bugün
- su bardağında çay içmek10
- insanın düşüncelerinden utanması6
- usul adab erkan4
- galiba hamileyim5
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri15
- vazektomi3
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı35
- alttaki yazara bir şey söyle18
- cenazede gülmek2
- bilmiyorum diyebilmek2
- yüksek enflasyon7
- hayvanların konuşmaya başlaması3
- 1 kasım 2026 sosyal medya yasağı2
- şükretmeyen insan3
- devrimci kız götü2
- geceden balıkla yenilmiş soğan3
- muhabbet kuşunun insanına boncuk adını koyması3
- hz yusuf neden hapiste yattı2
- parcalandim toparlanamiyorum322
- bol kaşarlı tost3
- insanın yaşamadığı olaydan ders çıkarması2
- erkeklere en güzel hitap şekilleri17
- boyun ağrısına iyi gelen şeyler15
- erkek hapşırması2
- ölümsüzlüğün sıkıcı bir şey olması2
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- entry formatına hakim olmayan eski nesil yazar2
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması16
- sevgilinin arabasıyla kaza yapmak9
- yogartiksen12
- kamyon sürerken dinlenecek şarkılar10
- nefret edilen hitap şekilleri11
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak19
- gece mesajlaşırken uyuya kalan erkek9
- sözlük çeteleri11
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz28
- cuma akşamı etkinlikleri8
- ben bu yazıyı hiç kimseye yazmadım5
- bi erkek için kütahyadan adanaya gitmek7
- çaylak olunca yan hesaplarla sözlüğe gelen işsiz10
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- cuma akşam eve girip pazartesi sabaha dek çıkmamak9
- hilafetin türklere faydası16
- hangi yazarla çift olursunuz28
- gecenin bir körü prezervatif isteyen komşu8
- ucan tekme atan hipopotam45
- kibarhergele14
- moda faciası olan şeyler7
- karton toplayan meric8
- bana onu sormayin22
her insanın aklının bir köşesinde daima bekleyen kaçış yoludur.
(bkz: acil çıkış)
(bkz: acil çıkış)
herkesin zaman zaman düşündüğü çaresizliğin son noktası.
yolun sonu. umutsuzlugun dibi.
başına binbir türlü bela geldiği ve bunlardan aşırı derecede sıkılan insanların yaptığı (kendini yok etme) olarak tanımladığımız yanlış bir davranış biçimidir.
allahın verdiği canı sadece allah alabilir senin ne hakın var.
allahın verdiği canı sadece allah alabilir senin ne hakın var.
arada bir düşünülen.
cesarettir. insan perişan bir halde de olsa kolay kolay vazgeçemez yaşamaktan. o yüzden eğer biri vazgeçiyorsa- akli dengesi bozuk olanlar hariç- acayip saygı duyuyorum, bir sanatçıya duyduğum gibi. belki ben garibim, bilmem.
tek kelime ile salaklıktır.hayat ne kadar zorlarsa zorlasın bu dünyada tutunacak bir dalınız mutlaka vardır . zaten o da yoksa allah canını alırmış .
bencillik.
insanın kendi canından vazgeçebilecek kadar ne sorunu olabilir ki?
insanın kendi canından vazgeçebilecek kadar ne sorunu olabilir ki?
edeceklere bir kez daha düşünmesi için ibretlik bir caps;
http://imageshack.us/phot...s/94/anansikimtwente.jpg/
bu adam hala yaşıyor. ona göre.
http://imageshack.us/phot...s/94/anansikimtwente.jpg/
bu adam hala yaşıyor. ona göre.
ara sıra her insanın aklından geçen eylem. dünyanın yaşanılabilecek bir yer olup olmadığını sorgulamaya başladığınız an bu düşüncenin beyninizi kemirmesi an meselesidir.
sürekli bir sonraki adımı düşünerek yaşamanın verdiği acı sonrası yaşanan öfke patlamasından mütevellit, alternatif kurtuluş yollarından biri olarak görülen olay.
ucuz ulan ucuz ! bin kere söyledik ya. hala aynı komiklik.
remeron diye ilaç var, reçetesiz veriliyor, iç 5 tane birden uyu. bir daha prens gelse kaldıramaz rahat ol.
remeron diye ilaç var, reçetesiz veriliyor, iç 5 tane birden uyu. bir daha prens gelse kaldıramaz rahat ol.
aldığınız her nefes içinize zehir olarak ilemeye başlamışsa, dahası sizin küçük ve masum hayalleriniz başkalarının gerçekleriyse, yapılması gayet yerindedir.
anlayamazsın ki...
mutlusun nasıl anlayacaksın.
ben mi? ben de mutluyum ama bazen.
o kadar mutluydum ki o gün portrede... ama sen nasıl anlayacaksın?
evimdeydim, uzun süreden sonra ilk kez; ölen annemin kokusu vardı hala yastıklarda ama bir o kadar da ürkütücüydü koridorun karanlığı.
tek başımaydım; afallamadım çünkü hayatta hep tek başımaydım. sadece değişik bir ürperti vardı içimde, garip bir tedirginlik, vücudum sıcacıkken sırt çizgimde dolaşan buz gibi parmak ucu gibi tüylerimi ürpetti ev. olmaz dedim. burası benim evim. gerek yok korkmaya...
içiyordum,müzik dinliyordum; nasıl da sevdiğim iki şey bir anda, aynı ortamda diye garipsedim; sonra hayatıma baktım.. son 8 aydır sadece bir günü yaşıyordum. içip ölmek istediğim, müzikle donanmış o günü.
son gün olabileceğini asla düşünmemiştim, zira olmadı da ama garip bi' gündü...
içiyordum işte, fonda kah moonspell - luna çaldı; kah pearl jam - black...
winampın azizliğine uğradım inanın, oysa sadece salakça basmıştım shuffle butonuna; düşünememiştim sonucunu.
babam şeker ve tansiyon hastasıydı. evde 9 aylık haplar vardı, üstünde neredeyse örümcek ağları. elimde müzik, kulağımda tınılar.
ayrıca dünya da boktan bi' yerdi,hep bilmiş ama polyannacılık oynamıştım. polyanna sanki on numara hatunmuş, ordinaryusmuş, dünya ekseni diye bir şey yerine dünya polyannası varmışçasına. mallıkta sınır tanımıyordum, sınırı gördüğümde görmezden geliyordum.
ne içtiğimi biliyorum ama ne kadar içtiğimi hatırlamıyorum. nasıl karar verdim bilmiyorum ama''evde kalınmaz' cümlesi verdirdi kararımı onu biliyorum.
kolaydı her şey.neden zor olsundu zaten, sonuçta olacak olan şey hep aynıydı. bir şekilde son nefes verilecekti.
bugün olsa kazançta olacaktım. ulan hayaımda bi' kez kazanacaktım. o da ölümle olacaktı.ne ironikti. ama olsun dedim.
oldu da...
kırmızı hapları hatırlıyorum. kırmzı kabloyu kesersek ölmüyoruz ya, bunları da içersek belki ölmeyiz diye düşünmedim inanın. yaklaşık 30 tane içtim ama; renksiz olan hayatım bari şu an renklensin diye daha fazla renge adadım kendimi.
kapsül haplar vardı; maviye bok yeşili. onlardan da içtim bi ton... yirmi üstünde olduğna eminim. beyazlar vardı; bir de yavru ağzı (renge bak mk) olanlar... her rengi denedim inanın.
uzandım yatağa, kime emanetsek artık... yarın ola hayrola dedik...
gece o bilinç yitimi ile uyanmış abdest almışım. demek ki kime emanet olduğumu bilinçaltımda biliyormuşum...
bornola gebermişim yatakta...
uyandım 2 gün sonra, burnumdaboru, bi yerimde sonda...
yoğun bakımmış, sanki ekmek kuyruğu amk.
hemşirelerde kaşar; kızın dövmesi de var, uuuuu entel diye dalga geçiyorlardı...
delirdim....
doktor zor sakinleştirdi.
katil olurdum, sorun yoktu.
babam geldi; neden dedi.
senin yüzünden mal demek yerine; kafamı çevirdim.
ölmedim, tünelin ucunda ışık mışık da görmedim.
bi ölen annemin hayalini gördüm, bi de vücudum haşat oldu. damar yollarım patlamış alkol ve ilaç bileşimi sebebiyle vücudumn yaşadığı ani titreme ve sarsılmalardan.
o günden beri düşünmedim dersem yalan söylerim. birinciyi yapana ikinci ya da üçüncü zor değil.
dövme gibi bu meret.canına kıymak, omzunakalp çizdirip içinden ok geçirmek kadar kolay.
ama yapmamaya gayret ediyorum.
inanın hayat bok tadında.
ben de gençlik bunalımını 10 yıl önce bıraktım.
ama ne zaman jilet görsem,ne zaman hap görsem, ne zaman üzgünken hap alsam...
gerip bi şey...
hani meth diyebi çocuk vardı ekşici, o çocuk atlayıp ölmesin diye çok dua ettim, o köprüde karar verirken ben de pc başındayken;
ama o çocuk kurtulsun da istedim bi taraftan... en fazla 40 saniye sürerdi sürmezdi...
halen bilemiyorum!
not: imlayı bi ara düzeltirim.
şu an değil.
mutlusun nasıl anlayacaksın.
ben mi? ben de mutluyum ama bazen.
o kadar mutluydum ki o gün portrede... ama sen nasıl anlayacaksın?
evimdeydim, uzun süreden sonra ilk kez; ölen annemin kokusu vardı hala yastıklarda ama bir o kadar da ürkütücüydü koridorun karanlığı.
tek başımaydım; afallamadım çünkü hayatta hep tek başımaydım. sadece değişik bir ürperti vardı içimde, garip bir tedirginlik, vücudum sıcacıkken sırt çizgimde dolaşan buz gibi parmak ucu gibi tüylerimi ürpetti ev. olmaz dedim. burası benim evim. gerek yok korkmaya...
içiyordum,müzik dinliyordum; nasıl da sevdiğim iki şey bir anda, aynı ortamda diye garipsedim; sonra hayatıma baktım.. son 8 aydır sadece bir günü yaşıyordum. içip ölmek istediğim, müzikle donanmış o günü.
son gün olabileceğini asla düşünmemiştim, zira olmadı da ama garip bi' gündü...
içiyordum işte, fonda kah moonspell - luna çaldı; kah pearl jam - black...
winampın azizliğine uğradım inanın, oysa sadece salakça basmıştım shuffle butonuna; düşünememiştim sonucunu.
babam şeker ve tansiyon hastasıydı. evde 9 aylık haplar vardı, üstünde neredeyse örümcek ağları. elimde müzik, kulağımda tınılar.
ayrıca dünya da boktan bi' yerdi,hep bilmiş ama polyannacılık oynamıştım. polyanna sanki on numara hatunmuş, ordinaryusmuş, dünya ekseni diye bir şey yerine dünya polyannası varmışçasına. mallıkta sınır tanımıyordum, sınırı gördüğümde görmezden geliyordum.
ne içtiğimi biliyorum ama ne kadar içtiğimi hatırlamıyorum. nasıl karar verdim bilmiyorum ama''evde kalınmaz' cümlesi verdirdi kararımı onu biliyorum.
kolaydı her şey.neden zor olsundu zaten, sonuçta olacak olan şey hep aynıydı. bir şekilde son nefes verilecekti.
bugün olsa kazançta olacaktım. ulan hayaımda bi' kez kazanacaktım. o da ölümle olacaktı.ne ironikti. ama olsun dedim.
oldu da...
kırmızı hapları hatırlıyorum. kırmzı kabloyu kesersek ölmüyoruz ya, bunları da içersek belki ölmeyiz diye düşünmedim inanın. yaklaşık 30 tane içtim ama; renksiz olan hayatım bari şu an renklensin diye daha fazla renge adadım kendimi.
kapsül haplar vardı; maviye bok yeşili. onlardan da içtim bi ton... yirmi üstünde olduğna eminim. beyazlar vardı; bir de yavru ağzı (renge bak mk) olanlar... her rengi denedim inanın.
uzandım yatağa, kime emanetsek artık... yarın ola hayrola dedik...
gece o bilinç yitimi ile uyanmış abdest almışım. demek ki kime emanet olduğumu bilinçaltımda biliyormuşum...
bornola gebermişim yatakta...
uyandım 2 gün sonra, burnumdaboru, bi yerimde sonda...
yoğun bakımmış, sanki ekmek kuyruğu amk.
hemşirelerde kaşar; kızın dövmesi de var, uuuuu entel diye dalga geçiyorlardı...
delirdim....
doktor zor sakinleştirdi.
katil olurdum, sorun yoktu.
babam geldi; neden dedi.
senin yüzünden mal demek yerine; kafamı çevirdim.
ölmedim, tünelin ucunda ışık mışık da görmedim.
bi ölen annemin hayalini gördüm, bi de vücudum haşat oldu. damar yollarım patlamış alkol ve ilaç bileşimi sebebiyle vücudumn yaşadığı ani titreme ve sarsılmalardan.
o günden beri düşünmedim dersem yalan söylerim. birinciyi yapana ikinci ya da üçüncü zor değil.
dövme gibi bu meret.canına kıymak, omzunakalp çizdirip içinden ok geçirmek kadar kolay.
ama yapmamaya gayret ediyorum.
inanın hayat bok tadında.
ben de gençlik bunalımını 10 yıl önce bıraktım.
ama ne zaman jilet görsem,ne zaman hap görsem, ne zaman üzgünken hap alsam...
gerip bi şey...
hani meth diyebi çocuk vardı ekşici, o çocuk atlayıp ölmesin diye çok dua ettim, o köprüde karar verirken ben de pc başındayken;
ama o çocuk kurtulsun da istedim bi taraftan... en fazla 40 saniye sürerdi sürmezdi...
halen bilemiyorum!
not: imlayı bi ara düzeltirim.
şu an değil.
bir insanın kendine yapabileceği iyiliklerin en başında gelmektedir sonuçta ainstein de cehennemde çoktan klimayı bulmuştur.
zordur bi kere ama hiç bir sebep de intihar ettiremez, ötanazi ayrı tabi.
Tanrıya son sözümü söyledim terbiye borcum yok dünyaya! diyerek çekip gitmektir
günahtır.
korkaklık ya da kaçış değil, 'alın bu sahte dünya yı götünüze sokun' deme biçmi.
Sonunda direk cehennem olması nedeniyle uzak durmak gerekir bari yaşarken bi şansımız var.
kur'anda günahtır. çünkü allah'ın verdiği canı sadece allah alır.
en büyük günah olarak kabul edilmektedir.
insanlarin bir kisminin kacis, bir kisminin gunah, bir kisminin da erken cikis bileti olarak degerlendirdigi kavram.
sanirim bunu yasamayanlar nasil bir his oldugunu, insanin bu asamaya nasil geldigini bilemez (ben de bilmiyorum).
o yuzden uzerinde atip tutmak yerine, bir kisiyi bu noktaya getiren unsurlara kafa yormak gerekir.
sanirim bunu yasamayanlar nasil bir his oldugunu, insanin bu asamaya nasil geldigini bilemez (ben de bilmiyorum).
o yuzden uzerinde atip tutmak yerine, bir kisiyi bu noktaya getiren unsurlara kafa yormak gerekir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar