bugün
- tai lung vs gocu24
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği40
- gocu'nun bomboş olması7
- kürtler asimile edilmelidir12
- arkadaşlar ben feykime geçiyorum5
- sözlüktekiler kaç yaşında9
- şemsiyeli olayının gerçek yüzünü açıklıyorum10
- bitanem diyen kova burcu erkeği3
- et döner dürüm9
- kızlar bakar mısınız3
- trueculuk3
- sözlüğü sallayacak itiraf5
- cüce yazar3
- kadir inanır'ın kendi ailesine miras birakmaması6
- anneye söven aşağılık insan4
- sözlüğün en güvenilir yazarı3
- introsuyla bizi bizden alan şarkılar5
- gocu isimli erkeklerin ortak özellikleri5
- şemsiyeli benim10
- yanlışlıkla plaj şemsiyesine diklemesine oturmak2
- sözlüğe renk katan yazarlar hangi rengi katıyor23
- analize bak şimdi5
- true nickli yazar16
- ikizler burcu kadını olmak9
- herkesi seven insan9
- çok mutlu olmak2
- arap gel oğlum3
- anneye sövdürmek nedir ya2
- mal gammaz2
- sözlüğün en delikanlı adamı2
- ekşi sözlük7
- allah'ın yasakladığı cinsel ilişkiler10
- true'yi evlendiriyoruz4
- çok hastayım sözlük7
- evliliği ayakta tutan güçler14
- sarı poşet kudurtması15
- şüphe4
- ktç'nin şemsiyeli olması7
- allah15
- türkiye arapları2
- en sevdiği renk pembe olan erkek3
- filistinliler türklerden daha zengin2
- hard sevmeyen bir kızı harda nasıl ikna edersiniz7
- manisada okul saldırısı17
- erkeklerin bir kızda aradığı kriterler9
- götünden tanırım seni8
- kadınlar arasında moda olan beyaz saç3
- ikizler burcu erkeği olmak3
- sürekli birilerine cevap yetiştirmek10
- sigara içmemenin çok sıkıcı olması3
Türkiye'deki siyasal egemenlik kavgaları, bir bakıma da psiko-sosyolojik bir tümör...
Kışla parfümlü siyasal egemenlikle, cami parfümlü siyasal egemenlik tokuşması; durup dururken çıkmadı ortaya.
Olup bitenlere bilimsel bir büyüteçle bakıldığında görünen o ki; iskeletsiz ve bilinçsiz, amorf bir “sınıf” çatışması bu...
* * *
Osmanlı dönemindeki çağdaşlaşma girişimleri; Fransa’dan, hiçbir meslek eğitimi vermeyen lise eğitimi modelini de kopyalamaya kalkınca; değişik türden, sınıfsal bir kutuplaşmanın da tohumları atılmaya başlandı.
* * *
Fransa'daki lise eğitimi modeli, 1802'de Napoleon Bonaparte tarafından biçimlendirilmişti.
Daha çok toprak köleliğine dayalı eski ekonomik bir yapı; gitgide makinelerin üretimine dayalı el tezgâhlarıyla, fabrikaların ağırlığı altında kalıyordu.
* * *
Aristokrasinin dışındaki yönetilen halk kesimi içinden; makinelerle fabrikaların mülkiyetine sahip, yeni zenginler çıkmaya başlamıştı.
Ne var ki, yeni zenginler; bir hayli hırt, görgüsüz ve yontulmamıştılar.
* * *
Napoleon, makinelerin mülkiyetine sahip yeni zengin aile çocuklarının genel bir kültür donanımıyla, biraz daha törpülenip süzülmüş olarak yetişmeleri için gerçekleştirmişti, hiçbir meslek eğitimi vermeyen lise eğitimini.
* * *
Lise eğitiminden geçmişlerin, yaşam ve kazanç topoğrafyası belliydi; tezgâh ve fabrika patronluğu ile çevresindeki yönetim kadrosu.
Onların ayrıca bir meslek sahibi olmalarına gerek yoktu.
* * *
Sultan Abdülaziz döneminde, Fransa'daki lise eğitimi modeli, istanbul'da da kopya edilmeye başlayınca...
Bir yığın lise diplomalı mesleksiz genç, gün günden pıtıraklaştı gitti.
Ve onların aileleri de, fabrika sahibi değildiler.
Lise diplomalı gençlerin, geçimlerini ve kazançlarını sağlayacak bir yerleri yoktu; üstelik meslekleri de yoktu.
* * *
Lise eğitimi, Hazine'den geçinmeli bürokratik kesimin dallanıp budaklanmasına yaradı.
Ve mevki sahibi her liseli, bir kamu görevlisi olmak yerine; devleti temsil eden küçük bir padişah olmaya başladı kul yığınlarına karşı.
* * *
Cumhuriyet döneminde de, Hazine'den geçinmeli bürokratik kesim; çağdaş bir burjuva görünümüne sokuldu.
Sonra da büyük bir yanılgıyla, taşradaki köylü ve kasabalıların da; lise eğitimine benzer bir eğitimden geçtikçe, burjuvalaşacakları sanıldı.
* * *
Her türlü ilkellikle, tutarsızlığın ve yamukluğun gerekçesi, hep aynı nedene bağlandı:
- Eğitim sorunu efendim.
* * *
Durumun sosyo-ekonomik bir tablosunu çıkarmak; yoksul yığınların acılarını, şiirleştirip romanlaştırarak dile getirmek de, ağır bir suç sayıldı.
1945'den sonra ismet Paşa’nın, dış politikanın rotasını ABD'ye çevirmesi ve Washington'un da dayatmasıyla; çok partili düzen ile karayolları seferberliği”ne geçilince...
Hiç beklenmedik bir kutuplaşma çıkmaya başladı ortaya:
Kışla parfümlü bürokratik siyasal egemenlikle; ona karşı tepki mayalanmasının koyulaştığı cami parfümlü köy-kasaba olgusunun egemenliği...
* * *
Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatma kararı vermemesi ve sadece kendisine parmağını sallayarak bir uyarı ihtarında bulunması sonucu; ağız dalaşına dönüşmüş kutuplaşmalar, biraz mayna olur mu?
Ne diyelim, inşallah diyelim.
* * *
Bir de Ergenekon davası var...
Cadı tırnaklarının, örümcek ağlarına dönüştüğü izlenimini veren bir Ergenekon davası...
* * *
Bütün bunlar çok mu çağdaş, çok mu uygar, çok mu kaliteli tablolar?
Onlar-biz ayrımlarıyla, kendi kendine övünüp durmak ve tüm dünyaya posta koymak özlemleri; hangi sorunu ne kadar çözümledi?
* * *
Türkiye'nin kendi meslek ve uğraş alanlarında, evrensel bir değer olan kadroları çok cılız; eski ezberleri ve tabularla dogmaları ırgalamaya yetmiyor ağırlıkları.
Şeffaflık ise; hiçbir kesimde bir amaç, bir hedef, bilimsel bir pusula değil.
* * *
Oysa Türkiye'nin de, dışarıdan kimsenin karışmaması istenen gizli bir iç sömürge görünümünden kurtulması şart.
AB üyeliğinin koşullarını, yürekten benimsemek tek çare...
* * *
Gerçekte Türkiye, içeride kutuplaşır ve bir çalkantı dönemine doğru kayarken; 21. yüzyılın ulus-devlet modelinin aşıldığı, bir küreselleşme dönemiyle çatışıyor.
Bunun bedellerini de, ne yazık ki genç kuşaklar ödemeye aday görünüyor şimdilik; henüz farkında olmasalar bile...
* * *
Böyle gelmiş, böyle gider mi, diyorsunuz; biraz zor...
çetin altan
Kışla parfümlü siyasal egemenlikle, cami parfümlü siyasal egemenlik tokuşması; durup dururken çıkmadı ortaya.
Olup bitenlere bilimsel bir büyüteçle bakıldığında görünen o ki; iskeletsiz ve bilinçsiz, amorf bir “sınıf” çatışması bu...
* * *
Osmanlı dönemindeki çağdaşlaşma girişimleri; Fransa’dan, hiçbir meslek eğitimi vermeyen lise eğitimi modelini de kopyalamaya kalkınca; değişik türden, sınıfsal bir kutuplaşmanın da tohumları atılmaya başlandı.
* * *
Fransa'daki lise eğitimi modeli, 1802'de Napoleon Bonaparte tarafından biçimlendirilmişti.
Daha çok toprak köleliğine dayalı eski ekonomik bir yapı; gitgide makinelerin üretimine dayalı el tezgâhlarıyla, fabrikaların ağırlığı altında kalıyordu.
* * *
Aristokrasinin dışındaki yönetilen halk kesimi içinden; makinelerle fabrikaların mülkiyetine sahip, yeni zenginler çıkmaya başlamıştı.
Ne var ki, yeni zenginler; bir hayli hırt, görgüsüz ve yontulmamıştılar.
* * *
Napoleon, makinelerin mülkiyetine sahip yeni zengin aile çocuklarının genel bir kültür donanımıyla, biraz daha törpülenip süzülmüş olarak yetişmeleri için gerçekleştirmişti, hiçbir meslek eğitimi vermeyen lise eğitimini.
* * *
Lise eğitiminden geçmişlerin, yaşam ve kazanç topoğrafyası belliydi; tezgâh ve fabrika patronluğu ile çevresindeki yönetim kadrosu.
Onların ayrıca bir meslek sahibi olmalarına gerek yoktu.
* * *
Sultan Abdülaziz döneminde, Fransa'daki lise eğitimi modeli, istanbul'da da kopya edilmeye başlayınca...
Bir yığın lise diplomalı mesleksiz genç, gün günden pıtıraklaştı gitti.
Ve onların aileleri de, fabrika sahibi değildiler.
Lise diplomalı gençlerin, geçimlerini ve kazançlarını sağlayacak bir yerleri yoktu; üstelik meslekleri de yoktu.
* * *
Lise eğitimi, Hazine'den geçinmeli bürokratik kesimin dallanıp budaklanmasına yaradı.
Ve mevki sahibi her liseli, bir kamu görevlisi olmak yerine; devleti temsil eden küçük bir padişah olmaya başladı kul yığınlarına karşı.
* * *
Cumhuriyet döneminde de, Hazine'den geçinmeli bürokratik kesim; çağdaş bir burjuva görünümüne sokuldu.
Sonra da büyük bir yanılgıyla, taşradaki köylü ve kasabalıların da; lise eğitimine benzer bir eğitimden geçtikçe, burjuvalaşacakları sanıldı.
* * *
Her türlü ilkellikle, tutarsızlığın ve yamukluğun gerekçesi, hep aynı nedene bağlandı:
- Eğitim sorunu efendim.
* * *
Durumun sosyo-ekonomik bir tablosunu çıkarmak; yoksul yığınların acılarını, şiirleştirip romanlaştırarak dile getirmek de, ağır bir suç sayıldı.
1945'den sonra ismet Paşa’nın, dış politikanın rotasını ABD'ye çevirmesi ve Washington'un da dayatmasıyla; çok partili düzen ile karayolları seferberliği”ne geçilince...
Hiç beklenmedik bir kutuplaşma çıkmaya başladı ortaya:
Kışla parfümlü bürokratik siyasal egemenlikle; ona karşı tepki mayalanmasının koyulaştığı cami parfümlü köy-kasaba olgusunun egemenliği...
* * *
Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatma kararı vermemesi ve sadece kendisine parmağını sallayarak bir uyarı ihtarında bulunması sonucu; ağız dalaşına dönüşmüş kutuplaşmalar, biraz mayna olur mu?
Ne diyelim, inşallah diyelim.
* * *
Bir de Ergenekon davası var...
Cadı tırnaklarının, örümcek ağlarına dönüştüğü izlenimini veren bir Ergenekon davası...
* * *
Bütün bunlar çok mu çağdaş, çok mu uygar, çok mu kaliteli tablolar?
Onlar-biz ayrımlarıyla, kendi kendine övünüp durmak ve tüm dünyaya posta koymak özlemleri; hangi sorunu ne kadar çözümledi?
* * *
Türkiye'nin kendi meslek ve uğraş alanlarında, evrensel bir değer olan kadroları çok cılız; eski ezberleri ve tabularla dogmaları ırgalamaya yetmiyor ağırlıkları.
Şeffaflık ise; hiçbir kesimde bir amaç, bir hedef, bilimsel bir pusula değil.
* * *
Oysa Türkiye'nin de, dışarıdan kimsenin karışmaması istenen gizli bir iç sömürge görünümünden kurtulması şart.
AB üyeliğinin koşullarını, yürekten benimsemek tek çare...
* * *
Gerçekte Türkiye, içeride kutuplaşır ve bir çalkantı dönemine doğru kayarken; 21. yüzyılın ulus-devlet modelinin aşıldığı, bir küreselleşme dönemiyle çatışıyor.
Bunun bedellerini de, ne yazık ki genç kuşaklar ödemeye aday görünüyor şimdilik; henüz farkında olmasalar bile...
* * *
Böyle gelmiş, böyle gider mi, diyorsunuz; biraz zor...
çetin altan
zamanımız itibariyle türkiye'de bir halta yaramayan eğitimdir. zira öğrenciler ilköğretimden direk üniversiteye geçse zaman açısından daha yararlı olacaktır. tabii eğitim-öğretim ayrımını iyi yapmak lazım. bu önermeler sadece öğretim kısmı içindir. nitekim eğitim açısından bir çok lisede öğretmenler öğrencileri hayata çok iyi hazırlamakta dünya görüşü kazandırmaktadır. Ha yok lise öğretimini iyileştirelim üniversitelerin yükü azalsın, amacına hizmet etsin diye düşünülebilir. gönülden bu geçer ama, ne zaman olur acaba?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar