bugün
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın7
- galatasaray neden transfer yapamıyor16
- sözlük yazarlarını evlendirmek12
- devalüasyon yakın mı9
- kadınların erkeklerde çok fazla kriter araması7
- mekke anlaşması6
- günlük tutan erkek9
- israil3
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları12
- sevgilisinin regl gunlerini hesaplayan erkek7
- hurdacılık2
- düğün dernekle evlenir kimseye duyurmadan boşanır11
- yemek yapmayı bilmeyen kadın5
- anın görüntüsü12
- velvet hanım çay içelim mi6
- kadın kocasının hizmetkarıdır4
- kotor5
- yavrum diye hitap eden erkek7
- sözlüğün en tipsiz kız yazarı2
- ülkücüleri ciddiye almak3
- ümmetçilerin azerbaycan düşmanlığı2
- filtreli fotoğraf paylaşan erkek8
- efesle tuborgu karıştırıp içmek8
- eğitiyorum ayağına işkence eden sensei4
- ortega sedat3
- bir günde 100 bayana merhaba demek3
- cedicader'i gsli yapıyoruz kampanyası2
- mesajlara hızlı cevap vermek9
- sezgin tanrıkulu2
- burunla blok flüt çalabilmek6
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması13
- cersei lannister'in dincileri patlatması3
- fenerbahçe de romelu lukaku gelişmesi2
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim5
- kadın yazar çekme başlıkları6
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor10
- mohamed salah ghaly14
- artı oy veren kişinin erkek yazar olması3
- sözlüğü anı defteri gibi kullanmak6
- geldimgittim5
- sözlük yazarlarından aforizmalar3
- şeyhine karısını sunarak evliya olmak2
- başka sözlükten yazarlık teklifi gelmesi2
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron5
- sevgilim popomun arasından kredi kartı çekti3
- dar kot pantolon ile uyumak3
- türk türk olduğu için soyludur2
- trafikte hanımının yanında artistlik yapsalar6
- kale3112 entry ni beğendi3
- opel astra2
Türkiye'deki siyasal egemenlik kavgaları, bir bakıma da psiko-sosyolojik bir tümör...
Kışla parfümlü siyasal egemenlikle, cami parfümlü siyasal egemenlik tokuşması; durup dururken çıkmadı ortaya.
Olup bitenlere bilimsel bir büyüteçle bakıldığında görünen o ki; iskeletsiz ve bilinçsiz, amorf bir “sınıf” çatışması bu...
* * *
Osmanlı dönemindeki çağdaşlaşma girişimleri; Fransa’dan, hiçbir meslek eğitimi vermeyen lise eğitimi modelini de kopyalamaya kalkınca; değişik türden, sınıfsal bir kutuplaşmanın da tohumları atılmaya başlandı.
* * *
Fransa'daki lise eğitimi modeli, 1802'de Napoleon Bonaparte tarafından biçimlendirilmişti.
Daha çok toprak köleliğine dayalı eski ekonomik bir yapı; gitgide makinelerin üretimine dayalı el tezgâhlarıyla, fabrikaların ağırlığı altında kalıyordu.
* * *
Aristokrasinin dışındaki yönetilen halk kesimi içinden; makinelerle fabrikaların mülkiyetine sahip, yeni zenginler çıkmaya başlamıştı.
Ne var ki, yeni zenginler; bir hayli hırt, görgüsüz ve yontulmamıştılar.
* * *
Napoleon, makinelerin mülkiyetine sahip yeni zengin aile çocuklarının genel bir kültür donanımıyla, biraz daha törpülenip süzülmüş olarak yetişmeleri için gerçekleştirmişti, hiçbir meslek eğitimi vermeyen lise eğitimini.
* * *
Lise eğitiminden geçmişlerin, yaşam ve kazanç topoğrafyası belliydi; tezgâh ve fabrika patronluğu ile çevresindeki yönetim kadrosu.
Onların ayrıca bir meslek sahibi olmalarına gerek yoktu.
* * *
Sultan Abdülaziz döneminde, Fransa'daki lise eğitimi modeli, istanbul'da da kopya edilmeye başlayınca...
Bir yığın lise diplomalı mesleksiz genç, gün günden pıtıraklaştı gitti.
Ve onların aileleri de, fabrika sahibi değildiler.
Lise diplomalı gençlerin, geçimlerini ve kazançlarını sağlayacak bir yerleri yoktu; üstelik meslekleri de yoktu.
* * *
Lise eğitimi, Hazine'den geçinmeli bürokratik kesimin dallanıp budaklanmasına yaradı.
Ve mevki sahibi her liseli, bir kamu görevlisi olmak yerine; devleti temsil eden küçük bir padişah olmaya başladı kul yığınlarına karşı.
* * *
Cumhuriyet döneminde de, Hazine'den geçinmeli bürokratik kesim; çağdaş bir burjuva görünümüne sokuldu.
Sonra da büyük bir yanılgıyla, taşradaki köylü ve kasabalıların da; lise eğitimine benzer bir eğitimden geçtikçe, burjuvalaşacakları sanıldı.
* * *
Her türlü ilkellikle, tutarsızlığın ve yamukluğun gerekçesi, hep aynı nedene bağlandı:
- Eğitim sorunu efendim.
* * *
Durumun sosyo-ekonomik bir tablosunu çıkarmak; yoksul yığınların acılarını, şiirleştirip romanlaştırarak dile getirmek de, ağır bir suç sayıldı.
1945'den sonra ismet Paşa’nın, dış politikanın rotasını ABD'ye çevirmesi ve Washington'un da dayatmasıyla; çok partili düzen ile karayolları seferberliği”ne geçilince...
Hiç beklenmedik bir kutuplaşma çıkmaya başladı ortaya:
Kışla parfümlü bürokratik siyasal egemenlikle; ona karşı tepki mayalanmasının koyulaştığı cami parfümlü köy-kasaba olgusunun egemenliği...
* * *
Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatma kararı vermemesi ve sadece kendisine parmağını sallayarak bir uyarı ihtarında bulunması sonucu; ağız dalaşına dönüşmüş kutuplaşmalar, biraz mayna olur mu?
Ne diyelim, inşallah diyelim.
* * *
Bir de Ergenekon davası var...
Cadı tırnaklarının, örümcek ağlarına dönüştüğü izlenimini veren bir Ergenekon davası...
* * *
Bütün bunlar çok mu çağdaş, çok mu uygar, çok mu kaliteli tablolar?
Onlar-biz ayrımlarıyla, kendi kendine övünüp durmak ve tüm dünyaya posta koymak özlemleri; hangi sorunu ne kadar çözümledi?
* * *
Türkiye'nin kendi meslek ve uğraş alanlarında, evrensel bir değer olan kadroları çok cılız; eski ezberleri ve tabularla dogmaları ırgalamaya yetmiyor ağırlıkları.
Şeffaflık ise; hiçbir kesimde bir amaç, bir hedef, bilimsel bir pusula değil.
* * *
Oysa Türkiye'nin de, dışarıdan kimsenin karışmaması istenen gizli bir iç sömürge görünümünden kurtulması şart.
AB üyeliğinin koşullarını, yürekten benimsemek tek çare...
* * *
Gerçekte Türkiye, içeride kutuplaşır ve bir çalkantı dönemine doğru kayarken; 21. yüzyılın ulus-devlet modelinin aşıldığı, bir küreselleşme dönemiyle çatışıyor.
Bunun bedellerini de, ne yazık ki genç kuşaklar ödemeye aday görünüyor şimdilik; henüz farkında olmasalar bile...
* * *
Böyle gelmiş, böyle gider mi, diyorsunuz; biraz zor...
çetin altan
Kışla parfümlü siyasal egemenlikle, cami parfümlü siyasal egemenlik tokuşması; durup dururken çıkmadı ortaya.
Olup bitenlere bilimsel bir büyüteçle bakıldığında görünen o ki; iskeletsiz ve bilinçsiz, amorf bir “sınıf” çatışması bu...
* * *
Osmanlı dönemindeki çağdaşlaşma girişimleri; Fransa’dan, hiçbir meslek eğitimi vermeyen lise eğitimi modelini de kopyalamaya kalkınca; değişik türden, sınıfsal bir kutuplaşmanın da tohumları atılmaya başlandı.
* * *
Fransa'daki lise eğitimi modeli, 1802'de Napoleon Bonaparte tarafından biçimlendirilmişti.
Daha çok toprak köleliğine dayalı eski ekonomik bir yapı; gitgide makinelerin üretimine dayalı el tezgâhlarıyla, fabrikaların ağırlığı altında kalıyordu.
* * *
Aristokrasinin dışındaki yönetilen halk kesimi içinden; makinelerle fabrikaların mülkiyetine sahip, yeni zenginler çıkmaya başlamıştı.
Ne var ki, yeni zenginler; bir hayli hırt, görgüsüz ve yontulmamıştılar.
* * *
Napoleon, makinelerin mülkiyetine sahip yeni zengin aile çocuklarının genel bir kültür donanımıyla, biraz daha törpülenip süzülmüş olarak yetişmeleri için gerçekleştirmişti, hiçbir meslek eğitimi vermeyen lise eğitimini.
* * *
Lise eğitiminden geçmişlerin, yaşam ve kazanç topoğrafyası belliydi; tezgâh ve fabrika patronluğu ile çevresindeki yönetim kadrosu.
Onların ayrıca bir meslek sahibi olmalarına gerek yoktu.
* * *
Sultan Abdülaziz döneminde, Fransa'daki lise eğitimi modeli, istanbul'da da kopya edilmeye başlayınca...
Bir yığın lise diplomalı mesleksiz genç, gün günden pıtıraklaştı gitti.
Ve onların aileleri de, fabrika sahibi değildiler.
Lise diplomalı gençlerin, geçimlerini ve kazançlarını sağlayacak bir yerleri yoktu; üstelik meslekleri de yoktu.
* * *
Lise eğitimi, Hazine'den geçinmeli bürokratik kesimin dallanıp budaklanmasına yaradı.
Ve mevki sahibi her liseli, bir kamu görevlisi olmak yerine; devleti temsil eden küçük bir padişah olmaya başladı kul yığınlarına karşı.
* * *
Cumhuriyet döneminde de, Hazine'den geçinmeli bürokratik kesim; çağdaş bir burjuva görünümüne sokuldu.
Sonra da büyük bir yanılgıyla, taşradaki köylü ve kasabalıların da; lise eğitimine benzer bir eğitimden geçtikçe, burjuvalaşacakları sanıldı.
* * *
Her türlü ilkellikle, tutarsızlığın ve yamukluğun gerekçesi, hep aynı nedene bağlandı:
- Eğitim sorunu efendim.
* * *
Durumun sosyo-ekonomik bir tablosunu çıkarmak; yoksul yığınların acılarını, şiirleştirip romanlaştırarak dile getirmek de, ağır bir suç sayıldı.
1945'den sonra ismet Paşa’nın, dış politikanın rotasını ABD'ye çevirmesi ve Washington'un da dayatmasıyla; çok partili düzen ile karayolları seferberliği”ne geçilince...
Hiç beklenmedik bir kutuplaşma çıkmaya başladı ortaya:
Kışla parfümlü bürokratik siyasal egemenlikle; ona karşı tepki mayalanmasının koyulaştığı cami parfümlü köy-kasaba olgusunun egemenliği...
* * *
Anayasa Mahkemesi'nin AKP'yi kapatma kararı vermemesi ve sadece kendisine parmağını sallayarak bir uyarı ihtarında bulunması sonucu; ağız dalaşına dönüşmüş kutuplaşmalar, biraz mayna olur mu?
Ne diyelim, inşallah diyelim.
* * *
Bir de Ergenekon davası var...
Cadı tırnaklarının, örümcek ağlarına dönüştüğü izlenimini veren bir Ergenekon davası...
* * *
Bütün bunlar çok mu çağdaş, çok mu uygar, çok mu kaliteli tablolar?
Onlar-biz ayrımlarıyla, kendi kendine övünüp durmak ve tüm dünyaya posta koymak özlemleri; hangi sorunu ne kadar çözümledi?
* * *
Türkiye'nin kendi meslek ve uğraş alanlarında, evrensel bir değer olan kadroları çok cılız; eski ezberleri ve tabularla dogmaları ırgalamaya yetmiyor ağırlıkları.
Şeffaflık ise; hiçbir kesimde bir amaç, bir hedef, bilimsel bir pusula değil.
* * *
Oysa Türkiye'nin de, dışarıdan kimsenin karışmaması istenen gizli bir iç sömürge görünümünden kurtulması şart.
AB üyeliğinin koşullarını, yürekten benimsemek tek çare...
* * *
Gerçekte Türkiye, içeride kutuplaşır ve bir çalkantı dönemine doğru kayarken; 21. yüzyılın ulus-devlet modelinin aşıldığı, bir küreselleşme dönemiyle çatışıyor.
Bunun bedellerini de, ne yazık ki genç kuşaklar ödemeye aday görünüyor şimdilik; henüz farkında olmasalar bile...
* * *
Böyle gelmiş, böyle gider mi, diyorsunuz; biraz zor...
çetin altan
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar