1. 11.
    yüce insan ahmet cemal tarafından tercüme edilmiş r.musil eseridir.
    ... gece lampulu
  2. 12.
    sıfatsız adam.
    ... damel
  3. 13.
    meteliksiz adama yeğlenecek adamdır. adammıdır?.
    1 -1 ... kurtlu elma
  4. 14.
    eğitim sisteminin olmamızı istediği türden adamdır. bu adamın ne çalabildiği bir müzik aleti vardır, ne bir spor dalında başarılıdır, ne de bir yeteneğini geliştirebilmiştir, sadece derslerinde başarılı olması yeterlidir.

    (bkz: eğitim sisteminin boktan olması)
    ... kwkwkw
  5. 15.
    kaydadeğer hiçbir özelliği olmayan adamdır.
    "selam clark bu nişanlım mike. kendisi harvard ekonomi mezunu, cambridge de ticaret hukuku master ı yaptı, almanca ve ispanyolca biliyor, iyi bir avcı, yüzme ve eskrimde dereceleri var ve sıkı bir new york yankees taraftarı.
    mike bu da clark.. ııhm... şeyy.. clark işte.."
    superman returns.
    ... debelendimde duruldum
  6. 16.
    Robert Musil’in güzel kitabı.
    Bir bölümü;

    "Bu doğrultuda olmak üzere, bilmek, yabancı bir şeyi kendine mal etmekten başka bir şey değildir, insan, o şeyi bir hayvan gibi öldürür, parçalar ve sindirir. inanç, artık değiştirilmesi mümkün olmayan, donmuş ilişkidir. Araştırma, sabitleme ile eş anlamlıdır.

    Karakter, kendini değiştirme tembelliğidir. Bir insanı tanımak, ondan artık nerdeyse hiç etkilenmemektir. Anlayış, bir tür bakıştır. Hakikat, nesnel ve gayri ihtiyari düşünmeye yönelik başarılı girişimdir. (sf.283)

    Ulrich, bu tutumu çok iyi tanıyordu. Bu noktada belki de ruhçuluğa karşı bir teşekkür borcunu yerine getirmek gerekiyordu; çünkü ruhçuluk, ölmüş kadın aşçıların öbür dünyadan verdikleri raporları hatırlatır ve komik bir şekilde, Tanrıyı olmasa bile en azından ruhları, karanlıkta insanın boğazından soğuk bir yemekmişçesine kaşıklamaya yönelik kaba metafizik ihtiyacı doyurmak peşindeydi.

    Eski zamanlarda Tanrı ya da onun yoldaşlarıyla kişisel bir temas kurmaya yönelik olan ve söylendiğine göre bir tür esrikliği andıran bu ihtiyaç, zarif ve kısmen de hayranlık verici şekillenmesine rağmen yine de yeryüzündeki kaba tutum ile, son derece alışılmadık nitelikte ve belirlenebilmesi olanaksız bir sezgi durumunun yaşantılarının birbirine karışmasını temsil ediyordu. Metafizik olan, bu durumun içine yerleştirilmiş fiziksellikti, dünyevi isteklerin bir yansımasıydı, çünkü insan ona baktığında, yaşanılan zamanın ürünü olan tasarımların insanda görebileceği beklentisini çok canlı bir biçimde uyandırdıkları ne ise, onu görüyordu.

    Ama öte yandan özellikle zekanın tasarımları, zamanla değişir ve inandırılıcığını kaybeder; bugün birisi kalkıp Tanrının kendisiyle konuştuğunu, onu şakacı bir tavırla saçlarından yakalayıp kendi katına çektiği veya nasıl olduğu tam anlaşılamayan, fakat çok tatlı bir şekilde onun göğsüne süzülüverdiğini anlatmak isteyecek olsa, içinde yaşantılarını dile getirdiği bu tasarımlara hiç kimse inanmazdı ve inanmayanların başına da doğal olarak Tanrının resmi hizmetkarları gelirdi; çünkü aklı temel alan bir çağın çocukları olarak bunlar, histerik yandaşlarınca gerçek yüzlerinin sergilenmesi ihtimali karşısında çok insani denilebilecek bir korku duyarlar.

    Bunun sonucunda insanın gerek ortaçağda gerekse antikçağ putperestliğinde örnekleri çok ve açıkça mevcut bulunan yaşantıları hayal ürünü ve hastalık belirtileri saymak zorunluluğuyla karşılaşması, ya da bunların şimdiye kadar içine dahil edildikleri mistik bağlantıdan farklı bir şey içerdiği ihtimalini hesaba katmasıdır; bu noktada, salt bir yaşantı çekirdeğinin varlığı söz konusudur; bu çekirdeğin katı deneyim ilkelerine göre de inandırıcı olması gerekecektir; böyle bir durumda da söz konusu çekirdek, bundan üst dünyaya ait ilişkilerimiz konusunda ne gibi sonuçlar çıkarilabileceği şeklinde ikinci soruya gelinmezden çok önce, doğal olarak çok önemli bir mesele niteliği kazanacaktır.

    Ve teolojik aklın düzenine yerleştirilmiş olan inanç, her alanda bugün egemen olan aklın kuşkularını ve çelişkileriyle amansız bir savaş vermek durumunda kalırken, göründüğü kadarıyla mistik kavrayışın çıplak, geleneksel bütün kavramsal inanç kabuklarından soyulmuş, eski dini tasarımlardan çözülmüş, belki de artık sadece dinsel diye adlandırılması neredeyse imkansız temel yaşantısı gerçekten de çok yaygınlaşmıştır ve bu yaşantı, gündüz vakti yolunu kaybetmiş olan bir gece kuşu gibi zamanımızda bir hayaletin kanat çırpışlarıyla dolanıp durmaktadır.

    Robert Musil
    1 ... kaiho
  7. 17.
    yada üniversiteden mezun olmuş standart bir türk genci.
    ... duygusalmakine
  8. 18.
    Kitapçıda çalıştığım zamanlar ve hiç müşterinin olmadığı sıralarda alıp bu kitabı rastgele bir sayfasını açmıştım. Gayet uzunca ve ne yazık ki hatırlayamadığım o söz beni öylesine etkilemişti, öylesine kitabın o satırlarının bana ait olmasını istemiştim ki, kafamı kaldırıp etrafıma bakındığımda tonlarca kitabın olduğu bu yerde aslında en alt rafta kalan bu niteliksiz adamın diğer tüm kitaplardan farklı bir ruha sahip olduğunu anlamıştım.

    Seni alacağım ve bitirmemeye özen gösterip baş ucumda bekleteceğim seni niteliksiz adam.
    ... pencere amelesi rapunzell