bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    gelmiş geçmiş en büyük hocalarımızdan.. (bkz: güldürürken düşündürmek) ekolünün fikir babası ve kurucusu.bilgi birikimine ve ufuk genişliğine rağmen büyüklenmemiş çocukla çocuk,salakla salak,cinle cin olmasını becerebilmiş yegane konyalı alim... (bkz: baba büyüksün). (bkz: temel)le beraber en çok fıkra kimin üzerine yarışmacısı..müslüman..Timur'u da tanıyormuş öle diyorlar..
    6 ... rasko
  2. 2.
    "dünyanın merkezi neresidir?" sorusuna "aha da burasıdır" deyip, ikna olmayanlara "aksini ispatla" diye maydan okumuş, ava gideni avlamıştır kendisi
    7 ... delikanlımühendis
  3. 3.
    hakkındaki bilgilerin tamamının hakkındaki fıkralardan bilindiği selçuklu alimi..
    2 -1 ... rasko
  4. 4.
    nasreddin hocaya, timurun "seninle bir eşşek arasında ne kadar fark var"
    sorusuna hocanın "benimle bir eşşek arasında iki arşın fark var"
    panzehirini söyleyebilen zeka ötesi insan...(o esnada hoca ile timurun arasında iki arşın boyu mesafe vardır.).
    5 ... martyns
  5. 5.
    büyük türk düşünürü gülşen(a.s) hazretlerine göre gönüllere maya çalan kimse..
    5 ... shalamar
  6. 6.
    medreselerde ders okutmuş, kadılık görevinde bulunmuş ve bu görevlerden dolayı kendisine nasuriddin hace adı verilmiş; sonradan bu ad, nasreddin hoca biçimini almıştır..
    5 ... sciende
  7. 7.
    fıkraları vardır.
    3 -1 ... karizmatron
  8. 8.
    Tarihî kaynakların verdiği bilgilere göre, Nasreddin Hoca, Anadolu Selçukluları devrinde, 1206 yılında, bugün Eskişehir'e bağlı Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde doğmuştur. ilk öğrenimini Hortu'da bir süre babası Abdullah Hoca'nın medresesinde yapmış, çocukluk yıllarını Hortu' da geçirmiştir. Söylentilere ve onun gerçek fıkralarından çıkarılan sonuçlara göre, Hortu'da çıkan kıtlık yüzünden ailesi ile birlikte Sivrihisar'a yerleşmiş, öğrenimini burada sürdürmüştür.

    Sivrihisar, o zamanlar Selçuklu devrinin küçük, fakat şirin bir kasabasıdır. Küçük Nasreddin, minareyi ilk kez burada görmüş, arkadaşlarıyla hamama gitmiş, bahçelerden çağla yolmuştu. Onun, hamamdayken yumurtladıklarını söyleyen çocuklara karşı horoz taklidi yapması, ağaçtan meyve çalarken bahçe sahibinin yakalaması, (Ağaçta ne yapıyorsun?) sorusuna (Ben bülbülüm) diyerek bülbül gibi ötmesi, sonra da bahçe sahibine (kusura bakma, acemi bülbül bu kadar öter) cevabını vermesi, Sivrihisar'daki çocukluk anıları arasındadır. Nasreddin Hoca bir zaman sonra, öğrenimini ilerletmek amacıyla, başşehir Konya'ya yolcu olmuştur.

    Nasreddin Hoca, Konya'da bir medreseye yerleşmiş ve öğrenimine başlamıştır. O günlerde başından bir olay geçer. Şehirde bıçak taşıma yasağı vardır. Bir gece şehrin Subaşı'sı, Nasreddin Hoca'nın üzerinde koca bir kasatura bulunca, Nasreddin: (Kusura bakmayın!. Ben medrese öğrencisiyim. Bu kasatura ile de kitaplardaki yanlışları kazırım.) diye özür diler. Subaşı'nın: (Bir yanlış için bu kadar uzun kasaturaya ne lüzum var?) demesi üzerine en güzel cevabı verir: (Kitaplarda bazen öyle yanlışlar var ki, bu kasatura bile az gelir!).

    Nasreddin Hoca'nın Konya'da medrese öğrenimini tamamladıktan sonra, bir ara gölge kadılığı yaptığını görüyoruz. Gölge kadıları, tecrübeli hâkimlerin yanında çalışan ve bazı küçük davalara bakan kadı adaylarıdır. Odun kıran bir adamın karşısında (hınk) diyen birinin oduncudan hak istemesi, vermeyince mahkemeye baş vurması, Nasreddin'in bu davayı görürken, bir kese parayı şıngırdatarak: (Hadi sen de paraların sesini al) diye hüküm vermesi, onun kadılık günlerindeki anılarından biridir.

    Bir süre sonra kadılıktan ayrılan, üstadı, büyük bilgin Seyid Mahmud Hayranî'nin Akşehir'e yerleşmesiyle Konya'yı terk eden ve Akşehir'e göçen Nasreddin Hoca, artık kişiliğini bulmaya ve usta bir sosyolog gözüyle olaylara neşter vurmaya başlar.
    Nasreddin Hoca'yı bundan sonra, Akşehir'de gösterişsiz yaşantısı içinde, dert çeken, uman, isteyen, efkârlanan, sonunda efkârını bir nüktede boğan bir halk adamı olarak görüyoruz.

    Bir ziyafete yeni kürküyle gitmiş. gördüğü itibar üzerine (Ye kürküm ye!.) deyişinde insanı yalnızca dış görünüşü ile değerlendiren toplumun, doğuran kazan hikâyesinde aç gözlülüğün, Akşehir Gölü'ne yoğurt çalarken: (Göl yoğurt tutar mı?) diyenlere karşı: (Ya bir tutarsa!.) cevabındaki gerçek yönleri...

    Bir gün kürsüye çıkıp ta: (Ey ahali ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?) diye sorduğunda, çevresindekilerden bazılarının "biliyoruz" bazılarının da "bilmiyoruz" cevabını vermeleri üzerine: (O halde bilenler bilmeyenlere öğretsin!.) diyerek kürsüden inmesi, az ders mi insanoğluna? Eğitimin temel yapısı, bilenin bilmeyene öğretmesi demek değil midir?
    Akşehir'deyken Moğol şehzadesi Keygatu ile aralarında geçen, sonraları yanlışlıkla Timur'a mal edilen olaylar, pek iyi bilinen fil hikâyeleri, Akşehir'de medrese hocalığı yaptığı günlerde tanınmış mollası imad ve yanından hiç ayırmadığı sevgili eşeği Bozoğlan, Nasreddin Hoca'nın yaşantısında önemini her zaman korumuştur.

    Eşeğinden düştüğü zaman gülenlere: (Ne gülüyorsunuz yahu, düşmeseydim zaten inecektim) deyişi, yitirdiği eşeğini türkü söyleye söyleye ararken, bunun nedenini soranlara: (Bir umudum şu dağın ardında, orada da bulamazsam, o zaman seyredin bendeki ağıtı...) cevabını vermesi, onun renkli ve çok yönlü yaşantısının anekdotları arasında yer alır. *
    ... pablo escobar
  9. 9.
    bi iddiaya göre, saygı duyulan, evliya gibi birinin 3 tane öğrencisi varmış. bunlardan biride nasreddin hocaymış. bunlar bir koyunla bütün dünyayı geziyorlarmış. bir gün, evliya yokken bu 3 öğrenci koyunu yemeye karar vermişler. evliya gelip koyunun kemiklerini ve öldürüldüğünü görünce, bir öğrenciye "asılasın", diğerkine "kesilesin" ve nasreddin hocaya "gülünesin" demiş ve hepsi gerçekleşmiştir.
    ancak nasreddin hoca fıkralarına gülen şahsiyet tanımadım hayatımda o ayrı bi konu.
    2 ... ufo goren masum koylu
  10. 10.
    eskişehirliler ve akşehirliler arasında hemşehrilik bağı noktasında paylaşılamayan ünlü mizah ustası.
    2 ... karizmatiklider