bugün
- karın seni çok üzüyor diyen sekreter8
- fatma betül sayan kaya6
- uzaylı gelinler evlenirken duvar takıyor mu5
- eskortluk yapan sözlük yazarı29
- türk esnafı9
- türküm doğruyum çalışkanım11
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası16
- kolye142
- iltica27
- ben bir yahudiyim4
- aykolik efendi6
- keşke nickim şu yazarınki olsaydı denen nickler4
- 19 ekim 2026 trabzonspor beşiktaş maçı6
- fon vurgunu29
- sözlüğü 5 ailenin yönetmesi5
- eski sevgilinin muhtarlar gününü kutlamak2
- kadınların yedekte erkek tutması7
- humboldt caddesi esperanza apartmanı2
- sabahın 3 ünde gecelikle sarma getiren komşu kızı3
- ofis pornosu13
- cam açık ve çıplak uyumak7
- andımız3
- bir gün çok konuşkan olup devirsi gün suskun olmak11
- saraca096
- sabah elinde bavulla kapıya dayanan bugs bunny2
- uykusuz kedi ablanın çok tatlı bir insan olması20
- emret komutanım ferit in silahını kaybettiği bölüm2
- ilişkiye ara vermek10
- uzaylılar selam verir mi4
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek8
- güne bir şiir dizesi bırak2
- ısparta da kanyonda mahsur kalan ihh gönüllüleri5
- hoşlanılan kişinin sizden hoşlanmaması9
- sabahın 4 ünde ayakta olan 420 yazar2
- çoktan hareket etmiş trene el sallamak2
- marka giyinmek9
- 5 bin kişinin katıldığı konserde ölüm3
- üç rus kız ve bir türk erkek bu saatte neyapabilir9
- öyle koşup varmak ki sen sonra gelmek2
- asansörde konuşmama kuralı9
- saraca09'a yapılan haksızlık3
- düşün ki o bunu okuyor3
- koro halinde ulumak2
- platon un mağara alegorisi8
- 18 ekim 2026 başakşehir gaziantep maçı2
- uzaylılar kovalasın seni3
- tertemiz delirmek2
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- komşuya hola lopez como estas demek2
- emret komutanım sinyor seyfi2
50 liraya düzeltilen pantolon paçası gibi 'eften püften' bir konudan bir film çıkar mı? Niyetiniz göz boyamak değilse, içtenliğinizi korursanız çıkar. 'Kasaba' bunun iyi bir örneği
Üç dört yıllık kısa film geçmişim boyunca Türk Sineması'nın tek sorununun 'samimiyetsizlik'ten kaynaklandığını söyleyip durdum. Yabancı mahallede, bir anda nereden peydah olduğuna kimsenin akıl erdiremediği bir sinemacının, üstelik 'kısa filmci' bir sinemacının 'samimiyet'ten söz etmesini kimileri duymazlıktan geldi. Bilmem kaç filmlik 'fiyaskografisinde' dişe dokunur tek filmi bile bulunmayan kimileri de dişlerini gösterdi. Onara göre sinemanın sorunu, para ve teknolojik sorunlardı. Bahaneleri buydu.
Çocukluğumda anam, ayna denen nesneyi görmediği için, kendini prensesler gibi güzel sanan bir çoban kızının öyküsünü anlatırdı. Gün gelir, kırda bir kırık ayna bulur bu kızcağız. Kırık aynaya bakınca dünyası yıkılır. Çirkin mi çirkin bir yüzü vardır zavallının. Kaderine boyun eğer, kabullenir. Bahaneler bulmaz. Ni bileyim, bulduğu aynanın optik kusurluğu olduğunu söylemek gibi gaflette bulunmaz. Savunma mekanizmaları geliştirmek, yalnızca bizim aydınımıza özgü bir şeydir çünkü. Para ve teknoloji sorununu bir anlamda aşmış bulunan sinemacımız, içimize sımsıcak dolan, bizi kucaklayan bir Türk filminin hâlâ ortalıkta görünmemesi karşısında hangi bahanenin ardına sığınacaktır, doğrusu merak ediyorum.
Basiret sahiplerinin 34. Antalya Film Festivali'nde, Türk Sineması'nın tek sorununun hâlâ 'samimiyetsizlik' olduğu gerçeğini bir kez daha gördüklerini sanıyorum.
Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kasaba'sı, Antalya'daki iyi filmlerden biriydi. Elinizde bir büyüteç yoksa adına haritada kolayca bulamayacağınız bir kasabada çekilmişti 'Kasaba'. Mütevazı bir bütçeyle, yaygara etmeden. Oyuncularının adı Hülya değildi örneğin. Volkan, Tarkan, Tarık ne bileyim, Tanju filan da değildi. Örneğin Havva'ydı, Mehmet Emin'di. 60'larında bir ana, 70'lerinde bir babaydı. Teyze oğlu Saffet'ti. Bir okul müsameresi dahi görmemiş cıvıl cıvıl kasaba çocuklarıydı. imaj Çağı'nda, 'imaj'ın kıçına tekmeyi vurmuştu filmin yönetmeni. Göz boyama, seyirci avlama adına alçalmıyordu 'Kasaba'.
'Kasaba'da ne vardı biliyor musunuz? Tertemiz, saf bir sinema. 70'lik amca, pantalonunun paçasını düzeltsin diye, torununu terziye yollar. insafsız terzi, bu iş karşılığında 50 lira istemektedir. Düşünün 50 lira! "insafsız adam: 50 lirayı o versin, pantolon onun olsun!.." Böylesine 'eften püften' şeylerden sinema çıkar mı hiç? Çıkıyordu işte. Bizim azgelişmiş ülkemizin çok gelişmiş sinemacıları yüksek fikirlerle, 'müthiş' zekâ oyunlarıyla ürettikleri 'paradokslarla' oynaya dursun, alçakgönüllü 'Kasaba', yeni bir damar yakalıyor, nerdeyse bir manifesto olup çıkıyordu. Üstelik, Eisenstein'ın figüran yüzleri gibi belleklerden uzun süre silinmeyecek görüntülerle yapıyordu bunu.
Giderek 'Altın Portakal'ı yerine 'Tecavüzcü Coşkun'uyla simgeleneceğinden korktuğum Antalya Film Festivali'nde kendini popülist değerlerden uzak tutan, soylu bir sinema etiğine sahip olan 'Kasaba', ödüllendirilemezdi. Ödülsüz de bırakılamazdı, görmezden gelinemezdi. Kategoriler dışında bir ödül verildi 'Kasaba'ya: En iyi Yönetmen dalında mansiyon. Namuslu bir jürinin elinden daha fazlası gelmiyordu çünkü. Bence 'Kasaba' aldı en büyük ödülü.
Kentli çok bilmişliğimizi, kentli kendini beğenmişliğimizi bir günlüğüne bir kenara koyalım. 'Kasaba', bir çocuğun gözleriyle seyredilebilecek bir film.
Ahmet Uluçay
Üç dört yıllık kısa film geçmişim boyunca Türk Sineması'nın tek sorununun 'samimiyetsizlik'ten kaynaklandığını söyleyip durdum. Yabancı mahallede, bir anda nereden peydah olduğuna kimsenin akıl erdiremediği bir sinemacının, üstelik 'kısa filmci' bir sinemacının 'samimiyet'ten söz etmesini kimileri duymazlıktan geldi. Bilmem kaç filmlik 'fiyaskografisinde' dişe dokunur tek filmi bile bulunmayan kimileri de dişlerini gösterdi. Onara göre sinemanın sorunu, para ve teknolojik sorunlardı. Bahaneleri buydu.
Çocukluğumda anam, ayna denen nesneyi görmediği için, kendini prensesler gibi güzel sanan bir çoban kızının öyküsünü anlatırdı. Gün gelir, kırda bir kırık ayna bulur bu kızcağız. Kırık aynaya bakınca dünyası yıkılır. Çirkin mi çirkin bir yüzü vardır zavallının. Kaderine boyun eğer, kabullenir. Bahaneler bulmaz. Ni bileyim, bulduğu aynanın optik kusurluğu olduğunu söylemek gibi gaflette bulunmaz. Savunma mekanizmaları geliştirmek, yalnızca bizim aydınımıza özgü bir şeydir çünkü. Para ve teknoloji sorununu bir anlamda aşmış bulunan sinemacımız, içimize sımsıcak dolan, bizi kucaklayan bir Türk filminin hâlâ ortalıkta görünmemesi karşısında hangi bahanenin ardına sığınacaktır, doğrusu merak ediyorum.
Basiret sahiplerinin 34. Antalya Film Festivali'nde, Türk Sineması'nın tek sorununun hâlâ 'samimiyetsizlik' olduğu gerçeğini bir kez daha gördüklerini sanıyorum.
Nuri Bilge Ceylan'ın 'Kasaba'sı, Antalya'daki iyi filmlerden biriydi. Elinizde bir büyüteç yoksa adına haritada kolayca bulamayacağınız bir kasabada çekilmişti 'Kasaba'. Mütevazı bir bütçeyle, yaygara etmeden. Oyuncularının adı Hülya değildi örneğin. Volkan, Tarkan, Tarık ne bileyim, Tanju filan da değildi. Örneğin Havva'ydı, Mehmet Emin'di. 60'larında bir ana, 70'lerinde bir babaydı. Teyze oğlu Saffet'ti. Bir okul müsameresi dahi görmemiş cıvıl cıvıl kasaba çocuklarıydı. imaj Çağı'nda, 'imaj'ın kıçına tekmeyi vurmuştu filmin yönetmeni. Göz boyama, seyirci avlama adına alçalmıyordu 'Kasaba'.
'Kasaba'da ne vardı biliyor musunuz? Tertemiz, saf bir sinema. 70'lik amca, pantalonunun paçasını düzeltsin diye, torununu terziye yollar. insafsız terzi, bu iş karşılığında 50 lira istemektedir. Düşünün 50 lira! "insafsız adam: 50 lirayı o versin, pantolon onun olsun!.." Böylesine 'eften püften' şeylerden sinema çıkar mı hiç? Çıkıyordu işte. Bizim azgelişmiş ülkemizin çok gelişmiş sinemacıları yüksek fikirlerle, 'müthiş' zekâ oyunlarıyla ürettikleri 'paradokslarla' oynaya dursun, alçakgönüllü 'Kasaba', yeni bir damar yakalıyor, nerdeyse bir manifesto olup çıkıyordu. Üstelik, Eisenstein'ın figüran yüzleri gibi belleklerden uzun süre silinmeyecek görüntülerle yapıyordu bunu.
Giderek 'Altın Portakal'ı yerine 'Tecavüzcü Coşkun'uyla simgeleneceğinden korktuğum Antalya Film Festivali'nde kendini popülist değerlerden uzak tutan, soylu bir sinema etiğine sahip olan 'Kasaba', ödüllendirilemezdi. Ödülsüz de bırakılamazdı, görmezden gelinemezdi. Kategoriler dışında bir ödül verildi 'Kasaba'ya: En iyi Yönetmen dalında mansiyon. Namuslu bir jürinin elinden daha fazlası gelmiyordu çünkü. Bence 'Kasaba' aldı en büyük ödülü.
Kentli çok bilmişliğimizi, kentli kendini beğenmişliğimizi bir günlüğüne bir kenara koyalım. 'Kasaba', bir çocuğun gözleriyle seyredilebilecek bir film.
Ahmet Uluçay
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar