bugün
- osuruktan şiirler26
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- velvet'in aylık geliri4
- bir gün uludağda kapanacak3
- modern insanın mutlu olma ihtimali2
- ben geldim kerkenezler18
- yazarların özel mesaj sayıları5
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener2
- uludağ sözlükte yazma hevesini kaybetmek3
- ölüp hayalet olarak geri gelmek3
- claudian clouds22
- kısır9
- sözlükten soğuma nedenleri14
- uludağ sözlük evreni13
- normal taklidi yapmak4
- devletin temeli adalettir2
- gece yolda sessizce yürüyen esrarengiz adam2
- iyi parti17
- maddesel gerçekliği manipüle edebilen zihin4
- 777 diyen erkolar8
- hiç geçmeyen huzursuzluk hissi4
- uzaylıların dünyayı düşük puanlayıp gitmesi2
- yapay zekaya entry yazdıran yazar6
- kanal ayarlama 1500 lira2
- hayatının başrolünü başkasına vermek3
- akrep burcu kini8
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- simko315
- iyi bir insan olmak3
- gollumun gözü yüzükte6
- sevgiliye sorulan ilginç sorular5
- perdeyi küfür eder gibi çeken karşı komşu2
- hoppili gillini ve ömer yıldırım4
- sözlük yazarlarını bugün mutlu eden şeyler2
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları6
- saçını pembeye boyayan erkek6
- fenerbahçe küme düşer mi3
- mehdi aleyhisselam6
- gece araba lastiğine ateş eden yabancı2
- zıtlıklardan doğan ilişki2
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- alttaki yazara motto ver16
- tekken tag tournament3
- yeni parti'nin kürtçü olması2
- çerçeve yasa35
- türkü su demirel2
- güne bir şarkı bırak4
- cep telefonu kılıfı3
- gün tabağı5
- sözlük ırkçıları8
1947 doğumlu amerikalı yazar. hemingway' den sonra amerika' nın en önemli yazarı olarak kabul edilebilir. aslında hiçbir şey anlatmadığını düşündürüp çok fazla şey anlatma konusunda ustadır. en becerikli olduğu şeyse modern zamanın olaylarını nerdeyse eski rus yazarları tadında psikolojik betimlemelerle anlatmasıdır. birileri tarantino için:"halay çekse izlerim" demişti. işte auster onun edebiyat karşılığıdır.auster alışveriş listesi yazsa okunur.
hep sakindir yazıları.karmakarışık bir dönemin içerisinde yer alıyorken,auster tüm karmaşıklığı o yalın diliyle basitce önümüze sunuyor.auster kendi ifadesiyle;bulanıklaşmış, arka odaların pencerelerini usulca aralamakta..
hayatın örgusu akmakta satırlarında,ritmi ağır bir havada ilerleyen kurgu,birden balkan ezgileri hızına ulaşabilmekte.derinden kavrayarak yakaladığı her bir kişi ve sey,mutlaka sıradanın basitliğini kuşanarak okuyucuya aktarılmakta.gunumuz edebiyatının en derin ve en basit karakterlerini yaratabilen bir dehadır kanımca.
tum akışkanlık içerisinde,kendinizi kaptırdığınız kurgudan ayrılırken mutlaka geriye bir tamamlanmamışlık,bir eksiklik kendini ele verir.
çünkü yaşam devam etmekteyken ve söylenecek onca söz varken,auster bir eserde tüm sırrı ifşa edecek kadar bilgiçlik taslamaz.
hayatın örgusu akmakta satırlarında,ritmi ağır bir havada ilerleyen kurgu,birden balkan ezgileri hızına ulaşabilmekte.derinden kavrayarak yakaladığı her bir kişi ve sey,mutlaka sıradanın basitliğini kuşanarak okuyucuya aktarılmakta.gunumuz edebiyatının en derin ve en basit karakterlerini yaratabilen bir dehadır kanımca.
tum akışkanlık içerisinde,kendinizi kaptırdığınız kurgudan ayrılırken mutlaka geriye bir tamamlanmamışlık,bir eksiklik kendini ele verir.
çünkü yaşam devam etmekteyken ve söylenecek onca söz varken,auster bir eserde tüm sırrı ifşa edecek kadar bilgiçlik taslamaz.
toplumun değişik kesimlerinden insanları, eserlerinde ustalıkla bir araya getiren amerikalı yazar. new york' u avucunun içi gibi bilmektedir. smoke adlı eserindeki yazar, auster' in kişiliğine benzerliğiyle dikkat çekmektedir.
son eseri yazı odasında yolculuklar ile, kariyerinin bir dökümünü ortaya koymuştur bir anlamda. karakterleri onu sorgulamıştır.
auster, dünya edebiyatında özgün bir kalemdir, hayatın içinden küçük detayları başarıyla yakalayıp eserlerine serper.
son eseri yazı odasında yolculuklar ile, kariyerinin bir dökümünü ortaya koymuştur bir anlamda. karakterleri onu sorgulamıştır.
auster, dünya edebiyatında özgün bir kalemdir, hayatın içinden küçük detayları başarıyla yakalayıp eserlerine serper.
Paul Auster beyazperdede ilk kez Philip Haas'ın yönettiği 'Şans Müziği'yle boy gösterdi. Ama, filme temel olan romanı yazmak dışında bir sinemasal faaliyeti olmadı. Kendisi, filmden hoşnut kaldığını söylüyor. Sonra Auggie Wren geldi. Sadece bir talep sonucu. New York Times'ın 'Op-Ed' bölümünün başına getirilen kişi, bölümü daha ilginç yapma adına, oraya ilk kez bir hikâye koymayı düşünmüş. Noel günü bir Noel hikâyesi. Paul Auster'ı aramış. Yazar, "Yapmak isteyeceğimi düşündüm, ama ne yapacağım hakkında hiç fikrim yoktu" diyor. Sonra tam gazeteyi arayıp da yapamayacağını söylemeye hazırlanırken, gözü masasının üstündeki Shimmelpenninck purolarının teneke kutusuna takılmış. "Brooklyn'de onları satın aldığım adamı düşünmeye başladım." Aklına, büyük şehirlerde kurulan benzeri ilişkiler gelmiş. Dostça davranan, ama dostum demediğin insanlarla kurulan ilişkiler. Auggie Wren'in hikâyesi de böyle doğmuş işte.
Auster, hikâyeyi yazdı, San Francisco'da yaşayan yönetmen Wayne Wang Times'da okudu, etkilendi. Auster, önce senaryoyu yazmayı aklına bile getirmemişti. Wang'ın hikâyeyi beğenmiş olmasından hoşnuttu. Ama yönetmen yavaş yavaş onu kandırdı, işe dahil etti. 'Duman'ı tamamlayana kadar hayli bir süre birlikte çalıştılar. Ortak yanlarını keşfettiler. ikisi de, bir yönleriyle ciddi adamlardı, ama bir yönleriyle de saçmasapan şeyleri ve vodvili seviyorlardı. Auster, Auggie Wren'in Brooklyn'deki puro dükkânındaki doğaçlama olayları izleyen bir sonraki filmleri 'Blue in the Face' için, "Ben onu bir tür modern vodvil olarak düşünüyorum," diyor.
Auggie Wren'e gelince, Auster'a sonradan film haline getirilmiş hikâye için esin kaynağı olan adam, puro satıcısı, ne yazık ki beyin kanseri olup dükkândan çekilmişti. Sonra da genç yaşta öldü. Yazar, film piyasaya çıkınca dükkâna gittiğini hatırlıyor. Ortakları filmden çok memnunmuş. 'Daily News'dan biri gidip onlarla söyleşi yapınca, Auster'ın eski dostunun ortağı, "Herkes bunun anlamsız bir iş olduğunu düşünüyor, tamam mı?" demiş, "Sadece tezgâhın arkasında oturuyorsun. Ama herkes geliyor buraya ve en şaşırtıcı hikâyeleri dinliyorsun!" Auster, "Tıpkı Auggie gibiydi," diyor.
Adı jenerikte geçmese de Wayne Wang ile birlikte yaptığı 'Duman' onun için başlangıç oldu. Hemen ardından, 'Blue in the Face'i onunla birlikte yönetti. Sonra kendi yönettiği ve kızı Sophie'nin de oynadığı 'Köprüdeki Lulu' geldi. Başrolünde, 'Duman'ın Auggie Wren'ini oynayan Harvey Keitel oynuyordu gene. Şu sıralarda da, 'The Inner Life of Martin Frost'u tamamladı, Sophie onda da oynuyor. Paul Auster Cannes'a bir seferinde jüri üyesi olarak gitmişti.
Kim bilir, belki de artık yönetmen olarak katılır, hatta ödül bile alır. *
Auster, hikâyeyi yazdı, San Francisco'da yaşayan yönetmen Wayne Wang Times'da okudu, etkilendi. Auster, önce senaryoyu yazmayı aklına bile getirmemişti. Wang'ın hikâyeyi beğenmiş olmasından hoşnuttu. Ama yönetmen yavaş yavaş onu kandırdı, işe dahil etti. 'Duman'ı tamamlayana kadar hayli bir süre birlikte çalıştılar. Ortak yanlarını keşfettiler. ikisi de, bir yönleriyle ciddi adamlardı, ama bir yönleriyle de saçmasapan şeyleri ve vodvili seviyorlardı. Auster, Auggie Wren'in Brooklyn'deki puro dükkânındaki doğaçlama olayları izleyen bir sonraki filmleri 'Blue in the Face' için, "Ben onu bir tür modern vodvil olarak düşünüyorum," diyor.
Auggie Wren'e gelince, Auster'a sonradan film haline getirilmiş hikâye için esin kaynağı olan adam, puro satıcısı, ne yazık ki beyin kanseri olup dükkândan çekilmişti. Sonra da genç yaşta öldü. Yazar, film piyasaya çıkınca dükkâna gittiğini hatırlıyor. Ortakları filmden çok memnunmuş. 'Daily News'dan biri gidip onlarla söyleşi yapınca, Auster'ın eski dostunun ortağı, "Herkes bunun anlamsız bir iş olduğunu düşünüyor, tamam mı?" demiş, "Sadece tezgâhın arkasında oturuyorsun. Ama herkes geliyor buraya ve en şaşırtıcı hikâyeleri dinliyorsun!" Auster, "Tıpkı Auggie gibiydi," diyor.
Adı jenerikte geçmese de Wayne Wang ile birlikte yaptığı 'Duman' onun için başlangıç oldu. Hemen ardından, 'Blue in the Face'i onunla birlikte yönetti. Sonra kendi yönettiği ve kızı Sophie'nin de oynadığı 'Köprüdeki Lulu' geldi. Başrolünde, 'Duman'ın Auggie Wren'ini oynayan Harvey Keitel oynuyordu gene. Şu sıralarda da, 'The Inner Life of Martin Frost'u tamamladı, Sophie onda da oynuyor. Paul Auster Cannes'a bir seferinde jüri üyesi olarak gitmişti.
Kim bilir, belki de artık yönetmen olarak katılır, hatta ödül bile alır. *
amerikalı olup da avrupalıymış gibi bir izlenim uyandıran yazar.. yanılsamalar kitabı tavsiye edilir..
"Bir insan kendine erişemezse ötekinin sınırına da eremez" diyen yazar.
Orhan pamuk'un yurtdışında tanınmasında çok katkısı bulunan amerikalı yazar.
yükseklik korkusu adlı kitapta az sayfada çok şey anlatma durumunun örneklerinden birini ortaya koymuştur. takip edilesi bir yazardır.
"artik kitaplardan söz etmek degil, kitaplari yazmak istiyordum" diyen yazar.
Kehanet Gecesi isimli kitabı gerçekten çok ilginç.Ancak karakterleri ve onların hikayesini bir kenara bırakıp romana devam etmesi çok tuhaf bir stil.Okuyucu olarak roman boyunca merakla bekliyorsunuz acaba ne olucak diye.Roman bittiğinde ve o hikayeye ait bir son bulamamak da hayak kırıklığına sebep oluyor.Ama okunduğu zaman insana iyi gelen bir kitap.
leviathan adli süper romanin yazari.
genis hayalgücünün ürünü betimlemelerle dolu bircok romani vardir.
okunulasi, tavsiye edilesi yazarlardandir.
genis hayalgücünün ürünü betimlemelerle dolu bircok romani vardir.
okunulasi, tavsiye edilesi yazarlardandir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar