bugün
- online yazar sayısında azalma2
- 30 ağustos zafer bayramı5
- ezilenlerin iktidarını kuran büyük insan34
- gebze fm3
- 29 ağustos 2026 galatasaray göztepe maçı24
- güne bir atatürk sözü bırak2
- enayilerin bitik leao'ya 17 m euro maaş vermesi19
- uludağ sözlük ten faşizm'i söküp atacağız23
- 30 ağustos kurtuluş savaşı'nın sonu2
- sarapci koala73
- rafael leao31
- salih mirzabeyoğlu5
- sözlük yazarlarının nahları9
- ben geldim naneler8
- büyük taarruz4
- arkadaşlar hesabı silicem14
- antipanik12
- aleksey batrakov9
- menzil cemaati ne üretiyor7
- tai lung36
- günün sözü24
- gökçek ailesinin almanya daki milyonluk serveti14
- para harcamayı sever misiniz6
- fenerbahçe23
- velvet23
- legacy kod2
- alevilerin atatürk sevgisinin abartılması4
- türkiye ekonomide çin'i örnek almalıdır7
- bir şey soracağım5
- radyo mavi2
- melih gökçek6
- cem yılmaz'ın kalp krizi geçirmesi3
- sözlüğün en sevilen yazarı38
- türkiye18
- hayatı dar eden aile4
- galatasaray8
- ülke batsa diye hergün dua eden kemalist7
- galatasaray'ın çok ballı kura çekmesi24
- futbol9
- birader bay beyler3
- türkler ve çinliler iki süper güç olacak7
- mesih gelse kimsenin inanmayacak olması6
- sözlük muhaliflerinin fikri yoktur9
- kapadokya27
- ateistlerin yaşama amacı28
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı50
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı7
- s'i l v'e r m'i s t4
- kendin hakkında bir gerçek bırak3
- deccal7
krallarla lahanalarin toplanamayacagini iddia eden lewis carroll'in toplasak acaba ne olur deyip yaziverdigi siir. turkce'ye tomris uyar tarafindan gilligis olarak cevrilse de genel kabul goren adi ejdercenkname'dir. nedir bu ejdercenkname peki? gayet irrasyonel gozuken ama fena halde rasyonel takilan bir humpty dumpty siiridir. alice through the looking glass kitabinin yedinci bolumunde gecer. hemen bir 'bukle' ornek verelim:
kayrak tirsukuleler
donenip delgilendiler otgelde...
hayir efendim, ne munasebet? merak etmeyin, kufur falan etmiyorum. lewis carroll'in kelime oyunlarindan bahsediyorum. mesela kaygan ve kivrak kelimelerinin kaynasmasindan kayrak kelimesini uretmistir beyfendi ve siir boyle upuzun bir bilmece gibi devam eder. sonuc itibariyla gayet eglencelidir, 1000 parcali 'puzzle' gibidir ve carroll'in delik meraklisi beyaz tavsanindan sonraki en yaratici calismasidir.
kayrak tirsukuleler
donenip delgilendiler otgelde...
hayir efendim, ne munasebet? merak etmeyin, kufur falan etmiyorum. lewis carroll'in kelime oyunlarindan bahsediyorum. mesela kaygan ve kivrak kelimelerinin kaynasmasindan kayrak kelimesini uretmistir beyfendi ve siir boyle upuzun bir bilmece gibi devam eder. sonuc itibariyla gayet eglencelidir, 1000 parcali 'puzzle' gibidir ve carroll'in delik meraklisi beyaz tavsanindan sonraki en yaratici calismasidir.
terry gilliam iki üç animasyon yapar, çok şahane yaptığı için gider monty python'a katılır, dizi arkasından monty python and the holy grail'i yönetir, bu sırada michael palin adlı bütün kızların vermesi gereken bir şahane insanla muhabbeti ilerletir. (gilliam biraz ürkütüyo, ona vermeseler de olur) sonra bu yönetmenlik olayına devam edesi gelir, ya da bu tarz bi olay gerçekleşir. fakat kendisini eskiden deli siktiği için gider, basit bir senaryoyla uğraşmak yerine jabberwocky'yi çeker.
jabberwocky aslında 71 senesinde, yaklaşık olarak aynı soydan gelen bir başka deli tarafından sikilmiş olan, sürrealizmin çek prensi jan svankmajer tarafından da kısa bir deneyim olarak sinemaya aktarılmıştır, fakat söz konusu filmi sadece okuduklarımdan bildiğim, kendisini izleyemediğim için onun hakkında konuşamıyorum. ve maalesef jabberwocky'yi de orijinalinden okuyup anlayamadığım için lewis caroll'un bu uzaktan çok hoş görünen şiiri hakkında da konuşamıyorum. fakat gilliam'ın çekip tatlı palin'in dennis cooper rolünde arz-ı endam eylediği bu tatlı şeker ve sahneleri birbirine pek de uyumlu bağlanamamış film hakkında bir şeyler yazayım istedim,
şiirden pek haberim olamadığı için belki de saçmalayabilirim fakat, siz bizim dennisoğlanı bir nevi keloğlan gibi düşünebilirsiniz. bu dennis, ortanın sağına tekabül eden karanlık çağlarda bir fıçıcının oğludur, kasabasından topluca bir kıza vurgundur. dennis'in babası oğlunun kendi gibi bir zanaatkar olamadığına yanar, oğlunu pek sevmez. hatta ölümünden saniyeler önce oğluna hareketi çeker, evlatlıktan reddeder, miras falan bırakmaz. dennis de şehre gidip yeni bir hayat kurmak ister, fakat şehrin dışında karanlık ormanda jabberwock adlı gagalı bir ejderha terör estirmekte, ahalinin tüylerini dökmektedir. filmin bu fantastik öğeleri, fazla vurgulanmadan tüccarların işine geliverir. adeta bakkal dükkanının tüple patladığı şaban filmi gibi diyeceğim fakat diyemiyorum çünkü bu tüccarlar ali şen gibi sivrizekalık yapmayı bırak, sadece iki sahnede görünüp gidiyolar, o yüzden biz sadece onların canavardan hoşnut olduklarını bilsek yeter. işte böyle bir zamanda dennis bir yolunu bulup saraya girer ve birbirine bağlanamayan sahneler başlar. aslında sahneler birbirine bağlanabilmektedir, fakat o sahnelerde ne olduğu pek anlaşılamamaktadır. özellikle şövalyeler saklambaç oynarken nasıl oluyor da dennis'in arkadaşı kazanıyor bir türlü anlayamazsınız, filmin büyük gizemlerinden biridir. bir şekilde birbirinden komik ve fantastik sahneler birbirini kovalar, hatta arada prenses memesi görürüz. en sonunda dennis, gagasıyla tarkan viking kanı'ndaki yaratıkla kapışacak sapıklıkta olan ejderhayı kündeye getirir, şehirde kahraman gibi karşılanır, toparlak sevgilisine kavuşamadan prensese yar olur, öyle biter film.
terry gilliam'ın beyninin çalışma şekline dair pek bir detay göremiyoruz, brazil değil bu, sevimli ve bok kokan bir orta çağ masalı. ama monty python'dan kalma alışkanlıklarına devam ettiği için o tanıdık, ağız dolusu kahkahalar attıran skeçlerdeki tadı bu filmde de pek tabi alabiliyoruz. yani açıp izlesek severiz aslında.
ve yazımıza ağaç türleriyle devam etmiyoruz tabi ki.
jabberwocky aslında 71 senesinde, yaklaşık olarak aynı soydan gelen bir başka deli tarafından sikilmiş olan, sürrealizmin çek prensi jan svankmajer tarafından da kısa bir deneyim olarak sinemaya aktarılmıştır, fakat söz konusu filmi sadece okuduklarımdan bildiğim, kendisini izleyemediğim için onun hakkında konuşamıyorum. ve maalesef jabberwocky'yi de orijinalinden okuyup anlayamadığım için lewis caroll'un bu uzaktan çok hoş görünen şiiri hakkında da konuşamıyorum. fakat gilliam'ın çekip tatlı palin'in dennis cooper rolünde arz-ı endam eylediği bu tatlı şeker ve sahneleri birbirine pek de uyumlu bağlanamamış film hakkında bir şeyler yazayım istedim,
şiirden pek haberim olamadığı için belki de saçmalayabilirim fakat, siz bizim dennisoğlanı bir nevi keloğlan gibi düşünebilirsiniz. bu dennis, ortanın sağına tekabül eden karanlık çağlarda bir fıçıcının oğludur, kasabasından topluca bir kıza vurgundur. dennis'in babası oğlunun kendi gibi bir zanaatkar olamadığına yanar, oğlunu pek sevmez. hatta ölümünden saniyeler önce oğluna hareketi çeker, evlatlıktan reddeder, miras falan bırakmaz. dennis de şehre gidip yeni bir hayat kurmak ister, fakat şehrin dışında karanlık ormanda jabberwock adlı gagalı bir ejderha terör estirmekte, ahalinin tüylerini dökmektedir. filmin bu fantastik öğeleri, fazla vurgulanmadan tüccarların işine geliverir. adeta bakkal dükkanının tüple patladığı şaban filmi gibi diyeceğim fakat diyemiyorum çünkü bu tüccarlar ali şen gibi sivrizekalık yapmayı bırak, sadece iki sahnede görünüp gidiyolar, o yüzden biz sadece onların canavardan hoşnut olduklarını bilsek yeter. işte böyle bir zamanda dennis bir yolunu bulup saraya girer ve birbirine bağlanamayan sahneler başlar. aslında sahneler birbirine bağlanabilmektedir, fakat o sahnelerde ne olduğu pek anlaşılamamaktadır. özellikle şövalyeler saklambaç oynarken nasıl oluyor da dennis'in arkadaşı kazanıyor bir türlü anlayamazsınız, filmin büyük gizemlerinden biridir. bir şekilde birbirinden komik ve fantastik sahneler birbirini kovalar, hatta arada prenses memesi görürüz. en sonunda dennis, gagasıyla tarkan viking kanı'ndaki yaratıkla kapışacak sapıklıkta olan ejderhayı kündeye getirir, şehirde kahraman gibi karşılanır, toparlak sevgilisine kavuşamadan prensese yar olur, öyle biter film.
terry gilliam'ın beyninin çalışma şekline dair pek bir detay göremiyoruz, brazil değil bu, sevimli ve bok kokan bir orta çağ masalı. ama monty python'dan kalma alışkanlıklarına devam ettiği için o tanıdık, ağız dolusu kahkahalar attıran skeçlerdeki tadı bu filmde de pek tabi alabiliyoruz. yani açıp izlesek severiz aslında.
ve yazımıza ağaç türleriyle devam etmiyoruz tabi ki.
Bilinen şiirsel geçmişi dışında şu sıralar photomaton adlı harika bir şarkının sahibidir. Nakarat ise şöyle;
Waiting for hope babe, there's no more light in my sky.
See the pills in my hand, i'm running through your lies.
You've got nothing to say, 'till i'm crossing the line
But you can't kill my name, demons comming tonight.
Bu kısımdan sonra harika birşekilde transa geçiren melodiye dikkat çekmek isterim seksi andırması yanı sıra resmen tecavüzcü çoşkunun melodisi.
Waiting for hope babe, there's no more light in my sky.
See the pills in my hand, i'm running through your lies.
You've got nothing to say, 'till i'm crossing the line
But you can't kill my name, demons comming tonight.
Bu kısımdan sonra harika birşekilde transa geçiren melodiye dikkat çekmek isterim seksi andırması yanı sıra resmen tecavüzcü çoşkunun melodisi.
Yeni kurulmuş pHotomaton şarkısıyla adını duyurmuş Fransız elektronik müzik grubu.
fog adlı parçasıyla bugüne kadar izlediğim en etkileyici klibe imza atmış fransız grup.
http://www.youtube.com/watch?v=uD7vtjiPohA
http://www.youtube.com/watch?v=uD7vtjiPohA
Photomaton. Bir ara sürekli olarak dinlediğim şarkıdır.
photomaton isimli güzide bir eserleri vardır. diyor ki; look at the game of your life. ne güzel atlatmış her şeyi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar