bugün
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak8
- arda güler'in 4 kasim 2026 aek kadrosunda olmaması3
- doların 50 tl olması9
- aleksey batrakov25
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
- fenerli yazarların ortalarda gözükmemesi2
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir11
- cezaevine özenen gençler3
- lights out2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- queen ravennanın aşırı güzel olması14
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil16
- sözlük kürdü55
- iskilipli atıf hoca20
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- netflix2
- nükleer bomba7
- kırıkkaleli olmak istemek8
- 26 ekim 2026 fb'nin cimbom'a döşeyeceği boru2
- kablosuz mouse13
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- 394
- arap götü9
- favlayan yazarın asıl amacı12
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- emre belözoğlu6
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- flört etmeme ilkesi4
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- yagmurcu çık açıkla7
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- ismail kartal14
- durkheimın intihar teorisi7
- damla sakızlı muhallebi4
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar4
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler30
- millette manyak para var19
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi4
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- yazarların akşama dair planları7
- hayırlı ramazanlar uludağ sözlük3
- anın görüntüsü31
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- atatürk düşmanı5
- kale3112 tarzı entry girmek7
- sözlük dedeleri5
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak19
- robert de niro denince akla gelen ilk film8
murat belge'nin 8 temmuz 2006 tarihli, gülümseten yazısı.
ab'yi garantiledik
Cuma sabahı gazetelerde sevindirici bir haberle karşılaştım: Halkımızın AB'ye katılma konusunda gösterdiği istek gene düşmüş! Geçen yıla kadar yüzde 17 dolaylarında düştüğü söyleniyor. Ama o geçen yılki de zaten onun bir yıl öncesine göre düşmüştü. Yani yüzde 80'lerden başlayan bu 'destek', bu yıl itibarıyla yüzde 50'nin altına indi.
Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasından yana olan ve bunu şiddetle savunanlardan biri olduğuma göre, niçin bunun 'sevindirici haber' olduğunu söylüyorum? Türkiye'de kitlelerin, çoğunlukların istediği şeyin hep tersi olur da ondan. Şimdiye kadar bu gidişe her türlü engeli çıkarmaya çalışan devletlû kesim, halkın projeden soğuduğunu görünce derhal tavır değiştirir. 'Halk için, halka rağmen' felsefesini bu derece derinlemesine içselleştirmiş kesim, bu konuda da, eli mahkûm, böyle davranmak zorunda kalacaktır. Şu halde AB'ye giriyoruz, iyi.
Şimdiye kadar, sonuç yaklaştıkça, aday ülkelerde isteğin ve heyecanın azaldığını görüyorduk. Yani bir benzerlik var, ama aslında farklılık da var. AB'ye giriş, bu gibi toplumların günlük hayatında, çalışma yönteminde, iş geleneklerinde, AB standartlarına uyma zorunluğuyla birlikte bir de tepki doğuruyor. Kısmen gerçek, kısmen abartma, 'bildiğimiz hayat değişiyor' inancı ve kaygısı devreye giriyor: 'kokoreç yenmeyecekmiş', 'siesta yapamayacağız' vb.
Oysa biz bu aşamada değiliz. AB projesi, genel günlük hayatı hiçbir şekilde etkilemedi. Bizde, bu etkileme olmaksızın istek düşüyor. 'Avro'nun üstünde Atatürk resmi yok' gibi gerekçelerle (bunu, konuşma yaptığım bir lisede kendi kulağımla işittim- oysa doğru da değil, istenirse olabilir). 'Bölünecekmişiz' diye... Buna benzer, paranoya ortamının ürettiği metafizik korkularla.
Öte yandan, Türkiye'de bu gibi anketlerde karşılaştığımız sonuçlara da öyle fazla güvenesim gelmez, çünkü bu ülke, 12 Eylül'ün ünlü Diyarbakır'a giden avukat fıkrasında olduğu gibi, insanların 'resmi görüş' sahibi olduğu bir ülkedir. Burada insanlar, 'political correctness'in neyi gerektirdiğini çok iyi anlar, gelip soru moru soran bilmedikleri adama 'doğru' cevabı verirler.
Neyin 'doğru' olduğunu anlamamanın imkânı yok. Bir kere, en başta, emekli olup üniformasını çıkaran generallerin yüzde 90'ı, ağzını açtığında, Avrupa aleyhine konuşuyor. Bu toplum için yeterli sinyal bu. Bir yandan, her konu getirilip bir 'biz ve onlar' kutuplaşmasına bağlanıyor. Öbür yandan, Kerinçsiz Bandosu akla gelecek, gelmeyecek her yerde dolaşıp performanslarını topluma sunuyor ve bunların çoğunda, muhtemelen aynı fikirde olan güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmıyor. Başlıca arenaları mahkeme koridorları olduğuna göre, daha ne denir? Gene öbür yandan, aklına esen, 'papazı bulma' deyiminin yeni içeriğine uygun bir biçimde, bulduğu papazı indiriyor. Bir yandan, 'solu' temsilen biri ortalığı dolaşıp memleketin arsa arsa satıldığını anlatıyor.
Bu ortamda halkımız 'AB'ye girelim mi' sorusu karşısında alması gereken 'resmi' tavrın ne olduğunu hemen anlıyordur.
ab'yi garantiledik
Cuma sabahı gazetelerde sevindirici bir haberle karşılaştım: Halkımızın AB'ye katılma konusunda gösterdiği istek gene düşmüş! Geçen yıla kadar yüzde 17 dolaylarında düştüğü söyleniyor. Ama o geçen yılki de zaten onun bir yıl öncesine göre düşmüştü. Yani yüzde 80'lerden başlayan bu 'destek', bu yıl itibarıyla yüzde 50'nin altına indi.
Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasından yana olan ve bunu şiddetle savunanlardan biri olduğuma göre, niçin bunun 'sevindirici haber' olduğunu söylüyorum? Türkiye'de kitlelerin, çoğunlukların istediği şeyin hep tersi olur da ondan. Şimdiye kadar bu gidişe her türlü engeli çıkarmaya çalışan devletlû kesim, halkın projeden soğuduğunu görünce derhal tavır değiştirir. 'Halk için, halka rağmen' felsefesini bu derece derinlemesine içselleştirmiş kesim, bu konuda da, eli mahkûm, böyle davranmak zorunda kalacaktır. Şu halde AB'ye giriyoruz, iyi.
Şimdiye kadar, sonuç yaklaştıkça, aday ülkelerde isteğin ve heyecanın azaldığını görüyorduk. Yani bir benzerlik var, ama aslında farklılık da var. AB'ye giriş, bu gibi toplumların günlük hayatında, çalışma yönteminde, iş geleneklerinde, AB standartlarına uyma zorunluğuyla birlikte bir de tepki doğuruyor. Kısmen gerçek, kısmen abartma, 'bildiğimiz hayat değişiyor' inancı ve kaygısı devreye giriyor: 'kokoreç yenmeyecekmiş', 'siesta yapamayacağız' vb.
Oysa biz bu aşamada değiliz. AB projesi, genel günlük hayatı hiçbir şekilde etkilemedi. Bizde, bu etkileme olmaksızın istek düşüyor. 'Avro'nun üstünde Atatürk resmi yok' gibi gerekçelerle (bunu, konuşma yaptığım bir lisede kendi kulağımla işittim- oysa doğru da değil, istenirse olabilir). 'Bölünecekmişiz' diye... Buna benzer, paranoya ortamının ürettiği metafizik korkularla.
Öte yandan, Türkiye'de bu gibi anketlerde karşılaştığımız sonuçlara da öyle fazla güvenesim gelmez, çünkü bu ülke, 12 Eylül'ün ünlü Diyarbakır'a giden avukat fıkrasında olduğu gibi, insanların 'resmi görüş' sahibi olduğu bir ülkedir. Burada insanlar, 'political correctness'in neyi gerektirdiğini çok iyi anlar, gelip soru moru soran bilmedikleri adama 'doğru' cevabı verirler.
Neyin 'doğru' olduğunu anlamamanın imkânı yok. Bir kere, en başta, emekli olup üniformasını çıkaran generallerin yüzde 90'ı, ağzını açtığında, Avrupa aleyhine konuşuyor. Bu toplum için yeterli sinyal bu. Bir yandan, her konu getirilip bir 'biz ve onlar' kutuplaşmasına bağlanıyor. Öbür yandan, Kerinçsiz Bandosu akla gelecek, gelmeyecek her yerde dolaşıp performanslarını topluma sunuyor ve bunların çoğunda, muhtemelen aynı fikirde olan güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmıyor. Başlıca arenaları mahkeme koridorları olduğuna göre, daha ne denir? Gene öbür yandan, aklına esen, 'papazı bulma' deyiminin yeni içeriğine uygun bir biçimde, bulduğu papazı indiriyor. Bir yandan, 'solu' temsilen biri ortalığı dolaşıp memleketin arsa arsa satıldığını anlatıyor.
Bu ortamda halkımız 'AB'ye girelim mi' sorusu karşısında alması gereken 'resmi' tavrın ne olduğunu hemen anlıyordur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar