bugün

Tam burada, cam kubbenin altında, fısır fısır yaşam konuşmalarının arasında, yedi buçuk lira verdiğim kahvenin kokusunda, öksüren kalemimin ucunda, hegel'in yirmi liraya satılan tanrı tasavvurunun üzerinde, anlamadığım sözcüklerin arasında tanımadığım bir kadının soluk yüzüme bakışına verdiğim gülümsememde; tüm insanlık adına, tüm insanlık yüzünden, tüm insanlıkla var oluyor olmama duyduğum nefretle selamlıyorum.

cam çatıdan süzülüp, tepemde dikilen beyaz ışık mı yoksa vücudunun her noktasından boşluk bulup akan hayata engel olamayan insanlar mıydı bu nefretin kaynağı? belki de evde bu kadar güzel kahve yapamıyor olmamdı.

ne konuşuyorsunuz, ben tekim burada. ikiliğinize dahil olabilir miyim?

yahut arkamda ingilizce sipariş vermeye çalışan adamı anlamakta güçlük çeken garsona yardım mı etmeliyim?
saatlerce siparişini veremese, olay büyüse, kahve içemese, şahane olurdu. parasıyla bir kez olsun kolayca elde edememiş olurdu.
hegel ne saçmalıyorsın, 'tanrı'nın mantıklı özüdür'* de ne demek? nedir yani bu tumturaklı sözlerin sebebi? ama senden nefret etmedim hegel. ben saçlarımdan nefret ederken, dört kişi, ayrı iki 'masa' -kafelerde insanlara masa denir- geç kalan siparişlerinden sikayetçi. önce 'bir saat oldu' dedi, sonra, abartmak istediği anlaşılmasın diye 'yarım saat olmuştur' dedi.

kahve bu. kahve beklerken geçen zaman, dişçi sırasında beklediğimizden farklı. teşekkürler einstein? nefret diyordum. nefret sevilebilir mi? nefret, sevginin tam karşıtı, bir saniye, arkamdaki zengin suriyeli adam bir şeyler diyor, bu sefer anadilinde. sus be adam. sevginin karşıtı, sevilebilir mi?

nefretle kendimizden uzaklaştırdığımız şeyler olmadan var olabilir miydik?

şimdi iki kız geldi karşı masaya. suratları birbirlerine çok yakın. bi' yandan da, yan masadaki erkeklerin, telefonlarında açık arttırmadaki gibi kendilerine sunulan 'parçaları' birbirlerine gösteriyor olduklarını anlıyorum.

sarışın kız, esmer olanın yüzündeki her detayı, severek inceliyor. öyle ki, esmer olan sarışın olanın boynuna öpücük konduruyor. sanki sadece birbirleri var. esmer olan ne kadar durgunsa, sarışın olan da o kadar sevecen ve neşeli. anlatacağı şey bitmiyor. hemen yanlarındaki masada oturan teyzelerin 'bitmişliği' dikkatimi dağıtsa da, o iki kızın sevgileri zihnime kazınıyor.

kahvem her zaman çabuk soğur. hegel'e fazla para verdim sanırım.

* din felsefesi dersleri,sayfa 14.
nefretlerin en büyüğünün en çok sevilen kişiye duyulabileceği söylenir.
Ve aleyna aleyküm nefret.
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com