bugün
- elalem ne der4
- mekana müşteri çekecek kadar güzel olmak4
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay9
- yeni parti tüzüğü2
- hükümet değişse ülke düzelir mi17
- 26000 entry2
- mekke ortak savunma anlaşması2
- ayda bir baklava yiyince kilo alacağını sanmak8
- doğuda yaşayan yazarlar5
- evlenilmeyecek 4 erkek10
- taksici muhabbeti2
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması7
- stres yönetimi6
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı2
- scooter'a 6 kişi binmek2
- sözlüğü 3 kelime ile anlatın2
- memurların 4 gün mesai 3 gün tatil istemesi3
- kuran ı kerim meali7
- petrol3
- josh hartnett2
- opel alman arabası mı sorunsalı6
- kadın kıyafeti giydirilip şantaj yapılan adam2
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı2
- askerlik2
- gulmekicinyaratilmis11
- arkadaşlar ben güzel miyim5
- 1 50 boyundaki kızın benden kork demesi4
- insan olmaya ceyrek kala insan olabildi mi sorusu3
- ekşi mayalı tam buğday ekmeği4
- okulda itaat2
- rüşvet5
- erotik şarkılar2
- karton toplayan çocuğun kartonları ne yaptığı3
- free ceuta2
- kimseyi muhatap edemeyeceğin dertler3
- sokak hayvanları düzenlemesinin ikinci yılı4
- kylie minogue5
- gocu6
- true koş4
- aşk acısı çekiyorum sözlük13
- 1 55lik türk kızının 1 85lik erkek hayal etmesi3
- hepinizin agzina biber surcem5
- çocukların sürekli abur cubur istemesi7
- sözlükte kimsenin kalmaması5
- din3
- tinder3
- don kişot2
- sıkıcı bir yazar olmak2
- mohamed salah ghaly11
- hamburgerin çok abartılması5
jenerik müziği çok güzeldir.
Yıllar geçmesine rağmen 8 yaşında kalan tek CANLI. *
Dedesi ile takılan ve çunli çinli bir kızı seven 8yaşındaysan hayat gerçekten mükkemmel diyen velet. "Sen 18 19 yaşına gel hayatı hafta sonu işte hafta içi okulda görürsün"
ben 8 yaşındayken de 8 yaşındaydı. 25 yaşına geldim hala 8 yaşında ve "8 yaşındaysanız ve aşıksanız hayat çok güzel" diyor arkadaş.
chenden daha iyilerini hakeden karakter.
on numara bir dedesi, christian gibi süper tavsiyeler veren bir kankası olan, asyalı arkadaşı chen`e platonik olarak tutkun sekiz yaşındaki sarışın velet.
birlikte yaşadıklarımızın bana acıdan başka şey katmadığı yazar.
anlatacağım ki bu gecenin buğusu en azından bir nebze olsun içimden akıtsın zehrini, boğazımda düğümlenip de daha fazla yormasın beni.
hani olur ya, beş yüz mumluk ampullerin karanlığında bir düş kurarsınız. ışıl ışıl, rengarenk bir cümbüştür gördüğünüz, dünden ziyade ve yarından daha gerçek. Ama elinizde olanlarla geleceğin sisini dağıtmaya çalışırsınız. Çünkü ne geçmişin gölgesi, ne de bugünün işkencesi, geleceğe dair umutlarınızı yok edememiştir daha. işte o anlarda bilmelidir ki insan, farkında bile olmasa dahi umut aslında çok yakınlardadır.
aslında her şey belki de bir otogarda başladı. belki birçoğu sevmez otobüs yolculuklarını ama ben severim. yollar uzadıkça ayaklarıma, dizlerime çöken ağrılar bana hayatın meşakkatini hatırlatır. yol boyunca birbirinin aynı çizgilerse hayatın monoton döngüsünü. yolda giderken gördüğümüz arabalar ise sanki bizim için yaratıldığını düşündüğümüz dünyada bir figüran bellediğimiz ve çoğu hayatımıza asla karışmayan insanları hatırlatır. trafik kazaları ise hüzünlü ayrılıkları. trafik ışıklarına tahammül edemez çoğu, ama ben o ışıklarda hayatımızın kırılma noktalarını görürüm. verdiğimiz kararları. tıpkı kavşaklarda olduğu gibi. ama elimizde olmayan, kadere bağlı kararlar gibidir ışıklar. otobüs yolculuklarında hayal kurmayı severim. çünkü yaşayamadığımız birçok şeyi hayal edebilmek için ve oturduğumuz o sıkıcı koltukta yapacak daha iyi bir şeyimiz olmadığını yüzümüze vurunca zaman, yaşamak istediklerimizi düşünecek yeterince vaktimiz olduğunu anlarız. kendimize yoramadığımız düşüncelerimizi düşlerimize yormaya mecbur kılabildiğimiz yegane zaman dilimlerine sahiptir otobüs yolculukları.
işte öyle bir zamandı. hazirandı. ben çocuktum, evden kaçmıştım. yol bittiğinde değil, daha en başında anladım. ne bana bağışlanmamış kaygılar, ne de umurumdaki sorguların hecesinde yatırmamıştım gözlerimi düşlere. eski bir zamandı. hazirandı. çocuk gözlerle büyüttüğüm bir masalın encamında suda yüzdürdüğüm yazılarım kadar hayal, hissettiklerim kadar gerçekti. şehrin grisinden kurtulunca algılar, yeşilin dünyasında bembeyaz dilekleri gök kubbe kanatları altında daha bir arzular olmuştu sahipsiz adımlar çıkmazında.
geride bir şehir, figüran dediğim binlerce, milyonlarca araba, trajik trafik kazaları, kader diye yuttuğumuz kırmızı ışıklar, hız limitini aştığımız yeşil ışıklar, iyi niyetlerle tükettiğimiz sarı ışıklar ve sızısını ellere bağışlayama niyetlendiğimiz yankılarla bir bilinmezin koynunda uyumaya gidiyorduk.
bin bir rüya gördüm birbirinden zehir, bin bir dilek diledim birbirinden kahır... meğer ne yorulmuşum. ne kadar çok ben sanmışım başkalarını, kendileri sanmışlar aynadaki beni, yalanlarla avutmuşlar bendeki aynayı ve ninnilerle oyalamışlar içimdeki bebeği. uzun, yorgun, acı, güzel, zaman zaman tatlı, zaman zaman ekşi bir lezzetin karmaşasında uyuşturmuşlar tat alma duyumu. ruhlarına uzak ve ruhlarına yabancı kılmışlar ezelden beri. ebed müddet hengamenin ahterşinas istidadında çürümeliymiş ben'im. çürümeliymiş ki biraz daha ben olabileymişim. çürümeliymiş ki ben kalabilmek için biraz daha tutunabilbeli, biraz daha nefes alabilebilmeliymişim.
Sonrası sağır sessizlik. Yol biter, acı diner, yara sağılır dediğin anda ise bir boşluğun yatağında zorbaca kundaklanmış bebek masumiyetinde, şeytana satılmanın acısını çok sonra kavrayacak çaresizliklerle kaderimi beklemişim. Horlanmalar, zorlamalar, yalnızlıklar, aldatılmışlıklar, hevesle başlamalar, başlayıp bitirememeler, bitirip unutamamalar, unutup sünger çekememeler... vicdansız sorgular büyütmüşüm uykularımda. uyandığımda anladım.
Ben küçük bir çocuktum. meleklerce büyütülmüş, tanrıca kovulmuş, şeytana satılmış ve bir elma dilimi için cennetten olmuş. doğuşu birbirimizden kopuşu ruhlarımızın isyanında beslemişim özlemleri. ben büyüdükçe hasret mezarımda biraz daha yer açmışım yokluğa. dirhem dirhem çürümüş, parça parça koparılmışım kendimden. sonra talihsiz adımlar sokağında rasgele nefes alışların akarında yuvarlanmışım. biraz şefkat, biraz ilgi, birkaç küçük şeye tavken cennetimde, bir sinema biletinin hayalinde inletilmişim yerin yedi kat altlarında. otobüsle başlamış, tramvayla bitmişim; cennetten kovulup yerin yedi kat altına inmişim, koca koca pizzalarla değil ama bir peynirli burgerle de doymuşum. alışverişlerle yılmamış, bir sinemaya tavmışım. ne kadar da yanılmışım.**
anlatacağım ki bu gecenin buğusu en azından bir nebze olsun içimden akıtsın zehrini, boğazımda düğümlenip de daha fazla yormasın beni.
hani olur ya, beş yüz mumluk ampullerin karanlığında bir düş kurarsınız. ışıl ışıl, rengarenk bir cümbüştür gördüğünüz, dünden ziyade ve yarından daha gerçek. Ama elinizde olanlarla geleceğin sisini dağıtmaya çalışırsınız. Çünkü ne geçmişin gölgesi, ne de bugünün işkencesi, geleceğe dair umutlarınızı yok edememiştir daha. işte o anlarda bilmelidir ki insan, farkında bile olmasa dahi umut aslında çok yakınlardadır.
aslında her şey belki de bir otogarda başladı. belki birçoğu sevmez otobüs yolculuklarını ama ben severim. yollar uzadıkça ayaklarıma, dizlerime çöken ağrılar bana hayatın meşakkatini hatırlatır. yol boyunca birbirinin aynı çizgilerse hayatın monoton döngüsünü. yolda giderken gördüğümüz arabalar ise sanki bizim için yaratıldığını düşündüğümüz dünyada bir figüran bellediğimiz ve çoğu hayatımıza asla karışmayan insanları hatırlatır. trafik kazaları ise hüzünlü ayrılıkları. trafik ışıklarına tahammül edemez çoğu, ama ben o ışıklarda hayatımızın kırılma noktalarını görürüm. verdiğimiz kararları. tıpkı kavşaklarda olduğu gibi. ama elimizde olmayan, kadere bağlı kararlar gibidir ışıklar. otobüs yolculuklarında hayal kurmayı severim. çünkü yaşayamadığımız birçok şeyi hayal edebilmek için ve oturduğumuz o sıkıcı koltukta yapacak daha iyi bir şeyimiz olmadığını yüzümüze vurunca zaman, yaşamak istediklerimizi düşünecek yeterince vaktimiz olduğunu anlarız. kendimize yoramadığımız düşüncelerimizi düşlerimize yormaya mecbur kılabildiğimiz yegane zaman dilimlerine sahiptir otobüs yolculukları.
işte öyle bir zamandı. hazirandı. ben çocuktum, evden kaçmıştım. yol bittiğinde değil, daha en başında anladım. ne bana bağışlanmamış kaygılar, ne de umurumdaki sorguların hecesinde yatırmamıştım gözlerimi düşlere. eski bir zamandı. hazirandı. çocuk gözlerle büyüttüğüm bir masalın encamında suda yüzdürdüğüm yazılarım kadar hayal, hissettiklerim kadar gerçekti. şehrin grisinden kurtulunca algılar, yeşilin dünyasında bembeyaz dilekleri gök kubbe kanatları altında daha bir arzular olmuştu sahipsiz adımlar çıkmazında.
geride bir şehir, figüran dediğim binlerce, milyonlarca araba, trajik trafik kazaları, kader diye yuttuğumuz kırmızı ışıklar, hız limitini aştığımız yeşil ışıklar, iyi niyetlerle tükettiğimiz sarı ışıklar ve sızısını ellere bağışlayama niyetlendiğimiz yankılarla bir bilinmezin koynunda uyumaya gidiyorduk.
bin bir rüya gördüm birbirinden zehir, bin bir dilek diledim birbirinden kahır... meğer ne yorulmuşum. ne kadar çok ben sanmışım başkalarını, kendileri sanmışlar aynadaki beni, yalanlarla avutmuşlar bendeki aynayı ve ninnilerle oyalamışlar içimdeki bebeği. uzun, yorgun, acı, güzel, zaman zaman tatlı, zaman zaman ekşi bir lezzetin karmaşasında uyuşturmuşlar tat alma duyumu. ruhlarına uzak ve ruhlarına yabancı kılmışlar ezelden beri. ebed müddet hengamenin ahterşinas istidadında çürümeliymiş ben'im. çürümeliymiş ki biraz daha ben olabileymişim. çürümeliymiş ki ben kalabilmek için biraz daha tutunabilbeli, biraz daha nefes alabilebilmeliymişim.
Sonrası sağır sessizlik. Yol biter, acı diner, yara sağılır dediğin anda ise bir boşluğun yatağında zorbaca kundaklanmış bebek masumiyetinde, şeytana satılmanın acısını çok sonra kavrayacak çaresizliklerle kaderimi beklemişim. Horlanmalar, zorlamalar, yalnızlıklar, aldatılmışlıklar, hevesle başlamalar, başlayıp bitirememeler, bitirip unutamamalar, unutup sünger çekememeler... vicdansız sorgular büyütmüşüm uykularımda. uyandığımda anladım.
Ben küçük bir çocuktum. meleklerce büyütülmüş, tanrıca kovulmuş, şeytana satılmış ve bir elma dilimi için cennetten olmuş. doğuşu birbirimizden kopuşu ruhlarımızın isyanında beslemişim özlemleri. ben büyüdükçe hasret mezarımda biraz daha yer açmışım yokluğa. dirhem dirhem çürümüş, parça parça koparılmışım kendimden. sonra talihsiz adımlar sokağında rasgele nefes alışların akarında yuvarlanmışım. biraz şefkat, biraz ilgi, birkaç küçük şeye tavken cennetimde, bir sinema biletinin hayalinde inletilmişim yerin yedi kat altlarında. otobüsle başlamış, tramvayla bitmişim; cennetten kovulup yerin yedi kat altına inmişim, koca koca pizzalarla değil ama bir peynirli burgerle de doymuşum. alışverişlerle yılmamış, bir sinemaya tavmışım. ne kadar da yanılmışım.**
Cedric Garvais, Kolombiyalı bir DJ' dir. Saglam techno çalar. Miami'de yaşar. Tek seferde 7 hamburger yemişliği vardır.
20'li yaşlardaysanız,işsizseniz,ülkenin hali rezaletse ve komşunun çocuğu sizden her türlü iyiyse başlarım böyle hayata! cedric? konuşsana!
sünger bob la birlikte hala arada izlediğim çizgi film. her yaşa hitap ediyor bence. herkes kendinden bişeyler bulabilir.
8 yaşına kazık çakmış sarı kafalı velet. sen büyüyene kadar chen i kapan kapar oğlum.
zeki adam, aşık, kankası var, kafa bir dedesi var. oğlum benden daha mutlusun lan.
o 85 li cedric. ama o gerçek bir cedric. smiley was here
dwarfizm yani büyüyememe hastası çocuk.
bir büyüyemedi gitti dediğim çizgi film karakteri. kendi üretip kendi inanıyor her şeye ama neyse çocukluğuna ve 8 yaşında olmanın dayanılmaz ağırlığına verelim bunları.
(bkz: kendimcek severek izliyorum)
(bkz: kendimcek severek izliyorum)
(bkz: batı incim benim)
fırça saçları yenilesi, büyümemesine sevinilesi, aşık olmasına gülünesi çiz gifilm karakteri.
fırça saçları yenilesi, büyümemesine sevinilesi, aşık olmasına gülünesi çiz gifilm karakteri.
bi zamanlar cine5'de yayınlandığına şahit olduğum çizgi film.
(bkz: üzümlü kekim)
lisede sevdiğim çocuğun lakabıdır. ben hep chen olmak istemiştim.*
cedric sarışın olup chen e aşık çocuktur. kendisi yıllardır 8 yaşından 9 yaşına bir türlü girememiş çizgi film kahramanındır.
büyük aşkı chen için birçok maceraya atılmış fakat pek başarılı olamamış, 8 yaşındaki çizgidizi kahramanımız. severiz.
sedrik olarak okunur.
çen adında bir yavuklusu mevcuttur.
bir küser bir barışırlar falan.
damadıyla apaynı stile sahip saçlarıyla dikkat çeken bilge bir dedesi vardır.
anası hep mutfak önlüğüyle, babası da arabasıyla ilgilenirken çarpar gözlerimize.
orta düzeyde bir çizgi filmdir, güzel çizilmiştir - iyidir, sorun yok.
çen adında bir yavuklusu mevcuttur.
bir küser bir barışırlar falan.
damadıyla apaynı stile sahip saçlarıyla dikkat çeken bilge bir dedesi vardır.
anası hep mutfak önlüğüyle, babası da arabasıyla ilgilenirken çarpar gözlerimize.
orta düzeyde bir çizgi filmdir, güzel çizilmiştir - iyidir, sorun yok.
hayattın gerçekten zor olduğunu öğreten arkadaşım. *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar