bugün
- ortanca çocuk günü2
- hiçbir servet zamanı satın alamaz15
- havanın bir milyon derece olması3
- yani kısaca deriz ki2
- çarşaf peçe türbanın hıristiyan kıyafeti olması3
- ciddi ilişki yaşayamamak3
- zorunlu eğitim12
- beşer esad kardeşi ve kuzeninin ölüm cezası4
- 6 aylık ev kiralamak2
- imam malik2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz6
- bir şeyler söyle3
- reenkarnasyon gerçek olsaydı intihar oranları2
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle15
- balık etli kızların zayıflardan daha çekici olması3
- pınar altuğ'un prime döneminin bitmesi2
- şeyh galip2
- toprağı bol olsun2
- sebahattin şirin14
- çerçeve yasa22
- çalışmak özgürlük müdür5
- apo piçtir piç kalacak12
- 1 milyon dolar ama sözlükte nude'un dolaşacak7
- bir erkeği yakışıklı gösteren 3 şey6
- cıvık çift5
- esrar içip müzik eşliğinde sevişmek8
- velvet5
- sözlük yakışıklıların fotoğrafları9
- sözlüğün en tipsiz kız yazarı8
- blackberry6
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu12
- kalp krizi8
- sözlükte kadın yazar olması5
- ekşi sözlük referans18
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı7
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler8
- anın görüntüsü15
- profilini gizli tutma nedeni9
- sonbahar2
- bu saatte yemek yemek4
- canınız sıkılınca ne yapıyorsunuz4
- romelu lukaku7
- sözlük prenseslerinin fotoğrafları4
- arkadaşlar ben şişman miyim4
- tenis oynayan erkek4
- malum takımın azalarak bitecek olması6
- su tabancasından su içen çocuk4
- türk milletine kurulan pusu7
- ey insan4
- sözlüğün kapanması4
çükün akıldan ayrıldığı an.
herhangi bir bedene, hayal ettiğin ruhu yerleştirme isteği.
namusun beyindeki lokalizasyonu. *
seks dürtüsünün (bkz: libido) bahanesi aşktır niye seks olmadan aşk olmaz çünkü. aşık olursun çünkü toplum sana öyle dayatmıştır sosyal yapı doğa kanunlarını bu şekilde yontmuştur.aşk için karşı cinsi durudulmayacak şekilde isteme arzu etme hali dersek bunun sonu zaten sekstir.
başka açıdan bakacak olursak aşk olmadan seks olur birtakım medya için bu haber kötüdür tabiki ama bu bir gerçektir adını ne koyarsak koyalım bu varolan bir gerçektir.daha detaylı bilgi edinmek için bireyin gözlem yapması her yaşadığından pay çıkarması ve en güzeli doğayı izlemesi önerilir.
umutsuz aşka tutulup intihar eden tek gudik canlı insandır.
başka açıdan bakacak olursak aşk olmadan seks olur birtakım medya için bu haber kötüdür tabiki ama bu bir gerçektir adını ne koyarsak koyalım bu varolan bir gerçektir.daha detaylı bilgi edinmek için bireyin gözlem yapması her yaşadığından pay çıkarması ve en güzeli doğayı izlemesi önerilir.
umutsuz aşka tutulup intihar eden tek gudik canlı insandır.
aşk; gönül bir sinektir hep gider boka konar gerçeğini hatırlatan olgu.
not: anadolu'da bir halk deyimidir. mecazi bir anlam olarak ifade edilmiştir. asla küfür-hakaret olarak algılanmamalı. bazı örnekler vermek gerekir ise; kadınlar tarafından, lan kelimesinin eşine seslenme ifadesi olarak kullanılması gibi.
not: anadolu'da bir halk deyimidir. mecazi bir anlam olarak ifade edilmiştir. asla küfür-hakaret olarak algılanmamalı. bazı örnekler vermek gerekir ise; kadınlar tarafından, lan kelimesinin eşine seslenme ifadesi olarak kullanılması gibi.
şehvet ,cesaret, tutku, mutluluk, hüzün, kavga, umutsuzluk,tükeniş ve sonunda hep hüsran;bunları almışlar hepsini bir kutunun içime hapsetmişler
ve adınada güya aşk demişler..aşkı iyi birşey zannederek ustune şiirler şarkılar yazmışlar,ahmaklıklarından utanmayıp aşkı dillendirip ego larının bir parcası
yapmıslar hayatın gectiğinin ise çooook sonradan farkına varmıslar..günümüzde aşk ahmakların başıboşların amacsızların zaman öldürme isteginden baska birşey değil...gerçek aşk başka birşey olsa gerek,anlatılamayan olsa gerek.
ve adınada güya aşk demişler..aşkı iyi birşey zannederek ustune şiirler şarkılar yazmışlar,ahmaklıklarından utanmayıp aşkı dillendirip ego larının bir parcası
yapmıslar hayatın gectiğinin ise çooook sonradan farkına varmıslar..günümüzde aşk ahmakların başıboşların amacsızların zaman öldürme isteginden baska birşey değil...gerçek aşk başka birşey olsa gerek,anlatılamayan olsa gerek.
sevmekle karıştırılan duygu. aşk karanlıktır, sevgi şeffaf.
eski bir acı ilkel bir ağrı. sanki bambaşka bir evrenden gelmiş ızdırap dolu bir hediye.
şimdi bi yola çıkıyorsun, her tarafta yön işaretleri var ama. böyle garip bir yol..
yukarı mı çıksam?
yok la iyi böyle.
aşağı mı gitsem,
aman ne gerek var düz devam et,
sağ? sol? oldum olası karıştırırım zaten of!
öylece düşünürken mal gibi kalırsın ortada...
sonra hiç iplemezsin işaretleri,
takılırsın kafana göre,
bu sefer de gelir ormanda biri bulur seni, sırf yönünü kaybet diye!
takılırsın işte, kaybedersin, bu da umrunda olmaz.
ya da takarsın kafayı o işaretlere,
ardından gidersin,
gördüğün her işaretin ardından!
yapacak bir şey yok, beklersin bulmak için doğru yolu,
bir zifir çöker üzerine ,
geçmesini beklersin,
sonra beklersin,
beklersin öyle.
beklersin.
öyle...
böyle garip bir yoldasın hala,
bir ses duyarsın, sakın inanma!
ne derse desin dönüp bakma bile.
ilerlersin, ilerlersin ama bir yere varmaz.
dönersin, sağın solun önün arkan sobe, saklanmayan ebe...
ebe yine sensin!
yok işte sonu çabalaman boşuna.
kaybolacaksın o girdiğin yolda.
bulup bulup kaybedeceksin ki adı aşk olsun!
sevip sevip yitireceksin ki aşık desinler arkandan,
ağlamaktan halsiz düşeceksin ki aşk hastalığına tutulmuş olasın.
sen yaşadıkça o var olacak,
sen mahvolacaksın o şad olacak!
ve sonunda;
sen kaybolacaksın o aşk olacak...
yukarı mı çıksam?
yok la iyi böyle.
aşağı mı gitsem,
aman ne gerek var düz devam et,
sağ? sol? oldum olası karıştırırım zaten of!
öylece düşünürken mal gibi kalırsın ortada...
sonra hiç iplemezsin işaretleri,
takılırsın kafana göre,
bu sefer de gelir ormanda biri bulur seni, sırf yönünü kaybet diye!
takılırsın işte, kaybedersin, bu da umrunda olmaz.
ya da takarsın kafayı o işaretlere,
ardından gidersin,
gördüğün her işaretin ardından!
yapacak bir şey yok, beklersin bulmak için doğru yolu,
bir zifir çöker üzerine ,
geçmesini beklersin,
sonra beklersin,
beklersin öyle.
beklersin.
öyle...
böyle garip bir yoldasın hala,
bir ses duyarsın, sakın inanma!
ne derse desin dönüp bakma bile.
ilerlersin, ilerlersin ama bir yere varmaz.
dönersin, sağın solun önün arkan sobe, saklanmayan ebe...
ebe yine sensin!
yok işte sonu çabalaman boşuna.
kaybolacaksın o girdiğin yolda.
bulup bulup kaybedeceksin ki adı aşk olsun!
sevip sevip yitireceksin ki aşık desinler arkandan,
ağlamaktan halsiz düşeceksin ki aşk hastalığına tutulmuş olasın.
sen yaşadıkça o var olacak,
sen mahvolacaksın o şad olacak!
ve sonunda;
sen kaybolacaksın o aşk olacak...
yaşamasını bilene değeri biçilmez güzelliktedir ama insanı hem güldürür hem süründürür.
bir kere yaşarsın ,bin kere sanırsın.
sözün kısası budur işte (#10061326)
var olduğundan şüphe edilen şeydir.
mesajim su:
ask zor. bu isler boyle. alismak lazim. bakiceksin. unutursun gonlum. unutursun elbet. alisirsin yalniz kalmalara. alirsin gonlum. alisirsin elbet. bu ne ilk ne son giden uzaklara. kazanmak da var, kaybetmek de. tek sen misin ayrilan? uzuldugun seye bak. bunun gibi.
x kisisi ile y kisisi aralarinda tanismisligin getirdigi, lugatcenin yetersizligi sebebiyle ahbaplik, tanidiklik, akranlik degil de arkadasligin yakistirildigi bir iliskiye sahip olsun. eger ki x y'ye meylederse, y'de x'i x'in kurmaya calistigi cinsel, romantik ilgi sinirlarinda degerlendirmiyorsa bunu soylerek yalan, yanlis, serefsiz, asagilik bir soyleme girmis olmuyor. hatta rahatlikla denebilir ki ben seni arkadas olarak goruyorum kalibi en klise kaliplardan oldugu halde en samimi ve icten olanlardan bir tanesidir.
burada bu soylem'e tabi olan kisinin riya kokusu almasindaki sindirim ve hazim guclugunden bahsetmeye gerek yok. kabasi da, ederi de o'dur.
lakin sindiremeyen, hazmedemeyen'in sarlama gerekcesi de yok degildir. zira "arkadas olarak gormek" kalibindaki arkadas kelimesinin musterek tanimi, isaret ettigi soyut uzam, kapladigi hacim belli degildir. netlestirmek gerekirse ardindan sorulmasi gereken, ya da sorgulanmasi gereken su olmalidir:
"arkadas'i ne olarak goruyorsun? arkadaslik'tan ne anliyorsun."
sorunun yaniti belli. "x grubunun basisti arkadasim"daki arkadasim ile "cimenlere basmayalim arkadasim" arasinda bir yerde o arkadasim. ha bu seni daha rahatlatti mi? rahatlatmadi. az daha rahatlatmamasini istiyorsan sunu dusun. x'in yerindesin ve yukaridaki "arkadas" tanim araliginin icini dolduran birisi sana meylini fas ediyor. ne yanit vereceksin?
"ilgilenmiyorum." desen, onun basligini yazmazlar mi?
"dusunmuyorum." desen, "gotu kalkik kari/adam beyanlari" diye literature kazandirilmaz mi?
"ya bi siktir git" desen "okuzce birini red etmek" olmaz mi?
sunu kabul etmen lazim, soylemde bir sorun yok. mesele eylemde, eylemin gerceklesememisliginde. reddedilmisligin, yarim kalmisligin, sukut u hayale ugramisligin armagani olan o negatif duygu dunyasinda red eden sana nazim'dan 4 luk okusa, boticelli tablosuyla geri cevirse, senfoni bestelese yine bir yere baglayacak, olumsuzluk atfedilmis bir takim ozelliklere yoracaksin.
cok sevdigim bir film olan rear window'da hizmetci stella'nin "kimse cinayet manasina gelen kibar bir kelime uyduramamistir" dedigi gibi ozetlemek gerekirse: kimse reddetmeye yonelik kibar bir kalip bulamamistir" diyebiliriz.
ask zor. bu isler boyle. alismak lazim. bakiceksin. unutursun gonlum. unutursun elbet. alisirsin yalniz kalmalara. alirsin gonlum. alisirsin elbet. bu ne ilk ne son giden uzaklara. kazanmak da var, kaybetmek de. tek sen misin ayrilan? uzuldugun seye bak. bunun gibi.
x kisisi ile y kisisi aralarinda tanismisligin getirdigi, lugatcenin yetersizligi sebebiyle ahbaplik, tanidiklik, akranlik degil de arkadasligin yakistirildigi bir iliskiye sahip olsun. eger ki x y'ye meylederse, y'de x'i x'in kurmaya calistigi cinsel, romantik ilgi sinirlarinda degerlendirmiyorsa bunu soylerek yalan, yanlis, serefsiz, asagilik bir soyleme girmis olmuyor. hatta rahatlikla denebilir ki ben seni arkadas olarak goruyorum kalibi en klise kaliplardan oldugu halde en samimi ve icten olanlardan bir tanesidir.
burada bu soylem'e tabi olan kisinin riya kokusu almasindaki sindirim ve hazim guclugunden bahsetmeye gerek yok. kabasi da, ederi de o'dur.
lakin sindiremeyen, hazmedemeyen'in sarlama gerekcesi de yok degildir. zira "arkadas olarak gormek" kalibindaki arkadas kelimesinin musterek tanimi, isaret ettigi soyut uzam, kapladigi hacim belli degildir. netlestirmek gerekirse ardindan sorulmasi gereken, ya da sorgulanmasi gereken su olmalidir:
"arkadas'i ne olarak goruyorsun? arkadaslik'tan ne anliyorsun."
sorunun yaniti belli. "x grubunun basisti arkadasim"daki arkadasim ile "cimenlere basmayalim arkadasim" arasinda bir yerde o arkadasim. ha bu seni daha rahatlatti mi? rahatlatmadi. az daha rahatlatmamasini istiyorsan sunu dusun. x'in yerindesin ve yukaridaki "arkadas" tanim araliginin icini dolduran birisi sana meylini fas ediyor. ne yanit vereceksin?
"ilgilenmiyorum." desen, onun basligini yazmazlar mi?
"dusunmuyorum." desen, "gotu kalkik kari/adam beyanlari" diye literature kazandirilmaz mi?
"ya bi siktir git" desen "okuzce birini red etmek" olmaz mi?
sunu kabul etmen lazim, soylemde bir sorun yok. mesele eylemde, eylemin gerceklesememisliginde. reddedilmisligin, yarim kalmisligin, sukut u hayale ugramisligin armagani olan o negatif duygu dunyasinda red eden sana nazim'dan 4 luk okusa, boticelli tablosuyla geri cevirse, senfoni bestelese yine bir yere baglayacak, olumsuzluk atfedilmis bir takim ozelliklere yoracaksin.
cok sevdigim bir film olan rear window'da hizmetci stella'nin "kimse cinayet manasina gelen kibar bir kelime uyduramamistir" dedigi gibi ozetlemek gerekirse: kimse reddetmeye yonelik kibar bir kalip bulamamistir" diyebiliriz.
tanımlayabildiğin gün biten şeydir.
aşk canının yanmasıdır. ve yeniden yanacağını bile bile geleni kabullenmektir. ve hatta gelmeyeceğini bile bile beklemektir.
Hallac-ı Mansuru katletmek için alıp götürdüleri gün, çevresinde yüzbin kişi toplandı. Gözünü hepsinin üzerinde dolaştırarak:
-Hak! Hak! Ene'l-Hak! diyordu. Derler ki, o arada bir dervişin biri ona:
-Aşk nedir? diye sorar
Hallac'ın cevabını sadece Allah ve derviş duyar,
-Aşkın ne demek olduğunu bugün, yarın ve öbür gün anlıyacaksın...
Hallac'ı O gün katlettiler, ertesi gün, ateşe atıp yaktılar. Üçüncü günde ise küllerini rüzgara verdiler...
(bkz: Hallac-ı Mansur)
-Hak! Hak! Ene'l-Hak! diyordu. Derler ki, o arada bir dervişin biri ona:
-Aşk nedir? diye sorar
Hallac'ın cevabını sadece Allah ve derviş duyar,
-Aşkın ne demek olduğunu bugün, yarın ve öbür gün anlıyacaksın...
Hallac'ı O gün katlettiler, ertesi gün, ateşe atıp yaktılar. Üçüncü günde ise küllerini rüzgara verdiler...
(bkz: Hallac-ı Mansur)
aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.
aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.
ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım aşk 'ı soran sizler,
aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.
sorularımı kim yanıtlayabilir? sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.
içinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?
aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?
ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?
baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.
neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?
uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.
aşk diye seslendiğimiz şey nedir? söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
yaşam'dan ve ölüm'den, yaşam 'dan daha acayip, ölüm'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?
söyleyin bana dostlar, içinizde yaşam'ın parmakları ruhuna dokunduğunda yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?
yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?
içinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?
hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?
hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir tanrı'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
dün kapısından geçenlere aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
'aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'
yiğit bir genç karşılık verdi:
'aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.'
ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
'aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.'
sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
'aşk şafak'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.'
ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
'aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.'
bir başkası gülümseyerek açıkladı:
'aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.'
sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
'aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.'
çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
'aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
yaşam'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.'
ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
'aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.'
ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
'aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.'
ve böylece aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
o anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
'yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, aşk 'tır.'
bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
'tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
tanrım beni kutsal ateşine at..
halil cibran
aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.
ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım aşk 'ı soran sizler,
aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.
sorularımı kim yanıtlayabilir? sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.
içinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?
aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?
ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?
baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.
neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?
uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.
aşk diye seslendiğimiz şey nedir? söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
yaşam'dan ve ölüm'den, yaşam 'dan daha acayip, ölüm'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?
söyleyin bana dostlar, içinizde yaşam'ın parmakları ruhuna dokunduğunda yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?
yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?
içinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?
hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?
hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir tanrı'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
dün kapısından geçenlere aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
'aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'
yiğit bir genç karşılık verdi:
'aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.'
ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
'aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.'
sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
'aşk şafak'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.'
ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
'aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.'
bir başkası gülümseyerek açıkladı:
'aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.'
sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
'aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.'
çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
'aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
yaşam'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.'
ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
'aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.'
ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
'aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.'
ve böylece aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
o anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
'yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, aşk 'tır.'
bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
'tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
tanrım beni kutsal ateşine at..
halil cibran
hayal edip de yaşayamadıklarınızın içinizde bıraktığı yangındır. belki yarım kalan aşkınız aslında bitmeseydi bile bir gün size sorun olmaktan başka bir şey yaşatmıyacaktı. ama işte o gidiyor ve siz terk ediliyorsunuz... mazlumu oynamaya başlıyorsunuz. ve cümleler sıralıyorsunuz ardı ardına: "şimdi o olsaydı..." diye başlayan cümleler. oysa o artık yoktur. başka tenlerde medet ummaya çoktan başlamıştır sizin yokluğunuzu bile hissetmeden.
aşk böyle bir şeydir işte...ne gidebilmektir, ne de kalabilmek.
aşk böyle bir şeydir işte...ne gidebilmektir, ne de kalabilmek.
"bir an"mış veya bir "anı".
ten bahane hissedilen duygular şahane.
boş kalpte bulunan histir.
varmış gibi yaklaşıp yokmuş gibi yaşadığımız hissiyat.
(bkz: ikinci bahar)
bütün duyguların aynı anda yaşanması hastalığı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar