bugün
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı22
- kadir mısıroğlu vs ahmet kaya21
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı15
- israil'in kızlarından daha ucuzu7
- milan skriniar7
- cedidacer9
- keşke benim olsa denilen yazarlar3
- hayat çok zordu aşkım para için seviştim2
- facebook2
- ruhsar gitti ruhu geldi2
- sıdıka4
- anın görüntüsü23
- cedidacer'in fenerbahçeli bir ezik olması3
- martin luther'in yahudiler hakkındaki sözleri3
- aleksey batrakov10
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim2
- kale3112'in kalesinde cadılar bayramı kutlamak5
- israilli kızlar5
- 30 ekim 2026 konyaspor galatasaray maçı19
- gündüz kızımsın gece ise karımsın diyen sapık baba11
- keremi çıkarken ıslıkladılar3
- galatasaray bu sene şampiyon olursa 5 defa olacak2
- idealist misiniz6
- başkenti siz belirleseydiniz neresi olurdu7
- bmw 760i long3
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı16
- 19 yaşındaki kız 53 yaşındaki erkek ilişkisi2
- zıplayan örümcek2
- fenerbahçe 1 göztepe 13
- bel soğukluğu2
- en son ne aldınız12
- fenerbahçe 1 göztepe 22
- tatlı tatlı kaşınan göt deliği13
- istanbul11
- yazarların gizli gizli dinlediği şarkılar8
- bu devirde evlenmek5
- futbol11
- ekmek yemeyi bırakmak3
- fener felaket kaçırdı2
- göztepe neymiş böyle be2
- kenan evren3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı23
- izmir5
- müdürün nöbetçi olduğu gece vardiyası2
- süper lig6
- fenerbahçe11
- akp'lilerin ahmet kaya'yı sevmesi4
- 31 ekim 2026 bursaspor bandırmaspor maçı4
- 2002 yazı2
- göztepe2
Paul Auster beyazperdede ilk kez Philip Haas'ın yönettiği 'Şans Müziği'yle boy gösterdi. Ama, filme temel olan romanı yazmak dışında bir sinemasal faaliyeti olmadı. Kendisi, filmden hoşnut kaldığını söylüyor. Sonra Auggie Wren geldi. Sadece bir talep sonucu. New York Times'ın 'Op-Ed' bölümünün başına getirilen kişi, bölümü daha ilginç yapma adına, oraya ilk kez bir hikâye koymayı düşünmüş. Noel günü bir Noel hikâyesi. Paul Auster'ı aramış. Yazar, "Yapmak isteyeceğimi düşündüm, ama ne yapacağım hakkında hiç fikrim yoktu" diyor. Sonra tam gazeteyi arayıp da yapamayacağını söylemeye hazırlanırken, gözü masasının üstündeki Shimmelpenninck purolarının teneke kutusuna takılmış. "Brooklyn'de onları satın aldığım adamı düşünmeye başladım." Aklına, büyük şehirlerde kurulan benzeri ilişkiler gelmiş. Dostça davranan, ama dostum demediğin insanlarla kurulan ilişkiler. Auggie Wren'in hikâyesi de böyle doğmuş işte.
Auster, hikâyeyi yazdı, San Francisco'da yaşayan yönetmen Wayne Wang Times'da okudu, etkilendi. Auster, önce senaryoyu yazmayı aklına bile getirmemişti. Wang'ın hikâyeyi beğenmiş olmasından hoşnuttu. Ama yönetmen yavaş yavaş onu kandırdı, işe dahil etti. 'Duman'ı tamamlayana kadar hayli bir süre birlikte çalıştılar. Ortak yanlarını keşfettiler. ikisi de, bir yönleriyle ciddi adamlardı, ama bir yönleriyle de saçmasapan şeyleri ve vodvili seviyorlardı. Auster, Auggie Wren'in Brooklyn'deki puro dükkânındaki doğaçlama olayları izleyen bir sonraki filmleri 'Blue in the Face' için, "Ben onu bir tür modern vodvil olarak düşünüyorum," diyor.
Auggie Wren'e gelince, Auster'a sonradan film haline getirilmiş hikâye için esin kaynağı olan adam, puro satıcısı, ne yazık ki beyin kanseri olup dükkândan çekilmişti. Sonra da genç yaşta öldü. Yazar, film piyasaya çıkınca dükkâna gittiğini hatırlıyor. Ortakları filmden çok memnunmuş. 'Daily News'dan biri gidip onlarla söyleşi yapınca, Auster'ın eski dostunun ortağı, "Herkes bunun anlamsız bir iş olduğunu düşünüyor, tamam mı?" demiş, "Sadece tezgâhın arkasında oturuyorsun. Ama herkes geliyor buraya ve en şaşırtıcı hikâyeleri dinliyorsun!" Auster, "Tıpkı Auggie gibiydi," diyor.
Adı jenerikte geçmese de Wayne Wang ile birlikte yaptığı 'Duman' onun için başlangıç oldu. Hemen ardından, 'Blue in the Face'i onunla birlikte yönetti. Sonra kendi yönettiği ve kızı Sophie'nin de oynadığı 'Köprüdeki Lulu' geldi. Başrolünde, 'Duman'ın Auggie Wren'ini oynayan Harvey Keitel oynuyordu gene. Şu sıralarda da, 'The Inner Life of Martin Frost'u tamamladı, Sophie onda da oynuyor. Paul Auster Cannes'a bir seferinde jüri üyesi olarak gitmişti.
Kim bilir, belki de artık yönetmen olarak katılır, hatta ödül bile alır. *
Auster, hikâyeyi yazdı, San Francisco'da yaşayan yönetmen Wayne Wang Times'da okudu, etkilendi. Auster, önce senaryoyu yazmayı aklına bile getirmemişti. Wang'ın hikâyeyi beğenmiş olmasından hoşnuttu. Ama yönetmen yavaş yavaş onu kandırdı, işe dahil etti. 'Duman'ı tamamlayana kadar hayli bir süre birlikte çalıştılar. Ortak yanlarını keşfettiler. ikisi de, bir yönleriyle ciddi adamlardı, ama bir yönleriyle de saçmasapan şeyleri ve vodvili seviyorlardı. Auster, Auggie Wren'in Brooklyn'deki puro dükkânındaki doğaçlama olayları izleyen bir sonraki filmleri 'Blue in the Face' için, "Ben onu bir tür modern vodvil olarak düşünüyorum," diyor.
Auggie Wren'e gelince, Auster'a sonradan film haline getirilmiş hikâye için esin kaynağı olan adam, puro satıcısı, ne yazık ki beyin kanseri olup dükkândan çekilmişti. Sonra da genç yaşta öldü. Yazar, film piyasaya çıkınca dükkâna gittiğini hatırlıyor. Ortakları filmden çok memnunmuş. 'Daily News'dan biri gidip onlarla söyleşi yapınca, Auster'ın eski dostunun ortağı, "Herkes bunun anlamsız bir iş olduğunu düşünüyor, tamam mı?" demiş, "Sadece tezgâhın arkasında oturuyorsun. Ama herkes geliyor buraya ve en şaşırtıcı hikâyeleri dinliyorsun!" Auster, "Tıpkı Auggie gibiydi," diyor.
Adı jenerikte geçmese de Wayne Wang ile birlikte yaptığı 'Duman' onun için başlangıç oldu. Hemen ardından, 'Blue in the Face'i onunla birlikte yönetti. Sonra kendi yönettiği ve kızı Sophie'nin de oynadığı 'Köprüdeki Lulu' geldi. Başrolünde, 'Duman'ın Auggie Wren'ini oynayan Harvey Keitel oynuyordu gene. Şu sıralarda da, 'The Inner Life of Martin Frost'u tamamladı, Sophie onda da oynuyor. Paul Auster Cannes'a bir seferinde jüri üyesi olarak gitmişti.
Kim bilir, belki de artık yönetmen olarak katılır, hatta ödül bile alır. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar