bugün
- yörük kızı15
- otobüs camına yaslanan kafanın titremesi6
- kız düşürmenin kısa yolu15
- sikişirken sigara içen kadın5
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- mercimek çorbası içen kadın14
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü19
- uludağ sözlük size ne kattı24
- sarımsak yiyen kız6
- pankek mi pişi mi10
- cübbeli ahmet hükümetin maşası mı sorunsalı9
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- tarihteki en kanlı savaşlar3
- seks yapmanın aslında çok iğrenç bir eylem olması7
- sözlüğün en masum yazarları16
- zuhal olcay'a aşık olmak7
- uyudunuz mu4
- fusya semsiyeli yabanci26
- arkadaşlar bi bakar mısınız4
- bir kadını taşımanın zorluğu9
- atatürk ü sevme zorunluluğu10
- bir insanın yüzüne söyleyemeyeceğin şeyler4
- s'i l v'e r m'i s t26
- arkadaşlar larissa kim12
- sarapci koala43
- pizza6
- pandela 38
- türkiye13
- hamarat kadın5
- karnı doydukça yemeğe kusur bulan insan5
- hesabın yüzde 10 undan daha az bahşiş veren tip10
- dinlenme tesisi soğuğu5
- bir kızın aşkı size naptırabilir9
- artı oy yalakalığı5
- taşaklı erkek4
- ey insan5
- nervio21
- arkadaşlar acıktık mı sanki5
- sözlükteki gammazlar lobi si11
- yemeğe bulyon koyan insan6
- ice latte içince aklıma sen geliyorsun diyen kadın4
- hoşçakal uludağ sözlük7
- gecenin şiiri3
- atatürk ün türk olmadığı gerçeği7
- güzel kızların erkenden uyuması4
- sözlük yazarlarının kombinleri13
- soslu adana kebap5
- zamanda yolculuk mümkün olsa yapılacaklar2
- koca sözlüğün fusya'ya yenilmesi8
- içinden korkusu alınmış bir insan olmak7
Aşk bir havai fişek gibidir. Önce parlar (mutlu ve kör eder ) sonra söndüğü zamanda insanı ( karanlıklar ve mutsuzluklar içinde bırakır...)
Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır, ya canın acıya acıya adım atacaksın ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. her iki yolda da tek bir gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak!
alıntı.
alıntı.
önceleri midenizde kelebek uçurur sonra ise o kelebekleri götünüze sokmayı becerir.
yanlış öğrendik sanırım temelden. hani klasik bir örnek vardır ya temeli bozuk bina yıkılır diye. onun için en baştan temeli sağlam atmak gerekirdi.
aşkı öğrenmeye leyla ile mecnun yerine başka mutlu bir aşk hikayesinden başlasak daha farklı olur muydu acaba diyorum. düşünsenize size dünyadaki en güzel olgudur diye öğretilen aşk içine hep acılar gizlenmiş halde. mecnun kavuştu ve öldü veya kerem. hatta aşkı en güzel cümlelerle anlatan shakespeare'in romeo ve juliet'i kimi yerde yarımdı. böyle mi olmalıydı peki?
ilk gözümü açtığımda aşkta. yanlış giden bir şeyler vardı. aşk dediğin şey din, dil, ırk seçecek kadar faşizan bir olguydu. küçük bir nüanstan kaybedişimle başlamıştı her şey işte o zaman. o gün bitti denildiğinde ağzımı açıp tek kelime edemeyişim vardı ya aslında. neden dememiştim ama nedeni belliydi. o alevi ben ise sünniydim, olamazdı gidemezdik bir yere. her horoz kendi çöplüğünde öter aşkta bile vardı belli ki. ergen beynimle demiştim önce aşk yok sanırım diye, kendi yolumda gitmiştim ufak detaylar hariç.
ertesinde ise tam olarak başka bir trajediye dönüşüyordu olay. bu kez seven o, aşkı unutup sevmeye cesaret edemeyen ben. çabaladım, çabaladıkça battım ve acı bir yük gibi omzumda kalan yükle bileti kesip daldım yine kendime. hiç acıtmamıştı, yakmamıştı bu kez. bir vicdan muhasebesiydi her şey. olmuyordu, olmuyorsa zorlamanın alemi yoktu.
son trajediye geliyordum bu kez. bir bayram sabahıydı uyandığımda. her şeyin tam bir bayram olacağını bilmiyordum. akşama doğru bayramı bayram yapmalıyım diye geçip ben seni seviyorum diye söylenmiştim bu kez o'na. karşılığı olduğunun farkındaydım. sadece o sihirli kelimenin ne zaman çıkacağı kalmıştı geriye. bir bayram gününeymiş kısmet. işte o gün bu kez son diyebilmiştim kendime. yeniden seviyordum aşık değildim belki ama kim demişti olamayız diye. uzaktık, yakın olduğumuz gün sayısı azdı belki, ama hep yanımda hissettiğim bir olguydu bu kez. umutluydum, bu konuda da gülümsüyordum ya artık ne demeliydi ki bana. ayaklarım yerden kesilmişti ilk kez.
ilk dokunuşumda yanmıştı canım. ilk öpücükte sabaha kadar gözüm açık seyrettiğim tavanlar vardı. uzun uzun bakmıştım, elimi uzattığımda sarılacak mesafedeydim. ilk kez doyamıyordum bir şeylere. ilk kez hiç bitmesin diyordum veya, olmasın ki sabah daha çok sarılayım, öpeyim doya bildiğim kadar doyayım. biliyordum çünkü yarın yolculuk vaktiydi uzun bir zaman ve mesafe olacakti aramızda. işte o ilk öptüğüm gece, uzun uzun seyrettiğim gözleri, ilk kez dokunduğum o, ilk kez saçlarını doya doya kokladığım gece. karnım ağrıyordu sanki, uyku tutmuyordu gözüm. karnımda garip bir sancıyla sabahı ediyordum tavanı seyrederek.
sanırım bu sondu diyordum o zamanlar. son olabilmeliydi çünkü. sonrasında bir bayram sabahı başlayan bayramım, en güzel gecemim ilk saatlerinde unutulmaz kılacağını kim bilirdi ki. son olmayacaktı yine veya son işte anasını satayım. yok o günden sonra dönüp seni seviyorum demeye cesaretim yok artık kimseye. ne zaman bitecek ki bu son artık? neyse la dönüyorum tekrar.
aşk işte yanlışı temelde kapmışız. hikayeler yanlış düzen üzerine kurulmuş zaten. o gece sondu sanırım. son olduğunu düşündüğümden aklım pespaye bir haldeydi. ne yaptığımı ne ettiğimi bilmez bir halde. saçmaladım, hırçınlaştım ve sonuna kadar getirdim kendimi.
ama aşk acı olmayacak kadar güzel değil miydi? ya da acıda olsa o güzel anıları hatırladığımda buruk da olsa bir mutluluk kaplıyor ya insanın içini acaba bu aşkın mantığı bu mu diyorum şimdi. aşk yaşanacak en kıymetli duygulardan sonunu acı bir şekilde yazsan da. hem yitip giderken öğreniyorsun çoğu şeyi. bir daha ne giden gittiği gibi kalıyor ne kalan eskisi gibi kalabiliyor. değişiyor her şey bir kez daha.
alakasız dip not: bazen sadece öpmek veya birlikte olmak (veya sevişmek, yiyişmek artık ne şekilde kabul ediyorsanız siz) değildir sadece onu öpmüş olmak ve onunla olmaktır.
dilerim hepiniz o'nu bulursunuz.
aşkı öğrenmeye leyla ile mecnun yerine başka mutlu bir aşk hikayesinden başlasak daha farklı olur muydu acaba diyorum. düşünsenize size dünyadaki en güzel olgudur diye öğretilen aşk içine hep acılar gizlenmiş halde. mecnun kavuştu ve öldü veya kerem. hatta aşkı en güzel cümlelerle anlatan shakespeare'in romeo ve juliet'i kimi yerde yarımdı. böyle mi olmalıydı peki?
ilk gözümü açtığımda aşkta. yanlış giden bir şeyler vardı. aşk dediğin şey din, dil, ırk seçecek kadar faşizan bir olguydu. küçük bir nüanstan kaybedişimle başlamıştı her şey işte o zaman. o gün bitti denildiğinde ağzımı açıp tek kelime edemeyişim vardı ya aslında. neden dememiştim ama nedeni belliydi. o alevi ben ise sünniydim, olamazdı gidemezdik bir yere. her horoz kendi çöplüğünde öter aşkta bile vardı belli ki. ergen beynimle demiştim önce aşk yok sanırım diye, kendi yolumda gitmiştim ufak detaylar hariç.
ertesinde ise tam olarak başka bir trajediye dönüşüyordu olay. bu kez seven o, aşkı unutup sevmeye cesaret edemeyen ben. çabaladım, çabaladıkça battım ve acı bir yük gibi omzumda kalan yükle bileti kesip daldım yine kendime. hiç acıtmamıştı, yakmamıştı bu kez. bir vicdan muhasebesiydi her şey. olmuyordu, olmuyorsa zorlamanın alemi yoktu.
son trajediye geliyordum bu kez. bir bayram sabahıydı uyandığımda. her şeyin tam bir bayram olacağını bilmiyordum. akşama doğru bayramı bayram yapmalıyım diye geçip ben seni seviyorum diye söylenmiştim bu kez o'na. karşılığı olduğunun farkındaydım. sadece o sihirli kelimenin ne zaman çıkacağı kalmıştı geriye. bir bayram gününeymiş kısmet. işte o gün bu kez son diyebilmiştim kendime. yeniden seviyordum aşık değildim belki ama kim demişti olamayız diye. uzaktık, yakın olduğumuz gün sayısı azdı belki, ama hep yanımda hissettiğim bir olguydu bu kez. umutluydum, bu konuda da gülümsüyordum ya artık ne demeliydi ki bana. ayaklarım yerden kesilmişti ilk kez.
ilk dokunuşumda yanmıştı canım. ilk öpücükte sabaha kadar gözüm açık seyrettiğim tavanlar vardı. uzun uzun bakmıştım, elimi uzattığımda sarılacak mesafedeydim. ilk kez doyamıyordum bir şeylere. ilk kez hiç bitmesin diyordum veya, olmasın ki sabah daha çok sarılayım, öpeyim doya bildiğim kadar doyayım. biliyordum çünkü yarın yolculuk vaktiydi uzun bir zaman ve mesafe olacakti aramızda. işte o ilk öptüğüm gece, uzun uzun seyrettiğim gözleri, ilk kez dokunduğum o, ilk kez saçlarını doya doya kokladığım gece. karnım ağrıyordu sanki, uyku tutmuyordu gözüm. karnımda garip bir sancıyla sabahı ediyordum tavanı seyrederek.
sanırım bu sondu diyordum o zamanlar. son olabilmeliydi çünkü. sonrasında bir bayram sabahı başlayan bayramım, en güzel gecemim ilk saatlerinde unutulmaz kılacağını kim bilirdi ki. son olmayacaktı yine veya son işte anasını satayım. yok o günden sonra dönüp seni seviyorum demeye cesaretim yok artık kimseye. ne zaman bitecek ki bu son artık? neyse la dönüyorum tekrar.
aşk işte yanlışı temelde kapmışız. hikayeler yanlış düzen üzerine kurulmuş zaten. o gece sondu sanırım. son olduğunu düşündüğümden aklım pespaye bir haldeydi. ne yaptığımı ne ettiğimi bilmez bir halde. saçmaladım, hırçınlaştım ve sonuna kadar getirdim kendimi.
ama aşk acı olmayacak kadar güzel değil miydi? ya da acıda olsa o güzel anıları hatırladığımda buruk da olsa bir mutluluk kaplıyor ya insanın içini acaba bu aşkın mantığı bu mu diyorum şimdi. aşk yaşanacak en kıymetli duygulardan sonunu acı bir şekilde yazsan da. hem yitip giderken öğreniyorsun çoğu şeyi. bir daha ne giden gittiği gibi kalıyor ne kalan eskisi gibi kalabiliyor. değişiyor her şey bir kez daha.
alakasız dip not: bazen sadece öpmek veya birlikte olmak (veya sevişmek, yiyişmek artık ne şekilde kabul ediyorsanız siz) değildir sadece onu öpmüş olmak ve onunla olmaktır.
dilerim hepiniz o'nu bulursunuz.
Iki turludur.
birincisinde birisine cok fazla anlam yuklersin. Yukledigin anlamlari bulamadiginda, ki genelde bulunmaz, sonucu husran olur.
ikincisinde birisinde cok fazla anlam bulursun. Hic bir yerde bulamadigin anlamlari.
peki bu durumda mutlu olur musun? sevgi mutlulugun garantisi degildir.
birincisinde birisine cok fazla anlam yuklersin. Yukledigin anlamlari bulamadiginda, ki genelde bulunmaz, sonucu husran olur.
ikincisinde birisinde cok fazla anlam bulursun. Hic bir yerde bulamadigin anlamlari.
peki bu durumda mutlu olur musun? sevgi mutlulugun garantisi degildir.
en acı yalandır, aşk.
Dalak gibidir;kostunmu siser,durdunmu diner ve adrenalin yoksa varligi aklina bile gelmez
sözlük hayatımda 2. defa aşık olmak üzereyim, inanamıyorum.
gel deyince gelmeyendir aşk.
erkek arkadaş grubuyla yürürken içlerinden biri seni dürtüp: " Olum şuna bak lan ilik gibi hatun " dediğinde "Allah sahibine bağışlasın" demektir.
"annesinden dayak yediği halde, yine anne diye ağlayan bir çocuktur aşk."
cemal süreya
- hmm; birileri fena halde aşk acısı çekiyor olmalı. (-) oy'unu anlıyorum kardeşim. sabırlar diliyorum.
cemal süreya
- hmm; birileri fena halde aşk acısı çekiyor olmalı. (-) oy'unu anlıyorum kardeşim. sabırlar diliyorum.
Aşk bir boktur yemeyen yoktur.
gerçek bir aşk ütopya gibidir gerçek olamayacak kadar mükemmel.
sarıldığında anne kokusunu alıyorsan o kızda o aşktır.
Dizlerini titretecek kişiyi bulunca yaşadığın histir.
Tasavvuf aşk yolu, gönül yoludur. ALLAH insana âşık olur. Sonra kul ALLAHa âşık olur.
(pir-i galibi)
(pir-i galibi)
"Kulum beni kesir zikreder zatıma aşık olur. Öyle hal olur ki ben de kuluma aşık olurum." Hz.Allah
herkesin yaşamasını istediğim bir olay. Müthiş bir duygu kısaca anlatılmaz yaşanır...
evlilik, çocuk, beraber yaşama söz konusuysa sadece tek başına yeterli olmayandır.
Yalandır arkadaşım sizi kandırıyorlar,siz siz olun böyle ütopik şeylere -hele ki günümüzde- inanmalıyın, en azından çok inanıp bel bağlamayın. Aşk dediğimiz şey şairlerin,düşünürlerin,ağlayanların,sızlananların,düşenlerin,kalkanların günah keçisi olarak ortaya çıkmış bir kavramdır.O yüzden boşverin. Hadi ben yanılıyorum aşk denilen olgu var diyelim, o zamanda sizi bulmaz zaten, siz kötü insanlarsınız, sizi bulmaz, yine boşverin.
sevgi...
korkulası şey *
insan dogasının parcası olan duygu.
bi insan kaç kere aşık olabilir sorusunu sordurur bazen insana.
biyopsikososyal varlıkların yaşayabileceği, beynin bir kısmının körelmesine sebep olan, nedeni bilinmeyen, yoğun duygusal durum. ayrıca, aşkın gözü kördür, deyimi bu durumu desteklemektedir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar