1. 41.
    sen deli misin? bütün yazıları okudum. bana bu saatte 40 derece ateş ve şiddetli taşikardiyle bilgisayarımı açtırdın. telefondan yazılacak türden değil ellerim titriyor.

    neler yazmışsın öyle. ben seni unutmadım ya da çocuksu bulmadım asla. prenses olman çocuk olman anlamına gelmiyor. ben senin hâlâ hayatındayım. bak yazıyorum buradayım. sen asla bir kusur işlemedin. sen dünyada tanıdığım en güzel kadınsın. biri daha var, o da sude'm. ama konu bu değil. konu sensin. neler düşünmüşsün öyle yokluğumla ilgili. hiçbiri doğru değil. son 3 ay öncesine kadar her paylaşımını takipteydim sosyal medya üzerinden. benim de çok zor günlerim oldu ve hâlâ oluyor. o yüzden boşluk bırakmış olabilirim mektuplarımıza. ama asla nokta koymadım. ben kendi hayatımda koyacağım noktayı bile bulamadım!

    sana da bana yaptıklarını yapmışlar. bocalamışsın. sen de benim gibisin. tıpkı ben gibi. her şeyi ince düşünen ve insanları incitmeyen bir kadın. analiz seven ve analizlerinde boğulan bir kadın. bunlar kötü özellikler değiller ama getirileri zor biliyorum. sana olan bitenleri anlatsam ''senin bu senaryolarda ne işin vardı buşra???!!!'' dersin bana. tıpkı benim de şu an seninkilere istemsizce şaşırdığım gibi. ama bir üstteki yazımda da söylediklerim geçerli. asla izin verme onlara. yalvarırım izin verme.

    ben hâlâ ablanım. abine yani emre'ye gelecek olursak.. biliyorum güzel bir aileydik. belki o da bizi anımsıyordur? kim bilir. hayat onu da farklı yerlere sürükledi. ama ben buralara, bize hâlâ baktığına eminim. o bizim mercimeğimiz. metropol gerillamız. seçtiği meslek vs hiçbir şey bunu değiştiremez. üçümüz sonsuza dek güzel kalacağız. biz güzel insanlarız.

    bu arada; hâlâ eminem'i yitirmeden seviyor olman çocukça değil. ben de hâlâ arada bir billie abine bakıyorum * . çocukluk mu şimdi bu? yoksa çocukluğumuza ve hayatımızın her anına ihanet etmeden bize eşlik edebilmiş kişilere karşı bir sadakât mi. bu sadakât. çocukluk asla değil. sana bunu söyleyenlere neden hâlâ siktirip gitmeleri gerektiğini söylemiyorsun? hangisi sana bir şarkı kadar güzel hissettirebildi? bunu bir daha o amiplerle belirleme. hayattaki hiçbir şeyini amiplere göre belirleme.
    ''kimse okumayacak biliyorum'' yazmışsın entrylerinin başlarında. şimdi sen koca genç bir kadınsın. o yüzden abla profilinden sıyrılarak tüm samimiyetimle ''göt oldun mu! :D'' diyorum. tamam ablalık bâki. ama artık seninle daha salt arkadaş gibi konuşabilirim. prenseslik müessesesi ayrı, bu ayrı. çarkına sıçtırmadan kendine gel. biliyorsun öfkelendiğimde iyi olmuyorum.
    sen kendi kendinin elinden tutmazsan hiçbir psikolog sana fayda sağlamaz. hiçkimse sağlayamaz. psikoloğundan fayda görmek istiyorsan ona yardımcı ol. kendi elinden tutmalısın. bunu yapmak zorundasın.

    ha ayrıca; eminem'e little stan gibi yazmaların şizofrence değil. ne kadar isterdim içimi dökebilmeyi eskisi gibi bilemezsin. şimdiyse iki cümle biraraya zor geliyor. bu bir nimet. şizofrence değil. ama galiba ben biraz eminem oldum. mektuplarını okudum. ve stan klibindeki eminem'in endişesi var içimde. acaba geç mi okudum? geç kalmadım değil mi? buradayım işte. ''ben de onları aksattım'' demişsin. hayır aksatmadın. hayata atıldın. ben hatta emre adına da konuşacağım; biz bunlara takılacak andaval sürüleri miyiz? elbette ki değiliz. boşluklar olur. önemli olan nokta olmasın. noktalar bazen güzel bazen üzücü oluyorlar. hayatımıza bir nokta lazım. bu biri olabilir belki. belki bir ideal. ama muhabbetlere nokta gelmesi üzücü biliyorum.
    geçirdiğin süreci o kadar iyi anlıyorum ki. kendine teşhisler koymanı bile. anksiyete bozukluğu işte bana da geldi çattı. beyin buluyor bir şeyler düşünecek. ama hiçbiri kalıcı değiller. güçsüz de hissetsen, yerinden kalkamasan dahi kendine ''istersem kalkarım!'' demelisin. kalkmasan bile oturduğun duvarın dibinde burnun dik bu cümleyi kurmanı istiyorum. istersek istediğimiz her şeyi yapabiliriz! şu anda güçsüz hissetmek bu konuda bizi haksız çıkartamaz.
    ve evet ben de arada açıp emre ile bana yazdıklarınızı okuyorum * aynı şeyleri hissediyoruz seninle. senin ve onun yazılarıyla toparlayabilmiştim o zamanlar ben de. tıpkı senin gibi. çok dara düştüğümde biraz uyuşturucu alır gibi ağlayarak çok okumuşumdur bana yazdıklarınızı. güzelliklerimizi. ve kendinle girdiğin, yazdığın tüm karmaşaları ben de yaşadım aradan geçen zamanda. hâlâ daha varlar. yalnız değilsin prensesim. hâlâ çok güzel ve çok özelsin. hâlâ fotoğrafımız duruyor. sen, ben ve galata kulemiz * nasıl güzeliz bilemezsin.
    Léon ile ilgili yaptığın çalışmayı bana at en kısa sürede. 3 aydır açmaya tenezzül etmediğim telefonum var. buradan da atabilirsin. hiç fark etmez. izleyip izlemediğimi anımsamıyorum sosyal medya üzerinden. kullanamıyorum adam akıllı işte sosyal medya özürlüsüyüm. telefon bile kullanmazdım ben bilirsin.

    belki okurlar demişsin. bir hata mı yaptım demişsin. ya yine sinirleniyorum bak. ne hatası yapabilirsin sen deli? bak geç kalmış da olsam buradayım. senden soğumak ne demek?! ve hiç büyümemekle ilgili fikirlerimi biliyorsun. aşk olsun nasıl böyle düşünebilirsin. büyümemek çok güzel.

    arkadaşların ya da psikologlarının ne dediği umrumda değil. gazlamak olarak görmeye başlamışsın her güzel lafı ama onu fark ettim. hatırlıyorsun değil mi nasıl da sevmezdim iltifatları. ama inan bana benden duydukların doğru. sana iyi hisset diye yalan söylemedim asla. neyse odur her şey. her kalbin kırıldığında sona gelmiş gibi hissetmen kadar normal bir şey yok. güzel olan herkes bunu hisseder. bunu hissetmediğinde sorun arardım sende. şu ana kadar okuduğum tüm yazıların o kadar normaller ki aslında. hani biz toplum normlarına göre karar vermiyorduk bir şeylere? sözünü çiğnemişsin sana kızdım bu konuda. yaşadıkların yahut yazdıklarının hiçbirinde insanlık dışı bir şey yok.

    ama sana çok kızdım. ruh güzelliğini yitirdiğini sanman normal bunca asalak arasında kala kala. fakat dış güzelliğinle ilgili aptal saptal konuşma. bunu gazlamak için falan söylediğimi sanmayacağını biliyorum. en son 3 ay evvel spordan attığın hikâyelerine bakıyordum. takibimdesin yani köfte. bir ara kilo almıştın. ah deli kız dedim içimden, çıldırırdın kilo almak için * biliyordum sonrasında da vermeye çalışacağını. neyse ki kilo vs gibi şeyler bizim elimizde. ister alırız ister veririz. ben mesela 56 kilodan 47 kiloya düştüm 1-2 haftada. aklıma hep senin eti cici bebelerin geliyor son 3 aydır. yesem mi acaba yoksa eriyerek yok mu olsam diyorum bazen Allah affetsin. ama sonra diyorum ki ben yaşamaya değerim. sen de yaşamaya değersin. ve inan Allah'a (inanmıyorum demişsin ama) güzelsin. saçların, yüz hatların, kaş göz yapın özellikle. o iri iri gözlerin. bana inan hepsi çok güzel. kıymetlerini bil. ben o kadar çöktüm ki görsen tanıyamazsın belki de. ama sen öyle olmayacaksın. güzelsin ve insanlara yorum yapma frısatı verme. ne güzel laflarına ne de eleştirilerine ihtiyacımız yok kimsenin.

    bana gelecek olursak, ki gelmesek daha iyi ama, psikolojik çöküntüm fizyolojik çöküntüye yol açtı sonunda. bi tarafı bir gram düzelse öbürü bozuluyor. çıldırtan denge dedikleri işte. bu arada sana bir sır vereyim mi? bak ama bu gerçekten büyük bir sır. eheh. bulutları çok severdim ya ben. hiç uyumayıp cam kenarından seyreder, sonra da size birkaç yazı yazıp söken şafağa eşlik etmek için dışarı çıkardım. müzik, ben ve gökyüzü. ha bir de sigara tabii.. velhasıl son 3 senedir bakamaz olmuştum bulutlara. her ne kadar talihsiz bir zamanlama da olsa şimdi yeniden bakabiliyorum. çocukken bulutları insanlara benzetirdik, şimdiyse bazen bir insan buluta benzeyebiliyor. bazen ta kendisi olabiliyor. hayat ne tuhaf değil mi? şş çaktırma, hep diyorduk ya ''yazının burasına kadar kimse kalmamıştır zaten okuyan'' diye. o yüzden sona bıraktım. şu anda başbaşayız prensesim * ama yine de bu bir sır. detayını vs siktir et. sadece bu cümle bile bir sır. fakat üzülerek benim açımdan ciddi bir zamanlama hatası olan bir durum. yani sanma ki rasta anacığın bir buluta bindi gitti. yine her zamanki gibi el sallıyorum ardından her güzel şeyin. maalesef bunun da.. güzel şeylerin bizimle alıp veremedikleri nedir allasen? ya da biz mi beceremedik diyeceğim de imkânsız. güzeliz ta kendisi biziz zaten.

    gitmem gerek artık. ben dönene kadar söylediklerimi unutma. olur da dönemezsem, arada bir benden bahset burada. arada bir yaz bana buradan nickaltı, mesaj vs fark etmez. dönüp bakabileceğim güzellikler bırak bana. güzelliğinden birkaç damla. buna çok ihtiyacım var. seni seviyorum.

    en kısa sürede buraya tekrar yazacağımı umuyorum. belki yine geç olur ama döneceğim. ve hâlâ istanbul'daysan görüşelim. şu sözlüğün bana kattığı en özel isimlerdensin. çünkü sen; sen olarak özel ve güzelsin.

    pringles sever
    5 -2 ... onemliolansigaravarmiyokmu
  2. 40.
    Hey hey hey bir dakika. Sen ne saçmalıyorsun? Kendine gel! Sen vakitsiz bir prensessin. Ve hani kimsenin bize güzel olmadığımızı söylemesine izin vermeyecektik? Şaşkınsın değil mi ismimi yıllar sonra burada gördüğüne. Biliyorum. Şu an heyecanla okuyor olmalısın bu satırları. En azından benim güzel kızım öyle yapar. Aramıza çok zaman girdi değil mi? Ben. Yokum uzun zamandır değil mi? Ağladığın geceler yanında olamadım. Ben de çok ağladım. Ağlıyorum. Tek tesellim muhtemelen aynı gecelerde ağlamış olma ihtimalimiz. Tek özürüm bu. Bence bu beni affettirir. Biliyorsun ben hep ağlarım zaten. Ama aramızda kalsın bu hâlâ. Ben kendimi tanıyamayacak haldeyim. Ve seni bu şekilde okumak beni üzdü. Çünkü biz güzeliz. Uzun zamandır her şeye -di'li geçmiş zaman kullanıyorum. Ama güzeldik diyemiyorum. Çünkü biz güzeliz. Ruhumuz güzel. Kendi adıma söyleyemesem de senin hem ruhun hem bedenin. Işıl ışıl gülümsemen. Hele ki gülüşündeki o tını. Sen çok güzelsin. Bırak o astarını siktiğimin yüzeysel piçlerinin ne dediklerini. Benim ne dediğime odaklan. Ben yalan söylemem bilirsin. Hatta bunu bilen tek insan olabilirsin. Sana diyorum ki güzelsin. Her şeyinle.

    Bunu göremeyecekler ama, üzgünüm. Çoğu zaman göremeyecekler hem de. O kadar kendine ve bencilliklerine odaklanmış bu kadın/erkek orospuları deryasında bence fark edilmemen daha güzel. Bataklıkta açan bir çiçeksin sen. Farkın yok. Nefes al biraz. Ne kadar güzel olduğunu kendine tekrar ederek o güzel kalbini yorma. Aritmiler falan hikâye. Kalbini sahiden yorma. içini yorma. Kalp odacıklarında bence duygularımız var. Oraları yorma. Özellikle sürekli yıllarca sövüp alay ettiğimiz tek tip insanlar uğruna bunu kendine yapma. Aşk, güzel şey. Öyledir herhalde en azından. Ama yakışan kişide güzel. Sen sanıyor musun onca şiirler onca şarkılar (kallavi olanları) şahsiyetsiz insanlara yazıldı? Şahsiyet meselesini kendi içinde yitirmiş insanlarda aşk kimyasal bir silahtan fazlası değil. Hakeden kişi ise olur da birleşirsen hayatından kendi keyfi sebeplerinden çıkmayacaktır. Bir talihsizlikle oldu ya çıktı, çıktığında dahi ardından küfür edemeyecek kadar saygı duyacaksın ona. Sana güzel bir haberim var; duygularını kirleten birine aşık olamazsın. Çünkü sen güzel olduğun kadar zekisin. Bir yerde er yahut geç de olsa "bu kadarı yeter" diyeceksin kendine. O hüznün geçecek. Çünkü sadece sen tutuklarsın beni, apansız uyanış gibi.. *

    Bu arada; yazamasam da uzak da kalsam daima aklımda bir yerin var. Her zaman söz verdiğim gibi, kimsenin güzel olmadığını söylemesine izin verme. Bunu yapan kim olursa olsun yapacağın tek şey içindeki slim shaddy'i ayaklandırmak olsun. Ve o her kimse "siktir git" olmalı tek cevabın. Ama dozunda kullan.

    Ne zaman Eminem dinlesem gülümserim ben. Senin yüzünden. Yanımda kim varsa anlatmaya başlarım böyle böyle bir kız var diye. Bak, hiç tanımadığın insanlara anlatılıyorsun. Güzelliğin buna sebep olan. Hem ruhundaki hem bedenindeki güzelliğin. Eğer olur da biri bir gün bunu görmeye layık olursa, sana gerçekten bakıp güzelliğini fark eden biri olursa, işte o zaman asıl sıçtığın an olacak. Tüm gerçekliğiyle ruhuna dokunmuş birini kolayca söküp atamazsın. Dikkat edersen gerçekliğiyle diyorum. Bu en önemli noktamız. insanlara kolayca güvenmek.. bu ise en hassas noktamız. Bazı cümleler vardır, birinin seni ne kadar tanıdığını sanarsın. Tutulursun ona. Ama sonra bir bakarsın çelişkiler! Çelişkileri gördüğün an bil ki o insan o cümleleri inanarak kurmamış. Oradan derhal sıvış. Acı çekeceksen dahi bu gerçeği unutmadan çek. Ki beynin bir noktada sana "bir saniye buna değer mi?" Diyebilsin. Değecek kişi ise zaten seni çelişkilerde bırakmaz. Belirsizlik bir insana yapılabilecek en büyük kötülük. Bu konuda fikrim değişmedi.

    Yazımı okuduktan sonra lütfen kalk ve kendini sev. Ruhunu sev. inançlı değilim artık demişsin ama en azından o günlerin hatrına şükür et. Şükür güzeldir. insanların zihnine girip seni sana rezil etmelerine müsade etme. Seni sana kırdırmalarına müsade etme. Onlara geri basmaları gerektiğini tehditkârca söyle. Bunda bir sakınca yok.

    Aşkı yaşamanın bir mantığı yok. En güzel de çocuksu yaşanır aşk. Elimizi atıp da geri getiremediğimiz bir özlemdir çocukluk bizim gibi insanlar için. Ve aslında anlayan insan bunun güzelliğini fark eder. Özlemlerimizi sevdiğimiz kişiyle bütünleştirdiğimizi anlar. Yalvarırım bu adi varlıkların seni ele geçirmesine müsade etme. Onların tek istediği onlar gibi olmamız. Onlar gibi olursak zarar görmeyiz sanarız bazen. Ama bu hilkât meselesidir. inan bana eğer onlar gibi olursak asıl ızdırap bize orada başlar. Çünkü biz o insanlardan değiliz. Onların çöplüğüyle bizim çöplüğümüz çok farklı. Bizim çöplüğümüz erdemli. Ne olursa olsun yine kendimize dönebiliriz biz. Ama onların kendine dönecek yüzleri kalmamış. Onlar kendilerine yabancılar. Ve amaçları da tam da bu. Clanlarına yeni üyeler katarak kendi köhne ve pis yalnızlıklarını gidermek. Kendinde daima kendine dönecek yüz bırakmalısın. Bunu yitirdiğini, artık çok geç olduğunu falan da düşünme. Eğer öyle olsa burada bunları yazmazdın. Yani sen hâlâ aynı sensin. Tek sorun baş etme kısmı. O da olacak. inan bana olacak. Bu bir savaş. Ne kadar az şey yititerek kazanırsan o kadar iyi. iyiliğini ve seni sen yapan değerleri yitirmeden dövüş. Görüyorum ki o eşiğe gelmişsin. Seni çok iyi anlıyorum. Ama dön o kapıdan. Onlar değilsin. Özel ve güzelsin. Ve o kapıdan dönecek kadar güçlüsün. intikam uğruna kendine zarar verirsen bu bir intikam olmaz. intikam, kendine zarar vermeden başarabilirsen gerçek ve güzel bir intikam olur. Kimsede hıncını bırakma. Ama kendini kendinde bırak. Zor biliyorum. Ama imkânsız değil. Hep ne derdim hatırla; her şey çok mümkünâti.

    Çünkü Eylül'ün çocukları böyle olmalıdır. Altından kalpleri vardır ve yontulmasına izin vermemelidirler. Eylül için, kalk ve kim olduğunu hatırla.

    Ve kimsenin güzel olmadığını söylemesine izin verme. Kimsenin.
    3 -1 ... onemliolansigaravarmiyokmu
  3. 39.
    Feels like a close, it’s coming to
    Fuck am I gonna do?
    It's too late to start over
    This is the only thing I, thing I know.

    çok kral insandır. sözlüğün bana kattığı iyi insanlardan birisidir. birlikte bir gün naruto izlemek dileğiyle.
    1 ... ukraynali
  4. 38.
    (iş bu yazı 20 eylül 08:42'de yazılıp yayını bugüne kalmıştır)

    21 eylül. Zamanın bu dilimini gerçekten çok ama çok seviyorum. Ne 20'si ne de başka bir şey. Eylül'den daha önemli olan bir şey varsa o da 21 eylül'dür. Çünkü bundan yıllar evvel bu tarihte bir masumiyet doğdu. Hiçbir yerde, hiçkimsede rastlamadığım bir masumiyet. Bu konuda çok ciddiyim biliyorsun değil mi? Bunu mütemadiyen dile getiriyorum. Bunu anımsamak bile bana bu dünyada uğruna yaşanacak şeyler de olduğunu anlatıyor. işte bu yüzden eylül'den, eylül yağmurlarından ve hatta sonbahardan daha güzel olan bir şey varsa bu yine 21 eylül'den başkası değildir. Senin kadar sade, senin kadar mutlu, senin kadar güzel, senin kadar masum ve senin gözlerin gibi kocaman umut taşır. Bir prenses olduğun konusunda zaten hemfikiriz. Ama gözleri istiklâl caddesinde bana umut mülteciliği yapan bir prenses olduğunu henüz şimdi öğrendin. Ayrıca ciddi anlamda eskisi gibi hissetmediğimi, her şeyimin tükendiğini düşünürken -i need a doctor bunu anlatabilir- yaklaşık bir yıl sonra o gün eskisi gibi hissettim. Uzun zamandır hiçbir özel yahut genel durum bende bir etki oluşturmuyordu. Bir ağacın rüzgârda sallanan yaprağına dahi anlamlar yüklerken böyle olmuştum. Ve bundan feci bir dehşet, feci bir korku duyuyordum. Ta ki o güne kadar, senin geldiğin güne kadar. Hayatımın renkli ve canlı anılarının en güzellerinden biri bu. Bunu nasıl tarif edebilirim gerçekten hiçbir fikrim yok. O caddede daha önce bir anım daha vardı böyle. O eski olan bile siyah beyaza kaçarken bu benim için büyük bir umut oldu. Ben yine benim.

    Keşke senin de dediğin gibi burada olsaydın. Ben şimdiye dek hiç yaş günü kutlamadım. Yani kendiminkini. Hiçkimse de kutlama yapmaya falan kalkmadı. Ben de fırsat vermedim zaten. Gerçi vermesem ne fark eder. Velhasıl. Yanyana olsaydık gerçekten bunu yapardım. ikimizin yaş günlerinin ard arda olmasının çok iyi bir avantajı bu. Bir gün elbet yaparız bunu. Ben o zaman seninle birlikte ikimizin de yaş gününü kutlarım işte. Sözkonusu senin yüzünde oluşma ihtimali olan bir tebessümken bu noktada benim tabularımın canı cehenneme. Bunu elbet yapacağız.

    Ha bu arada, emre kutlayamadığı için kötü hissetmiş. O gerçekten çok ama çok yoğun. Rahatsız bunun açıklamasını yapıyor bir de. Bu çocuk ya da adam ya da oğlan, her neyse işte, bu mercimek beni çıldırtıyor. Biz elbette sadece anımsanmakla yetinebilecek geniş bir iyimserliğe ve sevgiye sahibiz. Kaldı ki sözkonusu emre. Elbette ki daha önceki yazı, çizim ve şarkılarını anımsayıp hayıflanmak yerine "yoğun olmasa hallederdi zaten" diye düşüneceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki biz onu ve o bizi çok seviyor/uz. Bizim işimiz bu. Bunları ona anlattığımda yine de durumundan rahatsızdı. Emre'ye laf anlatmak. Hoof bu bazen çok kolayken bazen imkânsızlaşabiliyor.

    Şaka maka bir hediye almalı yahut yapmalıyım sana. Bu çok önemli. Elbette zorunluluk için değil. Sakın aklının ucundan geçmesin bu. Umarım seni mutlu etmeye yarayacak bir şeyler bulurum. Bu arada yaklaşık bir senedir çok dinlemek isteyip de dinlemekten çekindiğim bir şarkı var. Gerçi bende çok böyle şarkı var. Ama bunu doğum günümde dinlerim demiştim. Fakat işte hayat bu ya, olmadı. Onu sana armağan ediyorum. Benim için, bizim için dinle olur mu?

    Senin her nefesin çok kıymetli. Lütfen bu nefesleri üzüntüler ve mutsuzluklar arasında tüketme. Her zaman dediğim gibi; renkli boyalar her şeyi değiştirmeye yeter. Allah izin verirse daha ne günler göreceğiz. Birlikte ya da uzakta, fark etmez. Daha çok şey var. Daha yürünmesi gereken çok yol var. Bu arada, biz o gün istiklâl'de yürümeye başladık zaten. 8 mili tamamlamak kaldı şimdi geriye. Ayakkabılarını sağlam olanlardan seç. Hem belki bir gün emre de bize dahil olur. Üç silahşör gibi ellerimizi montumuzun cebine sokup sadece yürürüz. Hayat işte, kim bilir?

    Seni nasıl ve ne denli sevdiğimizi unutma tamam mı? Her ne olursa olsun. Ve her yaş günün bir öncekinin mutluluğuyla katlansın. iyi ki doğdun, iyi ki hayatımızdasın istanbul'un rüzgârlarında salınmış en güzel saçlara sahip prenses.

    Seni çok seviyoruz.

    pringles sever

    Unutmadan şarkı bu, sözleri ömer hayyam'ın dizelerinden;

    https://video.uludagsozluk.com/v/zaman-104545/



    (nihayet ekleyebildim. işbu yazıdan sonra ilk kez yaş günümü kutladılar, ben sürekli beautiful şarkısını açtım ve sizi de yanımda hissetmeye çalıştım. Ve ve ve emre de seninle eşzamanlı olarak istanbul'a gelme durumu olduğunu söyledi. Her zaman söylediğim gibi; hayat çok garip! Cidden çok garip.)

    El edit: bak ya bir şey yapamadım edemedim diye yakınan adama bak. Orantısız çizim kullanmış. insafsız bu çocuk. Neyse bunun daha rövanşı var ğığığağahaha.
    2 ... onemliolansigaravarmiyokmu
  5. 37.
    pringles sever bir yazar. tatlı mı tatlı biri.

    eminem aşığı , dünyadaki bütün eminem resimlerine sahip bir stan

    ayrıca grafikçi , bir çizimleri var o biçim. yahu nasıl bu kadar güzel çiziyorsa.

    kendisi burada eski bir yazar olup uzun süredir entry girip başlık açmıyor. entrylerini özledim yahu.
    ... kremalivodka
  6. 36.
    pringles sever

    geçen gün yine yürüyoruz.. .ci
    3 ... onemliolansigaravarmiyokmu
  7. 35.
    En baştaki gibi. Bu şarkıda her hüzünlendiğinde onu kontrol et. Bu oluşan hüzündeki değişimleri kontrol et. Bunun azalmaması için dua et. Ve sana üzüntüler ne kadar bıkkınlık verse de onları asla yitirme. Yemin ederim senin kadar masum bir kız tanımadım. Kirpiklerinin her tanesi yüzyıllık insanlığa bedel. senin iyiliğin dünyadaki tüm haksızlıklara bedel. Gülüşünü ilk duyduğumda bunu asla yitirme demiştim hatırlıyorsun değil mi? Lütfen, asla yitirme.

    http://www.youtube.com/watch?v=lexLAjh8fPA+
    1 ... onemliolansigaravarmiyokmu
  8. 34.
    Prensesim? Pişt oradasın değil mi? Mercimeğim? Heh tamam. Herkes yerini aldığına göre başlayabiliriz...

    Bizim yaş günlerimizin ard arda olmasının bana verdiği keyifi kesinlikle anlatamam sana. Gerçekten kardeş gibi hissediyorum ben, bütün sevgimi sunuyorum. Bana yazdığın her şeye ayrı ayrı sevgim var. Sana bugün de dediğim gibi; her harf için ayrı ayrı ölebilirim. Mercimeğin bahsettiği papatyalar bizim saçlarımızda. Biz ve bizim gibi herkesin. Bunu diğerleri göremez. Bu, sadece güzelliklerin ve cevherlerin farkında olabilen insanlar tarafından görülebilir. Saçlarımızdaki papatyaların sahipleri var biliyorsun değil mi? Bizi gerçekten görüp sevgi besleyen herkes o papatyaların sahibi. Mesela seni bundan yıllar evvel dünyaya getiren annen, en çok hak iddiası ona ait olsa gerek. Lütfen benim için anneni de kutlar mısın? Seni dünyaya getirmiş olması benim uçurumun en ucundaki bedenimi geriye sürükledi. Kelebek etkisi gibi işte. Mercimek de buna dahil...

    Ben sevgiden bahsetmek istiyorum hep. Canını ya da canımı sıkan her şeyi fırlat bir köşeye. Hepsi bizim eylülümüzün yağmuruna karışsın. Sen sadece iyi olmakla meşgul ol. Çizdiğin her resim, tuvale vurduğun her fırça senin mutluluğun. Sen sadece tuvali boyamıyorsun, sen; yeryüzündeki her şeyi kendi rengine boyuyorsun. Senin rengin çok güzel, umut mavisi ve toz pembesi arasında. Sen hayatını boyuyorsun. Tıpkı bu yaşına kadar yaptığın gibi. Her şekilde her konumda hayatını sen ve sadece sen renklendirmeye devam et. Aksini asla düşünme. Senin rengini senden daha iyi hiçkimse bilemeyecek, yaratıcı hariç. Çünkü depo onda eheh.

    Sana kocaman bir eminem pastası yapmak istiyorum ben. Her seferinde aklıma hep bu geliyor. Yemeye kıyamayıp mutluluktan da gözlerinin içinin güldüğünü düşlüyorum. Bir gün gerçek olacak ama, biliyorum. Benim hiçbir becerim yok biliyorsun. Tek becerim hayatta kalabilmek. Senin çizimlerin ve özellikle bana çizdiğin her şey benim için büyük bir armağan. Yaş günüm için çizdiklerin var ya, onları çizerken gözlerini kaç kez kapatıp açtıysan ve kaç kez kalemi kağıtta dolandırdıysan o kadar öpüyorum saçlarını.

    Hayatın şu en karmaşık dönemleri var ya gençlik dedikleri. Hani her şeyin en büyütüldüğü ve en çok harab edilen ruhların bulunduğu. Sana yalvarırım orada incinme. Gençlik denen yerde hiçbir şey için saçlarındaki papatyaları soldurma. O papatyaları kopartmaya çalışanlar olacak, kıskanacaklar. Senin istediğin her an dünyayı istediğin bir renge boyamanı hazmedemeyecekler. Sakın onlara fırsat verme olur mu melek yüzlü prensesim? Girdiğin her yeni sene birer nimettir. Bunu asla unutma. Yaş günleri güzeldir aslında, yaş günlerinden sakın nefret etme. Kimsenin seni o eşiğe getirmesine müsade etmeyeceksin değil mi? Teşekkür ederim hak verdiğin için...

    (günler sonra)
    bunları sana yazarken uyuyakalmıştım. Oysa ki çok güzel hayallerim vardı yaş gününle ilgili. Hayat işte melek yüzlü kızım, biliyorsun bir şeyler olur, bambaşka şeyleri tetikler ve olaylar gelişir. Yazamadım yaş gününü kutlayamadım bile doğru düzgün. ızdırap bu resmen ama mızıkçılık yapmıyorum. Geç de olsa kutlamıyorum. Geç de olsa lafını sevmiyorum. Bu yüzden bütün hayallerimi seneye devrediyorum. Sen sadece beni affetmekle meşgul ol, olur mu?

    Sevgiyi anlatacaktım. Kendi anladığım kadarıyla sevgiyi... Sevgi nasıl bir şey biliyosun mu, sevgi kendi hariç tüm duyguları linç eden bir şey. Kin, nefret, öfke gibi şeyleri linç edebilir fakat duyduğun sevgi yüzünden yine aynı kapılara yani kin öfke vs gibi duygulara çıkabilirsin. Zaaflar ve hassasiyet de bunlarla doğru orantılıdır. Fedakâr olursun bir kere, yeri gelir en kötüsü bile olursun sevdiklerinin gözünde. Ama senin kendince kurduğun teorilerin sonunda sen kötüyken onların iyiliği olur. Kötü olmayı tercih edersin, öyle bilinmeyi. Bir insanın yapabileceği en büyük fedakârlık budur benim için. Onlar seni kötü bilirken sadece ufacık bir tebessüm edebilirsin. içinden bağırıp haykırırsın aslında neyi niçin yaptığını. Ama dilinden çıkmaz. Dilinden çıkarsa iyilik olmaz, iyilik sadece sana kalır, onlar nasibini almaz. Garip şey sevgi. Sevgi hakkında sadece güce inan olur mu? Boşver bunları. Sevginin gücüne inanç taşı sadece. Ve tüm yeryüzünü kendi rengine boyamaktan asla vazgeçme. Her yer senin renginle çok güzel. Prenses rengiyle.

    Bu arada blue jean'in bu ayki sayısında eminem posteri var. Geçen gün migros denen şirret yerde dergilerin olduğu kısımda 14-15 yaşımı yaad ederken gördüm ve kocaman gülümsedim. Tabiî ki de beni gülümseten marshall değildi, beni gülümseden marshall'ın bana anımsattığıydı, yani sendin.

    Sakın bizi bırakma olur mu? Emre ve beni. Biz senin gülüşlerinde yaşıyoruz. Seni bir ağacın köklerinden çok ama çok daha yerleşik bir sevgiyle seviyoruz. Eğer sen gülümsemezsen yüzünde bizim barındığımız sığınaklar yıkılır ve biz o yığıntının altında eziliriz. Bunu asla unutma ve kendin için bile gülümsemezsen bizim için gülümse. Ki yine asla kendin için gülümsemeyecek hale gelme melek yüzlüm.

    Marshall ve bizim her zaman dediğimiz gibi "asla hiçkimsenin güzel olmadığımızı söylemesine izin verme" biz güzeliz. Bizim sevgimiz güzel. Gerçek olan bu. Şimdi gülünce minicik olan gözlerinin ışıltı verdiği sahneden iniyorum, tüm sevgimi aynı ışıltının huzuruna bırakarak...
    4 ... onemliolansigaravarmiyokmu
  9. 33.
    nöbör könka? söna gönlöğümü ökötmak östöyörüm. hödö böşlöyalöm.

    1 ocak - sabah evden çıktığımda akşamdan kalma olduğu her halinden belli olan bir noel baba'yla karşılaştım. herif vaveyla modundaydı. içkiyi fazla kaçırınca bir grup sokak serserisiyle semt parkında ateş yakıp ren geyiklerinden döner yapmışlardı. yıl sonu ekipman sorunu yaşayabileceğini söyleyince şişeyi üzerime fırlattı.

    23 ocak - bundan üç ay önce tıraş olmuştum. tıraş olmak isterken bundan vazgeçip elime en iri taşlı tesbihimi alıp bir karış sakalla ortalık yerlerde göze batacak şekilde zikir çekerek dolaştım. soranlara devrimciyim dedim.

    3 şubat - o kadar soğuk bir gündü ki, kasiyere para vermek için eldivenden çıkarmak istediğim sol elim bana direnç gösterdi ve eldivenden çıkmak istemedi. yaklaşık bir saat onu ikna etmeye çalıştım. sonunda öfkeden kudurmuş bir halde sol elime saldırdım, ama eldiven aramıza girip bizi ayırdı.

    11 şubat - öğle yemeğini bir restoranda yedim. içtiğim çorbanın içinden nokia ince uçlu şarj cihazı çıktı. bu ne, siz kuzey kore'ye çanak mı tutuyorsunuz yoksa dedim. yaptığım espriyi anlamadıkları için üzülerek ayrıldım ordan.

    8 mart - bugün işportadan çin malı bir portatif kır çadırı aldım. eve gidip denemek istedim. paketi açınca çadırın içinden 6 çocuklu çinli bir aile çıktı.

    17 mart - aman allahım, çince çok zor bir dil!

    4 nisan - sabah kapının zili seri bir şekilde çalındı. gidip açtım, karşımda bir palyaço sırıtıyordu. yoksa parti burda değil mi? dedi. hayır dedim, en yakın parti iki sokak aşağıda. döndü ve gitti. umarım sosyal demokratlardan hoşlanan biridir.

    19 nisan - alt komşum bize gelerek çamaşır makinesinin birdenbire lig tv'yi çekmeye başladığını söyledi. söylediğine göre çamaşırları içine doldurup makinenin başlat düğmesine bastığında bir gooolll sesi duymuş. bakmış ortadaki dönen kısımda kayserispor - ankaraspor maçı oynanıyor. ilginç komşularım var.

    1 haziran - bugün bir börekçide su böreği yedim. suyun ve böreğin parasını ayrı ayrı aldılar. ağız tadıyla bir tulumba tatlısı bile yiyemediğim için üzüldüm ve kendimi bit pazarına attım. ordan kendime yedinci el bir keman aldım ve eve geldim. meğer telleri yokmuş.

    7 haziran - bugün kare bulmacada sağdan sola yazan her yere kamer genç yazdım ama yanlış çıktı. oysa kamer genç dyp'den chp'ye geçmişti. sıcaklar başıma vurmuş olmalı.

    5 temmuz - hava o kadar sıcak ki çalıştığı ortamda klima bulunan bütün arkadaşlarımı ziyaret ettim. iyi oldu, çoğunu yıllardır görmüyordum zaten. hatta ziyaret ettiklerimden ikisini hayatım boyunca hiç görmemiştim. tanıştık işte, fena mı oldu.

    20 temmuz - bugün yine mein kampf okurken sinirimden aklıma marx'ın sakallarını yolmak geldi. sırf bunun için kapitalizme hizmet olsun diye iddaa oynadım. hitler babanın yüzü suyu hürmetine dua ettim ve dualarım kabul oldu. neticede almanya ingiltere'ye iç kanama geçirtti. heil führer!

    4 ağustos - shaggy'nin ölüm haberi geldi bugün. ne yazık ki irmik helvasına yetiştirecek param kalmadı. iddaa'dan gelen paralar da suyunu çekince sefil gibi kaldım ortada. ben de üstün zekamla "chok sıqıldhım yha" yazan liselilerin türkçe sınavında çektiği çileyi konu alan film yaparak oscar aldım ve oscar'ı kapalıçarşı'da bir kuyumcuya satıp yolumu buldum.

    22 ağustos - bugün adı izzet olan bir arkadaşımın yanında what the fuck is that dediğim için üzerine alındı ve ortamı terk etti.

    21 eylül - bugün kız kardeşim doğdu. yani kapının önüne bırakılan notta öyle yazıyordu. tabi bu arada kendisi lays paketinin içindeydi. natalia lays reklamında oynadığı için, sırf natalia hatrına anne içeriye alalım dedim .ci işte bana olan borcu ta o günden başlıyor. tabi o sene susurluk kazasından mütevellit türk kamuoyu sütaş ayran gibi çalkalanıyordu. o arabadan sağ çıkan tek adam sedat bucak, dolayısıyla sedat bucak'ın o ballot gözleri beni altıma sıçtırırken (o zamanlar götümü annem yıkıyordu) sırf bu kızcağız o gözlerden etkilenmesin diye gece gündüz tansu çiller taklidi yapıyordum. tabi ben üstün zekamdan dolayı meşgul bir insandım o dönemler. kendi odamda birtakım deneyler, çalışmalar yapıyordum. bir gün yine şarkı söyleyen fotoğraf makinesi, çamaşır kurutan kamera, evi süpüren düdüklü tencere ve tıkanan lavaboyu açan dijital saat üzerinde çalışırken bu gitmiş haberleri izlemiş. içeri geçtiğimde hipnotize olduğunu gördüm. bu sefer reha muhtar gibi bakıyordu bana. o an donumda yine tatlı bir sıcaklık hissettim. hemen annemi çağırdım. annem beni sakinleştirmek için yatağıma götürdü. meğer raptiye koymuş oraya. ama ben yılmadım! ben yılmam! gittim dedim ki, haha seni küçük cadı, beni yıkabileceğini mi sandın? bak işte senin sayende annemin bir türlü yetişip alamadığı örümcek ağını tavandan indirdim. hem de saniyesinde! ya gördün mü ben böyle becerikli bir insanım. ben 3 yaşından beri 2pac dinleyen bir insandım. bu cadı bize geldiği sene 2pac vuruldu! inanamıyorum. ben üç sene kadar bunalımda kaldım. bunalımdan dolayı üstün zekalıların gittiği okulda derslere girmedim ve bir süre sonra okulu bıraktım. kendimi alkole uyuşturucuya verdim. sonrasında tedavi gördüm düzeldim. hastaneden çıktıktan sonra kendimi dine imana verdim. zamanla yükseldim ve yanına müridlerini toplayan bir tarikat lideri durumuna geçtim. ben 9 yaşındayken binlerce kişi elimi öpüyordu, bu kıskanç cadı hariç. pac suikastinden sonra yeni arayışlar içine girmiştim. 99 yılında hi my name is slim shady diyen sarı civciv birini gördüm tv'de. bu deli de kim dedim kendi kendime. sözleri dinledikçe gülüyordum. ingilizce, ispanyolca, moğolca, sümerce, sanskritçe gibi basit dilleri bildiğim için sözleri anlayabiliyordum tabi ki. kardeşim o gün bana dedi ki, abi ne diyo ne diyo. dedim ki, ama evlisiiiğn benim değilsiiiiğn, yıllar önce nerdeydiiiğn çok geciktik sevgiliiiğm diyor. sırf bana inat olsun diye ben bu adamla evlenicem dedi. laaaaaan dedim saçlarımı yoldum bir an. daha pac'ın hatırası tazeyken yeni bulduğum bu adamı da mı elimden alacaksın, bırak da adam gibi şarkı dinleyelim dedim. gözleri bana sedat bucak'ı anımsatıyor dedi. o an tekbir getirerek tekrar irkildim. emrerika birleşik devletleri olarak artık bu kıza bir darbe yapmanın zamanı gelmişti. küçükken cüneyt arkın filmleri izleyip halının üstünde taklalar attığım için bu konularda tecrübeliydim. yani böyle yapınca beynim gelişiyordu, o yüzden çok sinsi planlar kurabiliyordum. evet planım şuydu; yarım kilo tuzlu çekirdek yedim ve dudaklarım rihanna gibi oldu. ben de çıktım masanın üzerine rude boy parçasını söyledim. tabi o dönemler bu şarkının patenti bana aitti. lanet olası federaller onu benden çalıp illuminati deposuna attılar yıllar sonra kullanmak için. neyse işte, ben böyle yapınca sarı civcivi kıskandı hanım kızımız. baktım ağlamaya başladı. o an ne oldu tahmin edin sevgili dostlar. duvarda bir gölge belirdi. aman allahım o neydi öyle. kızımı kim ağlattı!! dedi biri çok sert şekilde. abi yapmayın abi, bokunuzu yiyim korkutmayın beni, annem daha yeni temizledi buraları dedim. höst abi değilim, ablayım ben abla dedi. bi daha bu kızı üzersen pc'nin ekranına kafa atarım ve ikinci dünya savaşından kalma enkaz monitörle idare etmek zorunda kalırsın dedi. ben dehşet dolu gözlerle olan biteni izlerken kızı alıp götürdü bu. tabi asıl meseleye gelmedim ben. bu olaydan bir hafta sonra bu kadar çok korkudan dolayı ishal olup her yeri berbat ettiğim için annem beni evden kovdu. ben arka sokaklarda berduş gibi dolaşırken bunları bir kafede kakara kikiri yaparken gördüm. ooo bakıyorum da keyifler yerinde, bugün devriyeniz yok muydu sizin dedim. biz de şimdi kalkıyorduk rıza baba demediler tabi ki. gel otur bakalım diyerek beni davet ettiler masaya. olanı biteni anlattım. onlar da anlattı. istersen bizimle takılabilirsin dediler. teşekkür ettim ve hüngür hüngür ağladım orda. o günden beri de beraberiz. işte bizim hikayemiz de böyleydi müge anlı hanım.
    - - - - -

    doğum günün kutlu mutlu istanbul menkul kıymetler borsası gibi umutlu olsun. pac'ın dediği gibi; gülümse.
    biz burdayız, anlaştık mı könka. infinite'ten mmlp2'ya kadar.

    doğum günü hediyene gelince, sana bir litre benzin ve bir kilo limon aldım. valla bu zamanda bundan iyi hediye olmaz ehehehe.

    - öyle değil mi sevgili kız kardeşim?
    + evet abiciğime katılıyorum ihihi -pringles sever
    3 ... immortal technique
  10. 32.
    pringles sever

    çok yorulmak.
    3 -1 ... immortal technique