bugün
- yalnız yaşayan erkek özellikleri7
- askerde sahip olunan en büyük lüks5
- habire1214
- sözlükteki arap döven kızlar5
- sözlükteki sinsi köpekler7
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi12
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması9
- era7capone4
- arap gel oğlum kuçu kuçu4
- habire'nin fendi kadını yendi4
- sıfır atık vakfı11
- bilerek ponziye dahil olmak7
- hesap ödemeyi teklif dahi etmeyen kız4
- çaylak olmadan önceki son kahve4
- 0 0 716
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi9
- evrene enerji gönderen müslüman9
- aleksey batrakov5
- cop318
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri53
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı35
- yahudi kürt ailenin çocuğu olmak4
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- ilk buluşmada evden kek getiren kız5
- aslan dövmenin aslında zor olmaması5
- samed ağırbaş7
- karı koca sözlükte takılan yazarlar4
- uluslararası ilişkiler bölümünün özeti3
- fusya semsiyeli yabanci25
- 1000 mbps internet3
- sözlük erkeklerinin omuzları2
- ilk buluşmada erkek sevgiliyi evden tofaşla almak2
- ceketimizi koysak kazanırız zaten7
- katlanılabilir telefon2
- yoldan geçerken taciz eden yaşlı hanımefendi2
- pikapta müzik dinlemek2
- günbatımında eski dostunla konuşmak2
- illüminati filmleri3
- yapay zeka ile resim video içerik üretmek4
- tr dışında neden hiçbir devlet kktc'yi tanımıyor4
- amedspor'un süper ligin lideri olması7
- soğan çuvalını sırtlarken sevgiliye yakalanmak4
- saddam hüseyin12
- saddam hüseyin ve ibrahim tatlıses benzerliği3
- yazarların pazar günü planları5
- trakya'dan slovakya'ya gitmek6
- alternatif türkçe rock müziğin iyice kaybolması3
- galatasaray'ın osimhen başvurusunun reddedilmesi2
- ismail kartal8
Sözlükte arayıpta bulamayınca şok olduğum olaydır. Sene 570-571 civarları, asr-ı saadetten yıllar öncesi. Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v.) doğmasından hemen önce. Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem isimli şahıs kabe'ye ziyarete gelen kervanları ve turistleri çekmek için Kulleys veya Kalis adında bir kilisevari bir yapı yaptırır. Sözüm ona bizim araplarda bu kilise gibi şeyin içine bi güzel sıçarlar(evet bildiğiniz kaka). Tamam katılıyorum, araplar yanlış yaptığını düşünebilirsiniz. Ama kimse sormamıştır niye yaptılar diye? Niye mi yaptılar? efenim mimarisini beğenmemişler ve Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem'nin söylediği "bu kilise allah'ın evinden bile büyük olacak"(tam yansıtmamış olabilirim) sözünü duyunca "sıçarım lan ben böyle işe" deyip, sıçmışlardır hakkatende.
Efenim Ebrehe bey bu pisleme olayını görünce, bide kiliseye az ziyaretçi gelince kafaları yemiş. Sinirden küplere binmiş, delirip orduyu hazırlatmıştır. Altmış bin asker ve 9-10 tanecik fil ile mekkeyi fethe çıkmıştır aklı sıra. Mekkeye gelene kadar yolda bir iki yer fethetmiş ve ordan bir rehber bulmuştur kendine. Rehberide kıçına takıp mekke dolaylarına gelip beklemeye koyulmuştur. O arada, kanımca bir iki asker Efendimizin dedesi abdulmuttalib'in develerini araklamıştır(abdulmuttalib o sıralarda mekkenin ve kabenin koruyucusu idi). Abdulmuttalib bunu öğrenince hemen Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem'in yanına gelip ondan develerini istemiş ve şu güzel cümleyi söylemiştir : "Ben develerin sahibiyim. Kâbe'nin de sahibi var, O onu korur".
Bu konuşmadan sonra tüm mekkeliler dağa çıkıp beklemeye koyuldular.Sabahleyin erken saatlerde Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem hazırlıklarını yapıp önüne filleride katarak kabe'ye yönelmiştir. Lakin kabeye yaklaşırken filler bi anda yere çökmüş ve ilerlemez olmuşlardır. Filleri kızgın demirler ile zorlamalarına rağmen filler bir adım bile atmamışlardır. Fakat öyle bir olaydırki bu, filleri geri çektiklerinde gelmektedirler ileriye ise gitmemektedirler. Tam bu sırada deniz tarafından kırlangıça benzeye ebabil ismindeki kuşlar askerlerin üstlerine gelip gaga ve ayaklarındaki taşları ordunun üzerine boşaltmışlardır. Rivayetlere göre bu taşların kor gibi sıcak olduğuda söylenmektedir. Kesin bir bilgi olmamakla beraber o attıkları taşlar ordunun büyük bir kısmını telef etmeye yetmiştir.
ha şimdi sorcaksınız Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem'ye ne oldu diye, hemen söylüyüm efenim hafiften "sıçmıştır" kendisi.
Efenim Ebrehe bey bu pisleme olayını görünce, bide kiliseye az ziyaretçi gelince kafaları yemiş. Sinirden küplere binmiş, delirip orduyu hazırlatmıştır. Altmış bin asker ve 9-10 tanecik fil ile mekkeyi fethe çıkmıştır aklı sıra. Mekkeye gelene kadar yolda bir iki yer fethetmiş ve ordan bir rehber bulmuştur kendine. Rehberide kıçına takıp mekke dolaylarına gelip beklemeye koyulmuştur. O arada, kanımca bir iki asker Efendimizin dedesi abdulmuttalib'in develerini araklamıştır(abdulmuttalib o sıralarda mekkenin ve kabenin koruyucusu idi). Abdulmuttalib bunu öğrenince hemen Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem'in yanına gelip ondan develerini istemiş ve şu güzel cümleyi söylemiştir : "Ben develerin sahibiyim. Kâbe'nin de sahibi var, O onu korur".
Bu konuşmadan sonra tüm mekkeliler dağa çıkıp beklemeye koyuldular.Sabahleyin erken saatlerde Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem hazırlıklarını yapıp önüne filleride katarak kabe'ye yönelmiştir. Lakin kabeye yaklaşırken filler bi anda yere çökmüş ve ilerlemez olmuşlardır. Filleri kızgın demirler ile zorlamalarına rağmen filler bir adım bile atmamışlardır. Fakat öyle bir olaydırki bu, filleri geri çektiklerinde gelmektedirler ileriye ise gitmemektedirler. Tam bu sırada deniz tarafından kırlangıça benzeye ebabil ismindeki kuşlar askerlerin üstlerine gelip gaga ve ayaklarındaki taşları ordunun üzerine boşaltmışlardır. Rivayetlere göre bu taşların kor gibi sıcak olduğuda söylenmektedir. Kesin bir bilgi olmamakla beraber o attıkları taşlar ordunun büyük bir kısmını telef etmeye yetmiştir.
ha şimdi sorcaksınız Ebrehe b. Sabbah el-Eşrem'ye ne oldu diye, hemen söylüyüm efenim hafiften "sıçmıştır" kendisi.
Alemlerin Rabbi olan Allah
Bir peygamber gönderecekse eğer
Yıldızlarla duyurdu bu haberi
Kamer menzillerinde üç yıldız doğar,
Şimdi son kez doğacak yıldızlar
Müjde üstüne müjde
Nur üstüne nur gibi,
Şimdi son kez müjdeleyecek
O son aziz Peygamberi;
Elli iki gün var...
Hane-i Saadet'te hüzün ve sevinç iç içe
Tesellisini bekliyor annelerin annesi,
Eşini kaybetmiş hazin bakışlarıyla
incisini bekliyor
Belki o minik kalp atışlarını duyuyor.
Belki gözyaşı döküyor,
Babasız dünyaya geleceğine,
Ama taşıdığı rahmetin farkındadır Hz. Amine…
Tam elli iki gün var.
Ve yıldızlarında ötesinde hazırlıklar...
Kuşlar var,
Kuşlar...
Bakışlarıyla mesafeler aşmakta...
Kuşlar;
Dünyadan çok uzakta;
Ama hızla dünyaya yaklaşmakta...
Tam elli iki gün var.
Mekke-i Mükerreme'de bir felaket haberi;
Yemen valisi Ebrehe, Kabe'ye saldıracak!
Abdülmuttalib'in alınan iki yüz devesi...
Mekke reisi, develerini istiyor,
Kabe'nin sahibi Kabeyi koruyor!
Ebrehe öfkeli;'Onu bana karşı kimse koruyamaz' diyor.
Kureyş'in Ulusu son sözünü söylüyor;
Ben Ona karışmam, işte Sen işte O...
Elli iki gün var.
Mekke halkı tepelere yürüyor, dağ başlarına
Mekke boşaltılır, Harem-i Şerif mahsun, Abdülmuttalib mahsun...
Kureyş'in Ulusu Kabenin halkasına tutunur,
ilahi, dokunulmazlığı tehlikeye düşmüş olanları koru!
Kabe'yi ve Kabe Halkını Koru!
Ve ardından O da yürür Dağlara,
Bir tek örtüsü kalır Kabe'nin
Yemen alacası bir örtü...
Hane-i Saadet yalnız, makam-i ibrahim yalnız...
Hicri ismail, Hacer-ül Esvet,
Ve Kabe-i Muazzama yapayalnız…
Ve Kuşlar;
Ayak yapılarından belli ki, sadece uçmak için yaratılmışlar,
Bir yere kesinlikle konmayacaklar…
Kuşlar… hızla dünya semasına yaklaşmakta.
Elli iki gün var…
Muassaf vadisinde Ebrehe’nin ordusu,
En önde devasa bir fil, ardında altmış bin sefil,
Kabe’yi yıkmak için harekete geçiyor.
Daha adımını atmadan fil, Ebrehe’nin yol göstericisi Tufeyl,
Yaklaşıp kulağına bir şeyler fısıldıyor…
‘Mamut, sağ ve selametle geldiğin yere dön!,
Çünkü sen, Allah'ın dokunulmaz kıldığı memlekettesin;
Ve Tufeyl de çekilir dağlara...
Ve fil dizlei üstüne çöker.
orduda bir kargaşa.
ne oldu bu file?, yönü başka tarafa çevrilince koşuyor,
Hem de delice bir süratle...
Ama Kabe'ye doğru döndürülünce yüzü, kapanıyor dizlerinin üstüne.
Ucu sivri demirler sokuluyor burnuna, Mamut kalksın ve yürüsün diye,
Ama nafile...
Tam o esnada gökyüzünde Yemen tarafında bir karartı,
Kapkara bir bulut gibi, deniz üzerinden git gide yaklaşan,
Yaklaştıkca netleşen bir karartı...
Ve dehşetle açılan gözler...
Ve sapsarı kesilen yüzler...
Bir ses:
'Dayana bilecekseniz bakın' diyor. Çünkü,
Gökten Ebabiller yağıyor.
Yeryüzünde hiç görülmemiş kuşlar, irili ufaklı, bölük bölük, fırka fırka,
Birbiri ardınca,
Başları vahşi hayvanların başı gibi, gagalarında ve ayaklarında taşlar,
Pişirilmiş çamurdan.
Kanatları benek benek karbeyazı,
O ilahi nurdan, ve alınlarında bir yazı:
EL KAHHAR
Belli ki azap için yaratılmışlar.
işte başlıyor azap...
Ebrehe ile altmışbin kişilik ordusu ve sicim gibi yağan taşlar...
Taşlaşmış yürekleri söküp çıkaran taşlar.
Elli iki gün var,
Kabe yalnız değil, Kabe sahipsiz değil.
Ve haykırıyor Kabe;
Hani nerede ordunuz?
Hani gururlanıyordunuz?
Hani kaçış yurdunuz?
Hem nereye kaçıyorsunuz?
Takip eden Allah, nereye kaçıcaksınız?
Takip eden Allah...
Bu gün fil ordusundan bu azabı tatmayan hiç kimse kalmayacak.
Ebrehe malup, galip olan Allah,
Biliniz ki sonunuz alevli bir ahtır.
intikam alanların en hayırlısı Allah'tır.
Yarabbi;
Bu gün ve bu günden sonra,
Eğer bir Ebrehe ruhu, toplayıp ordusunu, yürürse haremine...
Ne olur Ebabillerini gönderme.
Muhammedi muhabbetle dolu bir tek kalpde duruncaya dek gönderme kuşlarını.
O gün dağlara çekilen halk,
Nasıl korku içinde izlediyse Onları,
Bu gün Ebabiller izlesin bizi,
Ve yeryüzü duysun sesimizi...
Kabe-i Muazzamanın koruyucusu biziz,
Çünkü biz Ümmeti Muhammediz…
Ebabiller uzaklaşırkan Mekke'den
Kabe-i Muazzama Gönüller Sultanı'nı bekkliyor.
Anneler Anne'si Gül'ünü bekliyor...
Tam elli iki gün var…
Dursun Ali Erzincanlı-elli iki gün
Bir peygamber gönderecekse eğer
Yıldızlarla duyurdu bu haberi
Kamer menzillerinde üç yıldız doğar,
Şimdi son kez doğacak yıldızlar
Müjde üstüne müjde
Nur üstüne nur gibi,
Şimdi son kez müjdeleyecek
O son aziz Peygamberi;
Elli iki gün var...
Hane-i Saadet'te hüzün ve sevinç iç içe
Tesellisini bekliyor annelerin annesi,
Eşini kaybetmiş hazin bakışlarıyla
incisini bekliyor
Belki o minik kalp atışlarını duyuyor.
Belki gözyaşı döküyor,
Babasız dünyaya geleceğine,
Ama taşıdığı rahmetin farkındadır Hz. Amine…
Tam elli iki gün var.
Ve yıldızlarında ötesinde hazırlıklar...
Kuşlar var,
Kuşlar...
Bakışlarıyla mesafeler aşmakta...
Kuşlar;
Dünyadan çok uzakta;
Ama hızla dünyaya yaklaşmakta...
Tam elli iki gün var.
Mekke-i Mükerreme'de bir felaket haberi;
Yemen valisi Ebrehe, Kabe'ye saldıracak!
Abdülmuttalib'in alınan iki yüz devesi...
Mekke reisi, develerini istiyor,
Kabe'nin sahibi Kabeyi koruyor!
Ebrehe öfkeli;'Onu bana karşı kimse koruyamaz' diyor.
Kureyş'in Ulusu son sözünü söylüyor;
Ben Ona karışmam, işte Sen işte O...
Elli iki gün var.
Mekke halkı tepelere yürüyor, dağ başlarına
Mekke boşaltılır, Harem-i Şerif mahsun, Abdülmuttalib mahsun...
Kureyş'in Ulusu Kabenin halkasına tutunur,
ilahi, dokunulmazlığı tehlikeye düşmüş olanları koru!
Kabe'yi ve Kabe Halkını Koru!
Ve ardından O da yürür Dağlara,
Bir tek örtüsü kalır Kabe'nin
Yemen alacası bir örtü...
Hane-i Saadet yalnız, makam-i ibrahim yalnız...
Hicri ismail, Hacer-ül Esvet,
Ve Kabe-i Muazzama yapayalnız…
Ve Kuşlar;
Ayak yapılarından belli ki, sadece uçmak için yaratılmışlar,
Bir yere kesinlikle konmayacaklar…
Kuşlar… hızla dünya semasına yaklaşmakta.
Elli iki gün var…
Muassaf vadisinde Ebrehe’nin ordusu,
En önde devasa bir fil, ardında altmış bin sefil,
Kabe’yi yıkmak için harekete geçiyor.
Daha adımını atmadan fil, Ebrehe’nin yol göstericisi Tufeyl,
Yaklaşıp kulağına bir şeyler fısıldıyor…
‘Mamut, sağ ve selametle geldiğin yere dön!,
Çünkü sen, Allah'ın dokunulmaz kıldığı memlekettesin;
Ve Tufeyl de çekilir dağlara...
Ve fil dizlei üstüne çöker.
orduda bir kargaşa.
ne oldu bu file?, yönü başka tarafa çevrilince koşuyor,
Hem de delice bir süratle...
Ama Kabe'ye doğru döndürülünce yüzü, kapanıyor dizlerinin üstüne.
Ucu sivri demirler sokuluyor burnuna, Mamut kalksın ve yürüsün diye,
Ama nafile...
Tam o esnada gökyüzünde Yemen tarafında bir karartı,
Kapkara bir bulut gibi, deniz üzerinden git gide yaklaşan,
Yaklaştıkca netleşen bir karartı...
Ve dehşetle açılan gözler...
Ve sapsarı kesilen yüzler...
Bir ses:
'Dayana bilecekseniz bakın' diyor. Çünkü,
Gökten Ebabiller yağıyor.
Yeryüzünde hiç görülmemiş kuşlar, irili ufaklı, bölük bölük, fırka fırka,
Birbiri ardınca,
Başları vahşi hayvanların başı gibi, gagalarında ve ayaklarında taşlar,
Pişirilmiş çamurdan.
Kanatları benek benek karbeyazı,
O ilahi nurdan, ve alınlarında bir yazı:
EL KAHHAR
Belli ki azap için yaratılmışlar.
işte başlıyor azap...
Ebrehe ile altmışbin kişilik ordusu ve sicim gibi yağan taşlar...
Taşlaşmış yürekleri söküp çıkaran taşlar.
Elli iki gün var,
Kabe yalnız değil, Kabe sahipsiz değil.
Ve haykırıyor Kabe;
Hani nerede ordunuz?
Hani gururlanıyordunuz?
Hani kaçış yurdunuz?
Hem nereye kaçıyorsunuz?
Takip eden Allah, nereye kaçıcaksınız?
Takip eden Allah...
Bu gün fil ordusundan bu azabı tatmayan hiç kimse kalmayacak.
Ebrehe malup, galip olan Allah,
Biliniz ki sonunuz alevli bir ahtır.
intikam alanların en hayırlısı Allah'tır.
Yarabbi;
Bu gün ve bu günden sonra,
Eğer bir Ebrehe ruhu, toplayıp ordusunu, yürürse haremine...
Ne olur Ebabillerini gönderme.
Muhammedi muhabbetle dolu bir tek kalpde duruncaya dek gönderme kuşlarını.
O gün dağlara çekilen halk,
Nasıl korku içinde izlediyse Onları,
Bu gün Ebabiller izlesin bizi,
Ve yeryüzü duysun sesimizi...
Kabe-i Muazzamanın koruyucusu biziz,
Çünkü biz Ümmeti Muhammediz…
Ebabiller uzaklaşırkan Mekke'den
Kabe-i Muazzama Gönüller Sultanı'nı bekkliyor.
Anneler Anne'si Gül'ünü bekliyor...
Tam elli iki gün var…
Dursun Ali Erzincanlı-elli iki gün
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar