bugün
- yazarların en sevdiği şeyler12
- kadınların güçlü erkek tercihi7
- irmik helvası5
- abd'li eşcinsel solculardan medet ummak7
- hangi ünlüye benzetiliyorsun6
- başı kapalı ama her şeyi torpilli tipler3
- abdullah öcalan ın cinsel ihtiyaçları7
- youtube'un en güzel özelliği2
- özgür özel5
- ekşi sözlük5
- sigaralar ucuzlamalı5
- silvermist'in mutfağına konuk olmak20
- libidosu yükselen erkek neden sarılmak ister8
- sözlüğün bugün çok sıkıcı olması2
- sıradan bir insan olduğunu anlama eşiği7
- insanların aptal olması2
- tinder da algoritma açıklamak2
- abd de solcular iktidara gelirse türkiye batar2
- youtuberların ideolojileri9
- arkadaşlar artık kombinlerinizi görmek istemiyoruz40
- katılımevim3
- iştah oburluk ve açgözlülük şeytandan gelir6
- pkklı anaları3
- sözlüğün aptal kaynaması2
- raikagetokatlayan2
- trump gitsin diye ağlayan ezik ekşiciler2
- son dönemde yaşadıklarımız şaka mı2
- bik bik'in mutfağına konuk olmak16
- islamcılık cihat cariyelik ve seks köleliği5
- pazar günü sözlükte takılan asosyal ezik9
- kadınlar2
- aşk7
- pazarcıların seçtirmemesi6
- mesih düşmanı cinli türk ateistleri27
- hem maddi dünyaya tapmak hem de mesih'i istemek5
- şair yalanları3
- tora'ya göre musa rabbi eleştirebilir4
- flörtöz erkek iticiliği12
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı11
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri34
- biz şehit annesiyle pkk lının annesini ayırmıyoruz2
- dilbigisisi en iyi olan yazar20
- sosyal medya toplumun baş belasıdır5
- balkonda beyaz atletle oturma keyfi6
- kızarmış tavuk2
- deccal'in tarikat şeyhi olma ihtimali3
- güne bir dize bırak2
- israil'in hizbullah yeraltı merkezini patlatması6
- sabahları nefret edilen şeyler7
- boyumun 2 cm kısalması28
okurken bilgilendirme konusunda üstüne yoktur jean christophe grange ın. bu yönü özellikle bu romanda ayyuka çıkmış. çığır açılmış.
pelota dan gargoyle a; minotauros tan önoloji ye kadar bilimle mitolojiyle psikolojiyle krimonolojiyle sanatla ilgili binbir terim öğreniyorsunuz. her yerden elde edemeyeceğiniz sağlam bilgilerle donanıyorsunuz.
yani bu adamın vücuda getirdiklerini okuduktan sonra hiçbir şekilde faydalanmadığını iddia eden adamı allah çarpar. ben söylemiş buluniim. dediğim gibi, özellikle bu romandan sonra.
bilhassa dagerreyotipi. ne şaşırtıcı ne sıradışı bir tekniktir. bohem yaşamı keşfetmiş insan kadar dolu hissediyorum kendimi azizim. az kaldı bir kadeh sıcak şarapla peynir tabağının üçte birini tüketip küstah bakışlarla ortamı terk etmeme.
tabi böyle gidince kitabın bir entelektüelin yaşam rehberi tarzında bir kitap olduğu düşünülmesin. asla. evsizlerin rutinine tanık olurken, akıl hastalarının duygu dünyasına az biraz yaklaşırken ya da bir cam parçasının insan vücudunda sebep olabileceği acıyı hissederken yaşamın en sade halini bulacaksınız siz kitabı okuyanlar azizim.. (ben gideyim yaşarap almaya en iyisi) (en kötü bira içerim sıkıntı olmaz)
yine de ben derim ki, değme entelektüelden daha sağlam bir altyapıya sahip olduğu belli oldu yazarın.
--spoiler--
yalnız eğer kitabı okuyan ve benim gibi teknoloji özürlü olmayan arkadaşlar var ise, beni aydınlatsınlar. bu adam eski kimliklerini bulmak için baya bir google lıyor bünyeyi malum. en baştaki karakterine ulaştığında ünlü bir psikiyatr olduğunu görüyor. çeşitli makaleler toplantılar seminerler ve haberlerde kendi resmine rastlıyor.
şimdi ben diyorum ki bu herif iki hafta "kendimi bulacağım" diye orda burda kıçı tehlikeye atmak yerine resmini taratıp google da aratamaz mıydı acaba? internette resim arama teknolojisi yok mu? acaba bu durum mantıksız değil midir? şahsen yediği yoğurdu hafif ekşi bulmuş kişinin duygularını paylaştım ben bunu düşününce. bi garip oldum. bilemiyorum.
--spoiler--
nefes kesici sonların değil de sağlam kurguların adamıysanız tavsiye ederim. naçizane.
pelota dan gargoyle a; minotauros tan önoloji ye kadar bilimle mitolojiyle psikolojiyle krimonolojiyle sanatla ilgili binbir terim öğreniyorsunuz. her yerden elde edemeyeceğiniz sağlam bilgilerle donanıyorsunuz.
yani bu adamın vücuda getirdiklerini okuduktan sonra hiçbir şekilde faydalanmadığını iddia eden adamı allah çarpar. ben söylemiş buluniim. dediğim gibi, özellikle bu romandan sonra.
bilhassa dagerreyotipi. ne şaşırtıcı ne sıradışı bir tekniktir. bohem yaşamı keşfetmiş insan kadar dolu hissediyorum kendimi azizim. az kaldı bir kadeh sıcak şarapla peynir tabağının üçte birini tüketip küstah bakışlarla ortamı terk etmeme.
tabi böyle gidince kitabın bir entelektüelin yaşam rehberi tarzında bir kitap olduğu düşünülmesin. asla. evsizlerin rutinine tanık olurken, akıl hastalarının duygu dünyasına az biraz yaklaşırken ya da bir cam parçasının insan vücudunda sebep olabileceği acıyı hissederken yaşamın en sade halini bulacaksınız siz kitabı okuyanlar azizim.. (ben gideyim yaşarap almaya en iyisi) (en kötü bira içerim sıkıntı olmaz)
yine de ben derim ki, değme entelektüelden daha sağlam bir altyapıya sahip olduğu belli oldu yazarın.
--spoiler--
yalnız eğer kitabı okuyan ve benim gibi teknoloji özürlü olmayan arkadaşlar var ise, beni aydınlatsınlar. bu adam eski kimliklerini bulmak için baya bir google lıyor bünyeyi malum. en baştaki karakterine ulaştığında ünlü bir psikiyatr olduğunu görüyor. çeşitli makaleler toplantılar seminerler ve haberlerde kendi resmine rastlıyor.
şimdi ben diyorum ki bu herif iki hafta "kendimi bulacağım" diye orda burda kıçı tehlikeye atmak yerine resmini taratıp google da aratamaz mıydı acaba? internette resim arama teknolojisi yok mu? acaba bu durum mantıksız değil midir? şahsen yediği yoğurdu hafif ekşi bulmuş kişinin duygularını paylaştım ben bunu düşününce. bi garip oldum. bilemiyorum.
--spoiler--
nefes kesici sonların değil de sağlam kurguların adamıysanız tavsiye ederim. naçizane.
--spoiler--
BEN GÖLGEYiM.
BEN AVIM.
BEN KATiLiM.
BEN HEDEFiM.
KURTULMAK iÇiN TEK ÇAREM VAR: DiĞERiNDEN KAÇMAK.
PEKi YA DiĞERi DE BENSEM?
--spoiler--
hurriyet gazetesinde yer alan röportajında kitabıyla ilgili olarak;
--spoiler--
Son kitabınızda hikâye yine toplumdan dışlanmış kişiler etrafında geçiyor; akıl hastaları, evsizler...
- Kitabımın konusu farklı kişilikler taşıyan bir adam. Bana uzun zamandır kafamda tasarladığım delilik ve evsizler gibi konuları ele alma şansı verdi. Onları toplumsal ya da politik talepler açısından ele almadım. Önemsediğim şey, insan ırkının en karanlık yönlerinden birini göstermekti. Karakterlerimin akıl hastalarının ya da evsizlerin arasındaki hayatları cehennem sınırları gibi görülebilir. Aynen Dante'nin "ilahi Komedya"sındaki gibi. Benim kitaplarım her zaman cehenneme yapılan bir yolculuk.
Nasıl bir ön çalışma yaptınız?
- Araştırmalar için Bordeaux'da bir akıl hastanesine ve Marsilya'da bir grup marjinal insanın arasına gittim. Her seferinde çok iyi karşılandım ama haftalar boyunca onların arasında da değildim. Nişanlımla birlikteydim ve bu bizim için daha çok bir balayı gibiydi.
Kitapta "Kredi kartı veya fatura bilgisi bırakmadan yaşayan evsizler, modern toplumun son özgür insanları" diye bir cümle var. Sizce modern toplumda yaşayanlar özgür değil mi?
- Teknolojik olanaklardaki patlama herkes hakkında inanılmaz bir bilgi toplanmasına sebep oldu. Bundan şikâyetçi olma veya geri dönme şansımız yok. Bu bir gerçek. Devletle ve tüketim toplumuyla hiçbir ilişkisi olmayan evsizler bu fişlenme sisteminden kurtuluyorlar. Ama onların özgür olduklarını da düşünmüyorum. Tam tersine, devletin gözünde var olmamaları gözden çıkarıldıklarına işaret ediyor; daha çok, bir sürgün cezası gibi.
Kitabınızın karakteri bir sıkıntı sonrası kendinden kaçan "bagajsız bir yolcu". Sizce sıkıntılardan arınmış bir bagajsız yolcu olmak mı daha iyi yoksa bagajıyla beraber yaşamak zorunda kalan biri mi?
- George Clooney'nin "Aklı Havada" filmindeki ana karakter bagajlardan kurtulmayı öğütleyen konferanslar verir. Ama filmin ana fikri böyle yaşarsak özgür değil boş olacağımızı anlatıyor. Hayatın bagajları bizim sorumluluklarımız. Örneğin, ailemizle olmak. Üç çocuğum var ve onlar için yaşıyorum. Açıkçası, ülkeme karşı kendimi daha az sorumlu hissediyorum Yazarlar, yalnız ve bağımsız varlıklar. Hayatı, her zaman yalnız sürdürülmesi gereken bir yol gibi düşündüm.
Kitabınızı kime ithaf ettiniz?
- Annem Michèle Roca-Phelippot'ya. Kitap kendisine ithaf edildiği için çok gurur duyuyor. Tam ona göre!
--spoiler--
devamı için; (bkz: jean christophe grange/@byoser)
BEN GÖLGEYiM.
BEN AVIM.
BEN KATiLiM.
BEN HEDEFiM.
KURTULMAK iÇiN TEK ÇAREM VAR: DiĞERiNDEN KAÇMAK.
PEKi YA DiĞERi DE BENSEM?
--spoiler--
hurriyet gazetesinde yer alan röportajında kitabıyla ilgili olarak;
--spoiler--
Son kitabınızda hikâye yine toplumdan dışlanmış kişiler etrafında geçiyor; akıl hastaları, evsizler...
- Kitabımın konusu farklı kişilikler taşıyan bir adam. Bana uzun zamandır kafamda tasarladığım delilik ve evsizler gibi konuları ele alma şansı verdi. Onları toplumsal ya da politik talepler açısından ele almadım. Önemsediğim şey, insan ırkının en karanlık yönlerinden birini göstermekti. Karakterlerimin akıl hastalarının ya da evsizlerin arasındaki hayatları cehennem sınırları gibi görülebilir. Aynen Dante'nin "ilahi Komedya"sındaki gibi. Benim kitaplarım her zaman cehenneme yapılan bir yolculuk.
Nasıl bir ön çalışma yaptınız?
- Araştırmalar için Bordeaux'da bir akıl hastanesine ve Marsilya'da bir grup marjinal insanın arasına gittim. Her seferinde çok iyi karşılandım ama haftalar boyunca onların arasında da değildim. Nişanlımla birlikteydim ve bu bizim için daha çok bir balayı gibiydi.
Kitapta "Kredi kartı veya fatura bilgisi bırakmadan yaşayan evsizler, modern toplumun son özgür insanları" diye bir cümle var. Sizce modern toplumda yaşayanlar özgür değil mi?
- Teknolojik olanaklardaki patlama herkes hakkında inanılmaz bir bilgi toplanmasına sebep oldu. Bundan şikâyetçi olma veya geri dönme şansımız yok. Bu bir gerçek. Devletle ve tüketim toplumuyla hiçbir ilişkisi olmayan evsizler bu fişlenme sisteminden kurtuluyorlar. Ama onların özgür olduklarını da düşünmüyorum. Tam tersine, devletin gözünde var olmamaları gözden çıkarıldıklarına işaret ediyor; daha çok, bir sürgün cezası gibi.
Kitabınızın karakteri bir sıkıntı sonrası kendinden kaçan "bagajsız bir yolcu". Sizce sıkıntılardan arınmış bir bagajsız yolcu olmak mı daha iyi yoksa bagajıyla beraber yaşamak zorunda kalan biri mi?
- George Clooney'nin "Aklı Havada" filmindeki ana karakter bagajlardan kurtulmayı öğütleyen konferanslar verir. Ama filmin ana fikri böyle yaşarsak özgür değil boş olacağımızı anlatıyor. Hayatın bagajları bizim sorumluluklarımız. Örneğin, ailemizle olmak. Üç çocuğum var ve onlar için yaşıyorum. Açıkçası, ülkeme karşı kendimi daha az sorumlu hissediyorum Yazarlar, yalnız ve bağımsız varlıklar. Hayatı, her zaman yalnız sürdürülmesi gereken bir yol gibi düşündüm.
Kitabınızı kime ithaf ettiniz?
- Annem Michèle Roca-Phelippot'ya. Kitap kendisine ithaf edildiği için çok gurur duyuyor. Tam ona göre!
--spoiler--
devamı için; (bkz: jean christophe grange/@byoser)
(bkz: les passants)*
Fransa'da yayımlanmaya başlamış kitap.
görsel
Türkiye'de bulunan fan sitesi kitabın ilk bölümünü Türkçe'ye çevirmiş. Çok da iyi olmuş. Okumak isteyenler için:
http://www.jcgrange-turki...e/Le-Passager-Tanitim.pdf
görsel
Türkiye'de bulunan fan sitesi kitabın ilk bölümünü Türkçe'ye çevirmiş. Çok da iyi olmuş. Okumak isteyenler için:
http://www.jcgrange-turki...e/Le-Passager-Tanitim.pdf
sabırsızlıkla beklenmektedir.
Jean Christophe Grange'nin 1 Eylül 2011'de Fransa'da piyasaya çıkacak tam 700 sayfalık yeni kitabı. Sabırsızlıkla bekliyoruz efendim.
Tanıtım yazısı:
"Mathias Freire'in garip bir hastalığı vardı: hafızasını kaybetmişti ve her seferinde başka birisi oluyordu. Gerçekten kim olduğunu bulmak için daha önceki kimliklerin izi takip etmelidir: Marsilya'da serseri, Nice'de sınır tanımaz sanatçı, Paris'te ise demirci."
Tanıtım yazısı:
"Mathias Freire'in garip bir hastalığı vardı: hafızasını kaybetmişti ve her seferinde başka birisi oluyordu. Gerçekten kim olduğunu bulmak için daha önceki kimliklerin izi takip etmelidir: Marsilya'da serseri, Nice'de sınır tanımaz sanatçı, Paris'te ise demirci."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar