bugün
- herzevekil19
- norveç11
- türkler ırkçı mıdır10
- üstteki yazarı öv6
- bir gün son kez entry girecek olmamız4
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak15
- 12 temmuz 2026 norveç ingiltere maçı20
- geniş omuzlu kadınlar5
- galiba sözlükte şu an kavga var5
- birleşik krallık4
- 2026 dünya kupası29
- hayatın anlamsız olduğu gerçeği4
- futbol22
- ta ki seni görene kadar6
- iran'ın hürmüz boğazı nı kapatması2
- biraderlere laf edenler5
- gençler iş beğenmiyor13
- yakışıklı olduğunun farkında olan erkek8
- sigarayı azaltmak4
- seni onaracağım diyen kadın16
- geri zekalı demek hakaret mi21
- sabah dörtte kalkmak5
- eski sevgiliyi başkasıyla görmek2
- türk kızlarının keko adam sevmesi20
- ingiltere8
- bir kadının ensemi okşaması10
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız30
- amerika birleşik devletleri4
- asla dolandırılmayan insanların sırrı15
- sözlüğün mal dolması3
- muslettin amca7
- boşalamamak2
- yapay zekanın bilinçlenip bir dini kabul etmesi18
- geceye bi şarkı bırak5
- consume obey die2
- izlanda başbakanına türklerden takip patlaması4
- penis boyu takıntısı14
- şişman kızla sevgili olan erkek16
- her şeye sarımsak koyan insan11
- bu devirde herkes deli gibi vajina arıyor6
- sözlükte sizi kim tanıyor27
- muslettin amca ile revani yemek3
- evlenilecek insanın önce ailesine bakmak9
- herkes ronaldinho'nun yarrağını yesin6
- israil basınından türkiye itirafı5
- alexander sörloth2
- evlenmek için para biriktirmek9
- hayat kalitesini düşüren şeyler12
- birader beylerin birader yazarlar olmaları4
- sevgilinin sevgilisi ile sevismek4
'' 8 Ekim 2011 Cumartesi günü Ankara'da DiSK, KESK, TTB ve TMMO'un çağrıcısı olduğu tüm temel haklarımız için insanca yaşamı savunuyor eşit, özgür, demokratik bir Türkiye istiyoruz temalı bir miting gerçekleştirilecektir.
Bu çerçevede DiSK, KESK, TTB, TMMOB istanbul bileşenleri olarak emekçilere yönelik saldırı yasalarını, karar hükmünde kararnamelerini protesto etmek, taleplerimizi dile getirmek ve 8 Ekim Ankara mitingine çağrı yapmak üzere 28 Eylül Çarşamba günü saat 19:00'da Galatasaray Lisesi önünden Taksim Tramvay durağına meşaleli yürüyüş düzenlenecektir.
NOT: DiSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu tarafındna 8 Ekim'de gerçekleştirilecek mitingin çağrısını yapmak üzere 20 Eylül'de yapılan basın toplantısı metni aşağıdadır.
8 Ekim'de "Emekçilerin, Ezilenlerin Sokak Meclisi"ni Kurmak için Ankara'dayız!
TÜM TEMEL HAKLARIMIZ iÇiN
iNSANCA YAŞAMI SAVUNUYOR,
EŞiT, ÖZGÜR, DEMOKRATiK BiR TÜRKiYE iSTiYORUZ!
Halkımıza çağrımızdır:
insanca yaşamı savunmak için, emekçilerin, ezilenlerin sesine ses katmak için 8 Ekim'de Ankara'da buluşuyoruz.
Sosyal duygulara sahip birer insan olarak, insanca yaşamak için gerek duyulan en temel ihtiyaçların bile karşılanmakta zorlandığı ve gittikçe de yaşanmaz hale geldiği bir ülkenin emek ve meslek örgütleri olarak bugün önemli bir sorunu sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Bu sorun, bütün diğer sorunları tek tek kapsamaktadır fakat onlardan daha can alıcı öneme sahiptir: "Yaşama hakkının korunması!" insanın fizyolojik bir canlı olarak yaşamını sürdürmesi temel bir haktır. Ama bundan daha da önemlisi, insanları diğer canlılardan ayıran özelliklerini koruyarak yaşaması, yani insanın insanca yaşayabilmesidir.
Temsil ettiğimiz sınıf ve kesimler açısından Türkiye'de yaşam koşulları her zaman zordu. Halkının mutluluğunu ve refahını, ülkesinin esenliğini düşünen ve politikalarının merkezine bunları alan bir siyasi hükümetle yönetilmedik şu güne kadar. Onlar varoluşlarının, iktidarlarını sağlamlaştırmanın dayanağı olarak hep yerli ve yabancı tekelleri, uluslararası emperyalist/kapitalist organizasyonları gördüler. Kendi halklarına sırt çevirip, halkın yoksulluk, sefalet ve adaletsizlikler içinde yaşadığı gerçeğine gözlerini ve kulaklarını kapatıp, önlerine konulan politikaları harfiyen uygulamaya çalıştılar.
Bu gidişat doğrultusunda her gelen gün, geçen günü aratır niteliktedir. insanın insanca yaşayabileceği alan gittikçe daralmakta; güvencesizlik, geleceksizlik, işsizlik, sefalet, adaletsizlik alabildiğine yaygınlaşmakta ve halk kesimleri hükümet tarafından azarlanıp horlanmakta, buna karşı çıkan, sesini yükselten muhalif dinamikler ise ya şiddetle cezalandırılmakta ya da şeytanı bile şaşırtan yöntemlerle derdest edilmektedir.
Türkiye ekonomik, siyasal, sosyal alanların tümünde birden büyük bir çözümsüzlük içindedir. Küresel krizin de etkisiyle işsizlik artmış, yoksulluk ve açlık artık gözlerden gizlenemeyecek bir duruma gelmiştir. Etnik ve dinsel kökenli farklılıklar, toplumsal barışı sağlayacak yönde çözüme kavuşturulamamakta, tam tersine çelişkilerin giderek derinleştirildiği bir siyaset yürürlüğe konmaktadır.
Anayasa Referandum sürecinde kamu emekçilerine "toplu sözleşme düzeni getiriyoruz" denilmişti. Oysa gündeme getirilen 4688 sayılı Yasa‘daki değişiklik ile bırakın özgür toplu sözleşmeyi, kamu emekçilerinin grev hakkı bile engellenmektedir. Özel istihdam Büroları ile emekçiler köleleştirilmeye, Torba Yasa ile emek sömürüsü daha da artırılarak emekçilerin sürgün edilmelerine ve güvencesizleştirilmelerine yasal kılıf uydurulmaya, Ulusal istihdam Stratejisi adı altında, 12 Eylül'cülerin bile cesaret edemediği biçimde kıdem tazminatları kaldırılmaya, özel ve kamu alanı sermayeye peşkeş çekilmeye, emek değersizleştirilmeye çalışılmaktadır. KHK'larla kamu hizmetlerinin tasfiyesi/ticarileştirilmesi süreci tamamlanıp güvencesiz istihdam olağan hale getirilmektedir.
"Artık yeter! kimse ölmesin" diyenler susturulmakta, Kürt sorununda demokratik, barışçıl çözüm yerine daha fazla silah/savaş, daha fazla ölüm anlayışı dayatılmaktadır. Kaynaklarımız bir kez daha savaşa aktarılmakta, barış ve diyaloga dayalı çözüm umudumuz kırılmak istenmektedir.
Siyasal iktidarın, gerçekten demokratik bir toplum yaratma ve onlarca yıldır sürdürülen baskıcı politikalardan arınma anlamına gelecek bir toplumsal dönüşüm programı kesinlikle yoktur. Tam aksine, genel seçimlerden aldığı çoğunluk iradesini, devlet ve toplum üzerinde tam bir tahakküm kurma gerekçesi olarak kullanmakta, yukarıdan hükümet, aşağıdan cemaat eliyle toplumu ve devleti kuşatmakta, kendi medyasını, polisini, yargısını yaratarak herkesi dinleyen ve izleyen, korkuya dayalı büyük bir gözaltı düzeni, kendisine biat eden bir toplum oluşturmaya çalışmaktadır.
Bu süreçte, toprağını, suyunu, havasını ve yaşama haklarını savunanlardan demokratik protesto hakkını kullanan Hopa halkına; TiS ve örgütlenme hakkını savunan kamu emekçisinden kıdem tazminatlarının gasp edilmesine direnen işçilere; "sağlıkta dönüşüm" aldatmacasına karşı koyan sağlık emekçilerinden örgütüne ve mesleğine yapılan saldırılara karşı mücadele eden mühendis, mimar ve şehir plancılarına; ¬evde-sokakta ve işyerinde var olma mücadelesi veren kadınlardan özerk-demokratik-bilimsel üniversite mücadelesi yürüten öğrenci gençliğe; düşüncesinden dolayı cezaevlerinde baskı ve tecride maruz kalanlardan, ‘savaşa hayır‘ diyen barış yanlılarından asimilasyon-inkâr ve imha politikalarına karşı direnenlere kadar, ülkemizdeki tüm muhalif unsurlar, farklı yaklaşımlar giderek baskı altına alınıp edilgenleştirilmeye ve susturulmaya çalışılıyor.
Görmemiz gereken şey şudur: Türkiye'de çoğulculuk adı altında tekseslilik, "ileri demokrasi" adı altında yeni bir diktatörlük biçimleniyor. AKP eliyle düzenin "yeni yüzü", statükosu şekilleniyor.
Toplumu altüst edecek bu tehlikeli biçimlenmenin, yurttaşların yaşama hakkını ortadan kaldıracağını söylemeye gerek yoktur.
Çünkü:
Bir ülkede açlık varsa işsizlik vardır
işsizlik varsa yoksulluk vardır
Yoksulluk varsa adaletsizlik vardır
Adaletsizlik varsa hukuksuzluk vardır
Hukuksuzluk varsa güvencesizlik vardır
Ve o ülkede güvencesizlik varsa, yaşama hakkı kalmamış demektir!
Bütün bu nedenlerle;
Asgari ücretiyle yaşayamayan
Maaşıyla yaşayamayan
Emekli aylığıyla yaşayamayan
işsizliğiyle yaşayamayan
Hastalığıyla yaşayamayan
HES‘lerle yaşayamayan
Kadınlığıyla yaşayamayan
Gençliğiyle yaşayamayan
Kimliğiyle yaşayamayan
Savaşla yaşayamayan
Hayat tarzıyla yaşayamayan
Bütün ötekileştirilenleri, bütün mağdurları, ezilenleri, yoksulları, işsizleri, kadınları, gençleri, çevrecileri, barış yanlılarını seslerini birleştirip, daha yüksek haykırmaları için,
Düzenin "yeni yüzüne" karşı insanca yaşamı savunmak için
EŞiT, ÖZGÜR, DEMOKRATiK TÜRKiYE yaratmak için
8 Ekim'de Ankara'da kurulacak emekçilerin, ezilenlerin "Sokak Meclisi"ne katılmaya çağırıyoruz!.. ''
açıklama bu şekildedir, umarız eylem yerine ulaşır.
Bu çerçevede DiSK, KESK, TTB, TMMOB istanbul bileşenleri olarak emekçilere yönelik saldırı yasalarını, karar hükmünde kararnamelerini protesto etmek, taleplerimizi dile getirmek ve 8 Ekim Ankara mitingine çağrı yapmak üzere 28 Eylül Çarşamba günü saat 19:00'da Galatasaray Lisesi önünden Taksim Tramvay durağına meşaleli yürüyüş düzenlenecektir.
NOT: DiSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu tarafındna 8 Ekim'de gerçekleştirilecek mitingin çağrısını yapmak üzere 20 Eylül'de yapılan basın toplantısı metni aşağıdadır.
8 Ekim'de "Emekçilerin, Ezilenlerin Sokak Meclisi"ni Kurmak için Ankara'dayız!
TÜM TEMEL HAKLARIMIZ iÇiN
iNSANCA YAŞAMI SAVUNUYOR,
EŞiT, ÖZGÜR, DEMOKRATiK BiR TÜRKiYE iSTiYORUZ!
Halkımıza çağrımızdır:
insanca yaşamı savunmak için, emekçilerin, ezilenlerin sesine ses katmak için 8 Ekim'de Ankara'da buluşuyoruz.
Sosyal duygulara sahip birer insan olarak, insanca yaşamak için gerek duyulan en temel ihtiyaçların bile karşılanmakta zorlandığı ve gittikçe de yaşanmaz hale geldiği bir ülkenin emek ve meslek örgütleri olarak bugün önemli bir sorunu sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Bu sorun, bütün diğer sorunları tek tek kapsamaktadır fakat onlardan daha can alıcı öneme sahiptir: "Yaşama hakkının korunması!" insanın fizyolojik bir canlı olarak yaşamını sürdürmesi temel bir haktır. Ama bundan daha da önemlisi, insanları diğer canlılardan ayıran özelliklerini koruyarak yaşaması, yani insanın insanca yaşayabilmesidir.
Temsil ettiğimiz sınıf ve kesimler açısından Türkiye'de yaşam koşulları her zaman zordu. Halkının mutluluğunu ve refahını, ülkesinin esenliğini düşünen ve politikalarının merkezine bunları alan bir siyasi hükümetle yönetilmedik şu güne kadar. Onlar varoluşlarının, iktidarlarını sağlamlaştırmanın dayanağı olarak hep yerli ve yabancı tekelleri, uluslararası emperyalist/kapitalist organizasyonları gördüler. Kendi halklarına sırt çevirip, halkın yoksulluk, sefalet ve adaletsizlikler içinde yaşadığı gerçeğine gözlerini ve kulaklarını kapatıp, önlerine konulan politikaları harfiyen uygulamaya çalıştılar.
Bu gidişat doğrultusunda her gelen gün, geçen günü aratır niteliktedir. insanın insanca yaşayabileceği alan gittikçe daralmakta; güvencesizlik, geleceksizlik, işsizlik, sefalet, adaletsizlik alabildiğine yaygınlaşmakta ve halk kesimleri hükümet tarafından azarlanıp horlanmakta, buna karşı çıkan, sesini yükselten muhalif dinamikler ise ya şiddetle cezalandırılmakta ya da şeytanı bile şaşırtan yöntemlerle derdest edilmektedir.
Türkiye ekonomik, siyasal, sosyal alanların tümünde birden büyük bir çözümsüzlük içindedir. Küresel krizin de etkisiyle işsizlik artmış, yoksulluk ve açlık artık gözlerden gizlenemeyecek bir duruma gelmiştir. Etnik ve dinsel kökenli farklılıklar, toplumsal barışı sağlayacak yönde çözüme kavuşturulamamakta, tam tersine çelişkilerin giderek derinleştirildiği bir siyaset yürürlüğe konmaktadır.
Anayasa Referandum sürecinde kamu emekçilerine "toplu sözleşme düzeni getiriyoruz" denilmişti. Oysa gündeme getirilen 4688 sayılı Yasa‘daki değişiklik ile bırakın özgür toplu sözleşmeyi, kamu emekçilerinin grev hakkı bile engellenmektedir. Özel istihdam Büroları ile emekçiler köleleştirilmeye, Torba Yasa ile emek sömürüsü daha da artırılarak emekçilerin sürgün edilmelerine ve güvencesizleştirilmelerine yasal kılıf uydurulmaya, Ulusal istihdam Stratejisi adı altında, 12 Eylül'cülerin bile cesaret edemediği biçimde kıdem tazminatları kaldırılmaya, özel ve kamu alanı sermayeye peşkeş çekilmeye, emek değersizleştirilmeye çalışılmaktadır. KHK'larla kamu hizmetlerinin tasfiyesi/ticarileştirilmesi süreci tamamlanıp güvencesiz istihdam olağan hale getirilmektedir.
"Artık yeter! kimse ölmesin" diyenler susturulmakta, Kürt sorununda demokratik, barışçıl çözüm yerine daha fazla silah/savaş, daha fazla ölüm anlayışı dayatılmaktadır. Kaynaklarımız bir kez daha savaşa aktarılmakta, barış ve diyaloga dayalı çözüm umudumuz kırılmak istenmektedir.
Siyasal iktidarın, gerçekten demokratik bir toplum yaratma ve onlarca yıldır sürdürülen baskıcı politikalardan arınma anlamına gelecek bir toplumsal dönüşüm programı kesinlikle yoktur. Tam aksine, genel seçimlerden aldığı çoğunluk iradesini, devlet ve toplum üzerinde tam bir tahakküm kurma gerekçesi olarak kullanmakta, yukarıdan hükümet, aşağıdan cemaat eliyle toplumu ve devleti kuşatmakta, kendi medyasını, polisini, yargısını yaratarak herkesi dinleyen ve izleyen, korkuya dayalı büyük bir gözaltı düzeni, kendisine biat eden bir toplum oluşturmaya çalışmaktadır.
Bu süreçte, toprağını, suyunu, havasını ve yaşama haklarını savunanlardan demokratik protesto hakkını kullanan Hopa halkına; TiS ve örgütlenme hakkını savunan kamu emekçisinden kıdem tazminatlarının gasp edilmesine direnen işçilere; "sağlıkta dönüşüm" aldatmacasına karşı koyan sağlık emekçilerinden örgütüne ve mesleğine yapılan saldırılara karşı mücadele eden mühendis, mimar ve şehir plancılarına; ¬evde-sokakta ve işyerinde var olma mücadelesi veren kadınlardan özerk-demokratik-bilimsel üniversite mücadelesi yürüten öğrenci gençliğe; düşüncesinden dolayı cezaevlerinde baskı ve tecride maruz kalanlardan, ‘savaşa hayır‘ diyen barış yanlılarından asimilasyon-inkâr ve imha politikalarına karşı direnenlere kadar, ülkemizdeki tüm muhalif unsurlar, farklı yaklaşımlar giderek baskı altına alınıp edilgenleştirilmeye ve susturulmaya çalışılıyor.
Görmemiz gereken şey şudur: Türkiye'de çoğulculuk adı altında tekseslilik, "ileri demokrasi" adı altında yeni bir diktatörlük biçimleniyor. AKP eliyle düzenin "yeni yüzü", statükosu şekilleniyor.
Toplumu altüst edecek bu tehlikeli biçimlenmenin, yurttaşların yaşama hakkını ortadan kaldıracağını söylemeye gerek yoktur.
Çünkü:
Bir ülkede açlık varsa işsizlik vardır
işsizlik varsa yoksulluk vardır
Yoksulluk varsa adaletsizlik vardır
Adaletsizlik varsa hukuksuzluk vardır
Hukuksuzluk varsa güvencesizlik vardır
Ve o ülkede güvencesizlik varsa, yaşama hakkı kalmamış demektir!
Bütün bu nedenlerle;
Asgari ücretiyle yaşayamayan
Maaşıyla yaşayamayan
Emekli aylığıyla yaşayamayan
işsizliğiyle yaşayamayan
Hastalığıyla yaşayamayan
HES‘lerle yaşayamayan
Kadınlığıyla yaşayamayan
Gençliğiyle yaşayamayan
Kimliğiyle yaşayamayan
Savaşla yaşayamayan
Hayat tarzıyla yaşayamayan
Bütün ötekileştirilenleri, bütün mağdurları, ezilenleri, yoksulları, işsizleri, kadınları, gençleri, çevrecileri, barış yanlılarını seslerini birleştirip, daha yüksek haykırmaları için,
Düzenin "yeni yüzüne" karşı insanca yaşamı savunmak için
EŞiT, ÖZGÜR, DEMOKRATiK TÜRKiYE yaratmak için
8 Ekim'de Ankara'da kurulacak emekçilerin, ezilenlerin "Sokak Meclisi"ne katılmaya çağırıyoruz!.. ''
açıklama bu şekildedir, umarız eylem yerine ulaşır.
yarın katılıcağım ve herkesi katılmaya davet ettiğim eylem.biz mücadele ettiğimiz sürece daha güzel bir dünya mümkün.
ankara eylemi. ankarmak. şimdiki zaman çekimleri şöyledir
ankarıyorum, ankarıyorsun, ankarıyor, ankarıyoruz, ankarıyorsunuz, ankarıyorlar.
ankarıyorum, ankarıyorsun, ankarıyor, ankarıyoruz, ankarıyorsunuz, ankarıyorlar.
Düşünsene şimdi tüm haber kanalları canlı yayında cenazeyi değil de, Ankara'daki büyük mitingi veriyor. Verir mi? Mümkün mü? Türkiye Ankara'ya taşınıyor bugün ama dalga geçercesine "Ankara adeta istanbul'a taşındı" diyor medya.
tüm yurttan olmasa da çevre illerden gelen gelen komünist/halk düşmanı kitle sayesinde yoğun katılım olacağını düşündüğüm eylemdir.
akp medyasından hiç bir televizyonun, tenzile erdoğan'ın cenazesini uzata uzata vermek varken, doğal olarak haberini geçmediği miting.
ama sol.org ilk haberi düşmüş mitingle ilgili:
http://haber.sol.org.tr/s...a-toplaniyor-haberi-47140
ama sol.org ilk haberi düşmüş mitingle ilgili:
http://haber.sol.org.tr/s...a-toplaniyor-haberi-47140
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar