isminde ve soyisminde bu harflerin yoğunlukta olması kişinin entellektüel benliğini, zaman zaman farklı buluş ve proje üreterek düşünce gücünü öne çıkartır.
deyince yanına direkt kırmızı diyesim geliyor, galatasaraylı olduğumdan olabilir. Günlük yaşantımda pek tercih etmediğim bana sürekli çişi anımsatan renk.
çok güzel bir jehan barbur şiiri.
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine
Jehan Barbur
buradan da dinlenilebilir:http://www.youtube.com/watch?v=mtA2bP5MsiY
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine
Jehan Barbur
buradan da dinlenilebilir:http://www.youtube.com/watch?v=mtA2bP5MsiY
bana çok itici gelen renktir. tersleyen, azarlayan, soğuk bir etkisi var o rengin.
hiç kimseye yakıştıramadığım ama özellikle bir erkekte görünce geri geri kaçtığımdır.esmer mi esmer ve şaka yapar gibi sarı bir tshirt giymiş erkekle konuşurken muhabbete odaklanabilmek hak getire, ben onu değişik renklerle soyup soyup giydiriyorumdur o an.
kadınların sarışın olma çılgınlığından bahsetmiyorum bile!
hiç kimseye yakıştıramadığım ama özellikle bir erkekte görünce geri geri kaçtığımdır.esmer mi esmer ve şaka yapar gibi sarı bir tshirt giymiş erkekle konuşurken muhabbete odaklanabilmek hak getire, ben onu değişik renklerle soyup soyup giydiriyorumdur o an.
kadınların sarışın olma çılgınlığından bahsetmiyorum bile!
ölüme ve hastalığa en fazla yakışan renk.
fenerbahce ve galatasaray in az olan ortak yönlerinden birtanesi, bayraklarindaki renk.
bana güneşli günleri, bahar ve mutluluğu çağrıştıran en sevdiğim renk. en çok çiçeklere yakışır mesela nergise.
trafikte araçlara verilen geçici plakanın rengidir.
galatasaray'ın renklerinden.
şiiriyle, bestesiyle *, seslendirmesiyle bir jehan barbur'dur.
penguen dergisinde gürcan yurt imzalı kral soytarısı tiplemesi. bir nevi ülkeyi o yönetir. takip ediniz.
penguen dergisinin en tırt tipidir. komik olmadığı gibi aşırı itici. zaten gürcan yurt destere filmi ile kalitesini belli etmişti. ya robinson ve cuma ya hiç, tek numarası buymuş.
neşe veren bir renktir. parlak sarı ışık, kan dolaşımı üzerinde olumlu etki yapar. en parlak renktir. zekayı açar. gri ile karıştırılırsa etkisini kaybeder.
diğer renkler ile karıştırıldığında renklerin parlaklık derecelerini kuvvetlendirir.
diğer renkler ile karıştırıldığında renklerin parlaklık derecelerini kuvvetlendirir.
ve lacivert uyumu.
suskunlar dizisi baş karakter. tatlı oğlan. kel. deri ceket giyer, yakıştırır kendine.
''Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini...''
her gün dinleye dinleye tükettiğim; ama tükendiğini sandığım yerden yeniden, yine beni bulan jehan barbur şiiri.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini...''
her gün dinleye dinleye tükettiğim; ama tükendiğini sandığım yerden yeniden, yine beni bulan jehan barbur şiiri.
ingilizceye çevirince de coldplay-yellow dinlemek isteten renk. dur dinliyim.
göztepe nin kırmızıyla bütünleşen rengidir.
jehan barbur hanımın mükemmel albümünün adıdır. Albümde "kırık bir aşk hikayesi" adlı şarkısı çok dinlenesidir.
türk kızlarının çoğunun saçını boyattığı renktir.
"fincanın etrafı sarı,
ağlarım sızlarım zarı zarı" türküsünü akla getirir.
ağlarım sızlarım zarı zarı" türküsünü akla getirir.
bende ki karşılığı ayrılık, ölüm ve ulaşılmazlık olan; bu yüzden düşmanı olduğum, en ufak bir eşyamda dahi barındırmadığım renk. son zamanlarda ufak ufak hayatıma giriyor o ayrı ama sarı sevimsizdir.
Lacivertle birlikte aşkın rengini oluşturur.
jehan barbur' un söylediği şiir, melodi de güzeldir çalan.
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12'yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine...?
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12'yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine...?
(bkz: kırmızı)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar