bugün
- kırgızistan8
- çin8
- gürcistan25
- en iyi simit hangi şehirdedir21
- erkeklerden hayır gelmeyeceğinin anlaşıldığı an4
- japonya3
- antalya şu an 28 derece4
- sözlüğün aniden sessizleşmesi5
- birader yazarlar birader bay beylerdir3
- latin atasözleri5
- cep telefonu4
- geceniz nasıl geçiyor7
- tez yazmak4
- kazakistan2
- aslında hayatta yapayalnız olmamız8
- sözlük yazarlarının çocukları olsa ne yaparlardı6
- ağlamamak için kendini tutmak11
- ctrlx22
- özlenilen şeyler2
- sabahattin zaim üniversitesi2
- portekiz3
- uluslararası ilişkiler2
- 30 temmuz 2026 cem küçük'ün gözaltına alınması8
- hewal ebo18
- domdomusa'nın haksız yere çaylaklanması6
- geceye bir şarkı bırak14
- kuran da namaz yok21
- asla yapmam denilen şeyler4
- yıllar sonra sözlüğe dönen yazar4
- 35 bin lira maaşı beğenmeyen sevgili9
- lahmacunu elle yiyen kız14
- gelibolu da yaşamak vs çanakkale merkez de yaşamak5
- yalnız yaşamak5
- içim yanıyor be sözlük7
- ilgi isteyen kız16
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin11
- e'e f e6
- şu an çalan müzik2
- sözlüğü yakınlarının okuması hırsızlık mıdır3
- sigortalı bir iş bul çalış4
- kendinize yaptığınız en büyük yatırım3
- neden namaz kılmıyorsun4
- kalem şakir2
- cinle karşılaşınca yapılacak ilk hareket7
- beleş sigarayı öksürtüyor diyerek reddeden keriz4
- güneş gözlüğü3
- asansörde kalmak7
- intihar3
- öyle bir şey yaz ki okuyan şaşırsın5
- chatgpt ile dertleşmek3
Paul Auster beyazperdede ilk kez Philip Haas'ın yönettiği 'Şans Müziği'yle boy gösterdi. Ama, filme temel olan romanı yazmak dışında bir sinemasal faaliyeti olmadı. Kendisi, filmden hoşnut kaldığını söylüyor. Sonra Auggie Wren geldi. Sadece bir talep sonucu. New York Times'ın 'Op-Ed' bölümünün başına getirilen kişi, bölümü daha ilginç yapma adına, oraya ilk kez bir hikâye koymayı düşünmüş. Noel günü bir Noel hikâyesi. Paul Auster'ı aramış. Yazar, "Yapmak isteyeceğimi düşündüm, ama ne yapacağım hakkında hiç fikrim yoktu" diyor. Sonra tam gazeteyi arayıp da yapamayacağını söylemeye hazırlanırken, gözü masasının üstündeki Shimmelpenninck purolarının teneke kutusuna takılmış. "Brooklyn'de onları satın aldığım adamı düşünmeye başladım." Aklına, büyük şehirlerde kurulan benzeri ilişkiler gelmiş. Dostça davranan, ama dostum demediğin insanlarla kurulan ilişkiler. Auggie Wren'in hikâyesi de böyle doğmuş işte.
Auster, hikâyeyi yazdı, San Francisco'da yaşayan yönetmen Wayne Wang Times'da okudu, etkilendi. Auster, önce senaryoyu yazmayı aklına bile getirmemişti. Wang'ın hikâyeyi beğenmiş olmasından hoşnuttu. Ama yönetmen yavaş yavaş onu kandırdı, işe dahil etti. 'Duman'ı tamamlayana kadar hayli bir süre birlikte çalıştılar. Ortak yanlarını keşfettiler. ikisi de, bir yönleriyle ciddi adamlardı, ama bir yönleriyle de saçmasapan şeyleri ve vodvili seviyorlardı. Auster, Auggie Wren'in Brooklyn'deki puro dükkânındaki doğaçlama olayları izleyen bir sonraki filmleri 'Blue in the Face' için, "Ben onu bir tür modern vodvil olarak düşünüyorum," diyor.
Auggie Wren'e gelince, Auster'a sonradan film haline getirilmiş hikâye için esin kaynağı olan adam, puro satıcısı, ne yazık ki beyin kanseri olup dükkândan çekilmişti. Sonra da genç yaşta öldü. Yazar, film piyasaya çıkınca dükkâna gittiğini hatırlıyor. Ortakları filmden çok memnunmuş. 'Daily News'dan biri gidip onlarla söyleşi yapınca, Auster'ın eski dostunun ortağı, "Herkes bunun anlamsız bir iş olduğunu düşünüyor, tamam mı?" demiş, "Sadece tezgâhın arkasında oturuyorsun. Ama herkes geliyor buraya ve en şaşırtıcı hikâyeleri dinliyorsun!" Auster, "Tıpkı Auggie gibiydi," diyor.
Adı jenerikte geçmese de Wayne Wang ile birlikte yaptığı 'Duman' onun için başlangıç oldu. Hemen ardından, 'Blue in the Face'i onunla birlikte yönetti. Sonra kendi yönettiği ve kızı Sophie'nin de oynadığı 'Köprüdeki Lulu' geldi. Başrolünde, 'Duman'ın Auggie Wren'ini oynayan Harvey Keitel oynuyordu gene. Şu sıralarda da, 'The Inner Life of Martin Frost'u tamamladı, Sophie onda da oynuyor. Paul Auster Cannes'a bir seferinde jüri üyesi olarak gitmişti.
Kim bilir, belki de artık yönetmen olarak katılır, hatta ödül bile alır. *
Auster, hikâyeyi yazdı, San Francisco'da yaşayan yönetmen Wayne Wang Times'da okudu, etkilendi. Auster, önce senaryoyu yazmayı aklına bile getirmemişti. Wang'ın hikâyeyi beğenmiş olmasından hoşnuttu. Ama yönetmen yavaş yavaş onu kandırdı, işe dahil etti. 'Duman'ı tamamlayana kadar hayli bir süre birlikte çalıştılar. Ortak yanlarını keşfettiler. ikisi de, bir yönleriyle ciddi adamlardı, ama bir yönleriyle de saçmasapan şeyleri ve vodvili seviyorlardı. Auster, Auggie Wren'in Brooklyn'deki puro dükkânındaki doğaçlama olayları izleyen bir sonraki filmleri 'Blue in the Face' için, "Ben onu bir tür modern vodvil olarak düşünüyorum," diyor.
Auggie Wren'e gelince, Auster'a sonradan film haline getirilmiş hikâye için esin kaynağı olan adam, puro satıcısı, ne yazık ki beyin kanseri olup dükkândan çekilmişti. Sonra da genç yaşta öldü. Yazar, film piyasaya çıkınca dükkâna gittiğini hatırlıyor. Ortakları filmden çok memnunmuş. 'Daily News'dan biri gidip onlarla söyleşi yapınca, Auster'ın eski dostunun ortağı, "Herkes bunun anlamsız bir iş olduğunu düşünüyor, tamam mı?" demiş, "Sadece tezgâhın arkasında oturuyorsun. Ama herkes geliyor buraya ve en şaşırtıcı hikâyeleri dinliyorsun!" Auster, "Tıpkı Auggie gibiydi," diyor.
Adı jenerikte geçmese de Wayne Wang ile birlikte yaptığı 'Duman' onun için başlangıç oldu. Hemen ardından, 'Blue in the Face'i onunla birlikte yönetti. Sonra kendi yönettiği ve kızı Sophie'nin de oynadığı 'Köprüdeki Lulu' geldi. Başrolünde, 'Duman'ın Auggie Wren'ini oynayan Harvey Keitel oynuyordu gene. Şu sıralarda da, 'The Inner Life of Martin Frost'u tamamladı, Sophie onda da oynuyor. Paul Auster Cannes'a bir seferinde jüri üyesi olarak gitmişti.
Kim bilir, belki de artık yönetmen olarak katılır, hatta ödül bile alır. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar