bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    murat çelik'in solo albümü (bkz: su dü$leri)'nin ba$langıcındaki melodisiyle bitiren parçası.
    sonra bir hatun ki$i geliyor vokale. kar$ılıklı susar gibi konu$uyorlar murat'la. süper.

    ben gecenden geçen bir beyaz geminin
    eskimiş hüzün sesiyim
    düşün ki ben yolcumla eskiyorsam eğer
    neyi anlatır sana rengim?
    sana gönderdiğim dalgalarımın sesi
    hangi yanına vurur içinin?
    yaşam karşı durmaksa yaşanan yalanlara
    ben nasıl gecenden geçeyim?

    söyle, ben hangi rengimi seçeyim?
    söyle, ben hangi bekleyişin nedeniyim?
    3 -1 ... ceviz agaci
  2. 2.
    cengiz aytmatov un kaleme aldığı romandır. soguk savas yıllarında kaybolan nice adsız oglanlardan birinin dramını anlatmaktadır. geleneginden ve köklerinden kopartılmış nesilleri temsil eden adsız oğlanın trajedisini anlatan bir romandır. başlıca kahramanları: cocuk, ortazkul, bekey hala, seydahmed, gülcemal, nine, kulubeg, ...
    6 ... qokhandemir
  3. 3.
    cengiz amcamın her kelimesini özene bezene seçerek yazdığı , yaptığı tasvirlerle insanı boğmayan aksine o mekandaymış hissi veren güzel eseri olup 100 temel eser listemizde bulunmaktadır.
    7 ... sayincevizkabugu
  4. 4.
    cengiz aytmatov un yazdığı kahramanının okula yeni başlayan bir çocuk olduğu roman.ana karakterimiz küçük ve her çocuk gibi saftır.bu romanın özellikle sonu çok güzel hazırlanmış , amacına ve verdiği mesaja uygun olarak tam bitmesi gereken yerde bitmiştir.
    3 ... valentine
  5. 5.
    cengiz aytmotav'un sonu muhteşem olan romanı..
    (bkz: ağlıyorum)
    5 ... vi0la
  6. 6.
    cengiz aytmatov'un harika eseri. romanda olaylar belli bir sıra dahilinde anlatılmamıs,atlamalar yapılmıstır. buna rağmen okuyucu olaylar arası bağlantı kurumakta zorlanmamaktadır. kitaptaki olaylar genelde bir-iki kişi arasında yasanmıs küçük olaylardır.olayların tasviri cok iyi olduğu için okuyucu olayları kolayca hayal edebilmektedir.
    2 ... superisi
  7. 7.
    cengiz aytmatov un şaheseri. lise yıllarında zorla okutulan en güzel kitaplardan olmasına rağmen bir takım dallamalar çıkıp "lan ne biçim kitap lan bu " derler ya işte o an.....
    2 ... master of puppets
  8. 8.
    cengiz aytmatov'un okuyanı mutlaka etkileyen hüzün dolu romanı. bir çocuğun gözünden kaybolan değerlerin, insanlığın nasıl da yitip gittiğinin hikâyesi. okunması gereken kitaplardan.
    3 ... el cordobeslerin yedincisi
  9. 9.
    spoiler
    ---------------
    Aytmatov bu romanıyla edebiyat aleminde geniş yankı uyandırmış, eseri çok tartışılmıştır. Önce Rusça yazılan roman Kırgızca ya sonradan tercüme edilir. Romanın kahramanı yedi sekiz yaşlarında Isık-Göl kıyısında dedesi, ninesi, teyzesi ve onun kocasıyla birlikte yaşayan bir çocuktur. Babası ve annesi tarafından terk edilen torununa sahip çıkan Mümin dede, sonradan evlendiği karısı ve torunuyla birlikte bu tenha göl kenarında, ormanın bakım işleri ile uğraşan ve partiden olan damadı Orozkula yardım etmektedir. Orozkulun karısı, çocuğun teyzesi Bekey kısır olduğu için çocuk sahibi olamayan bir kadındır. Orozkul evlat sahibi olamamanın hıncını bu zavallı ihtiyar ve onun çocuğu olmayan kızından çıkarmaktadır.

    Çok geniş bir hayal dünyasına sahip olan çocuk, dürbünüyle hergün gölde yük ve yolcu taşıyan bir gemiyi izler. Gemilerde tayfalık yapan babasının da bu gemide çalıştığını düşünerek, balık olup bu gemiye ulaşmayı, babasına zavallı dedesini, zalim Orozkulu, yaşadıklarını hayallerini anlatmayı düşler. Dedesinin yanından hiç ayrılmayan çocuk, onun anlattığı masaları dinlerken adeta yaşıyormuşçasına onlardan etkilenir. Bu masallardan biri Boynuzlu Maral Ana destanıdır.

    Eski zamanlarda Yenisey ırmağı boyunca kabileler arasında savaşlar olur, zaferler ve yenilgiler yaşanırmış. Fakat kabilelerin büyüklerinden biri öldüğü zaman büyüklerine yas tutan kabileye saldırılmazmış. Bir gün Kırgızların lideri öldüğünde ona geleneklerine göre büyük bir cenaze töreni düzenlemişler. Herkes cenazeye layıkıyla bir tören yapılması için uğraşırken, onları silahsız yakalayan bir düşman kabilesi , bir kişiyi bile sağ kalmayacak şekilde kılıçtan geçirmiş. Yalnız bu mezalimden, o baskından biraz önce oynamak için ormana giden bir kız, bir de oğlan çocuğu kurtulmuş. Çocuklar onların düşmanları olduğunu bilmeden, o sırada uzaklaşan toz bulutunun ardına düşmüşler. Çok uzaklarda bir dağın yamacında bir şölen verildiğini görüp oraya gitmişler, bu şölen yeni topraklar kazanan düşmanlarının zaferlerini kutladıkları bir şölenmiş. Oraya gidince kabilenin lideri, bu iki çocuğun Kırgız aşiretinden olduklarını anlayıp, onları bir uçurumdan atması için bir kadına vermiş. Böyle bir şeye kadının da gönlü razı olmuyormuş ama, o yapmazsa bir başkası çocukları feci bir şekilde öldürebilirmiş. Onları uzaklarda bir uçurum kenarında aşağıya atacakken, büyük boynuzlu bir maral belirmiş. Kadına yavrularının insanlar tarafından öldürüldüğünü, o yüzden o çocukları istediğini, onları yavruları gibi büyüteceğini söylemiş. Çocukları alıp güneylere Isık-Göl kıyılarına gelmiş. O iki çocuk büyümüş, Kırgızlar onların soyundan yeniden türemiş. Ve bu insanlar Boynuzlu Maral Ananın çocuklarına hep saygı duymuş, onları avlamamışlar. Ta ki, yıllar sonra dosta düşmana ne kadar zengin olduklarını göstermek için, ölen babalarına yaptıkları görkemli bir cenaze töreninde, oğulları onun öte dünyada Boynuzlu Maral Ananın soyundan olduğunun anlaşılması için, mezarının başına büyük bir maral boynuzu dikmeyi düşünene kadar... Bundan sonra ölenlerine saygı ifadesi olarak, mezar başlarına maral boynuzu dikmeye başlamışlar. Boynuzlu Maral Ana bu insanlara küsmüş, kalan yavrularını alıp oraya veda ederken, bir da ha geri dönmeyeceğini söylemiş.

    Bir gün dede sevinçle çocuğa maralların geldiklerini, onları ormanda gördüğünü söyler. Çocuğun sevincinin tarifi yoktur. Ancak maralların geldiğini bilen yalnız dede ve torunu değildir. Bir gün Orozkul bu marallardan birini avlayıp misafirlerine ikram etmek ister. Tüfek Orozkula muhtaç olan Mümin dedenin eline verilir ve maral ona vurdurulur. Çocuk bütün bunlar olup biterken evde hasta yatmaktadır. Dışarı çıktığında insanların sevinçle et paylaştıklarını görür. O gün ilk defa dedesinin içki içtiğine şahit olur. Etrafa bakınırken öldürülen maralın boynuzunu görünce, üzüntüsünden ne yapacağını bilemez. Birden içinde bir balık olup babasına gitme isteği doğar. Yakınlardaki çaya koşan çocuk, kendini azgın sulara bırakır.

    Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum.

    Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim: Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşmadığı her şeyi reddettin. işte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. işte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: insandaki çocuk vicdanı tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerde beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve sorumluluk denen şey de var olacaktır...

    Sana senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum. Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim.

    spoiler
    -------------------

    kaynak: alıntıdır.
    2 ... sex files
  10. 10.
    "yaşam: karşı durmaksa yaşanan yalanlara" *

    böyle romanların olması, yani bazen bazı şeylerin mutsuz sonla bitmesi bana tarifi imkanız bir his bırakıyor. sevinmiyorum tabi ki ama bir şekilde tamamen bovarist bir tutumla kendimi özleştirdiğim isimsiz çocuğun ölmesi, dolayısıyla romanda benim de ölmem içime tuhaf bir huzur bırakıyor. çünkü dedesinin maral anayı parçalamak zorunda kalışına tanık olmuş bir çocuk ve sarhoş adamların bütün bir hikaye ile alay etmelerine tahammül edemezdik ikimizde. belki ben o çocuktan daha talihsiz olarak öykünün bütün ayrntılarını öğrendim. bu sebeple daha üzgün, beyaz gemiye ulaşmaya daha hevesliyim. bütün hayal kırıklığım, başımı ellerimin arasına alıp anlamsızca homurdanmam hep bu sebepten.

    keşke bir okuma deneyi yapsalar. kitap okuyan insanları 7/24 gözlemleseler ve bütün reaksiyonları yazsalar. ilk kitap beyaz gemi sonra da martı olsa. sonra don kişot. o da romanın sonunda ölür ya. soylu şovalyem.

    hepimiz o isimsiz çocuk gibi bir kayıp hikaye etrafında inanarak yaşamaya çalışıyoruz. dedelerimizse en büyük hikaye anlatıcılarımızdan. belki çocukluğumuzun hepsini kaplayan bütün o efsaneleri dillendiren. masal, efsane,çocukluk, haylazlık: "Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!"

    ya da kısaca bir efsane anlatıcısı olarak garip bir şekilde hücrelerime oksijen kalbime gam pompalayan bir cengiz aytmatov romanı. bu ne yaman çelişki!

    kitaptan:

    Çocuk, zorlanarak da olsa dedesini yüzüstü çevirdi. Onun toza belenmiş yüzünü, seyrek yapışık sakalını görünce irkildi. Biraz önce Orozkul'un baltasıyla parçalanan Boynuzlu Maral Ana'nın başı canlandı gözünde ve korkudan kenara sıçradı. Biraz uzakta durup:

    -Balık olacağım ben, duyuyor musun dede, balık olacağım ve yüzüp gideceğim buralardan. Kulubeğ gelirse ona benim balık olduğumu söyle. Dede cevap vermedi.

    Çocuk güçlükle yoluna devam etti, çaya gitti ve hemen suya girdi. Acele ediyor, ayağı kayıyor, düşüyor ama hemen kalkıyor, suyun sığ yerinde titreye titreye koşmaya devam ediyordu. Çayın hızlı akışlı derin yerine geldi ve akıntı alıp götürdü onu. Burgaçlarda çırpınıyor, yüzüyor, nefesi kesiliyordu. Gittikçe daha çok üşüyordu...

    Çocuğun balık olup çay boyunca yüzüp gittiğini henüz kimse bilmiyordu.

    Avludan bir sarhoş şarkısı duyuldu:

    Kambur dağlardan inmişim, kambur dağlardan
    Kambur deve üstünde hey kambur deve..
    Aç kapını ey bezirgan, kambur bezirgan
    Gel içelim seninle hey, acı şaraptan...

    Sen artık bu şarkıyı duyamazsın. Su boyunca yüzüp gittin çocuğum. Kendi efsaneni de alıp götürdün. Yüzüp gittin. Kulubeg'in gelmesini beklemedin. Yazık, çok yazık! Beklemedin Kulubeg'i. Niye koşup yola çıkmadın? Yola çıkıp koşsaydın mutlaka görecektin onu. Daha uzaktan görür görmez tanırdın onun kamyonunu. Elini kaldırınca o hemen dururdu.

    -Nereye gidiyorsun? derdi Kulubeg.

    -Senin yanına, diye cevap verirdin.

    Seni hemen şoför kabinine alır, yanına oturturdu. Beraber giderdiniz. Sen ve Kulubeg. Önünüzde hiç kimsenin görmediği Boynuzlu Maral Ana koşardı. Ama sen görürdün onu...

    Ama sen yüzüp gittin. Hiçbir zaman balık olamayacağını biliyor muydun? Isık-Göl'e kadar yüzemeyeceğini, beyaz gemini göremeyeceğini ve ona Selam Beyaz Gemi, ben geldim, ben! diyemeyeceğini biliyor muydun? Çay boyunca yüzüp gitin çocuğum.
    Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim: Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin. işte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. işte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: insandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır...

    Sana, senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum:

    Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!.
    3 ... oyuncakdunya