bugün
- laik teyzelerin fenotipi22
- arkadaşlar kararsız kaldım hangisini alayım18
- türkiyede genç siyasetçi olmaması6
- mansur yavaş8
- iyi parti zafer partisi ittifakı6
- windows 84
- nuh ve tufan hikayesinin tora daki kıssası6
- zengin bir erkekle evlenmek isteyen kadınlar4
- ibrahim peygamberin tora daki kıssası4
- başı açık kızların daha azgın olması3
- duş almak4
- yeni parti8
- radikalkemalist3
- anahtar partisi büyük birlik partisi ittifakı7
- gömlek değiştirir gibi ideoloji değiştiren tip5
- tayyip erdoğan'a oy vermeye karar vermek8
- sarapci koala8
- akp oyları yüzde 10'un üzerinde2
- hande erçel'in giydiği beyaz elbise5
- ak partililerin apo sevdası6
- ellerim bos gonlum hos12
- 23 ağustos 2026 alanyaspor beşiktaş maçı2
- velvet gel sana bir kahve ısmarlayayım7
- sözlüğün en güzel kız yazarı9
- hukuk okuyan tiplerin biraz ezik olması9
- ordu giresun fındık köylerini maden sahası yapmak2
- yavru kediye tekme atmak4
- pozcu3
- mason greenwood5
- tavuk şiş4
- kadınların şiirden anlamaması6
- türkiye de iş hayatı2
- naber lan ibne2
- gürcistan5
- islam barış dinidir11
- bir seri katilin tarzını taklit eden katil6
- 1948 arap israil savaşı12
- yazarların favori oyun karakteri15
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı5
- flörtte regex kullanımı2
- goralı3
- galericiler battı mutlu musunuz5
- kimsenin kılığına kıyafetine karışmamak4
- pape matar sarr2
- temas bağımlılığı5
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı19
- sabah ezanı okunurken köpeklerin havlaması6
- sürekli peki neyse diyen kız5
- ne mutlu türküm diyene3
- osuruktan şiirler89
krallarla lahanalarin toplanamayacagini iddia eden lewis carroll'in toplasak acaba ne olur deyip yaziverdigi siir. turkce'ye tomris uyar tarafindan gilligis olarak cevrilse de genel kabul goren adi ejdercenkname'dir. nedir bu ejdercenkname peki? gayet irrasyonel gozuken ama fena halde rasyonel takilan bir humpty dumpty siiridir. alice through the looking glass kitabinin yedinci bolumunde gecer. hemen bir 'bukle' ornek verelim:
kayrak tirsukuleler
donenip delgilendiler otgelde...
hayir efendim, ne munasebet? merak etmeyin, kufur falan etmiyorum. lewis carroll'in kelime oyunlarindan bahsediyorum. mesela kaygan ve kivrak kelimelerinin kaynasmasindan kayrak kelimesini uretmistir beyfendi ve siir boyle upuzun bir bilmece gibi devam eder. sonuc itibariyla gayet eglencelidir, 1000 parcali 'puzzle' gibidir ve carroll'in delik meraklisi beyaz tavsanindan sonraki en yaratici calismasidir.
kayrak tirsukuleler
donenip delgilendiler otgelde...
hayir efendim, ne munasebet? merak etmeyin, kufur falan etmiyorum. lewis carroll'in kelime oyunlarindan bahsediyorum. mesela kaygan ve kivrak kelimelerinin kaynasmasindan kayrak kelimesini uretmistir beyfendi ve siir boyle upuzun bir bilmece gibi devam eder. sonuc itibariyla gayet eglencelidir, 1000 parcali 'puzzle' gibidir ve carroll'in delik meraklisi beyaz tavsanindan sonraki en yaratici calismasidir.
terry gilliam iki üç animasyon yapar, çok şahane yaptığı için gider monty python'a katılır, dizi arkasından monty python and the holy grail'i yönetir, bu sırada michael palin adlı bütün kızların vermesi gereken bir şahane insanla muhabbeti ilerletir. (gilliam biraz ürkütüyo, ona vermeseler de olur) sonra bu yönetmenlik olayına devam edesi gelir, ya da bu tarz bi olay gerçekleşir. fakat kendisini eskiden deli siktiği için gider, basit bir senaryoyla uğraşmak yerine jabberwocky'yi çeker.
jabberwocky aslında 71 senesinde, yaklaşık olarak aynı soydan gelen bir başka deli tarafından sikilmiş olan, sürrealizmin çek prensi jan svankmajer tarafından da kısa bir deneyim olarak sinemaya aktarılmıştır, fakat söz konusu filmi sadece okuduklarımdan bildiğim, kendisini izleyemediğim için onun hakkında konuşamıyorum. ve maalesef jabberwocky'yi de orijinalinden okuyup anlayamadığım için lewis caroll'un bu uzaktan çok hoş görünen şiiri hakkında da konuşamıyorum. fakat gilliam'ın çekip tatlı palin'in dennis cooper rolünde arz-ı endam eylediği bu tatlı şeker ve sahneleri birbirine pek de uyumlu bağlanamamış film hakkında bir şeyler yazayım istedim,
şiirden pek haberim olamadığı için belki de saçmalayabilirim fakat, siz bizim dennisoğlanı bir nevi keloğlan gibi düşünebilirsiniz. bu dennis, ortanın sağına tekabül eden karanlık çağlarda bir fıçıcının oğludur, kasabasından topluca bir kıza vurgundur. dennis'in babası oğlunun kendi gibi bir zanaatkar olamadığına yanar, oğlunu pek sevmez. hatta ölümünden saniyeler önce oğluna hareketi çeker, evlatlıktan reddeder, miras falan bırakmaz. dennis de şehre gidip yeni bir hayat kurmak ister, fakat şehrin dışında karanlık ormanda jabberwock adlı gagalı bir ejderha terör estirmekte, ahalinin tüylerini dökmektedir. filmin bu fantastik öğeleri, fazla vurgulanmadan tüccarların işine geliverir. adeta bakkal dükkanının tüple patladığı şaban filmi gibi diyeceğim fakat diyemiyorum çünkü bu tüccarlar ali şen gibi sivrizekalık yapmayı bırak, sadece iki sahnede görünüp gidiyolar, o yüzden biz sadece onların canavardan hoşnut olduklarını bilsek yeter. işte böyle bir zamanda dennis bir yolunu bulup saraya girer ve birbirine bağlanamayan sahneler başlar. aslında sahneler birbirine bağlanabilmektedir, fakat o sahnelerde ne olduğu pek anlaşılamamaktadır. özellikle şövalyeler saklambaç oynarken nasıl oluyor da dennis'in arkadaşı kazanıyor bir türlü anlayamazsınız, filmin büyük gizemlerinden biridir. bir şekilde birbirinden komik ve fantastik sahneler birbirini kovalar, hatta arada prenses memesi görürüz. en sonunda dennis, gagasıyla tarkan viking kanı'ndaki yaratıkla kapışacak sapıklıkta olan ejderhayı kündeye getirir, şehirde kahraman gibi karşılanır, toparlak sevgilisine kavuşamadan prensese yar olur, öyle biter film.
terry gilliam'ın beyninin çalışma şekline dair pek bir detay göremiyoruz, brazil değil bu, sevimli ve bok kokan bir orta çağ masalı. ama monty python'dan kalma alışkanlıklarına devam ettiği için o tanıdık, ağız dolusu kahkahalar attıran skeçlerdeki tadı bu filmde de pek tabi alabiliyoruz. yani açıp izlesek severiz aslında.
ve yazımıza ağaç türleriyle devam etmiyoruz tabi ki.
jabberwocky aslında 71 senesinde, yaklaşık olarak aynı soydan gelen bir başka deli tarafından sikilmiş olan, sürrealizmin çek prensi jan svankmajer tarafından da kısa bir deneyim olarak sinemaya aktarılmıştır, fakat söz konusu filmi sadece okuduklarımdan bildiğim, kendisini izleyemediğim için onun hakkında konuşamıyorum. ve maalesef jabberwocky'yi de orijinalinden okuyup anlayamadığım için lewis caroll'un bu uzaktan çok hoş görünen şiiri hakkında da konuşamıyorum. fakat gilliam'ın çekip tatlı palin'in dennis cooper rolünde arz-ı endam eylediği bu tatlı şeker ve sahneleri birbirine pek de uyumlu bağlanamamış film hakkında bir şeyler yazayım istedim,
şiirden pek haberim olamadığı için belki de saçmalayabilirim fakat, siz bizim dennisoğlanı bir nevi keloğlan gibi düşünebilirsiniz. bu dennis, ortanın sağına tekabül eden karanlık çağlarda bir fıçıcının oğludur, kasabasından topluca bir kıza vurgundur. dennis'in babası oğlunun kendi gibi bir zanaatkar olamadığına yanar, oğlunu pek sevmez. hatta ölümünden saniyeler önce oğluna hareketi çeker, evlatlıktan reddeder, miras falan bırakmaz. dennis de şehre gidip yeni bir hayat kurmak ister, fakat şehrin dışında karanlık ormanda jabberwock adlı gagalı bir ejderha terör estirmekte, ahalinin tüylerini dökmektedir. filmin bu fantastik öğeleri, fazla vurgulanmadan tüccarların işine geliverir. adeta bakkal dükkanının tüple patladığı şaban filmi gibi diyeceğim fakat diyemiyorum çünkü bu tüccarlar ali şen gibi sivrizekalık yapmayı bırak, sadece iki sahnede görünüp gidiyolar, o yüzden biz sadece onların canavardan hoşnut olduklarını bilsek yeter. işte böyle bir zamanda dennis bir yolunu bulup saraya girer ve birbirine bağlanamayan sahneler başlar. aslında sahneler birbirine bağlanabilmektedir, fakat o sahnelerde ne olduğu pek anlaşılamamaktadır. özellikle şövalyeler saklambaç oynarken nasıl oluyor da dennis'in arkadaşı kazanıyor bir türlü anlayamazsınız, filmin büyük gizemlerinden biridir. bir şekilde birbirinden komik ve fantastik sahneler birbirini kovalar, hatta arada prenses memesi görürüz. en sonunda dennis, gagasıyla tarkan viking kanı'ndaki yaratıkla kapışacak sapıklıkta olan ejderhayı kündeye getirir, şehirde kahraman gibi karşılanır, toparlak sevgilisine kavuşamadan prensese yar olur, öyle biter film.
terry gilliam'ın beyninin çalışma şekline dair pek bir detay göremiyoruz, brazil değil bu, sevimli ve bok kokan bir orta çağ masalı. ama monty python'dan kalma alışkanlıklarına devam ettiği için o tanıdık, ağız dolusu kahkahalar attıran skeçlerdeki tadı bu filmde de pek tabi alabiliyoruz. yani açıp izlesek severiz aslında.
ve yazımıza ağaç türleriyle devam etmiyoruz tabi ki.
Bilinen şiirsel geçmişi dışında şu sıralar photomaton adlı harika bir şarkının sahibidir. Nakarat ise şöyle;
Waiting for hope babe, there's no more light in my sky.
See the pills in my hand, i'm running through your lies.
You've got nothing to say, 'till i'm crossing the line
But you can't kill my name, demons comming tonight.
Bu kısımdan sonra harika birşekilde transa geçiren melodiye dikkat çekmek isterim seksi andırması yanı sıra resmen tecavüzcü çoşkunun melodisi.
Waiting for hope babe, there's no more light in my sky.
See the pills in my hand, i'm running through your lies.
You've got nothing to say, 'till i'm crossing the line
But you can't kill my name, demons comming tonight.
Bu kısımdan sonra harika birşekilde transa geçiren melodiye dikkat çekmek isterim seksi andırması yanı sıra resmen tecavüzcü çoşkunun melodisi.
Yeni kurulmuş pHotomaton şarkısıyla adını duyurmuş Fransız elektronik müzik grubu.
fog adlı parçasıyla bugüne kadar izlediğim en etkileyici klibe imza atmış fransız grup.
http://www.youtube.com/watch?v=uD7vtjiPohA
http://www.youtube.com/watch?v=uD7vtjiPohA
Photomaton. Bir ara sürekli olarak dinlediğim şarkıdır.
photomaton isimli güzide bir eserleri vardır. diyor ki; look at the game of your life. ne güzel atlatmış her şeyi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar