bugün
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı23
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı6
- gömü bulmak7
- melih gökçek'e soruşturma açılması8
- gocu abiyi akşamki boks maçına hazırlamak4
- ibrahim ethem hacıosmanoğlu3
- çi çi çi çiçeğum çiçeğum da çiçeğum3
- yaşlı insanlar neden huysuz olur6
- sesli kitap dinlemek3
- yazarların sevdiği sözler2
- kendinden biz diye bahsetmek6
- aç karnına kahve içmek8
- aslında 1999 yılında olmamız4
- şive şakası4
- anayasanın ilk 3 maddesi2
- genç yaşta ölen ünlüler2
- hayatının yavaş yavaş düzene girmesi2
- bu koyden olsam ne olacak20
- sözlüğün güzel yer olması3
- sarapci koala79
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası10
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı9
- melek mosso'dan canlı canlı vazgeç gönlüm dinlemek2
- doğru insanı bulmak3
- gocu23
- dinlerin yalan olması17
- sarı torba8
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı6
- dövüşlü film izleyip gaza gelmek4
- boğazı yüzerek geçmek3
- telefonun şarj bölgesi temassızlığı2
- ağlama melis2
- sözlükteki botlar4
- cincinnati cini2
- dün gece sözlükte yaşanan terbiyesiz olay2
- nepal'deki sel felaketi6
- 30 ağustos 2026 samsunspor fenerbahçe maçı19
- hayda rinna rinna rinna rinanay3
- sımsıkı sıkı sıkı sıkı sıkı sar beni2
- ekşi sözlük4
- lise yılları kurtlar vadisine denk gelmek3
- istanbul2
- güne sporla başlamak3
- uzaylıların sefaköyü istila etmesi3
- online listesi3
- otobüsten inerken şoföre teşekkür etmek2
- toplu taşımada boş koltuk gören ihtiyar2
- erkeksii bayan buse2
- çaylak yapın beni11
- israil'in ateşkese rağmen lübnan'ı vurması3
krallarla lahanalarin toplanamayacagini iddia eden lewis carroll'in toplasak acaba ne olur deyip yaziverdigi siir. turkce'ye tomris uyar tarafindan gilligis olarak cevrilse de genel kabul goren adi ejdercenkname'dir. nedir bu ejdercenkname peki? gayet irrasyonel gozuken ama fena halde rasyonel takilan bir humpty dumpty siiridir. alice through the looking glass kitabinin yedinci bolumunde gecer. hemen bir 'bukle' ornek verelim:
kayrak tirsukuleler
donenip delgilendiler otgelde...
hayir efendim, ne munasebet? merak etmeyin, kufur falan etmiyorum. lewis carroll'in kelime oyunlarindan bahsediyorum. mesela kaygan ve kivrak kelimelerinin kaynasmasindan kayrak kelimesini uretmistir beyfendi ve siir boyle upuzun bir bilmece gibi devam eder. sonuc itibariyla gayet eglencelidir, 1000 parcali 'puzzle' gibidir ve carroll'in delik meraklisi beyaz tavsanindan sonraki en yaratici calismasidir.
kayrak tirsukuleler
donenip delgilendiler otgelde...
hayir efendim, ne munasebet? merak etmeyin, kufur falan etmiyorum. lewis carroll'in kelime oyunlarindan bahsediyorum. mesela kaygan ve kivrak kelimelerinin kaynasmasindan kayrak kelimesini uretmistir beyfendi ve siir boyle upuzun bir bilmece gibi devam eder. sonuc itibariyla gayet eglencelidir, 1000 parcali 'puzzle' gibidir ve carroll'in delik meraklisi beyaz tavsanindan sonraki en yaratici calismasidir.
terry gilliam iki üç animasyon yapar, çok şahane yaptığı için gider monty python'a katılır, dizi arkasından monty python and the holy grail'i yönetir, bu sırada michael palin adlı bütün kızların vermesi gereken bir şahane insanla muhabbeti ilerletir. (gilliam biraz ürkütüyo, ona vermeseler de olur) sonra bu yönetmenlik olayına devam edesi gelir, ya da bu tarz bi olay gerçekleşir. fakat kendisini eskiden deli siktiği için gider, basit bir senaryoyla uğraşmak yerine jabberwocky'yi çeker.
jabberwocky aslında 71 senesinde, yaklaşık olarak aynı soydan gelen bir başka deli tarafından sikilmiş olan, sürrealizmin çek prensi jan svankmajer tarafından da kısa bir deneyim olarak sinemaya aktarılmıştır, fakat söz konusu filmi sadece okuduklarımdan bildiğim, kendisini izleyemediğim için onun hakkında konuşamıyorum. ve maalesef jabberwocky'yi de orijinalinden okuyup anlayamadığım için lewis caroll'un bu uzaktan çok hoş görünen şiiri hakkında da konuşamıyorum. fakat gilliam'ın çekip tatlı palin'in dennis cooper rolünde arz-ı endam eylediği bu tatlı şeker ve sahneleri birbirine pek de uyumlu bağlanamamış film hakkında bir şeyler yazayım istedim,
şiirden pek haberim olamadığı için belki de saçmalayabilirim fakat, siz bizim dennisoğlanı bir nevi keloğlan gibi düşünebilirsiniz. bu dennis, ortanın sağına tekabül eden karanlık çağlarda bir fıçıcının oğludur, kasabasından topluca bir kıza vurgundur. dennis'in babası oğlunun kendi gibi bir zanaatkar olamadığına yanar, oğlunu pek sevmez. hatta ölümünden saniyeler önce oğluna hareketi çeker, evlatlıktan reddeder, miras falan bırakmaz. dennis de şehre gidip yeni bir hayat kurmak ister, fakat şehrin dışında karanlık ormanda jabberwock adlı gagalı bir ejderha terör estirmekte, ahalinin tüylerini dökmektedir. filmin bu fantastik öğeleri, fazla vurgulanmadan tüccarların işine geliverir. adeta bakkal dükkanının tüple patladığı şaban filmi gibi diyeceğim fakat diyemiyorum çünkü bu tüccarlar ali şen gibi sivrizekalık yapmayı bırak, sadece iki sahnede görünüp gidiyolar, o yüzden biz sadece onların canavardan hoşnut olduklarını bilsek yeter. işte böyle bir zamanda dennis bir yolunu bulup saraya girer ve birbirine bağlanamayan sahneler başlar. aslında sahneler birbirine bağlanabilmektedir, fakat o sahnelerde ne olduğu pek anlaşılamamaktadır. özellikle şövalyeler saklambaç oynarken nasıl oluyor da dennis'in arkadaşı kazanıyor bir türlü anlayamazsınız, filmin büyük gizemlerinden biridir. bir şekilde birbirinden komik ve fantastik sahneler birbirini kovalar, hatta arada prenses memesi görürüz. en sonunda dennis, gagasıyla tarkan viking kanı'ndaki yaratıkla kapışacak sapıklıkta olan ejderhayı kündeye getirir, şehirde kahraman gibi karşılanır, toparlak sevgilisine kavuşamadan prensese yar olur, öyle biter film.
terry gilliam'ın beyninin çalışma şekline dair pek bir detay göremiyoruz, brazil değil bu, sevimli ve bok kokan bir orta çağ masalı. ama monty python'dan kalma alışkanlıklarına devam ettiği için o tanıdık, ağız dolusu kahkahalar attıran skeçlerdeki tadı bu filmde de pek tabi alabiliyoruz. yani açıp izlesek severiz aslında.
ve yazımıza ağaç türleriyle devam etmiyoruz tabi ki.
jabberwocky aslında 71 senesinde, yaklaşık olarak aynı soydan gelen bir başka deli tarafından sikilmiş olan, sürrealizmin çek prensi jan svankmajer tarafından da kısa bir deneyim olarak sinemaya aktarılmıştır, fakat söz konusu filmi sadece okuduklarımdan bildiğim, kendisini izleyemediğim için onun hakkında konuşamıyorum. ve maalesef jabberwocky'yi de orijinalinden okuyup anlayamadığım için lewis caroll'un bu uzaktan çok hoş görünen şiiri hakkında da konuşamıyorum. fakat gilliam'ın çekip tatlı palin'in dennis cooper rolünde arz-ı endam eylediği bu tatlı şeker ve sahneleri birbirine pek de uyumlu bağlanamamış film hakkında bir şeyler yazayım istedim,
şiirden pek haberim olamadığı için belki de saçmalayabilirim fakat, siz bizim dennisoğlanı bir nevi keloğlan gibi düşünebilirsiniz. bu dennis, ortanın sağına tekabül eden karanlık çağlarda bir fıçıcının oğludur, kasabasından topluca bir kıza vurgundur. dennis'in babası oğlunun kendi gibi bir zanaatkar olamadığına yanar, oğlunu pek sevmez. hatta ölümünden saniyeler önce oğluna hareketi çeker, evlatlıktan reddeder, miras falan bırakmaz. dennis de şehre gidip yeni bir hayat kurmak ister, fakat şehrin dışında karanlık ormanda jabberwock adlı gagalı bir ejderha terör estirmekte, ahalinin tüylerini dökmektedir. filmin bu fantastik öğeleri, fazla vurgulanmadan tüccarların işine geliverir. adeta bakkal dükkanının tüple patladığı şaban filmi gibi diyeceğim fakat diyemiyorum çünkü bu tüccarlar ali şen gibi sivrizekalık yapmayı bırak, sadece iki sahnede görünüp gidiyolar, o yüzden biz sadece onların canavardan hoşnut olduklarını bilsek yeter. işte böyle bir zamanda dennis bir yolunu bulup saraya girer ve birbirine bağlanamayan sahneler başlar. aslında sahneler birbirine bağlanabilmektedir, fakat o sahnelerde ne olduğu pek anlaşılamamaktadır. özellikle şövalyeler saklambaç oynarken nasıl oluyor da dennis'in arkadaşı kazanıyor bir türlü anlayamazsınız, filmin büyük gizemlerinden biridir. bir şekilde birbirinden komik ve fantastik sahneler birbirini kovalar, hatta arada prenses memesi görürüz. en sonunda dennis, gagasıyla tarkan viking kanı'ndaki yaratıkla kapışacak sapıklıkta olan ejderhayı kündeye getirir, şehirde kahraman gibi karşılanır, toparlak sevgilisine kavuşamadan prensese yar olur, öyle biter film.
terry gilliam'ın beyninin çalışma şekline dair pek bir detay göremiyoruz, brazil değil bu, sevimli ve bok kokan bir orta çağ masalı. ama monty python'dan kalma alışkanlıklarına devam ettiği için o tanıdık, ağız dolusu kahkahalar attıran skeçlerdeki tadı bu filmde de pek tabi alabiliyoruz. yani açıp izlesek severiz aslında.
ve yazımıza ağaç türleriyle devam etmiyoruz tabi ki.
Bilinen şiirsel geçmişi dışında şu sıralar photomaton adlı harika bir şarkının sahibidir. Nakarat ise şöyle;
Waiting for hope babe, there's no more light in my sky.
See the pills in my hand, i'm running through your lies.
You've got nothing to say, 'till i'm crossing the line
But you can't kill my name, demons comming tonight.
Bu kısımdan sonra harika birşekilde transa geçiren melodiye dikkat çekmek isterim seksi andırması yanı sıra resmen tecavüzcü çoşkunun melodisi.
Waiting for hope babe, there's no more light in my sky.
See the pills in my hand, i'm running through your lies.
You've got nothing to say, 'till i'm crossing the line
But you can't kill my name, demons comming tonight.
Bu kısımdan sonra harika birşekilde transa geçiren melodiye dikkat çekmek isterim seksi andırması yanı sıra resmen tecavüzcü çoşkunun melodisi.
Yeni kurulmuş pHotomaton şarkısıyla adını duyurmuş Fransız elektronik müzik grubu.
fog adlı parçasıyla bugüne kadar izlediğim en etkileyici klibe imza atmış fransız grup.
http://www.youtube.com/watch?v=uD7vtjiPohA
http://www.youtube.com/watch?v=uD7vtjiPohA
Photomaton. Bir ara sürekli olarak dinlediğim şarkıdır.
photomaton isimli güzide bir eserleri vardır. diyor ki; look at the game of your life. ne güzel atlatmış her şeyi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar