bugün
- cumhuriyetin halka sorulmadan getirilmesi18
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği14
- beraber huzurevine çıkılacak yazarlar16
- arkadaşlar bir şey soracağım6
- 41 yaşına gelmiş hala daha sözlükte yazan adam13
- deniz göktaş25
- tulumba tatlısı6
- kadınlar memelerini birbirlerine gösteriyor mu10
- üniversitelerin cahil yetiştirmesi4
- hardcore ne demek sorunsalı4
- özel mesajla adres ver lan diyen yazar4
- sözlükte flörtleşmek22
- arkadaşlar nasıl olmuş4
- uzay neyin içerisinde genişliyor7
- lise 1deki haliniz karşınızda olsa ne dersiniz12
- yazarlara verilmiş lakaplar13
- erkekleri taciz eden kadın9
- ingiliz köpeği çeşitleri2
- taksici arkadaşın anlattığı enteresan hikayeler7
- fetö 1 milyon dolar verse vatanı satar mıydınız3
- eşiniz rol gereği öpüşse5
- koyu mavi oje2
- cem yılmaz3
- unutulmayacak film sahneleri2
- kadınların daha hayvansever olduğu gerçeği5
- sizce ben güzel miyim7
- karşılıklı aşk yaşamadan ölmek10
- 3000 yıldır kitap okuyoruz3
- mevlana3
- kemal kılıçdaroğlu13
- tai lung ile revani yemek5
- true nickli yazar4
- tai lung25
- recep tayyip erdoğanı sevmiyorum6
- nemin en çok olduğu il3
- zalican3
- en son gelen mesaj3
- egemen bağış2
- suca suruklenen cocuk6
- insanlığın yüzkarası2
- alttaki yazar ile kafes dövüşü yapıyoruz3
- iplenmeyen yazarlar3
- pandela44
- sözlüğün gerizekalı kaynaması3
- evli kadınla ilişki yaşar mısınız2
- fenerbahçe2
- cristiano ronaldo dos santos aveiro3
- kadın poposundan kasa diye bahseden erkek16
- sizlerdenbirisi2
- 3 temmuz 2026 portekiz hırvatistan maçı8
" sadri alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. o ağladıkça ben de ağlardım. nedenimi bilmez ağlardım. ağladıkça sadri' ye kıl kapar gıcık olurdum. üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, sadri' nin bu mecburiyetlere giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine..."
yeni tanıştığım ve dilini, üslubunu, anlatımını çok sevdiğim yazar.
Aynı zamanda yönetmen ve senaristmiş kendisi.
Erdal beşikçioğlu'nun "fakat müzeyyen bu derin bir tutku" filmi nedeni ile ilgimi çekti, filmi izlemeden önce kitabını okumak istedim. Önce dili yadırgıyorsunuz, alışılmadık bir üslup ama sonra kitabı ikinciye okumayı istiyorsunuz.
Eserleri
Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku
Kafka ile Kıraliça
Ma Sekerdo Kardaş?
Müzeyyen ile Nezahat
Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri.
Aynı zamanda yönetmen ve senaristmiş kendisi.
Erdal beşikçioğlu'nun "fakat müzeyyen bu derin bir tutku" filmi nedeni ile ilgimi çekti, filmi izlemeden önce kitabını okumak istedim. Önce dili yadırgıyorsunuz, alışılmadık bir üslup ama sonra kitabı ikinciye okumayı istiyorsunuz.
Eserleri
Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku
Kafka ile Kıraliça
Ma Sekerdo Kardaş?
Müzeyyen ile Nezahat
Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
“Semt, altıkol iskambil oynar gibi sinyaller, işmarlar, manyeller ile sessiz sedasız inliyordu ki, tüp gaz dağıtımı yapan bir kamyonet, hoparlöründen yayılan sinir bozucu bir melodi ile geçti. Hemen ardından rakip firmanın kamyoneti, kendi melodisi ile geçti. Semtin veletler korosu, “Oooo, ayıpsın ayıp!” nakaratı ile geçti. Nakarat, on metre yürüdü, “Ablanı alacağım, enişten olacağım, sana koca bulacağım” faslına geçti. Bastonlu dedeler, “Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç” ile geçti. Vakit geçti. Esnaflar Kıraathanesi’nin televizyonunda, Tütüncü Roza göğüsleri ile bir kadın şarkıcı ağır sahra topları gibi geçti. Geyik bakışlı iki turist ve boya sarışını bir fıstık geçti. Delikanlılar top üstünde kıza dönüp, su altı senkronize yüzücü vaziyeti alıp şarkıya geçtiler: “Kız hepsi senin mi?”. Boya sarışını fıstık, “Misafir ol gel bana, börekler açayım sana” edasıyla, hafif şıkıdım geçti. Görmüş geçirmiş, hayatın sırrına ermiş kadın sesli bir kız çocuğu, bakışı çakal bir taksicinin kaset çalarında gerçi: “Bana her şey seni hatırlatıyor.
“Ulan cik cik, mazin ne senin?” dedim içimden. Bacak kadar
kız, milletin baş tacı idi. Millette bu taçlardan çok vardı.
Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük.
Bir zamanlar sivil siyasi çalışan abilerimin kullandığı, simsiyah,
yılan gibi bir elli altı ile Samsunlu Orhan abim, ağır
çekim, kayarak, süzülerek geçti: “Dünya bir dert hanesiyse,
ben çilemi doldurmuşum, bir mektepse eğer hayat, ıstırapla
okumuşum.”
Tevellütü müsait olmayanlar dışında herkes, esas duruşa
geçti. Şarkı, hepimizin halini hatırını sorup, veletlerden makas
alıp, selam edip geçti. Ellerimizi kalplerimiz üstüne koyup,
boyun kırıp, “Eyvallah abi,” dedik külliyen, “hürmetler
abim benim.”
Herkes adına acı çekmekle dönüşerek, artık abide halini
almış Samsunlu Orhan abimden sonra, her şey eski haline
geçti.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
kitabı elime aldığımdan beri şu kısımdan öte gidemiyorum arkadaş!
bayılıyorum böyle yazılara.
yetmiş kere okumuşumdur abartısız ve günlerdir düşünüyorum "bu kısım bana neyi hatırlatıyor?" diye, buldum buldum, bugün buldum, nedensizce bana edip babanın "masa" şiirini hatırlatıyor bu kısım. o havada okuyorum, benzer hislerle okuyorum ikisini de buldum!
MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip CANSEVER
“Semt, altıkol iskambil oynar gibi sinyaller, işmarlar, manyeller ile sessiz sedasız inliyordu ki, tüp gaz dağıtımı yapan bir kamyonet, hoparlöründen yayılan sinir bozucu bir melodi ile geçti. Hemen ardından rakip firmanın kamyoneti, kendi melodisi ile geçti. Semtin veletler korosu, “Oooo, ayıpsın ayıp!” nakaratı ile geçti. Nakarat, on metre yürüdü, “Ablanı alacağım, enişten olacağım, sana koca bulacağım” faslına geçti. Bastonlu dedeler, “Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç” ile geçti. Vakit geçti. Esnaflar Kıraathanesi’nin televizyonunda, Tütüncü Roza göğüsleri ile bir kadın şarkıcı ağır sahra topları gibi geçti. Geyik bakışlı iki turist ve boya sarışını bir fıstık geçti. Delikanlılar top üstünde kıza dönüp, su altı senkronize yüzücü vaziyeti alıp şarkıya geçtiler: “Kız hepsi senin mi?”. Boya sarışını fıstık, “Misafir ol gel bana, börekler açayım sana” edasıyla, hafif şıkıdım geçti. Görmüş geçirmiş, hayatın sırrına ermiş kadın sesli bir kız çocuğu, bakışı çakal bir taksicinin kaset çalarında gerçi: “Bana her şey seni hatırlatıyor.
“Ulan cik cik, mazin ne senin?” dedim içimden. Bacak kadar
kız, milletin baş tacı idi. Millette bu taçlardan çok vardı.
Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük.
Bir zamanlar sivil siyasi çalışan abilerimin kullandığı, simsiyah,
yılan gibi bir elli altı ile Samsunlu Orhan abim, ağır
çekim, kayarak, süzülerek geçti: “Dünya bir dert hanesiyse,
ben çilemi doldurmuşum, bir mektepse eğer hayat, ıstırapla
okumuşum.”
Tevellütü müsait olmayanlar dışında herkes, esas duruşa
geçti. Şarkı, hepimizin halini hatırını sorup, veletlerden makas
alıp, selam edip geçti. Ellerimizi kalplerimiz üstüne koyup,
boyun kırıp, “Eyvallah abi,” dedik külliyen, “hürmetler
abim benim.”
Herkes adına acı çekmekle dönüşerek, artık abide halini
almış Samsunlu Orhan abimden sonra, her şey eski haline
geçti.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
kitabı elime aldığımdan beri şu kısımdan öte gidemiyorum arkadaş!
bayılıyorum böyle yazılara.
yetmiş kere okumuşumdur abartısız ve günlerdir düşünüyorum "bu kısım bana neyi hatırlatıyor?" diye, buldum buldum, bugün buldum, nedensizce bana edip babanın "masa" şiirini hatırlatıyor bu kısım. o havada okuyorum, benzer hislerle okuyorum ikisini de buldum!
MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip CANSEVER
‘’Müzeyyen’’ dedim fısıldayarak,
‘’Müzeyyen, ben ölüyorum.’’
ilhami Algör.
‘’Müzeyyen, ben ölüyorum.’’
ilhami Algör.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar