bugün
- birine geç kalmak9
- yazarların on üzerinden komiklikleri47
- seni ne mutlu eder sorusu6
- cayır cayır yanan kız13
- üstteki yazar gözünde nasıl canlanıyor7
- m r e r e c t o12
- larisalisa10
- insanlardan nefret etmek8
- eşime sormam lazım kadınları3
- aşkım daha önce hiç patlıcan yemedim diyen kız3
- güvenli bir omuz arar bazen insan4
- chery2
- zall in yaptigi gammaz anketi15
- beyazsemsiyeliyabanci48
- uludağ sözlük discord grubu7
- satranç haram yasaklansın17
- yer sofrası5
- eve atılan kızın ekşici çıkması4
- gir içime hünharca12
- bruce lee4
- yalnızlık güç değildir4
- çocuğum olmuyor ne yapmalıyım4
- neden bu kadar sevildiği anlaşılamayan şeyler7
- güzel bir kadını terk etmek5
- afganistan islam emirliği4
- ezandan rahatsız olan kadın sanatçı12
- arkadaşlar bakar mısınız8
- sözlükte erkekleri istemiyoruz18
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası32
- park sorunu6
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle63
- şişman kezoyu eskrim hamleleri ile zayıflatmak4
- çocukken alınamayan şeyleri büyüyünce almak10
- filmlerde dövülen adamın güçlenip geri dönmesi3
- 2014 öncesinde feto'ya küfretmek8
- timsah4
- escort2
- gocu43
- yorgun mermi22
- 1 milyar tl loto ikramiyesi çıkan şanslı vatandaş3
- kürt mutfağı7
- dul kalmak4
- yeşilçam'da çocukken travma yaşattığınız sahneler9
- anayasa değişiklik paketi3
- kaslı erkek isteyen şişman kız4
- tarihte kürşad diye birinin hiç yaşamaması2
- en sevilen meyveler8
- müzik haramdır5
- togg'a lpg taktırmak11
- sinir krizi geçirmek2
Nuri Bilge Ceylanın kurguya insanı tüm duygularıyla dahil edebildiği filmidir.
Nuri bilge ceylan'ın ilk uzun metrajlı filmi.Çok iyi bir başlangıç yapmış.Filmde uzun planlar mevcut ve yavaş tempoda seyrediyor.Minimalist sinemanın güzel örneklerinden.Filmin tek eksisi dublaj kullanılması olmuş.Sigara içenler için sigara eşliğinde tadı ayrı güzel çıkacak filmdir aynı zamanda.
bir nuri bilge ceylan filmidir. kültür bakanlığı destekli bol ödüllüdür. bu filmindende hiç bir şey anlaşılmamaktadır.
50 liraya düzeltilen pantolon paçası gibi 'eften püften' bir konudan bir film çıkar mı? Niyetiniz göz boyamak değilse, içtenliğinizi korursanız çıkar. 'Kasaba' bunun iyi bir örneği
Üç dört yıllık kısa film geçmişim boyunca Türk Sineması'nın tek sorununun 'samimiyetsizlik'ten kaynaklandığını söyleyip durdum. Yabancı mahallede, bir anda nereden peydah olduğuna kimsenin akıl erdiremediği bir sinemacının, üstelik 'kısa filmci' bir sinemacının 'samimiyet'ten söz etmesini kimileri duymazlıktan geldi. Bilmem kaç filmlik 'fiyaskografisinde' dişe dokunur tek filmi bile bulunmayan kimileri de dişlerini gösterdi. Onara göre sinemanın sorunu, para ve teknolojik sorunlardı. Bahaneleri buydu.
Çocukluğumda anam, ayna denen nesneyi görmediği için, kendini prensesler gibi güzel sanan bir çoban kızının öyküsünü anlatırdı. Gün gelir, kırda bir kırık ayna bulur bu kızcağız. Kırık aynaya bakınca dünyası yıkılır. Çirkin mi çirkin bir yüzü vardır zavallının. Kaderine boyun eğer, kabullenir. Bahaneler bulmaz. Ni bileyim, bulduğu aynanın optik kusurluğu olduğunu söylemek gibi gaflette bulunmaz. Savunma mekanizmaları geliştirmek, yalnızca bizim aydınımıza özgü bir şeydir çünkü. Para ve teknoloji sorununu bir anlamda aşmış bulunan sinemacımız, içimize sımsıcak dolan, bizi kucaklayan bir Türk filminin hâlâ ortalıkta görünmemesi karşısında hangi bahanenin ardına sığınacaktır, doğrusu merak ediyorum.
Basiret sahiplerinin 34. Antalya Film Festivali'nde, Türk Sineması'nın tek sorununun hâlâ 'samimiyetsizlik' olduğu gerçeğini bir kez daha gördüklerini sanıyorum.
Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kasaba'sı, Antalya'daki iyi filmlerden biriydi. Elinizde bir büyüteç yoksa adına haritada kolayca bulamayacağınız bir kasabada çekilmişti 'Kasaba'. Mütevazı bir bütçeyle, yaygara etmeden. Oyuncularının adı Hülya değildi örneğin. Volkan, Tarkan, Tarık ne bileyim, Tanju filan da değildi. Örneğin Havva'ydı, Mehmet Emin'di. 60'larında bir ana, 70'lerinde bir babaydı. Teyze oğlu Saffet'ti. Bir okul müsameresi dahi görmemiş cıvıl cıvıl kasaba çocuklarıydı. imaj Çağı'nda, 'imaj'ın kıçına tekmeyi vurmuştu filmin yönetmeni. Göz boyama, seyirci avlama adına alçalmıyordu 'Kasaba'.
'Kasaba'da ne vardı biliyor musunuz? Tertemiz, saf bir sinema. 70'lik amca, pantalonunun paçasını düzeltsin diye, torununu terziye yollar. insafsız terzi, bu iş karşılığında 50 lira istemektedir. Düşünün 50 lira! "insafsız adam: 50 lirayı o versin, pantolon onun olsun!.." Böylesine 'eften püften' şeylerden sinema çıkar mı hiç? Çıkıyordu işte. Bizim azgelişmiş ülkemizin çok gelişmiş sinemacıları yüksek fikirlerle, 'müthiş' zekâ oyunlarıyla ürettikleri 'paradokslarla' oynaya dursun, alçakgönüllü 'Kasaba', yeni bir damar yakalıyor, nerdeyse bir manifesto olup çıkıyordu. Üstelik, Eisenstein'ın figüran yüzleri gibi belleklerden uzun süre silinmeyecek görüntülerle yapıyordu bunu.
Giderek 'Altın Portakal'ı yerine 'Tecavüzcü Coşkun'uyla simgeleneceğinden korktuğum Antalya Film Festivali'nde kendini popülist değerlerden uzak tutan, soylu bir sinema etiğine sahip olan 'Kasaba', ödüllendirilemezdi. Ödülsüz de bırakılamazdı, görmezden gelinemezdi. Kategoriler dışında bir ödül verildi 'Kasaba'ya: En iyi Yönetmen dalında mansiyon. Namuslu bir jürinin elinden daha fazlası gelmiyordu çünkü. Bence 'Kasaba' aldı en büyük ödülü.
Kentli çok bilmişliğimizi, kentli kendini beğenmişliğimizi bir günlüğüne bir kenara koyalım. 'Kasaba', bir çocuğun gözleriyle seyredilebilecek bir film.
Ahmet Uluçay
Üç dört yıllık kısa film geçmişim boyunca Türk Sineması'nın tek sorununun 'samimiyetsizlik'ten kaynaklandığını söyleyip durdum. Yabancı mahallede, bir anda nereden peydah olduğuna kimsenin akıl erdiremediği bir sinemacının, üstelik 'kısa filmci' bir sinemacının 'samimiyet'ten söz etmesini kimileri duymazlıktan geldi. Bilmem kaç filmlik 'fiyaskografisinde' dişe dokunur tek filmi bile bulunmayan kimileri de dişlerini gösterdi. Onara göre sinemanın sorunu, para ve teknolojik sorunlardı. Bahaneleri buydu.
Çocukluğumda anam, ayna denen nesneyi görmediği için, kendini prensesler gibi güzel sanan bir çoban kızının öyküsünü anlatırdı. Gün gelir, kırda bir kırık ayna bulur bu kızcağız. Kırık aynaya bakınca dünyası yıkılır. Çirkin mi çirkin bir yüzü vardır zavallının. Kaderine boyun eğer, kabullenir. Bahaneler bulmaz. Ni bileyim, bulduğu aynanın optik kusurluğu olduğunu söylemek gibi gaflette bulunmaz. Savunma mekanizmaları geliştirmek, yalnızca bizim aydınımıza özgü bir şeydir çünkü. Para ve teknoloji sorununu bir anlamda aşmış bulunan sinemacımız, içimize sımsıcak dolan, bizi kucaklayan bir Türk filminin hâlâ ortalıkta görünmemesi karşısında hangi bahanenin ardına sığınacaktır, doğrusu merak ediyorum.
Basiret sahiplerinin 34. Antalya Film Festivali'nde, Türk Sineması'nın tek sorununun hâlâ 'samimiyetsizlik' olduğu gerçeğini bir kez daha gördüklerini sanıyorum.
Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kasaba'sı, Antalya'daki iyi filmlerden biriydi. Elinizde bir büyüteç yoksa adına haritada kolayca bulamayacağınız bir kasabada çekilmişti 'Kasaba'. Mütevazı bir bütçeyle, yaygara etmeden. Oyuncularının adı Hülya değildi örneğin. Volkan, Tarkan, Tarık ne bileyim, Tanju filan da değildi. Örneğin Havva'ydı, Mehmet Emin'di. 60'larında bir ana, 70'lerinde bir babaydı. Teyze oğlu Saffet'ti. Bir okul müsameresi dahi görmemiş cıvıl cıvıl kasaba çocuklarıydı. imaj Çağı'nda, 'imaj'ın kıçına tekmeyi vurmuştu filmin yönetmeni. Göz boyama, seyirci avlama adına alçalmıyordu 'Kasaba'.
'Kasaba'da ne vardı biliyor musunuz? Tertemiz, saf bir sinema. 70'lik amca, pantalonunun paçasını düzeltsin diye, torununu terziye yollar. insafsız terzi, bu iş karşılığında 50 lira istemektedir. Düşünün 50 lira! "insafsız adam: 50 lirayı o versin, pantolon onun olsun!.." Böylesine 'eften püften' şeylerden sinema çıkar mı hiç? Çıkıyordu işte. Bizim azgelişmiş ülkemizin çok gelişmiş sinemacıları yüksek fikirlerle, 'müthiş' zekâ oyunlarıyla ürettikleri 'paradokslarla' oynaya dursun, alçakgönüllü 'Kasaba', yeni bir damar yakalıyor, nerdeyse bir manifesto olup çıkıyordu. Üstelik, Eisenstein'ın figüran yüzleri gibi belleklerden uzun süre silinmeyecek görüntülerle yapıyordu bunu.
Giderek 'Altın Portakal'ı yerine 'Tecavüzcü Coşkun'uyla simgeleneceğinden korktuğum Antalya Film Festivali'nde kendini popülist değerlerden uzak tutan, soylu bir sinema etiğine sahip olan 'Kasaba', ödüllendirilemezdi. Ödülsüz de bırakılamazdı, görmezden gelinemezdi. Kategoriler dışında bir ödül verildi 'Kasaba'ya: En iyi Yönetmen dalında mansiyon. Namuslu bir jürinin elinden daha fazlası gelmiyordu çünkü. Bence 'Kasaba' aldı en büyük ödülü.
Kentli çok bilmişliğimizi, kentli kendini beğenmişliğimizi bir günlüğüne bir kenara koyalım. 'Kasaba', bir çocuğun gözleriyle seyredilebilecek bir film.
Ahmet Uluçay
Nuri bilge ceylan'ın filmidir. Çok zor ilerliyor oflaya poflaya bitirdiğim bu filmde çok sinir bozucu bir öğretmen mevcut başka karakterler böyle baskın duygular hissettiremedi açıkcası. film sonrası tepkim ee yanii?? oldu.
ömerli bölgesinde sadece villalardan oluşan uçuk pahalı bir emlak projesi. https://www.emlaktasontre...vlerinden-villa-aldi-8157 burada okuduğuma göre volkan konak'da kendisine bu projeden bir villa almış.
af edersiniz ama sik gibi bir şeydir kasaba. Hele ki sahil kasabaları. Sürekli romantize edilen kasaba hayatı aslında arada kalmış, hiçbir boka yaramayan ve sınıfsız kalmış bir topluluğun sevgilisidir, ve bizatihi kendisi de öyledir.
Kent ve kentliliğin bir tanımı vardır, aynı şekilde köy ve köylülüğün de. Köy üretim, kent ise tüketimle ya da sanayi ile özdeşleştirilebilir (en ayak üstü anlatımı ile). Kasaba ise hiçbir bok değildir. Ne köylüdür ne de kentli. Hiçbir şey üretmeyen, tüketimi teşvik dışında da hiçbir boka yaramayan bir yerde konumlanmıştır. Küçük kent ya da büyük köy yakıştırmaları tamamen yanlıştır.
Kasabaların bu kadar romantize edilmesi ise tatlı su pembecikliği dışında hiçbir şey değildir.
Kent ve kentliliğin bir tanımı vardır, aynı şekilde köy ve köylülüğün de. Köy üretim, kent ise tüketimle ya da sanayi ile özdeşleştirilebilir (en ayak üstü anlatımı ile). Kasaba ise hiçbir bok değildir. Ne köylüdür ne de kentli. Hiçbir şey üretmeyen, tüketimi teşvik dışında da hiçbir boka yaramayan bir yerde konumlanmıştır. Küçük kent ya da büyük köy yakıştırmaları tamamen yanlıştır.
Kasabaların bu kadar romantize edilmesi ise tatlı su pembecikliği dışında hiçbir şey değildir.
nahiye yani beldenin karşılığı olsa da hâlâ kır kesiminde ilçe merkezini işaret etmek için kullanılan bir tabir. örnek vermek gerekirse ; " yarın kasabaya inip, o dediklerini alırım."
Nbc nin ilk uzun metraj filmi.
"Evet, belki ben bir baltaya sap olamayan, sıkıcı ve acınacak durumda biriyim.
Tersliğim, uyumsuzluğum canınızı sıkıyor. Galiba hiçbir yeteneğim de yok.
Kanımda başka da verecek bir şeyim...
Gençliğim kimseye gerekli olmayan bir izmarit gibi yok olup gidiyor. Ne bir yuvam, ne dostlarım ne de bir işim var.
Gençliğimin en verimli çağında bu kasabaya kısıldım kaldım. Erkekliğim, dinçliğim, kalbim gözümün önünde eriyor."
Saffet'te kendi geleceğimi gördüm. Yaşadığım yer bir kasaba değil ama adı kasaba.
"Evet, belki ben bir baltaya sap olamayan, sıkıcı ve acınacak durumda biriyim.
Tersliğim, uyumsuzluğum canınızı sıkıyor. Galiba hiçbir yeteneğim de yok.
Kanımda başka da verecek bir şeyim...
Gençliğim kimseye gerekli olmayan bir izmarit gibi yok olup gidiyor. Ne bir yuvam, ne dostlarım ne de bir işim var.
Gençliğimin en verimli çağında bu kasabaya kısıldım kaldım. Erkekliğim, dinçliğim, kalbim gözümün önünde eriyor."
Saffet'te kendi geleceğimi gördüm. Yaşadığım yer bir kasaba değil ama adı kasaba.
Murat Dalkılıç'ın çok güzel bir çıkış yakaladığı sanırsam ilk şarkısı.
ilk klibi olduğu kesin de.
ilk klibi olduğu kesin de.
bir zamanlar trt 1 ekranlarında yayınlanan hugodan sonra 2. interaktif çocuk programıydı.
köyden daha gelişmiş kırsal yerleşim yeri.
Türkiye'de nedense pek kasaba yok
Köy var
Şehir var
Ama kasaba yok
Bence şehre yakın bölgeler kasaba ilan edilmeli.
Köy var
Şehir var
Ama kasaba yok
Bence şehre yakın bölgeler kasaba ilan edilmeli.
güncel Önemli Başlıklar
