bugün
- yazarların benzedikleri ünlüler5
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i14
- kuşburnu marmelatı3
- s'i l v'e r m'i s t35
- nasıl birisiniz7
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir10
- lan birak ayak yapmayi3
- sürekli geçmişe dönmek isteyen insan5
- bugünkü halinden memnun olan insan4
- al sözlükteki bütün amlar senin olsun3
- enayimiknatisii34
- true koş2
- bir anda gelen temizlik perileri2
- doğru kişiyle yanlış zamanda karşılaşmak6
- muslettin amca10
- uzungöl2
- modern dünyanın en büyük sorunu2
- kızılcık marmelatı2
- makarna ve kömüre oy satan insan2
- gelecek seçimlerde akepenin beklentisi2
- tuvalette nasıl görünürdün trendi2
- anın görüntüsü26
- yazarlar 70 lerde yaşasaydı nasıl görünürdü3
- iso sana da selam2
- her şeyi hatırlayan insan4
- sürekli gelen trollerle uğraşmamız4
- arapperestlerin dünyaya katkısı2
- ansızın gelen benim burada ne işim var hissi3
- serhat kılıç24
- tusubasanın türkiye maçında attığı gol2
- davar tereyağı4
- bazı insanların sizi değiştirmesi4
- ben bu yazıyı seri eksicime yazdım4
- yörük kızı15
- uludağ sözlük size ne kattı23
- kız düşürmenin kısa yolu15
- calmernow ai anxiety and calm2
- pum pum çorbası7
- istanbul da yasa dışı bahis operasyonu2
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- mercimek çorbası içen kadın14
- tc'ye vatandaşlk bağıyla bağlı olan herkes türktür8
- reenkarnasyon4
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- fusya semsiyeli yabanci26
- sözlüğün en masum yazarları16
- 08 eylül 2026 üsküdar da başkan vekili seçimi4
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü19
- sikişirken sigara içen kadın6
- pankek mi pişi mi10
murat belge'nin 8 temmuz 2006 tarihli, gülümseten yazısı.
ab'yi garantiledik
Cuma sabahı gazetelerde sevindirici bir haberle karşılaştım: Halkımızın AB'ye katılma konusunda gösterdiği istek gene düşmüş! Geçen yıla kadar yüzde 17 dolaylarında düştüğü söyleniyor. Ama o geçen yılki de zaten onun bir yıl öncesine göre düşmüştü. Yani yüzde 80'lerden başlayan bu 'destek', bu yıl itibarıyla yüzde 50'nin altına indi.
Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasından yana olan ve bunu şiddetle savunanlardan biri olduğuma göre, niçin bunun 'sevindirici haber' olduğunu söylüyorum? Türkiye'de kitlelerin, çoğunlukların istediği şeyin hep tersi olur da ondan. Şimdiye kadar bu gidişe her türlü engeli çıkarmaya çalışan devletlû kesim, halkın projeden soğuduğunu görünce derhal tavır değiştirir. 'Halk için, halka rağmen' felsefesini bu derece derinlemesine içselleştirmiş kesim, bu konuda da, eli mahkûm, böyle davranmak zorunda kalacaktır. Şu halde AB'ye giriyoruz, iyi.
Şimdiye kadar, sonuç yaklaştıkça, aday ülkelerde isteğin ve heyecanın azaldığını görüyorduk. Yani bir benzerlik var, ama aslında farklılık da var. AB'ye giriş, bu gibi toplumların günlük hayatında, çalışma yönteminde, iş geleneklerinde, AB standartlarına uyma zorunluğuyla birlikte bir de tepki doğuruyor. Kısmen gerçek, kısmen abartma, 'bildiğimiz hayat değişiyor' inancı ve kaygısı devreye giriyor: 'kokoreç yenmeyecekmiş', 'siesta yapamayacağız' vb.
Oysa biz bu aşamada değiliz. AB projesi, genel günlük hayatı hiçbir şekilde etkilemedi. Bizde, bu etkileme olmaksızın istek düşüyor. 'Avro'nun üstünde Atatürk resmi yok' gibi gerekçelerle (bunu, konuşma yaptığım bir lisede kendi kulağımla işittim- oysa doğru da değil, istenirse olabilir). 'Bölünecekmişiz' diye... Buna benzer, paranoya ortamının ürettiği metafizik korkularla.
Öte yandan, Türkiye'de bu gibi anketlerde karşılaştığımız sonuçlara da öyle fazla güvenesim gelmez, çünkü bu ülke, 12 Eylül'ün ünlü Diyarbakır'a giden avukat fıkrasında olduğu gibi, insanların 'resmi görüş' sahibi olduğu bir ülkedir. Burada insanlar, 'political correctness'in neyi gerektirdiğini çok iyi anlar, gelip soru moru soran bilmedikleri adama 'doğru' cevabı verirler.
Neyin 'doğru' olduğunu anlamamanın imkânı yok. Bir kere, en başta, emekli olup üniformasını çıkaran generallerin yüzde 90'ı, ağzını açtığında, Avrupa aleyhine konuşuyor. Bu toplum için yeterli sinyal bu. Bir yandan, her konu getirilip bir 'biz ve onlar' kutuplaşmasına bağlanıyor. Öbür yandan, Kerinçsiz Bandosu akla gelecek, gelmeyecek her yerde dolaşıp performanslarını topluma sunuyor ve bunların çoğunda, muhtemelen aynı fikirde olan güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmıyor. Başlıca arenaları mahkeme koridorları olduğuna göre, daha ne denir? Gene öbür yandan, aklına esen, 'papazı bulma' deyiminin yeni içeriğine uygun bir biçimde, bulduğu papazı indiriyor. Bir yandan, 'solu' temsilen biri ortalığı dolaşıp memleketin arsa arsa satıldığını anlatıyor.
Bu ortamda halkımız 'AB'ye girelim mi' sorusu karşısında alması gereken 'resmi' tavrın ne olduğunu hemen anlıyordur.
ab'yi garantiledik
Cuma sabahı gazetelerde sevindirici bir haberle karşılaştım: Halkımızın AB'ye katılma konusunda gösterdiği istek gene düşmüş! Geçen yıla kadar yüzde 17 dolaylarında düştüğü söyleniyor. Ama o geçen yılki de zaten onun bir yıl öncesine göre düşmüştü. Yani yüzde 80'lerden başlayan bu 'destek', bu yıl itibarıyla yüzde 50'nin altına indi.
Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasından yana olan ve bunu şiddetle savunanlardan biri olduğuma göre, niçin bunun 'sevindirici haber' olduğunu söylüyorum? Türkiye'de kitlelerin, çoğunlukların istediği şeyin hep tersi olur da ondan. Şimdiye kadar bu gidişe her türlü engeli çıkarmaya çalışan devletlû kesim, halkın projeden soğuduğunu görünce derhal tavır değiştirir. 'Halk için, halka rağmen' felsefesini bu derece derinlemesine içselleştirmiş kesim, bu konuda da, eli mahkûm, böyle davranmak zorunda kalacaktır. Şu halde AB'ye giriyoruz, iyi.
Şimdiye kadar, sonuç yaklaştıkça, aday ülkelerde isteğin ve heyecanın azaldığını görüyorduk. Yani bir benzerlik var, ama aslında farklılık da var. AB'ye giriş, bu gibi toplumların günlük hayatında, çalışma yönteminde, iş geleneklerinde, AB standartlarına uyma zorunluğuyla birlikte bir de tepki doğuruyor. Kısmen gerçek, kısmen abartma, 'bildiğimiz hayat değişiyor' inancı ve kaygısı devreye giriyor: 'kokoreç yenmeyecekmiş', 'siesta yapamayacağız' vb.
Oysa biz bu aşamada değiliz. AB projesi, genel günlük hayatı hiçbir şekilde etkilemedi. Bizde, bu etkileme olmaksızın istek düşüyor. 'Avro'nun üstünde Atatürk resmi yok' gibi gerekçelerle (bunu, konuşma yaptığım bir lisede kendi kulağımla işittim- oysa doğru da değil, istenirse olabilir). 'Bölünecekmişiz' diye... Buna benzer, paranoya ortamının ürettiği metafizik korkularla.
Öte yandan, Türkiye'de bu gibi anketlerde karşılaştığımız sonuçlara da öyle fazla güvenesim gelmez, çünkü bu ülke, 12 Eylül'ün ünlü Diyarbakır'a giden avukat fıkrasında olduğu gibi, insanların 'resmi görüş' sahibi olduğu bir ülkedir. Burada insanlar, 'political correctness'in neyi gerektirdiğini çok iyi anlar, gelip soru moru soran bilmedikleri adama 'doğru' cevabı verirler.
Neyin 'doğru' olduğunu anlamamanın imkânı yok. Bir kere, en başta, emekli olup üniformasını çıkaran generallerin yüzde 90'ı, ağzını açtığında, Avrupa aleyhine konuşuyor. Bu toplum için yeterli sinyal bu. Bir yandan, her konu getirilip bir 'biz ve onlar' kutuplaşmasına bağlanıyor. Öbür yandan, Kerinçsiz Bandosu akla gelecek, gelmeyecek her yerde dolaşıp performanslarını topluma sunuyor ve bunların çoğunda, muhtemelen aynı fikirde olan güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmıyor. Başlıca arenaları mahkeme koridorları olduğuna göre, daha ne denir? Gene öbür yandan, aklına esen, 'papazı bulma' deyiminin yeni içeriğine uygun bir biçimde, bulduğu papazı indiriyor. Bir yandan, 'solu' temsilen biri ortalığı dolaşıp memleketin arsa arsa satıldığını anlatıyor.
Bu ortamda halkımız 'AB'ye girelim mi' sorusu karşısında alması gereken 'resmi' tavrın ne olduğunu hemen anlıyordur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar