bugün
- ateistlerin yaşama amacı22
- sözlüğün en sevilen yazarı21
- dindarların çoğunun fakir olması8
- claudian clouds ve insan olmaya ceyrek kala aşkı6
- hiçbir ankette ismi olmayan yazarlar6
- diamond bey birader birader beydir7
- apoya küfür edince sinirlenen akpliler ve mhpliler9
- yeter ulan artık19
- dincilerin afrika da su kuyusu açma saplantısı8
- tarsus taki gizemli kazı3
- ratko mladiç4
- teröriste sövmek artık yasak14
- kamyon arkası sözler6
- biraderler biraderdirler6
- fenerbahçe vs galatasaray19
- deneysel varlık ve teorik varlık4
- tarihin en kötü lyonu14
- fenerlilerin bir galibiyetle çoşması3
- fenerin sanki bizi biraz fazla rezil etmesi19
- mevlana celaleddin rumi2
- demek doğruymuş diyeceksiniz5
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı48
- sözlük yazarları için 2026 yazı2
- ofsaytımsı4
- mehdi sultan olacak6
- great filter5
- anket anketi7
- seküler yahudi3
- fenerbahçe lyon maçında atıp tutan yazarlar16
- ellerim bos gonlum hos12
- fenerbahçe24
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı3
- kadınların askerlik yapmamasının nedenleri8
- ben geldim dağılın2
- ucl'ye girer girmez köylülüğünü gösteren köylü11
- evrim2
- sarapci koala54
- youtube'u yöneten varlıkla etkileşime girdim7
- iblisin meleklerin hocası olması2
- fenerbahçe'nin cincondan daha çok para alması8
- nepal'deki sel felaketi2
- nervio3
- ben bu dünyadan değilim evladım3
- parlementer sistem5
- zorunlu eğitim11
- bireysel ve kollektif bilinçaltı2
- pontus rumları10
- cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde revizyon4
- fenerin gs'nin kasasından 30 milyon avro alması9
- her şey zihinde olup biter2
murat belge'nin 8 temmuz 2006 tarihli, gülümseten yazısı.
ab'yi garantiledik
Cuma sabahı gazetelerde sevindirici bir haberle karşılaştım: Halkımızın AB'ye katılma konusunda gösterdiği istek gene düşmüş! Geçen yıla kadar yüzde 17 dolaylarında düştüğü söyleniyor. Ama o geçen yılki de zaten onun bir yıl öncesine göre düşmüştü. Yani yüzde 80'lerden başlayan bu 'destek', bu yıl itibarıyla yüzde 50'nin altına indi.
Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasından yana olan ve bunu şiddetle savunanlardan biri olduğuma göre, niçin bunun 'sevindirici haber' olduğunu söylüyorum? Türkiye'de kitlelerin, çoğunlukların istediği şeyin hep tersi olur da ondan. Şimdiye kadar bu gidişe her türlü engeli çıkarmaya çalışan devletlû kesim, halkın projeden soğuduğunu görünce derhal tavır değiştirir. 'Halk için, halka rağmen' felsefesini bu derece derinlemesine içselleştirmiş kesim, bu konuda da, eli mahkûm, böyle davranmak zorunda kalacaktır. Şu halde AB'ye giriyoruz, iyi.
Şimdiye kadar, sonuç yaklaştıkça, aday ülkelerde isteğin ve heyecanın azaldığını görüyorduk. Yani bir benzerlik var, ama aslında farklılık da var. AB'ye giriş, bu gibi toplumların günlük hayatında, çalışma yönteminde, iş geleneklerinde, AB standartlarına uyma zorunluğuyla birlikte bir de tepki doğuruyor. Kısmen gerçek, kısmen abartma, 'bildiğimiz hayat değişiyor' inancı ve kaygısı devreye giriyor: 'kokoreç yenmeyecekmiş', 'siesta yapamayacağız' vb.
Oysa biz bu aşamada değiliz. AB projesi, genel günlük hayatı hiçbir şekilde etkilemedi. Bizde, bu etkileme olmaksızın istek düşüyor. 'Avro'nun üstünde Atatürk resmi yok' gibi gerekçelerle (bunu, konuşma yaptığım bir lisede kendi kulağımla işittim- oysa doğru da değil, istenirse olabilir). 'Bölünecekmişiz' diye... Buna benzer, paranoya ortamının ürettiği metafizik korkularla.
Öte yandan, Türkiye'de bu gibi anketlerde karşılaştığımız sonuçlara da öyle fazla güvenesim gelmez, çünkü bu ülke, 12 Eylül'ün ünlü Diyarbakır'a giden avukat fıkrasında olduğu gibi, insanların 'resmi görüş' sahibi olduğu bir ülkedir. Burada insanlar, 'political correctness'in neyi gerektirdiğini çok iyi anlar, gelip soru moru soran bilmedikleri adama 'doğru' cevabı verirler.
Neyin 'doğru' olduğunu anlamamanın imkânı yok. Bir kere, en başta, emekli olup üniformasını çıkaran generallerin yüzde 90'ı, ağzını açtığında, Avrupa aleyhine konuşuyor. Bu toplum için yeterli sinyal bu. Bir yandan, her konu getirilip bir 'biz ve onlar' kutuplaşmasına bağlanıyor. Öbür yandan, Kerinçsiz Bandosu akla gelecek, gelmeyecek her yerde dolaşıp performanslarını topluma sunuyor ve bunların çoğunda, muhtemelen aynı fikirde olan güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmıyor. Başlıca arenaları mahkeme koridorları olduğuna göre, daha ne denir? Gene öbür yandan, aklına esen, 'papazı bulma' deyiminin yeni içeriğine uygun bir biçimde, bulduğu papazı indiriyor. Bir yandan, 'solu' temsilen biri ortalığı dolaşıp memleketin arsa arsa satıldığını anlatıyor.
Bu ortamda halkımız 'AB'ye girelim mi' sorusu karşısında alması gereken 'resmi' tavrın ne olduğunu hemen anlıyordur.
ab'yi garantiledik
Cuma sabahı gazetelerde sevindirici bir haberle karşılaştım: Halkımızın AB'ye katılma konusunda gösterdiği istek gene düşmüş! Geçen yıla kadar yüzde 17 dolaylarında düştüğü söyleniyor. Ama o geçen yılki de zaten onun bir yıl öncesine göre düşmüştü. Yani yüzde 80'lerden başlayan bu 'destek', bu yıl itibarıyla yüzde 50'nin altına indi.
Ben Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasından yana olan ve bunu şiddetle savunanlardan biri olduğuma göre, niçin bunun 'sevindirici haber' olduğunu söylüyorum? Türkiye'de kitlelerin, çoğunlukların istediği şeyin hep tersi olur da ondan. Şimdiye kadar bu gidişe her türlü engeli çıkarmaya çalışan devletlû kesim, halkın projeden soğuduğunu görünce derhal tavır değiştirir. 'Halk için, halka rağmen' felsefesini bu derece derinlemesine içselleştirmiş kesim, bu konuda da, eli mahkûm, böyle davranmak zorunda kalacaktır. Şu halde AB'ye giriyoruz, iyi.
Şimdiye kadar, sonuç yaklaştıkça, aday ülkelerde isteğin ve heyecanın azaldığını görüyorduk. Yani bir benzerlik var, ama aslında farklılık da var. AB'ye giriş, bu gibi toplumların günlük hayatında, çalışma yönteminde, iş geleneklerinde, AB standartlarına uyma zorunluğuyla birlikte bir de tepki doğuruyor. Kısmen gerçek, kısmen abartma, 'bildiğimiz hayat değişiyor' inancı ve kaygısı devreye giriyor: 'kokoreç yenmeyecekmiş', 'siesta yapamayacağız' vb.
Oysa biz bu aşamada değiliz. AB projesi, genel günlük hayatı hiçbir şekilde etkilemedi. Bizde, bu etkileme olmaksızın istek düşüyor. 'Avro'nun üstünde Atatürk resmi yok' gibi gerekçelerle (bunu, konuşma yaptığım bir lisede kendi kulağımla işittim- oysa doğru da değil, istenirse olabilir). 'Bölünecekmişiz' diye... Buna benzer, paranoya ortamının ürettiği metafizik korkularla.
Öte yandan, Türkiye'de bu gibi anketlerde karşılaştığımız sonuçlara da öyle fazla güvenesim gelmez, çünkü bu ülke, 12 Eylül'ün ünlü Diyarbakır'a giden avukat fıkrasında olduğu gibi, insanların 'resmi görüş' sahibi olduğu bir ülkedir. Burada insanlar, 'political correctness'in neyi gerektirdiğini çok iyi anlar, gelip soru moru soran bilmedikleri adama 'doğru' cevabı verirler.
Neyin 'doğru' olduğunu anlamamanın imkânı yok. Bir kere, en başta, emekli olup üniformasını çıkaran generallerin yüzde 90'ı, ağzını açtığında, Avrupa aleyhine konuşuyor. Bu toplum için yeterli sinyal bu. Bir yandan, her konu getirilip bir 'biz ve onlar' kutuplaşmasına bağlanıyor. Öbür yandan, Kerinçsiz Bandosu akla gelecek, gelmeyecek her yerde dolaşıp performanslarını topluma sunuyor ve bunların çoğunda, muhtemelen aynı fikirde olan güvenlik güçlerinin engellemesiyle karşılaşmıyor. Başlıca arenaları mahkeme koridorları olduğuna göre, daha ne denir? Gene öbür yandan, aklına esen, 'papazı bulma' deyiminin yeni içeriğine uygun bir biçimde, bulduğu papazı indiriyor. Bir yandan, 'solu' temsilen biri ortalığı dolaşıp memleketin arsa arsa satıldığını anlatıyor.
Bu ortamda halkımız 'AB'ye girelim mi' sorusu karşısında alması gereken 'resmi' tavrın ne olduğunu hemen anlıyordur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar