bugün
- osuruktan şiirler37
- kanal ayarlama 1500 lira9
- arkadaşlar benden el mankeni olur mu4
- oyları bölmeyin diyen tipler nerde6
- karınızın mini giymesine izin verir misiniz6
- velvet'in aylık geliri6
- yeni anayasa3
- devletin temeli adalettir5
- mini elbise4
- sözlükten soğuma nedenleri17
- şeytanın insanlardan ders alması4
- bir daha doğmayacak olmak4
- küçük sürprizler yapmak5
- mini etek karşıtı seküler2
- türbanı yasaklayan mallar2
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- beyaz tenli gotik kız3
- modern insanın mutlu olma ihtimali4
- ben geldim kerkenezler18
- gerdek gecesinde sevişmek zorunda mıyız3
- ölüp hayalet olarak geri gelmek4
- yapay zekaya entry yazdıran yazar7
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener3
- claudian clouds22
- çocukluğun son günü3
- sevgiliye sorulan ilginç sorular6
- yazarların özel mesaj sayıları5
- iyi parti17
- cem yılmaz'dan daha komik olmak2
- kısır9
- tai lung4
- türbanlı bir kadınla evlenir misiniz2
- bir gün uludağda kapanacak3
- yobazlık belirtileri2
- karınıza haşema giydirir misiniz2
- 777 diyen erkolar8
- uludağ sözlükte yazma hevesini kaybetmek3
- herkesi yakalayan falcı yalanları2
- aklınıza gelen şarkı sözü10
- simko315
- normal taklidi yapmak4
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- bugün ne oldu2
- maddesel gerçekliği manipüle edebilen zihin4
- hiç geçmeyen huzursuzluk hissi4
- akrep burcu kini8
- gollumun gözü yüzükte6
- hayatının başrolünü başkasına vermek3
- gece yolda sessizce yürüyen esrarengiz adam2
" sadri alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. o ağladıkça ben de ağlardım. nedenimi bilmez ağlardım. ağladıkça sadri' ye kıl kapar gıcık olurdum. üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, sadri' nin bu mecburiyetlere giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine..."
yeni tanıştığım ve dilini, üslubunu, anlatımını çok sevdiğim yazar.
Aynı zamanda yönetmen ve senaristmiş kendisi.
Erdal beşikçioğlu'nun "fakat müzeyyen bu derin bir tutku" filmi nedeni ile ilgimi çekti, filmi izlemeden önce kitabını okumak istedim. Önce dili yadırgıyorsunuz, alışılmadık bir üslup ama sonra kitabı ikinciye okumayı istiyorsunuz.
Eserleri
Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku
Kafka ile Kıraliça
Ma Sekerdo Kardaş?
Müzeyyen ile Nezahat
Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri.
Aynı zamanda yönetmen ve senaristmiş kendisi.
Erdal beşikçioğlu'nun "fakat müzeyyen bu derin bir tutku" filmi nedeni ile ilgimi çekti, filmi izlemeden önce kitabını okumak istedim. Önce dili yadırgıyorsunuz, alışılmadık bir üslup ama sonra kitabı ikinciye okumayı istiyorsunuz.
Eserleri
Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku
Kafka ile Kıraliça
Ma Sekerdo Kardaş?
Müzeyyen ile Nezahat
Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
“Semt, altıkol iskambil oynar gibi sinyaller, işmarlar, manyeller ile sessiz sedasız inliyordu ki, tüp gaz dağıtımı yapan bir kamyonet, hoparlöründen yayılan sinir bozucu bir melodi ile geçti. Hemen ardından rakip firmanın kamyoneti, kendi melodisi ile geçti. Semtin veletler korosu, “Oooo, ayıpsın ayıp!” nakaratı ile geçti. Nakarat, on metre yürüdü, “Ablanı alacağım, enişten olacağım, sana koca bulacağım” faslına geçti. Bastonlu dedeler, “Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç” ile geçti. Vakit geçti. Esnaflar Kıraathanesi’nin televizyonunda, Tütüncü Roza göğüsleri ile bir kadın şarkıcı ağır sahra topları gibi geçti. Geyik bakışlı iki turist ve boya sarışını bir fıstık geçti. Delikanlılar top üstünde kıza dönüp, su altı senkronize yüzücü vaziyeti alıp şarkıya geçtiler: “Kız hepsi senin mi?”. Boya sarışını fıstık, “Misafir ol gel bana, börekler açayım sana” edasıyla, hafif şıkıdım geçti. Görmüş geçirmiş, hayatın sırrına ermiş kadın sesli bir kız çocuğu, bakışı çakal bir taksicinin kaset çalarında gerçi: “Bana her şey seni hatırlatıyor.
“Ulan cik cik, mazin ne senin?” dedim içimden. Bacak kadar
kız, milletin baş tacı idi. Millette bu taçlardan çok vardı.
Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük.
Bir zamanlar sivil siyasi çalışan abilerimin kullandığı, simsiyah,
yılan gibi bir elli altı ile Samsunlu Orhan abim, ağır
çekim, kayarak, süzülerek geçti: “Dünya bir dert hanesiyse,
ben çilemi doldurmuşum, bir mektepse eğer hayat, ıstırapla
okumuşum.”
Tevellütü müsait olmayanlar dışında herkes, esas duruşa
geçti. Şarkı, hepimizin halini hatırını sorup, veletlerden makas
alıp, selam edip geçti. Ellerimizi kalplerimiz üstüne koyup,
boyun kırıp, “Eyvallah abi,” dedik külliyen, “hürmetler
abim benim.”
Herkes adına acı çekmekle dönüşerek, artık abide halini
almış Samsunlu Orhan abimden sonra, her şey eski haline
geçti.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
kitabı elime aldığımdan beri şu kısımdan öte gidemiyorum arkadaş!
bayılıyorum böyle yazılara.
yetmiş kere okumuşumdur abartısız ve günlerdir düşünüyorum "bu kısım bana neyi hatırlatıyor?" diye, buldum buldum, bugün buldum, nedensizce bana edip babanın "masa" şiirini hatırlatıyor bu kısım. o havada okuyorum, benzer hislerle okuyorum ikisini de buldum!
MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip CANSEVER
“Semt, altıkol iskambil oynar gibi sinyaller, işmarlar, manyeller ile sessiz sedasız inliyordu ki, tüp gaz dağıtımı yapan bir kamyonet, hoparlöründen yayılan sinir bozucu bir melodi ile geçti. Hemen ardından rakip firmanın kamyoneti, kendi melodisi ile geçti. Semtin veletler korosu, “Oooo, ayıpsın ayıp!” nakaratı ile geçti. Nakarat, on metre yürüdü, “Ablanı alacağım, enişten olacağım, sana koca bulacağım” faslına geçti. Bastonlu dedeler, “Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç” ile geçti. Vakit geçti. Esnaflar Kıraathanesi’nin televizyonunda, Tütüncü Roza göğüsleri ile bir kadın şarkıcı ağır sahra topları gibi geçti. Geyik bakışlı iki turist ve boya sarışını bir fıstık geçti. Delikanlılar top üstünde kıza dönüp, su altı senkronize yüzücü vaziyeti alıp şarkıya geçtiler: “Kız hepsi senin mi?”. Boya sarışını fıstık, “Misafir ol gel bana, börekler açayım sana” edasıyla, hafif şıkıdım geçti. Görmüş geçirmiş, hayatın sırrına ermiş kadın sesli bir kız çocuğu, bakışı çakal bir taksicinin kaset çalarında gerçi: “Bana her şey seni hatırlatıyor.
“Ulan cik cik, mazin ne senin?” dedim içimden. Bacak kadar
kız, milletin baş tacı idi. Millette bu taçlardan çok vardı.
Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük.
Bir zamanlar sivil siyasi çalışan abilerimin kullandığı, simsiyah,
yılan gibi bir elli altı ile Samsunlu Orhan abim, ağır
çekim, kayarak, süzülerek geçti: “Dünya bir dert hanesiyse,
ben çilemi doldurmuşum, bir mektepse eğer hayat, ıstırapla
okumuşum.”
Tevellütü müsait olmayanlar dışında herkes, esas duruşa
geçti. Şarkı, hepimizin halini hatırını sorup, veletlerden makas
alıp, selam edip geçti. Ellerimizi kalplerimiz üstüne koyup,
boyun kırıp, “Eyvallah abi,” dedik külliyen, “hürmetler
abim benim.”
Herkes adına acı çekmekle dönüşerek, artık abide halini
almış Samsunlu Orhan abimden sonra, her şey eski haline
geçti.
--fakat müzeyyen bu derin bir tutku--
kitabı elime aldığımdan beri şu kısımdan öte gidemiyorum arkadaş!
bayılıyorum böyle yazılara.
yetmiş kere okumuşumdur abartısız ve günlerdir düşünüyorum "bu kısım bana neyi hatırlatıyor?" diye, buldum buldum, bugün buldum, nedensizce bana edip babanın "masa" şiirini hatırlatıyor bu kısım. o havada okuyorum, benzer hislerle okuyorum ikisini de buldum!
MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Edip CANSEVER
‘’Müzeyyen’’ dedim fısıldayarak,
‘’Müzeyyen, ben ölüyorum.’’
ilhami Algör.
‘’Müzeyyen, ben ölüyorum.’’
ilhami Algör.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar