bugün
- nemlendirici krem16
- bakın ne geldi6
- sadrazam torununun izmir'in üçte ikisini istemesi6
- katatespizartmasi13
- tabağın dibini ekmekle sıyıran kız5
- nev15
- babaların babası3
- kedi tırnağı kesmek3
- benim açık oylarım görünüyor mu4
- istanbul şu an 16 derece4
- aziz yıldırım4
- 2006'nın 20 sene önce olması8
- nurcanım şarkısının popüler olduğu zamanlar5
- ciddi ciddi devlet aklı diyen şahıs5
- ismail kartal9
- icapçı4
- fransada marketlere siber saldırı yapılması4
- iri memeler4
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması17
- arkadaşlar entry girer misiniz5
- jinekomasti4
- gammazlar adam mıdır sorunsalı4
- çocukluk arkadaşlığı11
- kimsenin memleket takımı tutmaması18
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- fon skandalının akp tabanındaki yankısı12
- joseph shomolo kuschca2
- cumartesi akşamı evde oturup çay içmek2
- künefenin sünen peyniri4
- 200 bin lira borç verir misiniz6
- etekaltından sonra kolonya sürmek2
- 47 bin liradan 25 bin liraya düşen ürün6
- manifest grubu2
- aile kurmanın erkeğe ağır gelmesi2
- günaydın arkadaşlar bugün nasılsınız11
- herzevekil2
- istanbul'da gezilebilecek en güzel yerler9
- link atınca bu ne diye soran insan3
- ekonomiyi mahvedip sürekli israil haberi yapmak4
- fon vurgunu56
- yaşam tarzını değiştirmek2
- 24 ekim 2026 gazeteci eylemleri3
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek24
- sabah programları6
- 24 ekim 2026 muğlaspor istanbulspor maçı6
- zeytin toplamaya giden sözlük yazarları4
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- krt tv2
- şu an ne isterdin14
- hazzetmediğim milletler2
yanlış öğrendik sanırım temelden. hani klasik bir örnek vardır ya temeli bozuk bina yıkılır diye. onun için en baştan temeli sağlam atmak gerekirdi.
aşkı öğrenmeye leyla ile mecnun yerine başka mutlu bir aşk hikayesinden başlasak daha farklı olur muydu acaba diyorum. düşünsenize size dünyadaki en güzel olgudur diye öğretilen aşk içine hep acılar gizlenmiş halde. mecnun kavuştu ve öldü veya kerem. hatta aşkı en güzel cümlelerle anlatan shakespeare'in romeo ve juliet'i kimi yerde yarımdı. böyle mi olmalıydı peki?
ilk gözümü açtığımda aşkta. yanlış giden bir şeyler vardı. aşk dediğin şey din, dil, ırk seçecek kadar faşizan bir olguydu. küçük bir nüanstan kaybedişimle başlamıştı her şey işte o zaman. o gün bitti denildiğinde ağzımı açıp tek kelime edemeyişim vardı ya aslında. neden dememiştim ama nedeni belliydi. o alevi ben ise sünniydim, olamazdı gidemezdik bir yere. her horoz kendi çöplüğünde öter aşkta bile vardı belli ki. ergen beynimle demiştim önce aşk yok sanırım diye, kendi yolumda gitmiştim ufak detaylar hariç.
ertesinde ise tam olarak başka bir trajediye dönüşüyordu olay. bu kez seven o, aşkı unutup sevmeye cesaret edemeyen ben. çabaladım, çabaladıkça battım ve acı bir yük gibi omzumda kalan yükle bileti kesip daldım yine kendime. hiç acıtmamıştı, yakmamıştı bu kez. bir vicdan muhasebesiydi her şey. olmuyordu, olmuyorsa zorlamanın alemi yoktu.
son trajediye geliyordum bu kez. bir bayram sabahıydı uyandığımda. her şeyin tam bir bayram olacağını bilmiyordum. akşama doğru bayramı bayram yapmalıyım diye geçip ben seni seviyorum diye söylenmiştim bu kez o'na. karşılığı olduğunun farkındaydım. sadece o sihirli kelimenin ne zaman çıkacağı kalmıştı geriye. bir bayram gününeymiş kısmet. işte o gün bu kez son diyebilmiştim kendime. yeniden seviyordum aşık değildim belki ama kim demişti olamayız diye. uzaktık, yakın olduğumuz gün sayısı azdı belki, ama hep yanımda hissettiğim bir olguydu bu kez. umutluydum, bu konuda da gülümsüyordum ya artık ne demeliydi ki bana. ayaklarım yerden kesilmişti ilk kez.
ilk dokunuşumda yanmıştı canım. ilk öpücükte sabaha kadar gözüm açık seyrettiğim tavanlar vardı. uzun uzun bakmıştım, elimi uzattığımda sarılacak mesafedeydim. ilk kez doyamıyordum bir şeylere. ilk kez hiç bitmesin diyordum veya, olmasın ki sabah daha çok sarılayım, öpeyim doya bildiğim kadar doyayım. biliyordum çünkü yarın yolculuk vaktiydi uzun bir zaman ve mesafe olacakti aramızda. işte o ilk öptüğüm gece, uzun uzun seyrettiğim gözleri, ilk kez dokunduğum o, ilk kez saçlarını doya doya kokladığım gece. karnım ağrıyordu sanki, uyku tutmuyordu gözüm. karnımda garip bir sancıyla sabahı ediyordum tavanı seyrederek.
sanırım bu sondu diyordum o zamanlar. son olabilmeliydi çünkü. sonrasında bir bayram sabahı başlayan bayramım, en güzel gecemim ilk saatlerinde unutulmaz kılacağını kim bilirdi ki. son olmayacaktı yine veya son işte anasını satayım. yok o günden sonra dönüp seni seviyorum demeye cesaretim yok artık kimseye. ne zaman bitecek ki bu son artık? neyse la dönüyorum tekrar.
aşk işte yanlışı temelde kapmışız. hikayeler yanlış düzen üzerine kurulmuş zaten. o gece sondu sanırım. son olduğunu düşündüğümden aklım pespaye bir haldeydi. ne yaptığımı ne ettiğimi bilmez bir halde. saçmaladım, hırçınlaştım ve sonuna kadar getirdim kendimi.
ama aşk acı olmayacak kadar güzel değil miydi? ya da acıda olsa o güzel anıları hatırladığımda buruk da olsa bir mutluluk kaplıyor ya insanın içini acaba bu aşkın mantığı bu mu diyorum şimdi. aşk yaşanacak en kıymetli duygulardan sonunu acı bir şekilde yazsan da. hem yitip giderken öğreniyorsun çoğu şeyi. bir daha ne giden gittiği gibi kalıyor ne kalan eskisi gibi kalabiliyor. değişiyor her şey bir kez daha.
alakasız dip not: bazen sadece öpmek veya birlikte olmak (veya sevişmek, yiyişmek artık ne şekilde kabul ediyorsanız siz) değildir sadece onu öpmüş olmak ve onunla olmaktır.
dilerim hepiniz o'nu bulursunuz.
aşkı öğrenmeye leyla ile mecnun yerine başka mutlu bir aşk hikayesinden başlasak daha farklı olur muydu acaba diyorum. düşünsenize size dünyadaki en güzel olgudur diye öğretilen aşk içine hep acılar gizlenmiş halde. mecnun kavuştu ve öldü veya kerem. hatta aşkı en güzel cümlelerle anlatan shakespeare'in romeo ve juliet'i kimi yerde yarımdı. böyle mi olmalıydı peki?
ilk gözümü açtığımda aşkta. yanlış giden bir şeyler vardı. aşk dediğin şey din, dil, ırk seçecek kadar faşizan bir olguydu. küçük bir nüanstan kaybedişimle başlamıştı her şey işte o zaman. o gün bitti denildiğinde ağzımı açıp tek kelime edemeyişim vardı ya aslında. neden dememiştim ama nedeni belliydi. o alevi ben ise sünniydim, olamazdı gidemezdik bir yere. her horoz kendi çöplüğünde öter aşkta bile vardı belli ki. ergen beynimle demiştim önce aşk yok sanırım diye, kendi yolumda gitmiştim ufak detaylar hariç.
ertesinde ise tam olarak başka bir trajediye dönüşüyordu olay. bu kez seven o, aşkı unutup sevmeye cesaret edemeyen ben. çabaladım, çabaladıkça battım ve acı bir yük gibi omzumda kalan yükle bileti kesip daldım yine kendime. hiç acıtmamıştı, yakmamıştı bu kez. bir vicdan muhasebesiydi her şey. olmuyordu, olmuyorsa zorlamanın alemi yoktu.
son trajediye geliyordum bu kez. bir bayram sabahıydı uyandığımda. her şeyin tam bir bayram olacağını bilmiyordum. akşama doğru bayramı bayram yapmalıyım diye geçip ben seni seviyorum diye söylenmiştim bu kez o'na. karşılığı olduğunun farkındaydım. sadece o sihirli kelimenin ne zaman çıkacağı kalmıştı geriye. bir bayram gününeymiş kısmet. işte o gün bu kez son diyebilmiştim kendime. yeniden seviyordum aşık değildim belki ama kim demişti olamayız diye. uzaktık, yakın olduğumuz gün sayısı azdı belki, ama hep yanımda hissettiğim bir olguydu bu kez. umutluydum, bu konuda da gülümsüyordum ya artık ne demeliydi ki bana. ayaklarım yerden kesilmişti ilk kez.
ilk dokunuşumda yanmıştı canım. ilk öpücükte sabaha kadar gözüm açık seyrettiğim tavanlar vardı. uzun uzun bakmıştım, elimi uzattığımda sarılacak mesafedeydim. ilk kez doyamıyordum bir şeylere. ilk kez hiç bitmesin diyordum veya, olmasın ki sabah daha çok sarılayım, öpeyim doya bildiğim kadar doyayım. biliyordum çünkü yarın yolculuk vaktiydi uzun bir zaman ve mesafe olacakti aramızda. işte o ilk öptüğüm gece, uzun uzun seyrettiğim gözleri, ilk kez dokunduğum o, ilk kez saçlarını doya doya kokladığım gece. karnım ağrıyordu sanki, uyku tutmuyordu gözüm. karnımda garip bir sancıyla sabahı ediyordum tavanı seyrederek.
sanırım bu sondu diyordum o zamanlar. son olabilmeliydi çünkü. sonrasında bir bayram sabahı başlayan bayramım, en güzel gecemim ilk saatlerinde unutulmaz kılacağını kim bilirdi ki. son olmayacaktı yine veya son işte anasını satayım. yok o günden sonra dönüp seni seviyorum demeye cesaretim yok artık kimseye. ne zaman bitecek ki bu son artık? neyse la dönüyorum tekrar.
aşk işte yanlışı temelde kapmışız. hikayeler yanlış düzen üzerine kurulmuş zaten. o gece sondu sanırım. son olduğunu düşündüğümden aklım pespaye bir haldeydi. ne yaptığımı ne ettiğimi bilmez bir halde. saçmaladım, hırçınlaştım ve sonuna kadar getirdim kendimi.
ama aşk acı olmayacak kadar güzel değil miydi? ya da acıda olsa o güzel anıları hatırladığımda buruk da olsa bir mutluluk kaplıyor ya insanın içini acaba bu aşkın mantığı bu mu diyorum şimdi. aşk yaşanacak en kıymetli duygulardan sonunu acı bir şekilde yazsan da. hem yitip giderken öğreniyorsun çoğu şeyi. bir daha ne giden gittiği gibi kalıyor ne kalan eskisi gibi kalabiliyor. değişiyor her şey bir kez daha.
alakasız dip not: bazen sadece öpmek veya birlikte olmak (veya sevişmek, yiyişmek artık ne şekilde kabul ediyorsanız siz) değildir sadece onu öpmüş olmak ve onunla olmaktır.
dilerim hepiniz o'nu bulursunuz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar