bugün
- gocu20
- 30 ağustos 2026 samsunspor fenerbahçe maçı18
- bu koyden olsam ne olacak14
- fenerbahçe'nin tüm kulvarlarda favori olması6
- çaylak yapın beni11
- aylık 777 bin lira iyi para mıdır sorunsalı5
- rahatsız ettiğim herkesten özür dilerim9
- sarapci koala77
- ama ben bipolarım10
- yalnızlık4
- dinlerin yalan olması13
- anderson talisca nın beşiktaşa transferi3
- enayimiknatisii4
- safiyenin kocası faik5
- sözlüğü nezih bir ortama çevirmek4
- soğan yiyen kız8
- bkono5
- kürtler olmasa türkler anadoluya giremezdi yalanı15
- her yer bok kokuyor arkadaş her yer10
- herkesin birbiriyle kavga ettiği sözlük4
- sözlükte artı eksi dengesinin normal olmaması3
- ay kavga var galiba6
- sözlükte korunan bir yazar olmak5
- sihirli annem izleyen erkek4
- boşnaklar3
- kktc de 3 günlük yas ilan edilmesi4
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası8
- tavada yumurta yapıp üzerine kırmızı biber katmak2
- sözlük kızları adam mıdır5
- tobey maguire lı spiderman3
- 30 ağustos zafer bayramı19
- katatespizartmasi10
- kavga eden yazarlar5
- yazım hataları4
- türkiye savaşa girecek5
- her fikre saygı duyulmalı mıdır3
- sözlükte zorbalanınca ne yapıyorsunuz3
- güler duman'ı arzulamak2
- ay diyen ekek4
- sözlükteki linç kültürü4
- istatistiklerin yenilenmemesi2
- anayasa değişikliği4
- türk ten kürt'ü ayırırsan türk kalmaz6
- testo taylan true ziyareti2
- hadsiz insan3
- karadağ2
- adam olan sözünü tutar2
- ilkay gündoğan5
- acı kıyaslamak5
- dudağın içinde çıkan beyaz yaralar5
murat belge'nin 8 temmuz 2006 tarihli, gülümseten yazısı.
ab'yi garantiledik
Cuma sabahı gazetelerde sevindirici bir haberle karşılaştım: Halkımızın AB'ye katılma konusunda gösterdiği istek gene düşmüş! Geçen yıla kadar yüzde 17 dolaylarında düştüğü söyleniyor. Ama o geçen yılki de zaten onun bir yıl öncesine göre düşmüştü. Yani yüzde 80'lerden başlayan bu 'destek', bu yıl itibarıyla yüzde 50'nin altına indi.
Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasından yana olan ve bunu şiddetle savunanlardan biri olduğuma göre, niçin bunun 'sevindirici haber' olduğunu söylüyorum? Türkiye'de kitlelerin, çoğunlukların istediği şeyin hep tersi olur da ondan. Şimdiye kadar bu gidişe her türlü engeli çıkarmaya çalışan devletlû kesim, halkın projeden soğuduğunu görünce derhal tavır değiştirir. 'Halk için, halka rağmen' felsefesini bu derece derinlemesine içselleştirmiş kesim, bu konuda da, eli mahkûm, böyle davranmak zorunda kalacaktır. Şu halde AB'ye giriyoruz, iyi.
Şimdiye kadar, sonuç yaklaştıkça, aday ülkelerde isteğin ve heyecanın azaldığını görüyorduk. Yani bir benzerlik var, ama aslında farklılık da var. AB'ye giriş, bu gibi toplumların günlük hayatında, çalışma yönteminde, iş geleneklerinde, AB standartlarına uyma zorunluğuyla birlikte bir de tepki doğuruyor. Kısmen gerçek, kısmen abartma, 'bildiğimiz hayat değişiyor' inancı ve kaygısı devreye giriyor: 'kokoreç yenmeyecekmiş', 'siesta yapamayacağız' vb.
Oysa biz bu aşamada değiliz. AB projesi, genel günlük hayatı hiçbir şekilde etkilemedi. Bizde, bu etkileme olmaksızın istek düşüyor. 'Avro'nun üstünde Atatürk resmi yok' gibi gerekçelerle (bunu, konuşma yaptığım bir lisede kendi kulağımla işittim- oysa doğru da değil, istenirse olabilir). 'Bölünecekmişiz' diye... Buna benzer, paranoya ortamının ürettiği metafizik korkularla.
Öte yandan, Türkiye'de bu gibi anketlerde karşılaştığımız sonuçlara da öyle fazla güvenesim gelmez, çünkü bu ülke, 12 Eylül'ün ünlü Diyarbakır'a giden avukat fıkrasında olduğu gibi, insanların 'resmi görüş' sahibi olduğu bir ülkedir. Burada insanlar, 'political correctness'in neyi gerektirdiğini çok iyi anlar, gelip soru moru soran bilmedikleri adama 'doğru' cevabı verirler.
Neyin 'doğru' olduğunu anlamamanın imkânı yok. Bir kere, en başta, emekli olup üniformasını çıkaran generallerin yüzde 90'ı, ağzını açtığında, Avrupa aleyhine konuşuyor. Bu toplum için yeterli sinyal bu. Bir yandan, her konu getirilip bir 'biz ve onlar' kutuplaşmasına bağlanıyor. Öbür yandan, Kerinçsiz Bandosu akla gelecek, gelmeyecek her yerde dolaşıp performanslarını topluma sunuyor ve bunların çoğunda, muhtemelen aynı fikirde olan güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmıyor. Başlıca arenaları mahkeme koridorları olduğuna göre, daha ne denir? Gene öbür yandan, aklına esen, 'papazı bulma' deyiminin yeni içeriğine uygun bir biçimde, bulduğu papazı indiriyor. Bir yandan, 'solu' temsilen biri ortalığı dolaşıp memleketin arsa arsa satıldığını anlatıyor.
Bu ortamda halkımız 'AB'ye girelim mi' sorusu karşısında alması gereken 'resmi' tavrın ne olduğunu hemen anlıyordur.
ab'yi garantiledik
Cuma sabahı gazetelerde sevindirici bir haberle karşılaştım: Halkımızın AB'ye katılma konusunda gösterdiği istek gene düşmüş! Geçen yıla kadar yüzde 17 dolaylarında düştüğü söyleniyor. Ama o geçen yılki de zaten onun bir yıl öncesine göre düşmüştü. Yani yüzde 80'lerden başlayan bu 'destek', bu yıl itibarıyla yüzde 50'nin altına indi.
Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasından yana olan ve bunu şiddetle savunanlardan biri olduğuma göre, niçin bunun 'sevindirici haber' olduğunu söylüyorum? Türkiye'de kitlelerin, çoğunlukların istediği şeyin hep tersi olur da ondan. Şimdiye kadar bu gidişe her türlü engeli çıkarmaya çalışan devletlû kesim, halkın projeden soğuduğunu görünce derhal tavır değiştirir. 'Halk için, halka rağmen' felsefesini bu derece derinlemesine içselleştirmiş kesim, bu konuda da, eli mahkûm, böyle davranmak zorunda kalacaktır. Şu halde AB'ye giriyoruz, iyi.
Şimdiye kadar, sonuç yaklaştıkça, aday ülkelerde isteğin ve heyecanın azaldığını görüyorduk. Yani bir benzerlik var, ama aslında farklılık da var. AB'ye giriş, bu gibi toplumların günlük hayatında, çalışma yönteminde, iş geleneklerinde, AB standartlarına uyma zorunluğuyla birlikte bir de tepki doğuruyor. Kısmen gerçek, kısmen abartma, 'bildiğimiz hayat değişiyor' inancı ve kaygısı devreye giriyor: 'kokoreç yenmeyecekmiş', 'siesta yapamayacağız' vb.
Oysa biz bu aşamada değiliz. AB projesi, genel günlük hayatı hiçbir şekilde etkilemedi. Bizde, bu etkileme olmaksızın istek düşüyor. 'Avro'nun üstünde Atatürk resmi yok' gibi gerekçelerle (bunu, konuşma yaptığım bir lisede kendi kulağımla işittim- oysa doğru da değil, istenirse olabilir). 'Bölünecekmişiz' diye... Buna benzer, paranoya ortamının ürettiği metafizik korkularla.
Öte yandan, Türkiye'de bu gibi anketlerde karşılaştığımız sonuçlara da öyle fazla güvenesim gelmez, çünkü bu ülke, 12 Eylül'ün ünlü Diyarbakır'a giden avukat fıkrasında olduğu gibi, insanların 'resmi görüş' sahibi olduğu bir ülkedir. Burada insanlar, 'political correctness'in neyi gerektirdiğini çok iyi anlar, gelip soru moru soran bilmedikleri adama 'doğru' cevabı verirler.
Neyin 'doğru' olduğunu anlamamanın imkânı yok. Bir kere, en başta, emekli olup üniformasını çıkaran generallerin yüzde 90'ı, ağzını açtığında, Avrupa aleyhine konuşuyor. Bu toplum için yeterli sinyal bu. Bir yandan, her konu getirilip bir 'biz ve onlar' kutuplaşmasına bağlanıyor. Öbür yandan, Kerinçsiz Bandosu akla gelecek, gelmeyecek her yerde dolaşıp performanslarını topluma sunuyor ve bunların çoğunda, muhtemelen aynı fikirde olan güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmıyor. Başlıca arenaları mahkeme koridorları olduğuna göre, daha ne denir? Gene öbür yandan, aklına esen, 'papazı bulma' deyiminin yeni içeriğine uygun bir biçimde, bulduğu papazı indiriyor. Bir yandan, 'solu' temsilen biri ortalığı dolaşıp memleketin arsa arsa satıldığını anlatıyor.
Bu ortamda halkımız 'AB'ye girelim mi' sorusu karşısında alması gereken 'resmi' tavrın ne olduğunu hemen anlıyordur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar