bugün
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri53
- rafael leao4
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı30
- enerji bakanı alparslan bayraktar portresi3
- barça bu galatasaray'a kaç atar2
- salah ne koydu ama2
- 0 0 711
- kuçukuçuokanınçükü2
- osimhensiz galatasaray2
- ilkay ve goollllll ts 4 gs 52
- muhammed salah'ın galatasaray'a döşediği boru3
- claudian clouds33
- iltica14
- insan ne ister6
- kadınlar8
- 11 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı2
- önyargı3
- doktor2
- sözlük kızlarının kekleri24
- kuran3
- galatahahahahahaha4
- yaşanmamışların yası6
- buzdolabının kapağını açıp boş boş bakmak5
- cok da abartmaya gerek uok6
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız7
- yazarların akşam yemekleri6
- anın görüntüsü25
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- islamda namaz yoktur30
- meriç dükalığı8
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- en iyi vampir filmi4
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- fusya semsiyeli yabanci22
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği6
- dantelli sütyen takan erkek12
- sevdiğiniz yazarlar8
- ölümden korkuyor musunuz17
- kürdistan10
- true'nun engelli olması6
- okan buruk8
- cumartesi gecesi sıkıcılığı4
- gece sokak kedileri tarafından saldırılmak4
- sarapci koala hatayi33
- sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız7
- allah11
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek15
- sözlük yazarlarının gerçek adları40
- okulda zil sesinin felsefi anlamı3
- en iyi kurt adam filmi3
ahmet altan'ın taraf gazetesi'nde yazdığı son yazısının başlığı;
yazı okunduğunda, aydın olmanın gerçek tanımının ne demek olduğu bir kez daha anlaşılabilir;
Ülkemizin çok önemli bir gerçeğine bu kadar mı iyi değinilir? Yılların irinli yarasına bu kadar mı yumuşak bir biçimde neşter vurulur? Bu ülkenin, elleri kuvvetlice sıkılıp, bir şey söylenmeden sadece yaşlı gözler, duygulu yüzler ve sıcak bir gülüşle yüzüne bakılası entelektüellerinden ve kendisiyle aynı tarafta olmaktan övünülecek az sayıda kişilerinden olan Ahmet Altan için ancak şu denebilir: iyi ki varsınız! (bkz: #1703806)
Keşke Taraf'ımız daha çok kişiye ulaşsa!...
yazının tamamı için bakınız: http://www.izmirizmir.net...;file=article&sid=461
yazı okunduğunda, aydın olmanın gerçek tanımının ne demek olduğu bir kez daha anlaşılabilir;
Ülkemizin çok önemli bir gerçeğine bu kadar mı iyi değinilir? Yılların irinli yarasına bu kadar mı yumuşak bir biçimde neşter vurulur? Bu ülkenin, elleri kuvvetlice sıkılıp, bir şey söylenmeden sadece yaşlı gözler, duygulu yüzler ve sıcak bir gülüşle yüzüne bakılası entelektüellerinden ve kendisiyle aynı tarafta olmaktan övünülecek az sayıda kişilerinden olan Ahmet Altan için ancak şu denebilir: iyi ki varsınız! (bkz: #1703806)
Keşke Taraf'ımız daha çok kişiye ulaşsa!...
yazının tamamı için bakınız: http://www.izmirizmir.net...;file=article&sid=461
dinden korkmaya gerek yoktur en korkutucu din anlatacak en az seyi olan dindir. hicbirsey anlatamadigindan baskiyla insanlara baglanti kurar.
yeni bir aydın tipine ihtiyaç duyan ülkemin bütün büyük gazetelerinin ön kısmında tam sayfa yayınlanması gereken yazı şöyledir:
dinden korkmayın
Biz, hepimiz Kemalist bir ülkenin, kemalist eğitimden geçmiş çocuklarıyız.
Kemalizm, cumhuriyetin yeni ve taze ideolojisi olarak ortaya çıkmadı.
Tam tersine, yıktığı Osmanlı'nın son döneminde yaşanan sakatlıkları ve ittihatçıların "ordu tapınmasını" sistemleştirerek yerleşik bir yönetim biçimine çevirdi.
Osmanlı'nın son dönemindeki bütün çatışmalar, bütün çarpıklıklar, genetik bir miras" gibi Kemalizm'le Cumhuriyet'e bulaştı.
Osmanlı'yı "Türkleştirerek batılılaştırmak" gibi tuhaf bir misyon üstlenen ittihatçılar, Türkleşmenin önünde engel olarak gördükleri Müslümanlıkla da çatıştılar.
Bu çatışmada, Osmanlı'nın neredeyse tümüne damgasını vurmuş olan iktidar kavgasının, o "asker - din adamı" çekişmesinin de önemli bir rolü vardı.
O çekişmeyi, "31 Mart Vakası" denilen, ne olduğu hala tam anlaşılamamış olan ayaklanma, askerlerin kesin galibiyetiyle sonuçlandırdı.
Ama ittihatçıların dine ve dindarlara duyduğu kuşku olduğu gibi Cumhuriyete geçti.
Bizler de, Kemalizm eğitiminin çocukları olarak o kuşkuyu derinliklerimize yerleştirdik.
Sonra bazılarımız "solcu" olduk.
"Din kitlelerin afyonudur" sözünü öğrendik.
Ürkütücü bir şey olarak gördük dini.
Onunla ilgimizi kestik.
Bir toplumun kültürel yapısını oluşturan en önemli faktörlerinden birini merak dahi etmedik.
Sanki, onun yanına yaklaşsak, baksak, incelesek, Afrika'nın et yiyen çiçekleri gibi bizi kapıp içine alarak bir "gericiye" çevirecekmiş gibi hep uzak durduk.
Bu çocukça korku, bence bizi entelektüel açıdan epey zayıflattı.
Sadece Batı edebiyatı ile Türk edebiyatını, din ve dindar karakterler açısından karşılaştırmak bile bu zayıflığı gösterir.
Batı edebiyatı, bütün doğallığıyla dinle haşır neşir olur, eleştirir, dalga geçer, dindarlardan çok kalıcı karakterler yaratır, incil'in bölümlerinden alıntılar yaparken, bizim edebiyatımızda dinin doğal bir şekilde işlendiğini, din adamlarının "kanlı canlı" karakterler gibi yazıldığını, Kuran'dan alıntılar yapıldığını neredeyse hiç görmeyiz.
Hemen hemen bütün entelektüellerimiz gibi yazarlarımızın da dini bilgileri azdır, hem de bir din adamını zaaflarıyla ve erdemleriyle anlatmaktan ürkerler.
Bu ürkeklik, bu yapay uzaklık, bu gereksiz korku, bizi toplumun harcındaki en önemli etkenlerden birini incelemekten, anlamaktan, yaşadığımız toplumdaki çeşitli acıların kaynaklarını saptamaktan alıkoyar.
Halbuki bu toplumun en büyük yaralarından biri dinle ilişkisindeki kaygan alan.
Bir yandan Kemalist eğitimin getirdiği "din ürküntüsü", bir yandan gizli ya da açık Allah korkusu insanları sıkıştırıyor.
Şamanist bir kökten gelen, geç Müslüman olmuş, hergeleliği, bitirimliği bol bir toplumun kendi diniyle barışık, huzurlu bir hayat sürebilmesi için bu ülkede "dinle insan" ilişkilerinin bir daha tarif edilmesi gerekiyor.
Dinden korkmayan, dini kendi iktidarı için bir alet gibi kullanan softalara da esir düşmeyen bir dindarlığa ihtiyacımız var.
Dinin şekil şartlarını hem "irtica" işareti gibi algılayan, hem bu şekil şartlarını modern hayatın hayhuyu içinde gerçekleştiremeyen, açık yüreklilikle söylersek hem de bu şekil şartlarına çok uygun bir yaşam biçimi olmayan insanları, dinle barıştırmanın en iyi yolu herhalde dinin "özüne", felsefesine dönmek, tasavvufu insanlara öğretmek.
Dün Neşe Düzel, bizim gazetede Fethullah Gülen cemaatinin önde gelenlerinden Hüseyin Gülerce ile konuştu ve Gülerce "Şekilcilikten kurtulmuş bir islam'a döndüklerini" söyledi.
Bence, Türkiye'deki bütün dindarların tartışması gereken bir açılım bu.
insanları ürküten bir biçimde "bütün şekil şartlarına uymazsan cehennemliksin" diyen ve insanlarla din arasında sıcak bir yakınlaşmayı sekteye uğratan bir anlayış mı yoksa "öz şekilden önemlidir, inanıyorsan, diğer kullara iyi davranıyorsan sen de Allah'ın sevgili kulusun" diyen ve insanların vicdanları rahat olarak dinle ilişki kurmasını sağlayan bir yaklaşım mı?
Biliyorum, böyle dini konular benim gibi bir dinsizin bilgi düzeyini çok aşar.
Ama ben dini ciddiye alırım.
Bir toplumu anlamanın, o toplumun diniyle ilişkisini anlamadan mümkün olamayacağına inanırım. Ve, Türkiye'nin diniyle olan sorunlarını "huzurlu" bir şekilde aşmasının bu ülkeyi çok rahatlatacağını, manasız çekişmelerden kurtaracağını düşünürüm.
Kemalist toplumun Kemalist olmayan entelektüellerinin bile dinden korktuğunu biliyorum.
Bence korkacak bir şey yok.
Bu toplumun dinini tartışmasına yardımcı olmak konusunda bir yardımımız olabilecekse, elimizden geleni sakınmanın bir anlamını göremiyorum doğrusu.
Bu toplum, dinle sorununu çözmeden huzura kavuşamayacak.
Huzursuz bir toplumda kimse huzurlu olamaz.
Ben dinsiz ve huzursuzum...
Ama bu huzursuzluğumu, huzurlu bir toplumun içinde yaşamayı tercih ederim doğrusu.
Ahmet Altan
Taraf Gazetesi
4 Aralık 2007
dinden korkmayın
Biz, hepimiz Kemalist bir ülkenin, kemalist eğitimden geçmiş çocuklarıyız.
Kemalizm, cumhuriyetin yeni ve taze ideolojisi olarak ortaya çıkmadı.
Tam tersine, yıktığı Osmanlı'nın son döneminde yaşanan sakatlıkları ve ittihatçıların "ordu tapınmasını" sistemleştirerek yerleşik bir yönetim biçimine çevirdi.
Osmanlı'nın son dönemindeki bütün çatışmalar, bütün çarpıklıklar, genetik bir miras" gibi Kemalizm'le Cumhuriyet'e bulaştı.
Osmanlı'yı "Türkleştirerek batılılaştırmak" gibi tuhaf bir misyon üstlenen ittihatçılar, Türkleşmenin önünde engel olarak gördükleri Müslümanlıkla da çatıştılar.
Bu çatışmada, Osmanlı'nın neredeyse tümüne damgasını vurmuş olan iktidar kavgasının, o "asker - din adamı" çekişmesinin de önemli bir rolü vardı.
O çekişmeyi, "31 Mart Vakası" denilen, ne olduğu hala tam anlaşılamamış olan ayaklanma, askerlerin kesin galibiyetiyle sonuçlandırdı.
Ama ittihatçıların dine ve dindarlara duyduğu kuşku olduğu gibi Cumhuriyete geçti.
Bizler de, Kemalizm eğitiminin çocukları olarak o kuşkuyu derinliklerimize yerleştirdik.
Sonra bazılarımız "solcu" olduk.
"Din kitlelerin afyonudur" sözünü öğrendik.
Ürkütücü bir şey olarak gördük dini.
Onunla ilgimizi kestik.
Bir toplumun kültürel yapısını oluşturan en önemli faktörlerinden birini merak dahi etmedik.
Sanki, onun yanına yaklaşsak, baksak, incelesek, Afrika'nın et yiyen çiçekleri gibi bizi kapıp içine alarak bir "gericiye" çevirecekmiş gibi hep uzak durduk.
Bu çocukça korku, bence bizi entelektüel açıdan epey zayıflattı.
Sadece Batı edebiyatı ile Türk edebiyatını, din ve dindar karakterler açısından karşılaştırmak bile bu zayıflığı gösterir.
Batı edebiyatı, bütün doğallığıyla dinle haşır neşir olur, eleştirir, dalga geçer, dindarlardan çok kalıcı karakterler yaratır, incil'in bölümlerinden alıntılar yaparken, bizim edebiyatımızda dinin doğal bir şekilde işlendiğini, din adamlarının "kanlı canlı" karakterler gibi yazıldığını, Kuran'dan alıntılar yapıldığını neredeyse hiç görmeyiz.
Hemen hemen bütün entelektüellerimiz gibi yazarlarımızın da dini bilgileri azdır, hem de bir din adamını zaaflarıyla ve erdemleriyle anlatmaktan ürkerler.
Bu ürkeklik, bu yapay uzaklık, bu gereksiz korku, bizi toplumun harcındaki en önemli etkenlerden birini incelemekten, anlamaktan, yaşadığımız toplumdaki çeşitli acıların kaynaklarını saptamaktan alıkoyar.
Halbuki bu toplumun en büyük yaralarından biri dinle ilişkisindeki kaygan alan.
Bir yandan Kemalist eğitimin getirdiği "din ürküntüsü", bir yandan gizli ya da açık Allah korkusu insanları sıkıştırıyor.
Şamanist bir kökten gelen, geç Müslüman olmuş, hergeleliği, bitirimliği bol bir toplumun kendi diniyle barışık, huzurlu bir hayat sürebilmesi için bu ülkede "dinle insan" ilişkilerinin bir daha tarif edilmesi gerekiyor.
Dinden korkmayan, dini kendi iktidarı için bir alet gibi kullanan softalara da esir düşmeyen bir dindarlığa ihtiyacımız var.
Dinin şekil şartlarını hem "irtica" işareti gibi algılayan, hem bu şekil şartlarını modern hayatın hayhuyu içinde gerçekleştiremeyen, açık yüreklilikle söylersek hem de bu şekil şartlarına çok uygun bir yaşam biçimi olmayan insanları, dinle barıştırmanın en iyi yolu herhalde dinin "özüne", felsefesine dönmek, tasavvufu insanlara öğretmek.
Dün Neşe Düzel, bizim gazetede Fethullah Gülen cemaatinin önde gelenlerinden Hüseyin Gülerce ile konuştu ve Gülerce "Şekilcilikten kurtulmuş bir islam'a döndüklerini" söyledi.
Bence, Türkiye'deki bütün dindarların tartışması gereken bir açılım bu.
insanları ürküten bir biçimde "bütün şekil şartlarına uymazsan cehennemliksin" diyen ve insanlarla din arasında sıcak bir yakınlaşmayı sekteye uğratan bir anlayış mı yoksa "öz şekilden önemlidir, inanıyorsan, diğer kullara iyi davranıyorsan sen de Allah'ın sevgili kulusun" diyen ve insanların vicdanları rahat olarak dinle ilişki kurmasını sağlayan bir yaklaşım mı?
Biliyorum, böyle dini konular benim gibi bir dinsizin bilgi düzeyini çok aşar.
Ama ben dini ciddiye alırım.
Bir toplumu anlamanın, o toplumun diniyle ilişkisini anlamadan mümkün olamayacağına inanırım. Ve, Türkiye'nin diniyle olan sorunlarını "huzurlu" bir şekilde aşmasının bu ülkeyi çok rahatlatacağını, manasız çekişmelerden kurtaracağını düşünürüm.
Kemalist toplumun Kemalist olmayan entelektüellerinin bile dinden korktuğunu biliyorum.
Bence korkacak bir şey yok.
Bu toplumun dinini tartışmasına yardımcı olmak konusunda bir yardımımız olabilecekse, elimizden geleni sakınmanın bir anlamını göremiyorum doğrusu.
Bu toplum, dinle sorununu çözmeden huzura kavuşamayacak.
Huzursuz bir toplumda kimse huzurlu olamaz.
Ben dinsiz ve huzursuzum...
Ama bu huzursuzluğumu, huzurlu bir toplumun içinde yaşamayı tercih ederim doğrusu.
Ahmet Altan
Taraf Gazetesi
4 Aralık 2007
(bkz: comelirsen isirmaz)
eksi oy almayı göze alarak bu fikre katılıyorum.
kimse gelip sizi zorlayamaz.
sadece içinizden geliyorsa dinizi yaşayın.
bırakın politik düşünceleri, etrafınızın ne dediğini...
kimse gelip sizi zorlayamaz.
sadece içinizden geliyorsa dinizi yaşayın.
bırakın politik düşünceleri, etrafınızın ne dediğini...
(bkz: kim korkar hain dinden)
korkulan şey genelde din değil, dini sadece kendisinin doğru yaşadığını sanan insanlardır. aynı zamanda dine en çok zararı verenler de bu insanlardır. "benim yaptığım doğru müslümansan sen de bunu yaparsın" gibi çok tehlikeli düşüncelerle* -bazı insanları- kendi fikirlerine çekmeyi başarsalar da toplumda kutuplaşmalara yol açanlar, dini radikalizmin doruklarına çıkaranlar da bu insanlardır.
not: kafaya takılan örtünün dinin gereği olup olmadığı tartışmalı bi konu ama tesbihin dinin bir unsuru olmadığı çok nettir. o yüzden din hakkında konuşurken cisimlere kutsallık yüklemeden önce iyice düşünülmeli ki dinde yozlaşma olmasın.
not: kafaya takılan örtünün dinin gereği olup olmadığı tartışmalı bi konu ama tesbihin dinin bir unsuru olmadığı çok nettir. o yüzden din hakkında konuşurken cisimlere kutsallık yüklemeden önce iyice düşünülmeli ki dinde yozlaşma olmasın.
Dünyadaki tüm savaşların tüm çatışmaların din nedeniyle çıkması, herkesin bir misyonerlik edasıyla birbirine dinini anlatmaya çalışması, yahudilerin ülkelerinden sürülmesi ,soykırımlar kUveyt savaşına anında müdahale edilip bosna hersek savaşında tüm dünyanın seyretmesi, ramazanda içki içmekten çekinilmesi, malatyadaki katliam , hrant dink , sivas katliamı, arabistanda kadınların sünnet edilmesi, recm , hristiyanlıktaki kendini cezalandırma, afaroz, kadınların cadı diye yakılması gibi birçok düşüncenin beynime hücum etmesini sağlayan söylem.
(bkz: korkirem)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar