bugün

edebiyat dünyasına ilk kez ortaokul sıralarında yazdığı şiirlerle adım atmış olan şair-yazar-gazeteci kişidir.
tevellüd: ankara, 1933

ikinci yeni'ye selamı çakıp sonrasında viraj almış ağır abi. şairliğindense eleştirmenliğinden daha çok söz edilir. gazete yazılarını derlediği medya ve hedonizm kitabı da kıymetle anılmaya değer. ama daha çok türkiye'de popüler kültür kitabıyla bilinir. buna toplumcu gerçekçiliğin kaynakları, zamanı sorgulamak gibi yapıtlarını da eklemek gerek.
''usulca bütün erkekler ölür''.
"leninist örgüt modeli, teorik ve pratik düzlemde çekiciliğini ve inandırıcılığını yitirdi. gelgelelim, tüm bu olumsuz saptamalara ve olgulara rağmen, sosyalizmin yine de bir geleceği bulunuyor. toplumsal ütopyayı her şeye rağmen yine sol temsil ediyor (...)

kesin olan şudur: sol, daha çoğulcu, daha demokratik, daha özgürlükçü olmak zorundadır. zor ve şiddet üzerine daha dikkatli düşünmek zorunda herkes. slogancı düşünce biçimlerinden kaçınmak bir öngereklilik. radikal islam'ın ve milliyetçi hareketin emekçi ve yoksul kesimler arasında kazandığı mevzilerin yeniden ele geçirilebilmesi ve bu kesimlerin ikna edilebilmesi çok yönlü düşünebilmeyi gerektiriyor."

biçim cümleleri kurmuş şair, eleştirmen, düşünür kişi.
21 Ocak 1933'te Ankara'da doğdu. Öğrenimini lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı. Ankara'da istatistik Genel Müdürlüğü'nde (bugünkü DiE) görev yaptı. 1961'de Yeni istanbul gazetesinin Ankara bürosunda "parlamento muhabiri" olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. Ankara Ekspres, iktisat ve Piyasa, Vatan gibi gazetelerde muhabir olarak çalıştı. 1975'te istanbul Radyosu'na geçti. Siyasal iktidar değişince TRT'den istifa ederek önce Akajans, ardından da Dünya gazetesi haber müdürlüğü görevlerini yürüttü. 1978'de yeniden TRT'ye döndü. 1982'de emekliye ayrıldı. Daha sonra Milliyet gazetesine geçti. 1993'te yazıişleri müdürlerinden biri olduğu Milliyet'ten de ayrıldı. Yazmaya ortaokul sıralarında başladı. ilk şiirleri, 1949-1950 arasında "Gerçek" dergisinde yayınlandı. ilk yazısı 1950'de "Güney" dergisinde çıktı. "Dişi Kurt" adlı oyunu 1974'te Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahnelendi. 1950'lerde yazdığı şiirlerde Ahmed Arif'ten etkilendiği gözlenirken, 1960'lardan sonra toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla ikinci Yeni'ye yöneldi. Zengin sözcük dağarcığını destansı bir söyleyişle ustaca değerlendirdi. Şiirinin olgunluk döneminde biçim gösterilerine kaçmadan yalın bir teknikle yazdı.
önde gelen şiirleri;

SIĞINAK
YAPI
TUHAF DUYGU
SIRADA
ACI
BÜTÜN ERKEKLER ÖLÜR
KADINLAR ÇIKMAZI
TEN ORDA YIRTILIR
iNSANIN GURBETLERi iÇiNDE
(bkz: hüznün ilk sözleri)
(bkz: kısa mutluluk)
Yağmur çiseliyor! Akıp gitsin üstümdeki küf! Yakam bağrım fora. Üç duble votkanın beklentisindeyim; dört şiddetinde bir deprem! 'Mal ve can kaybı: dokuz gökdelen çökmesi ve üç kalp krizi'.
Gündelik nefretin maliyetini kurtarmasa da fena değil.

Yine de güneşlik bir yer istiyorum. Yeşillik bir yer. Herkes Kır'a sığındı. Kent'i bana, benim gibilere bıraktılar: Pisliğim, Çukurum! Hayalin ve Güzelliğin rahmi!
Dört yanına yayıldım.
Yatıyorum bütün mezarlarında.

Benim gezinti alanım iki küçük saksı. Yetiyor bu gümrah arazi: Balkon, bahçe ve kabir:
üst kattaki dul her sabah ve akşamüstü sularken çiçeklerini beni de suluyor çünkü.
beş kuruşa aşk şarkıları

Bir yalnızlık büyütürdüm saksıda
kalandı çok eski günlerden
bir bana yetsin, hıncımı arttırsın
aşkımı pekiştirsin diye sevince.
Günüydü, gelip durdu hüznümün önünde
gidilmemiş bir saklı deniz sandım.

Kıpırdamazdı yapraklar geceyle
tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak
bana neydi gülmeler, şarkılar
otobüs durakları, alandaki kalabalık
geldi durdu, alana merhaba dedim.

Bir göz bozgundur yerine göre
vururdu pencereme rüzgâr,
ben hep öyle bir gözdüm
çığlığını kendine saklayan.
Düş kurmazdım, beklemezdim şurda burda,
çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi
apansız geliverdi sokağıma.

Hıncım bana kalsın gayrı
sen yalnızlığımı götür.
Bana çay demlemeyi öğret
elimi yüzümü yıkamayı,
ağzıma rakı koydurma.
Hıncım bana kalsın diyorum
çünki ben bu kenti kendimde büyüttüm
bir barbarın vahşi ateşiyle,
çünki yapılarının taşında onulmazlığım
çünki şarkılar kanımın bedeli.

En sevdiğim kelimeler gibisin
örneğin öfke gibi
hani bir zamanlar
dağda ve sokakta açan.
Örneğin umut gibi
günde, gecede yitip durduğumuz
zeytin dalını dal eden.
Örneğin aşk gibi
denizlerin üzerinde yürüten.
Örneğin kavga gibi
yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan
kayaları yumuşatan kavga gibi.

Denizler benim kadar kıpırdayamaz
bak şimdi parklardayım
bir çocuğun menevişli gözlerinde.
Hüzünleri bırakmanın günü
günü çığlığı olmak dünyanın,
hüznümü iki kat ediyor ama
gecede alnıma dayalı alnın.
GöLGELERi KULLANMAK

işte bir ses geçiyor sıkıntıdan
baksam pencerede yağmur da var,
hani saçlarını ya da göğsünü
çok ince bir hüzünle bezeyen.
Oyuncaklar da var yalnızlıktan
bir parkta ölümü güzel kılar,
hani sarmaşıkça uzandığın yatakta
durmadan aşıladığım sana.

Hayır yaşamıyor suda o balık,
bir yanıltı daha çiçek aldığım.
Herkesin bebeği var odalarda
ölüme ve daha sıkılmak için.
Uzayan sakalım sabaha kadar
uçup giden bir kuş koynundan,
belki yanında bile olmadım.

Eğildiğin sular da yalan
salınıp duran gemilerle aldanma.
Demiyorum hiç mi olmasın kokun, o yatak.
Ben umutsuzluğun domino taşı
şimdi açım, suskunum bak.
Hele bir çağırsın kanın türküsü
hele bir kıpırdasın kumsalda
ağları ve renkli balıklarıyla halk,
silâh tutarım dağlarda.

Bu oda emanet, hadi uzan,
şimdi ellerim de çok nazlı
bir karanfille kanar.
Sunduğum bu yalnız, çocuk ülke,
bak, gece de göğsümde çok ağır,
şaşkın değilim ama silahımı yitirdim.
Gelsin leylâkların açma zamanı
mümkün silâhımı halkımla bulmak.

Hadi uzan özlemim kadar,
bulutlar gidiyor, şimdi işim
çoğaltıp gölgeleri kullanmak.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.