bugün
- yagmurcu çık açıkla8
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir4
- queen ravennanın aşırı güzel olması7
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı17
- arap götü8
- camgöz balık ekmek4
- tanımadığı kadına tokat atan adam12
- 99 lu sevgiliye güz gülleri kaseti hediye etmek4
- yazarların akşama dair planları7
- tren4
- kırıkkaleli olmak istemek4
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı27
- kale3112 tarzı entry girmek8
- doların 50 tl olması7
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- mazot 3 euro olabilirmiş2
- iskilipli atıf hoca20
- kablosuz mouse12
- yagmurcu3
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- topla topla topla2
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- 3 gündür eksi yemiyorum2
- favlayan yazarın asıl amacı12
- true niye hala çaylak5
- ormanda bir kulübede feci şekilde ölmeli film2
- ahmet3
- fb'nin inanılmaz başarısı5
- sözlük kürdü55
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- çocukluğu hatırlatan tatlar4
- sözlükteki kuzucuklarım6
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
- al pacino denince akla gelen ilk film2
- somali de türk bayrağı yakılması5
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi8
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler5
- ne oldu2
- emre belözoğlu3
- yogartiksen6
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- alt tarafı bir alet kahraman sensin2
- songül karlı5
- anın görüntüsü32
- millette manyak para var21
- esra'yı aç esra'yı9
- ahmet nazif zorlu8
- istanbul şu an hafif yağmurlu 17 derece2
- ismail kartal17
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
robert musil imzalı bir roman.
"hayalete dönüşmüş bir toplumun gerçekliği karşısında kuşkular içinde kalan bireyci insan, bunun arkasında daha derinlikli, daha gerçek başka bir gerçekliği; yaşamın artık tükenmiş 'normal' durumun ötesindeki anlamını, bütünlüğünü ve zenginliğini arar."
ernst fischer
"hayalete dönüşmüş bir toplumun gerçekliği karşısında kuşkular içinde kalan bireyci insan, bunun arkasında daha derinlikli, daha gerçek başka bir gerçekliği; yaşamın artık tükenmiş 'normal' durumun ötesindeki anlamını, bütünlüğünü ve zenginliğini arar."
ernst fischer
(bkz: niteliksiz adam)
atlantiğin üzerinde barometrik bir minimum vardı; bu minimum doğuya, rusya üzerinde biriken bir maksimuma doğru yol aldı ve kuzeyden dolanıp bu maksimumdan kaçınmak gibi bir eğilim sergilemedi. izotermler ve izoterler de kendilerine düşeni yaptılar. hava sıcaklığı, ortalama yıllık sıcaklıkla, yani en soğuk ve en sıcak ayların dereceleriyle ve aylık düzensiz hava sıcaklığı dalgalanmalarıyla doğru orantılıydı. güneşin ve ayın doğuş ve batışları, aydaki, venüsteki, satürnün halelerindeki ışık değişimleri ve daha pek çok önemli olay, astronomik yıllıklardaki ön belirlemelere uygundu. havadaki su buharı en yüksek yoğunluk noktasındaydı, nem derecesiyse düşüktü. biraz eski moda olmakla birlikte, gerçek durumu oldukça iyi dile getiren bir cümleyle söylemek gerekirse; 1913 yılının güzel bir ağustos günüydü.
klasiklerle nasıl taşak geçilir? işte böyle geçilir demiş ve girişinde neden "modern" edebiyata dahil olduğunu açıkça gösterir robert bizleere.
klasiklerle nasıl taşak geçilir? işte böyle geçilir demiş ve girişinde neden "modern" edebiyata dahil olduğunu açıkça gösterir robert bizleere.
romanın başında, "ki ilginç ama buradan bir sonuç çıkmayacak" bölümündeki kazanın ardından iki insanın konuşması, kadının kazayı teknik bir sorun olarak içine sindirmesi ve dahası rahatlaması beni en etkileyen anlatıdır:
"hanımla ona eşlik eden bey de yaklaşıp, kafaların ve eğik sırtların üzerinden yerde yatana bakmışlardı. sonra geri çekildiler ve duraladılar. hanım, kalbiyle midesi arasındaki boşlukta acıma diye nitelendirmekte haklı olduğu, nahoş bir şey hissetmekteydi; bu, ne olduğu belirsiz, felce uğratıcı bir duyguydu. bey, bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi: "burada kullanılan bu ağır kamyonların fren mesafesi çok uzun." hanım, bunu duyunca rahatladığını duyumsadı ve sıcak bir bakışla teşekkür etti. bu sözcüğü herhalde daha önce de duyduğu olmuştu, fakat fren mesafesinin ne olduğunu bilmiyordu ve bilmek de istemiyordu; bu iğrenç olayın böylece belli bir düzene sokulması ve kendisini artık doğrudan ilgilendirmeyen bir "teknik soruna" dönüşmesi, ona yetiyordu. şu anda ambülansın canavar düdükleri de duyulmaktaydı; arabanın gelişindeki çabukluk, bekleşenlerde bir tatmin olmuşluk duygusuyla doldurmuştu.bu toplumsal düzenekler hayranlık uyandırıcıdır. -görevliler yaralıyı ambulansa alır, ambulansın içi hastane gibidir- orada bulunanlar, neredeyse yasalara ve düzene uygun bir olayın gerçekleştiği yolunda haklı bir izlenimle ayrıldılar."
konuyla ilgili ernst fisher'in denemesi -aynı zamanda kitabın önsözü- mevzuyu çok güzel analiz etmiş:
anlamını kavramadığı ama kendisine tanıdık gelen herhangi bir söylem, onu rahatlatabilmektedir. tedirginliğin sesi bastırılmaktadır ve burjuva insanı, sorumluluğundan kurtarılmıştır. iğrenç olan, artık onu ilgilendirmemektedir. iğrençlik teknik bir soruna dönüşmüştür. bu sorun konusunda yetkili olanlar, artık uzmanlardır, teknisyenler, politikacılar, bürokratlardır, herhangi biridir. sorumlu olmayan tek kişi burjuva "bireyidir"! "
"hanımla ona eşlik eden bey de yaklaşıp, kafaların ve eğik sırtların üzerinden yerde yatana bakmışlardı. sonra geri çekildiler ve duraladılar. hanım, kalbiyle midesi arasındaki boşlukta acıma diye nitelendirmekte haklı olduğu, nahoş bir şey hissetmekteydi; bu, ne olduğu belirsiz, felce uğratıcı bir duyguydu. bey, bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi: "burada kullanılan bu ağır kamyonların fren mesafesi çok uzun." hanım, bunu duyunca rahatladığını duyumsadı ve sıcak bir bakışla teşekkür etti. bu sözcüğü herhalde daha önce de duyduğu olmuştu, fakat fren mesafesinin ne olduğunu bilmiyordu ve bilmek de istemiyordu; bu iğrenç olayın böylece belli bir düzene sokulması ve kendisini artık doğrudan ilgilendirmeyen bir "teknik soruna" dönüşmesi, ona yetiyordu. şu anda ambülansın canavar düdükleri de duyulmaktaydı; arabanın gelişindeki çabukluk, bekleşenlerde bir tatmin olmuşluk duygusuyla doldurmuştu.bu toplumsal düzenekler hayranlık uyandırıcıdır. -görevliler yaralıyı ambulansa alır, ambulansın içi hastane gibidir- orada bulunanlar, neredeyse yasalara ve düzene uygun bir olayın gerçekleştiği yolunda haklı bir izlenimle ayrıldılar."
konuyla ilgili ernst fisher'in denemesi -aynı zamanda kitabın önsözü- mevzuyu çok güzel analiz etmiş:
anlamını kavramadığı ama kendisine tanıdık gelen herhangi bir söylem, onu rahatlatabilmektedir. tedirginliğin sesi bastırılmaktadır ve burjuva insanı, sorumluluğundan kurtarılmıştır. iğrenç olan, artık onu ilgilendirmemektedir. iğrençlik teknik bir soruna dönüşmüştür. bu sorun konusunda yetkili olanlar, artık uzmanlardır, teknisyenler, politikacılar, bürokratlardır, herhangi biridir. sorumlu olmayan tek kişi burjuva "bireyidir"! "
"...oysa olasılık yalnızca sinirleri zayıf kişilerin düşlerini değil, fakat tanrının henüz uyanmamış niyetlerini de kapsar."
"insanlık, incilleri ve tüfekleri, tüberkülozu ve tüberkülini üretir. demokratiktir, kralları ve soylularıyla birlikte; kliseler inşa eder, kliselere karşı üniversiteler kurar; manastırları kışlalara dönüştürür ama kışlalarda askeri rahipler görevlendirir."
"insanlık, incilleri ve tüfekleri, tüberkülozu ve tüberkülini üretir. demokratiktir, kralları ve soylularıyla birlikte; kliseler inşa eder, kliselere karşı üniversiteler kurar; manastırları kışlalara dönüştürür ama kışlalarda askeri rahipler görevlendirir."
bilim altında ezilen insanın ve toplumun çöküşünü anlatan romandır. Ulrich niteliksizdir, çünkü artık büyük düşünceler hiçbir işe yaramamaktadır ve düşünmek eylemi belli uzmanlara, "nitelikli" insanlara bırakılmıştır. Ulrich, polis tarafından sorguya çekildiğinde kendisinin "serbest çalışan bir bilim adamı" olduğunu söyleyemez, çünkü içinde yaşadığı topluma göre bu bir nitelik değildir. Önceden insan yaşıyorken, artık olayların karşısında edilgen bir konumda bulunan hayvandan farksızdır. Bilim durmadan ilerlemektedir ve insan sadece tanımlamalarla, açıklamalarla yetinir. Artık bir Goethe, Shakespeare gibi büyük düşüncelere sahip olup büyük şeyler yaratmanın zamanı geçmiştir. Onlar birer delidirler. Musil'in isyanı ise bu edilgenlik durumuna ilişkindir. Ona göre insan tarihin ürettiği bir varlık ya da suların sürüklediği bir kütük olmamalı; tarihi bizzat insan yazmalıdır. Ancak kahramanlıklar çağı geride kaldığına göre bu nasıl yapılacaktır? Bence Musil'in aradığı cevap budur.
Peki insanlar artık neleri nitelik diye adlandırıyorlardı? Pratik hayatlarında işlerine yarayacak bilgiye sahip olmayı, kendilerine para kazandıracak işlerde çalışmayı vs. Bu yüzden ki, büyük düşünceler felsefe, edebiyat gibi alanlarda kendi uzmanlarının ellerine bırakılmıştır. Eğitim denen şey ise, insanlara pratik bilgi dediğimiz şeyleri aşılamaya çalışan kurumlardır. Ve işte bütün eğitimine, onca bilgisine rağmen en insanca üretimi anlamsız bulan bu toplumsal hayvan, insanlığını yitirmiş bir "nitelik"ler yığınıdır.
Peki insanlar artık neleri nitelik diye adlandırıyorlardı? Pratik hayatlarında işlerine yarayacak bilgiye sahip olmayı, kendilerine para kazandıracak işlerde çalışmayı vs. Bu yüzden ki, büyük düşünceler felsefe, edebiyat gibi alanlarda kendi uzmanlarının ellerine bırakılmıştır. Eğitim denen şey ise, insanlara pratik bilgi dediğimiz şeyleri aşılamaya çalışan kurumlardır. Ve işte bütün eğitimine, onca bilgisine rağmen en insanca üretimi anlamsız bulan bu toplumsal hayvan, insanlığını yitirmiş bir "nitelik"ler yığınıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar