bugün
- mikroplastik kirliliği2
- gocu beyin günü aydın olsun2
- farklı alemlere yolculuk2
- arabayla almanya'dan türkiye'ye gitmek11
- yeni partinin çerçeve yasa kararı15
- eşitlik mi özgürlük mü8
- yaşlandığının farkına varmak9
- ekşi sözlük referans17
- türkiye10
- ekonomi8
- recep tayyip erdoğan7
- mekke anlaşması20
- gammazlığı elinden alınan yazar15
- müzik dinlemek5
- sözlük yazarlarının hayatını değiştirecek şey4
- dağ evi olmayan erkek5
- kainattaki değişim2
- sözlük yazarlarının kekleri5
- sonradan olma2
- sözlüğün çok durgun olması6
- asosyal ve çirkin olmak4
- tarım3
- bakan göktaş'tan şehit ailelerine müjde11
- kartoncu birader vs erecto bey3
- sıcak hava vs soğuk hava6
- merfulu11
- spor olsun diye her yere yürüyen insan10
- orospu çocuğu gördüm de böylesini hiç görmedim3
- evlenmeme nedenleri5
- kaç ayda bir banyo oluyorsunuz16
- ev almak isteyenlere tavsiye7
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler5
- clean girl akımı4
- sigara içmeyen erkek4
- günlük tutan erkek19
- yahudi olmak için anneniz yahudi olması gerekiyor3
- yahudilere sallayan kitaplar3
- emekliler2
- emeklilik2
- sözlük kızları çirkin oldukları için buradalar4
- pkklıların salıverilmesine uludağ sözlüğün tepkisi19
- cansever19
- bana gel film izleriz diyen erkek16
- apı uygulama programlama ara yüzü2
- çerçeve yasa10
- allah'ın doğurmamış ve doğmamış olması2
- yanlışlıkla gey olmak9
- hutiler suudlara saldırdı ne olacak4
- yazarların para ödediği yapay zekalar7
- dönen tekme atabilen sözlük yazarları7
‘’Müzeyyen’’ dedim fısıldayarak,
‘’Müzeyyen, ben ölüyorum.’’
ilhami Algör.
‘’Müzeyyen, ben ölüyorum.’’
ilhami Algör.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
“Semt, altıkol iskambil oynar gibi sinyaller, işmarlar, manyeller ile sessiz sedasız inliyordu ki, tüp gaz dağıtımı yapan bir kamyonet, hoparlöründen yayılan sinir bozucu bir melodi ile geçti. Hemen ardından rakip firmanın kamyoneti, kendi melodisi ile geçti. Semtin veletler korosu, “Oooo, ayıpsın ayıp!” nakaratı ile geçti. Nakarat, on metre yürüdü, “Ablanı alacağım, enişten olacağım, sana koca bulacağım” faslına geçti. Bastonlu dedeler, “Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç” ile geçti. Vakit geçti. Esnaflar Kıraathanesi’nin televizyonunda, Tütüncü Roza göğüsleri ile bir kadın şarkıcı ağır sahra topları gibi geçti. Geyik bakışlı iki turist ve boya sarışını bir fıstık geçti. Delikanlılar top üstünde kıza dönüp, su altı senkronize yüzücü vaziyeti alıp şarkıya geçtiler: “Kız hepsi senin mi?”. Boya sarışını fıstık, “Misafir ol gel bana, börekler açayım sana” edasıyla, hafif şıkıdım geçti. Görmüş geçirmiş, hayatın sırrına ermiş kadın sesli bir kız çocuğu, bakışı çakal bir taksicinin kaset çalarında gerçi: “Bana her şey seni hatırlatıyor.
“Ulan cik cik, mazin ne senin?” dedim içimden. Bacak kadar
kız, milletin baş tacı idi. Millette bu taçlardan çok vardı.
Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük.
Bir zamanlar sivil siyasi çalışan abilerimin kullandığı, simsiyah,
yılan gibi bir elli altı ile Samsunlu Orhan abim, ağır
çekim, kayarak, süzülerek geçti: “Dünya bir dert hanesiyse,
ben çilemi doldurmuşum, bir mektepse eğer hayat, ıstırapla
okumuşum.”
Tevellütü müsait olmayanlar dışında herkes, esas duruşa
geçti. Şarkı, hepimizin halini hatırını sorup, veletlerden makas
alıp, selam edip geçti. Ellerimizi kalplerimiz üstüne koyup,
boyun kırıp, “Eyvallah abi,” dedik külliyen, “hürmetler
abim benim.”
Herkes adına acı çekmekle dönüşerek, artık abide halini
almış Samsunlu Orhan abimden sonra, her şey eski haline
geçti.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
kitabı elime aldığımdan beri şu kısımdan öte gidemiyorum arkadaş!
bayılıyorum böyle yazılara.
yetmiş kere okumuşumdur abartısız ve günlerdir düşünüyorum "bu kısım bana neyi hatırlatıyor?" diye, buldum buldum, bugün buldum, nedensizce bana edip babanın "masa" şiirini hatırlatıyor bu kısım. o havada okuyorum, benzer hislerle okuyorum ikisini de buldum!
MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip CANSEVER
“Semt, altıkol iskambil oynar gibi sinyaller, işmarlar, manyeller ile sessiz sedasız inliyordu ki, tüp gaz dağıtımı yapan bir kamyonet, hoparlöründen yayılan sinir bozucu bir melodi ile geçti. Hemen ardından rakip firmanın kamyoneti, kendi melodisi ile geçti. Semtin veletler korosu, “Oooo, ayıpsın ayıp!” nakaratı ile geçti. Nakarat, on metre yürüdü, “Ablanı alacağım, enişten olacağım, sana koca bulacağım” faslına geçti. Bastonlu dedeler, “Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç” ile geçti. Vakit geçti. Esnaflar Kıraathanesi’nin televizyonunda, Tütüncü Roza göğüsleri ile bir kadın şarkıcı ağır sahra topları gibi geçti. Geyik bakışlı iki turist ve boya sarışını bir fıstık geçti. Delikanlılar top üstünde kıza dönüp, su altı senkronize yüzücü vaziyeti alıp şarkıya geçtiler: “Kız hepsi senin mi?”. Boya sarışını fıstık, “Misafir ol gel bana, börekler açayım sana” edasıyla, hafif şıkıdım geçti. Görmüş geçirmiş, hayatın sırrına ermiş kadın sesli bir kız çocuğu, bakışı çakal bir taksicinin kaset çalarında gerçi: “Bana her şey seni hatırlatıyor.
“Ulan cik cik, mazin ne senin?” dedim içimden. Bacak kadar
kız, milletin baş tacı idi. Millette bu taçlardan çok vardı.
Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük.
Bir zamanlar sivil siyasi çalışan abilerimin kullandığı, simsiyah,
yılan gibi bir elli altı ile Samsunlu Orhan abim, ağır
çekim, kayarak, süzülerek geçti: “Dünya bir dert hanesiyse,
ben çilemi doldurmuşum, bir mektepse eğer hayat, ıstırapla
okumuşum.”
Tevellütü müsait olmayanlar dışında herkes, esas duruşa
geçti. Şarkı, hepimizin halini hatırını sorup, veletlerden makas
alıp, selam edip geçti. Ellerimizi kalplerimiz üstüne koyup,
boyun kırıp, “Eyvallah abi,” dedik külliyen, “hürmetler
abim benim.”
Herkes adına acı çekmekle dönüşerek, artık abide halini
almış Samsunlu Orhan abimden sonra, her şey eski haline
geçti.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
kitabı elime aldığımdan beri şu kısımdan öte gidemiyorum arkadaş!
bayılıyorum böyle yazılara.
yetmiş kere okumuşumdur abartısız ve günlerdir düşünüyorum "bu kısım bana neyi hatırlatıyor?" diye, buldum buldum, bugün buldum, nedensizce bana edip babanın "masa" şiirini hatırlatıyor bu kısım. o havada okuyorum, benzer hislerle okuyorum ikisini de buldum!
MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip CANSEVER
yeni tanıştığım ve dilini, üslubunu, anlatımını çok sevdiğim yazar.
Aynı zamanda yönetmen ve senaristmiş kendisi.
Erdal beşikçioğlu'nun "fakat müzeyyen bu derin bir tutku" filmi nedeni ile ilgimi çekti, filmi izlemeden önce kitabını okumak istedim. Önce dili yadırgıyorsunuz, alışılmadık bir üslup ama sonra kitabı ikinciye okumayı istiyorsunuz.
Eserleri
Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku
Kafka ile Kıraliça
Ma Sekerdo Kardaş?
Müzeyyen ile Nezahat
Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri.
Aynı zamanda yönetmen ve senaristmiş kendisi.
Erdal beşikçioğlu'nun "fakat müzeyyen bu derin bir tutku" filmi nedeni ile ilgimi çekti, filmi izlemeden önce kitabını okumak istedim. Önce dili yadırgıyorsunuz, alışılmadık bir üslup ama sonra kitabı ikinciye okumayı istiyorsunuz.
Eserleri
Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku
Kafka ile Kıraliça
Ma Sekerdo Kardaş?
Müzeyyen ile Nezahat
Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri.
" sadri alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. o ağladıkça ben de ağlardım. nedenimi bilmez ağlardım. ağladıkça sadri' ye kıl kapar gıcık olurdum. üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, sadri' nin bu mecburiyetlere giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar