bugün
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek21
- dilekçeye nasıl başlanır8
- bir beden küçük kıyafet almak5
- halloween'e cadılar bayramı diyen keko5
- nas suresini duyunca cinler4
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat36
- şu an ne isterdin6
- ordu borazanı sesi çıkaran kezo3
- dincilere laf anlatmakta çalışmak17
- sözlükteki yakışıklı olgun erkekler14
- gündüz uyukunun gelmesi gece gelmemesi3
- birbirinden ilgisiz incil metinleri okumak2
- rivayetlerin sınırsız bollukla sunulması3
- cin düğününde geline takı olarak ne takılmalı5
- cin çarpmasına maruz kalmak7
- kalvinci misin piskoposçu musun3
- bira içerken dinlenebilecek şarkılar6
- define videoları izlemek3
- edep sen ne güzel şeysin2
- açım aç2
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- çocukluk arkadaşlığı2
- bicepsleriyle dalga geçilen yuzır dayanışması9
- galatasaray vs akp12
- mustafa sarıgül pornosu3
- piramitleri uzaylılar yaptı yalan söyleyen toptur7
- kaçak çay18
- ryan gossling e yakışıklı diyen bana demesin4
- kadehi bitirip kedi gibi yieeeaah diye bağırmak2
- fon vurgunu54
- kürk mantolu madonna6
- cinler3
- borsa istanbul19
- hakkı bulut3
- whatsapp grubundan çıkarılmak10
- from gold from dust34
- muslettin amca tarzı entry girmek5
- nişanlının eski sevgilisiyle buluşması9
- burhan çaçan ın burhan çaçan olduğu yıllar3
- bir adam vardı canı sıkılan2
- abdülkadir selvi2
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi16
- en karizmatik ve çekici sözlük erkeği7
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası11
- atatürkçü insanların genelde zafer partili olması4
- şabat şalom5
- taksiciyimbebegim5
- çilekli pasta yiyen erkek7
- testo taylan'ın ziyaret edebileceği sözlük yazarı2
- günün büyüsü2
o kadar sakin, o kadar kibar bir kent ki...istanbul'daki vahşi jungle'dan sonra (bkz: insan gerçekten hayret ediyor)*.
edit: vallahi anıtkabiri görmeye vaktim olmadı ama hala sizdenim nolur dışlamayın.*
edit: vallahi anıtkabiri görmeye vaktim olmadı ama hala sizdenim nolur dışlamayın.*
gordukleri herkese gardas diyenlerin memleketi.
en guzel mevsimini yasamaktadir.
bir duraktan bin tane paralı otobüs geçiyorsa bir tane ego otobüsü geçen ildir. paralıda aktarma yok ya tabi egoyu az tut paralıyı çok tut. ne güzel herkes işini biliyor tabi.
insanı geldiğine pişman ettiren memlekettir. Olmaz olasıca.
Ankaraya gidipte anitkabiri gormeyen bizden degildir.
salon sporlarına en çok ilgiyi gösteren şehirdir. bu huyunuzu seviyorum gençler.
çükindiren soğuklarının ufaktan ufaktan başladığı şehir.
Ankara'da insan tanıyamıyor kimseyi. insanların yüzüne çöreklenen somut bir ifade var. Genel ve somut
Somurtkan ve somut
Her yetişkin bireyin yüzüne yerleşmiş. Hatta bazı çocukların bile
O kadar somut ki, silmeye kendi gülümsemeniz yetmez. Bu aynı ifade maske gibi yapıştığı yüzleri tanımaya da fırsat vermiyor işte. Bu yüzdendir ki, Ankarada insan tanıyamıyor kimseyi, kolay kolay. Derine inmek, o somut maskeyi çıkartmak gerek. Altından ne çıkacağını bilmiyoruz belki, renklere hasret biri belki de maskeyi özümsemiş gerçekten mutsuz kişi. Her somurtkan insan mutsuzdur diyemeyiz elbette. Çok mutlu birisi bile otobüse bindiğinde ya da sokakta yürürken somurtuyor. Özellikle yanında bir arkadaşı, sevgilisi ya da ailesi yoksa. Yapacak hiçbir şeyi olmadığındandır belki. Ama geçenlerde ispanya'da çekilmiş sağanak yağmurun altında çiçekli elbisesiyle tek başına dans eden bir kızın fotoğraflarını görünce hiçbir şeyin bahane olamayacağının farkına vardım. tek başına da mutluluğunu yansıtabilir insan. biraz rahat olmak gerek sanırım. Ankara'nın eksiği bu. Herkes kaskatı kesilmiş durumda. Hayır, soğuğuyla da ilgisi yok bunun. insanın içindeki minik ışığı kendi elleriyle ve kısmen isteyerek söndürmesiyle alakalı. Üstelik salgın hastalık gibi yayılan da bir durum bu. Kişi öyleyse yanındakini de o biçime dönüştürüyor. Herhalde o kızın yanında somurtkan ve tepksiziz bir arkadaşı olsaydı, kız ne kadar dans etmek istese bile vaz geçecek, erteleyecek sonuç olarak yapmayacaktı. Biz de renkli insanların varlığından habersiz gri dünyamıza dönecek içimizdeki umut kıvılcımı yeniden sönmeye yüz tutacaktı o vakit.
Boşuna gri şehir demiyorlar Başkente. Güneşli günleri bile gri. Bunun sebebi somurtkan insanları olabilir mi? Ama dürüst olmak gerekirse, grilik yakışıyor bu memlekete. Turuncu bir Ankara düşünülemezdi bence, ya da pembe. Ciddiyetini, eskiliğini, hatıralarını bozardı renkler. Gri güzel Şehir için güzel. insanları rengarenk olmalıydı sadece. Somurtkan somut maskeyi çıkarıp kendi renklerine bürünmeliydiler. Ankara o zaman griliğine rağmen içinde gökkuşağını barındıran zevkle yaşanabilir bir şehre dönüşürdü.
Ankaranın en ücra köşelerini keşfetmeli insan. En bilinmedik, en eski cafelerine gitmeli, en ıssız yerlerindeki restoranlarda yemek yemeli. O zaman tanıyabilir ve sevebilir bir şehri. Bir şehri sevmek bir insanı sevmekle eşdeğerdir aslında. Bir şehirde yaşayan bir insanı seviyorsanız o şehri de seversiniz. Aradaki fark şehrin kalıcı olmasıdır. Anılar kaldıkça şehir de var olur sizin için. Sevdiğiniz insan gider, onunla buluştuğunuz sokak lambası orada kalır.
Hiç düşündünüz mü Ankaranın bir mahallesinin bir sokağındaki bir sokak lambasının anılarını? Kesinlikle düşünmeye değer. Ankara ayazında lapa lapa yağan kara rağmen o lambanın altında kaç memur otobüs bekledi, kaç genç o lambanın altında buluştu ve kaç evsiz o lambanın altında uyudu. Tek başına lambaya yaslanarak telefonda konuşan bir kadının o anki derdini veya mutluluğunu paylaşan tek cisim oydu belkide. Şehir dediğin; kaldırımlardan, lambalardan, sokak aralarından, duvarlardan, cafelerden, sinemalardan ve nadiren de olsa ağaçlardan oluşmaz mı zaten? Şehri yaşatacak damarlardır buralar. Anılar kan gibi o damarlardan geçer, şehir can bulur, insanlar da o canı sebepsizce sever.
Ayazıyla geçen kışlarına rağmen donmadan akıyorsa o kan damarlardan, denizi yok diye yargılanamaz. Hele Ankarada hiç yaşamamış biri bu şehrin denize nasıl da ihtiyacı olmadığını anlayamaz. Soğuğudur Ankara'yı Ankara yapan, iklimidir hatta genellersek. Ankara'da deniz olsa, Ankara Ankara olur muydu?
Teknoloji tüm fırsatları öldürüyor deniyor ama bir şehir için bence yaşanacak hatıraların en büyük düşmanı arabalar. O şehrin sokaklarını yürümeden nasıl yaşamış sayabilirsin kendini? Merdivenlerini çıkmalı, ağaçlarına yaslanıp sigaranı içmeli, yeni yerler keşfetmelisin ki tanımalısın tamamen. Tanımalısın ki yaşamış olmalısın o şehirde. Alışveriş merkezleri de diğer düşmanıdır hatıraların. Tek anınız dünyaca ünlü yemek yerleri ve birkaç mağaza olur. Tüm gün orada geçmiştir fakat anı değil kıyafet kalır geriye. Esnafı dolaşıp muhabbet ederek yeni yüzler tanıyarak alışveriş yapmak varken bu koca binalar niye? Zamanı yok kimsenin artık tüm sebep bu olsa gerek. Somurtkan somut maskelerini çıkarıp sabah gördükleri çöp toplayıcılara bir günaydın demeye yerinen bir toplumsak eğer bu Ankaranın değil tüm dünyanın suçudur aslında. O kadar standart ki hayatlar, bu döngünün içine girmeye korkuyor insan. Henüz gençken korkuyoruz en azından. Eleştirdiğimiz o insanlara istemsizce dönüşmekten. Hem aynı yollardan geçip hem de özümüzü korumak mümkün olmaz mı ki? Yaşayıp göreceğiz sanırım. Dönüşürsek farkına bile varmayacağız belki. Ama yine de yaşayacağız.
Boşuna gri şehir demiyorlar Başkente. Güneşli günleri bile gri. Bunun sebebi somurtkan insanları olabilir mi? Ama dürüst olmak gerekirse, grilik yakışıyor bu memlekete. Turuncu bir Ankara düşünülemezdi bence, ya da pembe. Ciddiyetini, eskiliğini, hatıralarını bozardı renkler. Gri güzel Şehir için güzel. insanları rengarenk olmalıydı sadece. Somurtkan somut maskeyi çıkarıp kendi renklerine bürünmeliydiler. Ankara o zaman griliğine rağmen içinde gökkuşağını barındıran zevkle yaşanabilir bir şehre dönüşürdü.
Ankaranın en ücra köşelerini keşfetmeli insan. En bilinmedik, en eski cafelerine gitmeli, en ıssız yerlerindeki restoranlarda yemek yemeli. O zaman tanıyabilir ve sevebilir bir şehri. Bir şehri sevmek bir insanı sevmekle eşdeğerdir aslında. Bir şehirde yaşayan bir insanı seviyorsanız o şehri de seversiniz. Aradaki fark şehrin kalıcı olmasıdır. Anılar kaldıkça şehir de var olur sizin için. Sevdiğiniz insan gider, onunla buluştuğunuz sokak lambası orada kalır.
Hiç düşündünüz mü Ankaranın bir mahallesinin bir sokağındaki bir sokak lambasının anılarını? Kesinlikle düşünmeye değer. Ankara ayazında lapa lapa yağan kara rağmen o lambanın altında kaç memur otobüs bekledi, kaç genç o lambanın altında buluştu ve kaç evsiz o lambanın altında uyudu. Tek başına lambaya yaslanarak telefonda konuşan bir kadının o anki derdini veya mutluluğunu paylaşan tek cisim oydu belkide. Şehir dediğin; kaldırımlardan, lambalardan, sokak aralarından, duvarlardan, cafelerden, sinemalardan ve nadiren de olsa ağaçlardan oluşmaz mı zaten? Şehri yaşatacak damarlardır buralar. Anılar kan gibi o damarlardan geçer, şehir can bulur, insanlar da o canı sebepsizce sever.
Ayazıyla geçen kışlarına rağmen donmadan akıyorsa o kan damarlardan, denizi yok diye yargılanamaz. Hele Ankarada hiç yaşamamış biri bu şehrin denize nasıl da ihtiyacı olmadığını anlayamaz. Soğuğudur Ankara'yı Ankara yapan, iklimidir hatta genellersek. Ankara'da deniz olsa, Ankara Ankara olur muydu?
Teknoloji tüm fırsatları öldürüyor deniyor ama bir şehir için bence yaşanacak hatıraların en büyük düşmanı arabalar. O şehrin sokaklarını yürümeden nasıl yaşamış sayabilirsin kendini? Merdivenlerini çıkmalı, ağaçlarına yaslanıp sigaranı içmeli, yeni yerler keşfetmelisin ki tanımalısın tamamen. Tanımalısın ki yaşamış olmalısın o şehirde. Alışveriş merkezleri de diğer düşmanıdır hatıraların. Tek anınız dünyaca ünlü yemek yerleri ve birkaç mağaza olur. Tüm gün orada geçmiştir fakat anı değil kıyafet kalır geriye. Esnafı dolaşıp muhabbet ederek yeni yüzler tanıyarak alışveriş yapmak varken bu koca binalar niye? Zamanı yok kimsenin artık tüm sebep bu olsa gerek. Somurtkan somut maskelerini çıkarıp sabah gördükleri çöp toplayıcılara bir günaydın demeye yerinen bir toplumsak eğer bu Ankaranın değil tüm dünyanın suçudur aslında. O kadar standart ki hayatlar, bu döngünün içine girmeye korkuyor insan. Henüz gençken korkuyoruz en azından. Eleştirdiğimiz o insanlara istemsizce dönüşmekten. Hem aynı yollardan geçip hem de özümüzü korumak mümkün olmaz mı ki? Yaşayıp göreceğiz sanırım. Dönüşürsek farkına bile varmayacağız belki. Ama yine de yaşayacağız.
artık içlik* giyme vaktinin geldiğini bize gösteren şehir. daha ekim ayına girmedik aq bu ne soğuktur.
Entarilerinize güvenerek iki saat içinde sımsıkı giyinip gideceğim şehir.
dizlerimi sızlattığı için ayrıca tebrik ediyorum.
Sabah burnumu hissedemedigim şehir.
Bugun ayri bir soguk olan sehir. Kicim dondu lan, tir tir titredim otobus beklerken.
enteresan bir büyüye sahip olan şehir. her şekilde kendine çağırıyor.
Güneşi yakan gölgesi donduran şehir. Nemsizlik başa bela.
gece 11den sonra ne idüğü belirsiz adamlar tarafından ulus kızılay gibi yerlere 10 adımda bir yerlere masaj ve tro kartları serpiştirilen şehir. Büyükşehir Belediyesi çalışıyor, sokaklarda baliciden, yankesiciden, sapıktan, spor ayakkabıyı zorla boyamaya kalkan kürt bebelerinden, suriyeli dilencilerden, ihaleli dilenci çetesinden, legal yol kenarı otopark mafyalarından, apaçiden, berduştan, itten kopuktan eser yok fakat talihsiz bir şekilde bu kart serpenler asayişin gözünden kaçıyor işte.
not: artık alıştık bunlara, eğlencemize bakıyoruz. o kartlarda cep numaraları var. arayınca sabit telefona yönlendiriyorlar. güvenlik sistemleri bu şekil.
not: artık alıştık bunlara, eğlencemize bakıyoruz. o kartlarda cep numaraları var. arayınca sabit telefona yönlendiriyorlar. güvenlik sistemleri bu şekil.
Meclisin 2 km capi icerisinde yerlere utanmadan travesti kartlari serpistirilen sehir. Hayir ben onu da gectim atin tamam ama niye travesti lan? Arz-talep iliskisi mi?
Not: gecenlerde saat 15.00 - 16.00 siralarinda bunlari kizilay ile sihhiye arasinda gordum. Kadinin teki boyle gayet rahat ve normal bir sekilde esofmanli halde elindeki kutudan avuc avuc alip yerlere serpistiriyordu. Boyle pembis pembis de giyinmis gozume takildi tabi sonra dusundum ulan kesin bunu birileri takip ediyordur, bir baktim arkasinda da pezevengi. Vay nomissizlar dedim.
Not: gecenlerde saat 15.00 - 16.00 siralarinda bunlari kizilay ile sihhiye arasinda gordum. Kadinin teki boyle gayet rahat ve normal bir sekilde esofmanli halde elindeki kutudan avuc avuc alip yerlere serpistiriyordu. Boyle pembis pembis de giyinmis gozume takildi tabi sonra dusundum ulan kesin bunu birileri takip ediyordur, bir baktim arkasinda da pezevengi. Vay nomissizlar dedim.
Maltepe/Cankaya ya yeni taşınmış biri olarak ciddi ciddi soguk lan bu şehir. daha şimdiden böyleyse aralık ocak ayında napıyosunuz siz abiler?
Bi de bu kaldırımlara atılan masaj kartvizitleri ne ayak. bu kadar legal mi oldu bu işler.
Bi de bu kaldırımlara atılan masaj kartvizitleri ne ayak. bu kadar legal mi oldu bu işler.
başkent ünvanı alındığında geriye bir hiç kalacak şehir.
Cok soguk lan. Ne ara kış geldi..
iyilik yapıp denize atamayacağınız şehir.
bir kaç güne döneceğim güzide şehir. umarım havalar soğumuştur.
deli gibi yağmur yağan kışın gün itibariyle varlığını hissettirdiği gri şehrim. ha bu arada cumartesi günü soğuk havanın neşeli sözlük yazarlarının hoş sohbetleri ile ısınacağı zirvenin olacağı şehir. ankarada olupta gelmeyen yazarların kaynanası ölsün.
Şehirlerin başı. Yaşadığım şehir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar