bugün
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle55
- türk pornoları18
- rahmi koç hakkında soruşturma başlatılması11
- yüzüne nur inmek2
- neden intihar etmiyorsun3
- uludağ sözlük tımarhanesi4
- penis yüzüğü4
- kadınını meleğim diye seven erkek4
- zaman doğrusal mıdır döngüsel midir7
- tütüncüde 40 tl'ye satılan 20 lik sigara6
- halkın gelir düzeyinin yükselmesi3
- ne zaman adam oluruz4
- 6 haziran 2026 çükümün kanaması2
- mesajlaşacak kimseyi bulamamak2
- boşalınca gelen anlamsızlık hissi2
- sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı4
- araba ön camına güneşte ne konulur8
- gocu40
- gocuz aman baba kart on toper ector true bud dy7
- gece sözlükte oluşan elit ortam4
- aldatma nedenleri3
- en saçma yiyecek isimleri6
- güzel kız arkadaşları olan sözlük kızları2
- eskişehir barlar sokağı2
- sözlüğün en kötü yazarları12
- kadınları itici yapan detaylar12
- en son ne yediniz9
- mossad'ın pkk planını türkiye'ye kim sızdırdığı10
- 2026 dünya kupası8
- avustralya3
- beyazsemsiyeliyabanci5
- 10 haziran tüpraş stadyumu teoman konseri2
- evde karıyı başka bir erkekle yakalamak3
- büyük günah işleyen kimsenin durumu8
- iki cahil çocuk4
- cumartesi günü sözlükte takılmak3
- 7 haziran 2026 venezuela türkiye maçı7
- vincenzo italiano9
- hem ahmet kayacı hem atatürkçü olmak19
- anlayışlı bir insanı sürekli sınamak8
- 50 tl vs true ile bir gün7
- gammaz olacağıma totomu bafiletirim daha iyi3
- kadayıflı sundae2
- kalp sağlığını merdiven çıkarak test etmek5
- bu ülkede pezevenkler kemalisttir28
- aylık 266 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- dünya da istediğiniz değişiklikler2
- kusurlarına rağmen sevmek6
- neden uludağ anlatsana biraz4
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay3
entry'ler (85)
maalesef sözlük formatı gelişen teknolojiye ve zamana ayak uyduramadığı için iki tarafın da kaybettiği versus. az önce online yazarlara baktım ve 60-70 civarında bir sayı gördüm ki bu sayı gerçekten uludag için rezalet bir sayı.
bunun birçok nedeni var tabi tek bir nedene bağlanamaz fakat bana göre en önemli nedenlerden biri sözlüklerin kendi fenomenlerini yaratamamasıdır. Aynı eforu harcayarak twitterda fenomen olup bunu bir gelir modeli haline çevirecek kaliteli bir yazar sözlükte yazmaz.
açık konuşmak gerekirse uludağ'ın bunu çözmesi biraz zordu zaten fakat ekşi bu sorunu çözebilirdi. çözmek bir yana, debe listesinden yazar nicklerini kaldırdılar. insanların debe için entry girmesinin önüne geçeyim derken fenomen çıkaramama gibi başka bir sorun yarattılar.
ekşi'nin ilk yıllarında otisabi vardı mesela. adam o dönemler tvde bir şov programına ekşi sözlük'ü temsilen çıkmıştı, gerçek bir fenomendi.
aynı şekilde yine sözlük içinde fenomen olan bir immanuel tolstoyevski vardı. adam son 7-8 yıldır yazmıyor sanırım. twitter'da yazıyor, kendi blogunda yazıyor ve ayrıca bir podcast kanalı var. yani neden ona gram faydası olmayan ekşi'de yazmaya devam etsin ki?
işte sözlükler yıllarca bu tek taraflı kazanç sistemini sürdürdüler ve hep böyle gidecek zannettiler. gitmedi. geçmiş olsun.
bunun birçok nedeni var tabi tek bir nedene bağlanamaz fakat bana göre en önemli nedenlerden biri sözlüklerin kendi fenomenlerini yaratamamasıdır. Aynı eforu harcayarak twitterda fenomen olup bunu bir gelir modeli haline çevirecek kaliteli bir yazar sözlükte yazmaz.
açık konuşmak gerekirse uludağ'ın bunu çözmesi biraz zordu zaten fakat ekşi bu sorunu çözebilirdi. çözmek bir yana, debe listesinden yazar nicklerini kaldırdılar. insanların debe için entry girmesinin önüne geçeyim derken fenomen çıkaramama gibi başka bir sorun yarattılar.
ekşi'nin ilk yıllarında otisabi vardı mesela. adam o dönemler tvde bir şov programına ekşi sözlük'ü temsilen çıkmıştı, gerçek bir fenomendi.
aynı şekilde yine sözlük içinde fenomen olan bir immanuel tolstoyevski vardı. adam son 7-8 yıldır yazmıyor sanırım. twitter'da yazıyor, kendi blogunda yazıyor ve ayrıca bir podcast kanalı var. yani neden ona gram faydası olmayan ekşi'de yazmaya devam etsin ki?
işte sözlükler yıllarca bu tek taraflı kazanç sistemini sürdürdüler ve hep böyle gidecek zannettiler. gitmedi. geçmiş olsun.
ara ara girerim uludağ sözlük'e, en son entrymi de 2014 yılında yazmışım. az önce gelişmeler kısmında sosyotrend programının linkini görünce tıklayıp izledim.
durduk yere kimseyi kırmak üzmek gibi bir düşüncem yok ama sevgili kardeşim zall programda biraz daha rahat olmalısın. konuşurken sözün kesilecekmiş gibi hızlı hızlı anlatıyorsun ya acele ettiğini ve düşündüklerini tam olarak ifade edemediğini düşünüyorum. biraz sakin konuş. boynundaki damarlar fırlıyor sen konuşurken. biraz yavaşladığında aslında az ama daha anlamlı konuştuğunu sen de farkedeceksin.
bir de şimdi videoya devam edince farkettim ki bir tespit yaptığında bunu konuşman bitene kadar en az 3 kere tekrar ediyorsun. "apple dağları delmiş ve hazır dükkanlar yapmış, senden oraları kiralamanı bekliyor" tespiti güzel bir tespit ama anlaşılması zor bir tespit değil sevgili kardeşim. bunu bir kere söylediğinde herkes anlıyor zaten.
durduk yere kimseyi kırmak üzmek gibi bir düşüncem yok ama sevgili kardeşim zall programda biraz daha rahat olmalısın. konuşurken sözün kesilecekmiş gibi hızlı hızlı anlatıyorsun ya acele ettiğini ve düşündüklerini tam olarak ifade edemediğini düşünüyorum. biraz sakin konuş. boynundaki damarlar fırlıyor sen konuşurken. biraz yavaşladığında aslında az ama daha anlamlı konuştuğunu sen de farkedeceksin.
bir de şimdi videoya devam edince farkettim ki bir tespit yaptığında bunu konuşman bitene kadar en az 3 kere tekrar ediyorsun. "apple dağları delmiş ve hazır dükkanlar yapmış, senden oraları kiralamanı bekliyor" tespiti güzel bir tespit ama anlaşılması zor bir tespit değil sevgili kardeşim. bunu bir kere söylediğinde herkes anlıyor zaten.
tırnak kenarı yiyen sevgili.
sadece galatasaraylı holiganların değil, şikeci götverenlerin de gidebileceği bir sözlük.
attığı frikik golü fenerbahçe taraftarlarını kahretmiştir.
http://www.youtube.com/watch?v=LAdmpJb0wr4
http://www.youtube.com/watch?v=LAdmpJb0wr4
üst menünün sayfaya sabitlenmesi harika olmuş ama yazılan başlığın da sayfada aşağı inildikçe aşağı inmesi harika olurmuş. millet görsün hangi başlıkta olduğunu.
çok geç gelen bir uygulama.
yeniliğe açık olmayan ve anlaşıldığı üzere tasarımdan zerre anlamayan yazarlar grubudur.
harika olmuştur. google aramalarındaki frame sıkıntısı bu şekilde bitmiştir ve çok daha modern bir görünüme sahip olmuştur. yapanların eline sağlık.
chelsea'nin farka koştuğu maçtır.
stoke city 0-1 chelsea; http://ozetler.org/futbol...sea-45--walters-kk-1.html
stoke city 0-2 chelsea; http://ozetler.org/futbol...sea-63--walters-kk-1.html
stoke city 0-3 chelsea; http://ozetler.org/futbol...helsea-65--lampard-1.html
stoke city 0-4 chelsea; http://ozetler.org/futbol...helsea-72--hazard--1.html
walters'ın kaçırdığı penaltı;
http://ozetler.org/futbol...-kacirdigi-penalti-1.html
maçın özeti için;
http://ozetler.org/futbol...-chelsea-mac-ozeti-1.html
stoke city 0-1 chelsea; http://ozetler.org/futbol...sea-45--walters-kk-1.html
stoke city 0-2 chelsea; http://ozetler.org/futbol...sea-63--walters-kk-1.html
stoke city 0-3 chelsea; http://ozetler.org/futbol...helsea-65--lampard-1.html
stoke city 0-4 chelsea; http://ozetler.org/futbol...helsea-72--hazard--1.html
walters'ın kaçırdığı penaltı;
http://ozetler.org/futbol...-kacirdigi-penalti-1.html
maçın özeti için;
http://ozetler.org/futbol...-chelsea-mac-ozeti-1.html
an itibariyle ilk 4 nesil için hizmete girmiş sistemdir. şu ana kadar en çok dikkatimi çeken özellik özel mesajların ücretsiz bir şekilde sms yoluyla da iletiliyor olmasıdır. yeni tasarımı beğendim diyebilirim.
"ahmet kaya'ya çatal atan adam sen misin" diyerek pata küte dalan bi arkadaştan bi kamyon dolusu dayak yemiş kişiymiş bu sabah radyoda dinlediğime göre. ondan bi gün öncesinde barça'nın attığı golde attığım sebepsiz sevinç çığlıklarını bu olayı duyunca da attım ne yalan söyleyim. bu ülke insanını "jötem ille de jötem" gibi abuk sabuk parçaları dinlemek zorunda bırakan ve ahmet kaya gibi gerçek bir vatansever insanın çatal bıçak atarak ülkesinden gitmesine sebep olan bu sözde sanatçı arkadaşa vuran elleri öperim ben.
Fedakârlıktır... Fikri firardaki fedailerin falçatasıdır. Felaketlerin filtresi, fakirin fatihasıdır...
Aşktır... Adını ağzıma aldığımda aklımın almadığı ayrıntıların acılarında ağlamaktır.
Sevgilidir... Samimiyet ve sadakat sınırlarının sonlarında sessizce savrulan sanatçıdır. Secdede ki sükût, sagairde ki saflıktır.
Hakikattir... Hâkimlerin hayalinde ki hakperest hanedanlığının hükmedicisidir. Hakkaniyettir.
isyandır... insanlığın içine işlemiş ikiyüzlülüğün infazı, iyiden iyiye ibneleşen ilişkilerin inzibatı, illegal işlerde ki iltihabın infilakıdır.
Otoritedir... Otlakçılar Orkestrasındaki oyunbozan, onur ordinaryüsüdür...
Nefrettir... Nedensizce nemalanmış nefis nakaratların nahoşluğuna nispettir.
Dayanıklılıktır... Dış dünyanın deforme dertleriyle didişmek, derin duyguların dördüncü dereceden denklemlerinde dağılmadan dolaşmaktır. Dalkavukluğun defnedilmesi, delikanlılığın dirilmesidir...
Estetikliktir... Emektar ellerine emanet edilen elmastaki endamın esrarı, emperyalizm edebiyatına esir edilmiş eblehlere erdem esintisidir.
Sadakattir... Sabahın soğuğunu sadistçe sertleştirdiği saatlerde samimiyetsizce sansürlenen sıcaklıkların saklandığı sevgi santralidir. Sahtekârlığa sabotaj, sahabenin sadakasıdır.
istisnadır... imkânsız isteklerini ilacı, ilahi ilhamdır...
Gizemdir... gencecik gülümseyen gözlerin Gittikçe gerginleşen gölgesidir, galibiyetin gerçeğinde ki gamzedir...
Nefestir... nevruz nağmeleriyle nişanlanmış natüralist, nadastaki nefrettir...
emeldir... Esprilerin esaretindeki esasduruşun emsalsiz emektarı, eleştirinin esnekliğidir...
Radikaldir... rahatsızlaştıran resmiyetsizliğin riyakarca repliklerine rağmen rayındaki realisttir.
Aşktır... Adını ağzıma aldığımda aklımın almadığı ayrıntıların acılarında ağlamaktır.
Sevgilidir... Samimiyet ve sadakat sınırlarının sonlarında sessizce savrulan sanatçıdır. Secdede ki sükût, sagairde ki saflıktır.
Hakikattir... Hâkimlerin hayalinde ki hakperest hanedanlığının hükmedicisidir. Hakkaniyettir.
isyandır... insanlığın içine işlemiş ikiyüzlülüğün infazı, iyiden iyiye ibneleşen ilişkilerin inzibatı, illegal işlerde ki iltihabın infilakıdır.
Otoritedir... Otlakçılar Orkestrasındaki oyunbozan, onur ordinaryüsüdür...
Nefrettir... Nedensizce nemalanmış nefis nakaratların nahoşluğuna nispettir.
Dayanıklılıktır... Dış dünyanın deforme dertleriyle didişmek, derin duyguların dördüncü dereceden denklemlerinde dağılmadan dolaşmaktır. Dalkavukluğun defnedilmesi, delikanlılığın dirilmesidir...
Estetikliktir... Emektar ellerine emanet edilen elmastaki endamın esrarı, emperyalizm edebiyatına esir edilmiş eblehlere erdem esintisidir.
Sadakattir... Sabahın soğuğunu sadistçe sertleştirdiği saatlerde samimiyetsizce sansürlenen sıcaklıkların saklandığı sevgi santralidir. Sahtekârlığa sabotaj, sahabenin sadakasıdır.
istisnadır... imkânsız isteklerini ilacı, ilahi ilhamdır...
Gizemdir... gencecik gülümseyen gözlerin Gittikçe gerginleşen gölgesidir, galibiyetin gerçeğinde ki gamzedir...
Nefestir... nevruz nağmeleriyle nişanlanmış natüralist, nadastaki nefrettir...
emeldir... Esprilerin esaretindeki esasduruşun emsalsiz emektarı, eleştirinin esnekliğidir...
Radikaldir... rahatsızlaştıran resmiyetsizliğin riyakarca repliklerine rağmen rayındaki realisttir.
1-2 gün sonra ikinci ayını doldurcak, yazmaktan büyük keyf aldığım uludağdan sonraki ikinci yuvam. yeni olmasına rağmen çok yol katetti ve gayet başarılılar. bir çok yazarın eskiz defteri olabilecek bir yer.
aslında süper güçleri dizi filmde biraz azaltılarak izleyiciye sunuluyor. gerçekte (reel hayat lafından irrite oluyorum, kullanandanda...) çok daha etkileyici biridir ve süper güçleri haddinden fazladır.
bir gün evde bununla sucuklu yumurta yapacaz. bakkala kim gidecek diye bir kavga-dövüş aldı başını gidiyor.
"karnım ağırıyor olum gitsen ölür müsün" dedi bana. "yok yaa, işine geldi mi çatılardan atlamasını biliyon demi" diye cevap verdim ağzımdan tükürükler saça saça. "iyi be ama hesaptan bi de çikolata alırım kendime, ona göre haaa" diyerek ne kadar aşağılık bi insan olduğunu gösterdi. kafamı bi çevirdim, çevirmez olaydım. genco yok. gitmiş. en iyisi mutfağa gideyim dedim. tam bi adım attım. kapı çaldı. gelen gencoydu. "olum hadi bakkala gittin geldin, bu 7 katı nasıl çıktın lan" dedim hayretle. "tıısssıssıs" diyerek güldü ve mutfağa gitti. ardından ben de mutfağa gittim ve gider gitmez. sucukları dilimleyip, yağı kızartıp, yumurtaları çoktaaan kırdığını gördüm.
masaya oturduk, birlikte afiyetle yedik diyemeyeceğim, çünkü kafamı yemeğe bi çevirdim, ne yemek kalmış ne ekmek, dudağından sarkan sucuk tanesine saldırdım ben de onu yedim. kızdı, gerçekten çok kızdı. gitti piyano çalmaya başladı. yanına gittim. bi şeyler mırıldanıyordu.
"piyano benim herseyim" diyerek ağlıyordu. arkasından yaklaştım ve "lan salak o senin repliğin değil pınar'ın repliği" diyerek ensesine bi tokat attım. manasızca "bilmemeli" dedi. "neyi bilmemeli, kim bilmemeli" gibi sorular sordum bunun üzerine. "kız kardeşim o benim, piyano benim herşeyim, ellerim kırılsaydı keşke, koş olum koş, depremde herşeyimi kaybettim..." gibi birbirinden anlamsız sözler söylemeye başladı. anladım ki bu adam rolünü gerçekten çok seviyor. baksana nasıl kaptırmış kendini. çılgın şey...
bir gün evde bununla sucuklu yumurta yapacaz. bakkala kim gidecek diye bir kavga-dövüş aldı başını gidiyor.
"karnım ağırıyor olum gitsen ölür müsün" dedi bana. "yok yaa, işine geldi mi çatılardan atlamasını biliyon demi" diye cevap verdim ağzımdan tükürükler saça saça. "iyi be ama hesaptan bi de çikolata alırım kendime, ona göre haaa" diyerek ne kadar aşağılık bi insan olduğunu gösterdi. kafamı bi çevirdim, çevirmez olaydım. genco yok. gitmiş. en iyisi mutfağa gideyim dedim. tam bi adım attım. kapı çaldı. gelen gencoydu. "olum hadi bakkala gittin geldin, bu 7 katı nasıl çıktın lan" dedim hayretle. "tıısssıssıs" diyerek güldü ve mutfağa gitti. ardından ben de mutfağa gittim ve gider gitmez. sucukları dilimleyip, yağı kızartıp, yumurtaları çoktaaan kırdığını gördüm.
masaya oturduk, birlikte afiyetle yedik diyemeyeceğim, çünkü kafamı yemeğe bi çevirdim, ne yemek kalmış ne ekmek, dudağından sarkan sucuk tanesine saldırdım ben de onu yedim. kızdı, gerçekten çok kızdı. gitti piyano çalmaya başladı. yanına gittim. bi şeyler mırıldanıyordu.
"piyano benim herseyim" diyerek ağlıyordu. arkasından yaklaştım ve "lan salak o senin repliğin değil pınar'ın repliği" diyerek ensesine bi tokat attım. manasızca "bilmemeli" dedi. "neyi bilmemeli, kim bilmemeli" gibi sorular sordum bunun üzerine. "kız kardeşim o benim, piyano benim herşeyim, ellerim kırılsaydı keşke, koş olum koş, depremde herşeyimi kaybettim..." gibi birbirinden anlamsız sözler söylemeye başladı. anladım ki bu adam rolünü gerçekten çok seviyor. baksana nasıl kaptırmış kendini. çılgın şey...
Neredeyse bütün interaktif sanal sözlüklerde bir gelenek halini almış, yazarların birbirlerine olan sevgilerini dile getirdikleri(!), daha fazla mana yüklemek istediğim ama yükleyemediğim gereksiz ve samimiyetsiz bir rituelin teklif sorusu.
Yani dostlar sizce de garip değil mi? Neden böyle şeylere gerek duyulur bilmiyorum. Bir yazara gidip de 250. entryim sen ol istedim ne demektir yahu? Ne yapmalıyım bunu duyduktan sonra? Sevinmeli miyim? Bu bir jest mi? Yoksa bir ödül mü? "bak hyper seni öyle çok seviyorum ki böylesine önemli bir entryi sana nickaltı girerek harcıyorum" demek midir? Ulan sanki bana yazmasan öyle bir entry girecekmişsin ki sözlük yerinden oynayacakmış ve herkes bu başarını takdir edecekmiş gibi hava yaratmanın alemi nedir. Çok saçma...
Aynı yazar 500. entrysini ise başka bir yazarın nick altına gidip "500. entryim sen ol istedim" yazdığında ne olacak peki. Bende ki hayal kırıklığı ne olacak, hiç beni düşünmüyor musun lan saygısız. Ayrıca Bu durum böyle devam eder gider. 750 başkasına, 1000 ötekine. Bu resmen birilerine yalakalıktır. Düşününsene yani 1000'e gelene kadar kaç yazara yalakalık yapmış olacak bu yazarımız. 100-200-250-300-400-450-500-600-700-750-800-900-999 ve 1000 toplam 14 adet nick altı demektir bu. 14 nickaltı demek yazdığın her entryi en az 10 kişi oylayacak demek. Bırakın bu tür masa başı oyunlarını arkadaşlar. Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz böyle evcilik oynar gibi "ay 500 sen ol hyper, 750 sen ol statik, ben kaç olsam bilemiyorum ki" tavırlarını.
yani merak ettiğim birkaç husus daha var dostlar. Şimdi 1000 demek cidden öteki rakamlara göre ayrıcalıklı bir rakam demek dimi, yani ne bileyim dalya gibi bir şeydir benim gözümde. 1000'i geçen yazara daha farklı bir gözle bakılır falan. O artık "eski bi yazar" olmuştur. Emektar olmuştur. Öyle anılır. Lakin 250 ne z.ikime yarar merak ediyorum. 300 nedir .mına koim. Yani kısacası merak ettiğim şey "Bu işte ki önem sırası nedir?". Bir yazara sevgimizi bu şekilde nasıl ifade ediyoruz. 1000. entryimizi hediye ettiğimiz kişi daha önemli, daha değer verilen biri mi oluyor? Ya da değilse öyle olması gerekmez mi? Düşününsene "ben bilmem kimin 250. entrysi oldum" diyerek hava atan birisinin olduğunu. Sizce de komik değil mi? Ama ben hyperin 1000. entrysiyim olum diye hava atabilirsiniz. Aslında yok lan yine komik ve abes durdu. Yav z.ktir edin böyle şeylerle uğraşmayın. Beni de yormayın.
Yani dostlar sizce de garip değil mi? Neden böyle şeylere gerek duyulur bilmiyorum. Bir yazara gidip de 250. entryim sen ol istedim ne demektir yahu? Ne yapmalıyım bunu duyduktan sonra? Sevinmeli miyim? Bu bir jest mi? Yoksa bir ödül mü? "bak hyper seni öyle çok seviyorum ki böylesine önemli bir entryi sana nickaltı girerek harcıyorum" demek midir? Ulan sanki bana yazmasan öyle bir entry girecekmişsin ki sözlük yerinden oynayacakmış ve herkes bu başarını takdir edecekmiş gibi hava yaratmanın alemi nedir. Çok saçma...
Aynı yazar 500. entrysini ise başka bir yazarın nick altına gidip "500. entryim sen ol istedim" yazdığında ne olacak peki. Bende ki hayal kırıklığı ne olacak, hiç beni düşünmüyor musun lan saygısız. Ayrıca Bu durum böyle devam eder gider. 750 başkasına, 1000 ötekine. Bu resmen birilerine yalakalıktır. Düşününsene yani 1000'e gelene kadar kaç yazara yalakalık yapmış olacak bu yazarımız. 100-200-250-300-400-450-500-600-700-750-800-900-999 ve 1000 toplam 14 adet nick altı demektir bu. 14 nickaltı demek yazdığın her entryi en az 10 kişi oylayacak demek. Bırakın bu tür masa başı oyunlarını arkadaşlar. Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz böyle evcilik oynar gibi "ay 500 sen ol hyper, 750 sen ol statik, ben kaç olsam bilemiyorum ki" tavırlarını.
yani merak ettiğim birkaç husus daha var dostlar. Şimdi 1000 demek cidden öteki rakamlara göre ayrıcalıklı bir rakam demek dimi, yani ne bileyim dalya gibi bir şeydir benim gözümde. 1000'i geçen yazara daha farklı bir gözle bakılır falan. O artık "eski bi yazar" olmuştur. Emektar olmuştur. Öyle anılır. Lakin 250 ne z.ikime yarar merak ediyorum. 300 nedir .mına koim. Yani kısacası merak ettiğim şey "Bu işte ki önem sırası nedir?". Bir yazara sevgimizi bu şekilde nasıl ifade ediyoruz. 1000. entryimizi hediye ettiğimiz kişi daha önemli, daha değer verilen biri mi oluyor? Ya da değilse öyle olması gerekmez mi? Düşününsene "ben bilmem kimin 250. entrysi oldum" diyerek hava atan birisinin olduğunu. Sizce de komik değil mi? Ama ben hyperin 1000. entrysiyim olum diye hava atabilirsiniz. Aslında yok lan yine komik ve abes durdu. Yav z.ktir edin böyle şeylerle uğraşmayın. Beni de yormayın.
hayatı boyu kendi fikirlerini söylemekten çekinmiş ve birilerinin yalakalığını yaparak kendi küçük dünyasında bu şekilde yaşamaya alışmış asalak. Hep ikinci kişi ya da ortamın "haklısın abicisi, tamam abicisi" sıfatından kurtulamayacak g.t yalayıcısı.
Bu kinim nereden geliyor bilmiyorum ama oldum olası böyle ezik ve yalaka tiplerden hazzetmem arkadaşlar. Yani hiç tanınmayan ve belki hiç yüz yüze görüşme ihtimalinin olmadığı bir insana yapılan bunca yalakalık nedendir bir anlam veremiyorum. Sende yazarsın, o da yazar. Farkınız nedir? Daha iyi yazması mı? Ya da nesil farkı mı? işin kötüsü yani başlıkta anlatmak istediğim nokta ise, bir yazarı sevmediği halde ona yalakalık yapan tiplerdir. Sırf onun gücünden, karizmasından korkan zavallıyı incelemek istiyorum bu entrymde.
Bunun asıl nedeni nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Ben ona gidip de nickaltında "kaka" dersem o da gelir bana "bok" der korkusu. Sürekli olarak nickaltını temiz tutma ve sözlük ahalisine olmadığı bir profille görünme çabasıdır. Yani bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz ama bu sözlük olayı bana çok samimiyetsiz geliyor. Allaşkına yazılan nickaltlarına bi bakar mısınız? Ulan hanginiz sosyal hayatında böyle konuşuyor? Hanginiz bir dostu hakkında böyle şeyler söylüyor. Açıkçası bana çok komik ve yapmacık geliyor. Hatta bazen sırf moralim düzelsin diye sözlüğe girip nickaltı okuyup çıktığım bile oluyor.tavsiye ederim...
Hele bir de sevilmeyen yazar şöyle eski ve t.şşaklı bir yazarsa değmeyin zavallının haline gitsin. yani bırakın o sevmediği kişiye ayar vermeyi, Onun yazdığa başlığa bile yanaşamaz. Çünkü bilir ki o yazara ayar vermeye kalksa, o ve yandaşlarından kaç kere ayar alacak. Kim bilir ne kadar eksilenecek. Zaten olmayan karizması yerle bir olacak zavallının. Yani kısacası bir süre çevre edinmesi ve bilmem nerde ne yapıyoruz zirvelerine katılması lazım. Kendi çetesini, kendi çevresini oluşturması lazım. Bu şartları sağlayamayan yazarlara ayar vermek yasak arkadaş. Hadi ayarı geçtim olumsuz bir nick altı bile yasak böylelerine. Komik...
Sana sesleniyorum ezik tip iyi dinle beni; bunları gerçekleştirmeden ayar verince nick altının ne hale geleceğini biliyor musun? O ve çetesi nick altını bi çöplüğe çevirirler haberin olsun. Aaa ne kötü değil mi? Düşününmesi bile ürkütücü. Mesela ismi lazım değil geçenlerde modluk yapmış bir yazara nickaltı girmiştim. Oldukça da legal bi entry idi. Okuyanlar bilirler. Bana cevap niteliğine bi entry girmiş bu şahış okumak nasip olmadı. Ardından onunda benimde entryleri patlatmışlar. Bu olaydan sonra düşündüm kendi kendime "ulan kaç kişiyi tanıyorsun be hyper, kaç zirveye gittin de çevre edindin lan barraaam" diye. iç sesim dedi ki bana "sen daha hiçbir zirveye katılmamış hala bakir bi yazarsın hyper". "haklısın" dedim. Oturdum ağladım. Hıçkırıklara boğuldum.
O yüzden siz siz olun çapınızdan büyük işlere girmeyin yoksa o çok değer verdiğiniz nickaltınız kaka olur. Bok olur. Ayrıca ne z.kime yaradığını ve yazarların neden bu kadar önem verdiğini anlamadığım eksilenme olayından kurtulamazsınız. Tercih sizin, bir yerde karakter-gurur-onur. Bir yerde de artı-eksi-nickaltı-celebrity. Zor bi karar olmasa gerek...
Velhasıl kelam, bu sözlük işini ve yazarlık olayını çok abartmayınız a dostlar. Kimseden korkmayınız. Canınızı sıkan biri varsa. Nickaltına gidip "seni sevmiyorum arkadaş" yazın. Yani en fazla ne yapabilir ki size. Hiçbir şey... mesela beni sevmeyen bir yazar varsa çıksın delikanlı delikanlı eleştirsin. Çok ciddiyim bu konuda. Eleştirilmek, bunları dikkate almak ve kendimi geliştirmek istiyorum. Her gün "bebişim yine coşmuşsun" tarzında nickaltları ile g.t kaldırmak neye yarar. Siz eleştirilmek istemiyor musunuz?
beni eleştiren yazara cevap mahiyetinde bişeyler girersem patlatsınlar entrymi. Olayı laf dalaşı haline getirirsem atsınlar beni sözlükten, çaylak yapsınlar. Sözlük formatı böyledir. Sözlük raconu budur. Burası çocuk parkı değil. Herkese "canım cicim" diyecek halimiz yok değil mi?
Bu kinim nereden geliyor bilmiyorum ama oldum olası böyle ezik ve yalaka tiplerden hazzetmem arkadaşlar. Yani hiç tanınmayan ve belki hiç yüz yüze görüşme ihtimalinin olmadığı bir insana yapılan bunca yalakalık nedendir bir anlam veremiyorum. Sende yazarsın, o da yazar. Farkınız nedir? Daha iyi yazması mı? Ya da nesil farkı mı? işin kötüsü yani başlıkta anlatmak istediğim nokta ise, bir yazarı sevmediği halde ona yalakalık yapan tiplerdir. Sırf onun gücünden, karizmasından korkan zavallıyı incelemek istiyorum bu entrymde.
Bunun asıl nedeni nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Ben ona gidip de nickaltında "kaka" dersem o da gelir bana "bok" der korkusu. Sürekli olarak nickaltını temiz tutma ve sözlük ahalisine olmadığı bir profille görünme çabasıdır. Yani bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz ama bu sözlük olayı bana çok samimiyetsiz geliyor. Allaşkına yazılan nickaltlarına bi bakar mısınız? Ulan hanginiz sosyal hayatında böyle konuşuyor? Hanginiz bir dostu hakkında böyle şeyler söylüyor. Açıkçası bana çok komik ve yapmacık geliyor. Hatta bazen sırf moralim düzelsin diye sözlüğe girip nickaltı okuyup çıktığım bile oluyor.tavsiye ederim...
Hele bir de sevilmeyen yazar şöyle eski ve t.şşaklı bir yazarsa değmeyin zavallının haline gitsin. yani bırakın o sevmediği kişiye ayar vermeyi, Onun yazdığa başlığa bile yanaşamaz. Çünkü bilir ki o yazara ayar vermeye kalksa, o ve yandaşlarından kaç kere ayar alacak. Kim bilir ne kadar eksilenecek. Zaten olmayan karizması yerle bir olacak zavallının. Yani kısacası bir süre çevre edinmesi ve bilmem nerde ne yapıyoruz zirvelerine katılması lazım. Kendi çetesini, kendi çevresini oluşturması lazım. Bu şartları sağlayamayan yazarlara ayar vermek yasak arkadaş. Hadi ayarı geçtim olumsuz bir nick altı bile yasak böylelerine. Komik...
Sana sesleniyorum ezik tip iyi dinle beni; bunları gerçekleştirmeden ayar verince nick altının ne hale geleceğini biliyor musun? O ve çetesi nick altını bi çöplüğe çevirirler haberin olsun. Aaa ne kötü değil mi? Düşününmesi bile ürkütücü. Mesela ismi lazım değil geçenlerde modluk yapmış bir yazara nickaltı girmiştim. Oldukça da legal bi entry idi. Okuyanlar bilirler. Bana cevap niteliğine bi entry girmiş bu şahış okumak nasip olmadı. Ardından onunda benimde entryleri patlatmışlar. Bu olaydan sonra düşündüm kendi kendime "ulan kaç kişiyi tanıyorsun be hyper, kaç zirveye gittin de çevre edindin lan barraaam" diye. iç sesim dedi ki bana "sen daha hiçbir zirveye katılmamış hala bakir bi yazarsın hyper". "haklısın" dedim. Oturdum ağladım. Hıçkırıklara boğuldum.
O yüzden siz siz olun çapınızdan büyük işlere girmeyin yoksa o çok değer verdiğiniz nickaltınız kaka olur. Bok olur. Ayrıca ne z.kime yaradığını ve yazarların neden bu kadar önem verdiğini anlamadığım eksilenme olayından kurtulamazsınız. Tercih sizin, bir yerde karakter-gurur-onur. Bir yerde de artı-eksi-nickaltı-celebrity. Zor bi karar olmasa gerek...
Velhasıl kelam, bu sözlük işini ve yazarlık olayını çok abartmayınız a dostlar. Kimseden korkmayınız. Canınızı sıkan biri varsa. Nickaltına gidip "seni sevmiyorum arkadaş" yazın. Yani en fazla ne yapabilir ki size. Hiçbir şey... mesela beni sevmeyen bir yazar varsa çıksın delikanlı delikanlı eleştirsin. Çok ciddiyim bu konuda. Eleştirilmek, bunları dikkate almak ve kendimi geliştirmek istiyorum. Her gün "bebişim yine coşmuşsun" tarzında nickaltları ile g.t kaldırmak neye yarar. Siz eleştirilmek istemiyor musunuz?
beni eleştiren yazara cevap mahiyetinde bişeyler girersem patlatsınlar entrymi. Olayı laf dalaşı haline getirirsem atsınlar beni sözlükten, çaylak yapsınlar. Sözlük formatı böyledir. Sözlük raconu budur. Burası çocuk parkı değil. Herkese "canım cicim" diyecek halimiz yok değil mi?
internet dünyası ile kendi sosyal hayatını birbirinden ayırmakta zorlanan, evde işyerinde her yerde ne yapsam da sözlük dünyasının .mına koysam, ne etsem de celebrity olsam diye kafa patlatan hastalıklı bünyelerin sergiledikleri davranışın mütemadi bir hal alması.
Bilimsel olarak Bir davranışın alışkanlık haline dönmesi için aynı davranışın 21 gün boyunca yapılması gerekir. Eline telefonu alıp aklına gelen başlıkları kaydetmeye başlayan kişi tam tamına 21 gün sonra sokağın ortasında elinde telefonla zağar gibi dolaşıp sağa sola manasız manasız bakmaya başlar. Sürekli olarak kendine malzeme arar. Artık o bir bağımlıdır. Telefonunu hiçbir zaman cebine koymaz ve sürekli olarak tetikte bekler. Çevresinde ki olaylara karşı daha duyarsız bir birey olur. Bir nevi gazeteci olur çıkar. Adam yanında can çekişip ölse "ben işimi yapıyorum arkadaş, benim işim can kurtarmak değil, bunun bir haber niteliği var, sözlüğe yazmam lazım" deyip adamın orada ölmesini bekler. Yazık.
Bu hastalık genellikle sözlük dünyası ile yeni tanışmış kişi hastalığıdır. Neden diyeceksiniz? Hemen açıklayayım. Yeni gelen bi yazarın yazılarını kimse okumaz arkadaş. Nicki yenidir, aşinalık kazanmamıştır, tarzı bilinmez, kimse tanımaz. Eğer birde uzun yazıyorsa iyice boku yedi demektir. Çünkü burada Önce yazının uzunluğuna sonra nicke bakılır. Nick tanıdık ve uzun yazıları okunacak cinsten bir yazarsa okunmaya başlanır. Değilse "ziktir lan g.t bu kadar uzun yazılır mı?" deyip sayfa kapatılır. Doğru olan bu mudur? Tabi ki değildir. lakin uygulamada olan budur. O yüzden bu yazarların ruh halini iyi anlamak gerekir. "ulan şu sözlüğün en kaliteli en okunur yazılarını ben yazıyorum ama bırak oylanmayı okunmuyor bile yazdıklarım. Bir şeyler yapıp kendimi göstermem olay olmam lazım" gibi bir bilinçaltı vardır bu yeni yazarlarda. Yazık.
O yüzden sözlüğü kendi sosyal hayatına taşır ve gün boyu öyle bir başlık açacağım ortalığın .mına koyacağım başlığına bir şeyler karalama şerefine nail olmanın hevesi ile elinden telefonu düşürmez. Gün boyu en ilginç en dikkat çekici başlığı bulmakla meşguldür. Mesela çarşıda çocuğunu azarlayan bir anne gördüğü zaman hemen bunu sözlüğe taşımak gerektiğini düşünür ve çarşıda çocuğuna tekme tokat dalan acımasız anne gibi bir başlık açar. Ya da tam ezan okunduğu sıra "ezan, din, türban..." gibi kutsallarla dalga geçilecek türden başlıklar açayım da olay olayım deyip Bu ezan tüm sevip de kavuşamayanlar için gelsin gibi bir başlığı telefonunun arşiv bölümüne kaydeder. Ya da chelsea-manchester maçını izlediği anda cristiano ronaldo'nun kullanacağı frikik sırasında chelsea barajının Keban barajından daha pahalı olması gibi bir başlık açayım da spor sever yazarların oylarını da alayım diye düşünür. Yemezler olum.
Efendim Velhasıl kelam bu sözlük olayını fazla abartmayınız, içinizden geldiği gibi yazın gitsin. Nedir öyle telefona kaydetmeler, provakatif başlık açmalar falan. Yakışmıyor efenim yakışmıyor.
Bilimsel olarak Bir davranışın alışkanlık haline dönmesi için aynı davranışın 21 gün boyunca yapılması gerekir. Eline telefonu alıp aklına gelen başlıkları kaydetmeye başlayan kişi tam tamına 21 gün sonra sokağın ortasında elinde telefonla zağar gibi dolaşıp sağa sola manasız manasız bakmaya başlar. Sürekli olarak kendine malzeme arar. Artık o bir bağımlıdır. Telefonunu hiçbir zaman cebine koymaz ve sürekli olarak tetikte bekler. Çevresinde ki olaylara karşı daha duyarsız bir birey olur. Bir nevi gazeteci olur çıkar. Adam yanında can çekişip ölse "ben işimi yapıyorum arkadaş, benim işim can kurtarmak değil, bunun bir haber niteliği var, sözlüğe yazmam lazım" deyip adamın orada ölmesini bekler. Yazık.
Bu hastalık genellikle sözlük dünyası ile yeni tanışmış kişi hastalığıdır. Neden diyeceksiniz? Hemen açıklayayım. Yeni gelen bi yazarın yazılarını kimse okumaz arkadaş. Nicki yenidir, aşinalık kazanmamıştır, tarzı bilinmez, kimse tanımaz. Eğer birde uzun yazıyorsa iyice boku yedi demektir. Çünkü burada Önce yazının uzunluğuna sonra nicke bakılır. Nick tanıdık ve uzun yazıları okunacak cinsten bir yazarsa okunmaya başlanır. Değilse "ziktir lan g.t bu kadar uzun yazılır mı?" deyip sayfa kapatılır. Doğru olan bu mudur? Tabi ki değildir. lakin uygulamada olan budur. O yüzden bu yazarların ruh halini iyi anlamak gerekir. "ulan şu sözlüğün en kaliteli en okunur yazılarını ben yazıyorum ama bırak oylanmayı okunmuyor bile yazdıklarım. Bir şeyler yapıp kendimi göstermem olay olmam lazım" gibi bir bilinçaltı vardır bu yeni yazarlarda. Yazık.
O yüzden sözlüğü kendi sosyal hayatına taşır ve gün boyu öyle bir başlık açacağım ortalığın .mına koyacağım başlığına bir şeyler karalama şerefine nail olmanın hevesi ile elinden telefonu düşürmez. Gün boyu en ilginç en dikkat çekici başlığı bulmakla meşguldür. Mesela çarşıda çocuğunu azarlayan bir anne gördüğü zaman hemen bunu sözlüğe taşımak gerektiğini düşünür ve çarşıda çocuğuna tekme tokat dalan acımasız anne gibi bir başlık açar. Ya da tam ezan okunduğu sıra "ezan, din, türban..." gibi kutsallarla dalga geçilecek türden başlıklar açayım da olay olayım deyip Bu ezan tüm sevip de kavuşamayanlar için gelsin gibi bir başlığı telefonunun arşiv bölümüne kaydeder. Ya da chelsea-manchester maçını izlediği anda cristiano ronaldo'nun kullanacağı frikik sırasında chelsea barajının Keban barajından daha pahalı olması gibi bir başlık açayım da spor sever yazarların oylarını da alayım diye düşünür. Yemezler olum.
Efendim Velhasıl kelam bu sözlük olayını fazla abartmayınız, içinizden geldiği gibi yazın gitsin. Nedir öyle telefona kaydetmeler, provakatif başlık açmalar falan. Yakışmıyor efenim yakışmıyor.
yayıncılıktaki kalitesi(!) ve dürüstlüğüyle(!) bilinen kral tv'nin halktan gelen oylarla belirlediği top 20 listesinde görmeye alışık olduğumuz başarılı assolist(!) petek dinçöz'ün her çektiği kliple listenin ve müzik dünyasının en sevilen ismi olduğunun tekrar tekrar kanıtlanması(!).
bu durum, geleneksel kral tv video müzik ödüllerinde de başarısını aldığı ödüllerle kanıtlayan halkın sanatçısı petek dinçöz'ün artık bir marka olduğunun, kendi tarzını yarattığının bir resmidir(!). kendi dalında artık rakipsiz olduğunu gerek sesiyle, gerek fiziğiyle kanıtlayan petek dinçöz'ün canlı performansları ise gerçekten izlenmeye değer(!).
ulan ciddi anlamda bize yani türk halkına salak muamelesi yapılıyor. bilgisayar ortamlarında benim bile sesimi ibrahim tatlıses'in sesine çevirebilen teknikler varken, sen hangi sesin kalitesinden bahsediyorsun. ayrıca canlı performanslarında ikinci cıyaklamadan sonra nasıl detone olduğunu hepimiz biliyoruz.
"şan dersleri alıyorum, hocam bilmem ne tankut bey." diye verdiğin röportajlar yok mu hele. yahu sende ses ve yetenek yoksa, istediğin kişiden istediğin dersleri al. o ses adam olmaz arkadaş. bildiğin, kulak tırmalayan, rahatsız edici bir ses işte.
ayrıca bilmem ne gazinosunda yaptığın assolistliği kimin sayesinde yaptığını da biliyor bu halk, kimi kandırmaya çalışıyorsun. seni oraya dinlemeye gelenlerin çoğu da "lan yeni bi kız çıkmış çok merak ettim" deyip de giden oranın eski müdavimleridir herhalde.
"kasetim şu kadar bin sattı, çok başarılıyım." dediğini de biliyorum. hay allah'ım talihsiz bir açıklama oldu sanırım deyip kanal değiştiriyorum bu lafları duyunca. ya çevremde hiç bir Allah'ın kulunun petek dinçöz kaseti aldığını ne duydum ne işittim. siz gördünüz mü hiç?
ayrıca özgüvenine hayran olduğumu da söylemeden geçemeyeceğim. gerçek halkın, gerçek kamuoyunun, sesini ve onun hakkında neler düşündüğünü bildiği halde halen bir süperstar edasıyla gezmesine hasta oluyorum. geçenlerde trabzon'da ki atatürk'ün köşkünü ziyaret etmiş. peşinde ki medya ordusuyla. kendisine olan sempatim nasıl arttı, nasıl arttı anlatamam a dostlar. atatürk hakkında "şimdi yanımda olsa ona yemek yapsam, onun o güzel gözlerine doya doya baksam" gibi abuk sabuk bir açıklama yaptıktan sonra bende televizyonu paramparça etme isteği uyandırdı. ama olsun o bizim sanatçımız, seviyoruz onu, sesi de güzel, kaseti de çok satıyor. iyi ki varsın petek, iyi ki...*
bu durum, geleneksel kral tv video müzik ödüllerinde de başarısını aldığı ödüllerle kanıtlayan halkın sanatçısı petek dinçöz'ün artık bir marka olduğunun, kendi tarzını yarattığının bir resmidir(!). kendi dalında artık rakipsiz olduğunu gerek sesiyle, gerek fiziğiyle kanıtlayan petek dinçöz'ün canlı performansları ise gerçekten izlenmeye değer(!).
ulan ciddi anlamda bize yani türk halkına salak muamelesi yapılıyor. bilgisayar ortamlarında benim bile sesimi ibrahim tatlıses'in sesine çevirebilen teknikler varken, sen hangi sesin kalitesinden bahsediyorsun. ayrıca canlı performanslarında ikinci cıyaklamadan sonra nasıl detone olduğunu hepimiz biliyoruz.
"şan dersleri alıyorum, hocam bilmem ne tankut bey." diye verdiğin röportajlar yok mu hele. yahu sende ses ve yetenek yoksa, istediğin kişiden istediğin dersleri al. o ses adam olmaz arkadaş. bildiğin, kulak tırmalayan, rahatsız edici bir ses işte.
ayrıca bilmem ne gazinosunda yaptığın assolistliği kimin sayesinde yaptığını da biliyor bu halk, kimi kandırmaya çalışıyorsun. seni oraya dinlemeye gelenlerin çoğu da "lan yeni bi kız çıkmış çok merak ettim" deyip de giden oranın eski müdavimleridir herhalde.
"kasetim şu kadar bin sattı, çok başarılıyım." dediğini de biliyorum. hay allah'ım talihsiz bir açıklama oldu sanırım deyip kanal değiştiriyorum bu lafları duyunca. ya çevremde hiç bir Allah'ın kulunun petek dinçöz kaseti aldığını ne duydum ne işittim. siz gördünüz mü hiç?
ayrıca özgüvenine hayran olduğumu da söylemeden geçemeyeceğim. gerçek halkın, gerçek kamuoyunun, sesini ve onun hakkında neler düşündüğünü bildiği halde halen bir süperstar edasıyla gezmesine hasta oluyorum. geçenlerde trabzon'da ki atatürk'ün köşkünü ziyaret etmiş. peşinde ki medya ordusuyla. kendisine olan sempatim nasıl arttı, nasıl arttı anlatamam a dostlar. atatürk hakkında "şimdi yanımda olsa ona yemek yapsam, onun o güzel gözlerine doya doya baksam" gibi abuk sabuk bir açıklama yaptıktan sonra bende televizyonu paramparça etme isteği uyandırdı. ama olsun o bizim sanatçımız, seviyoruz onu, sesi de güzel, kaseti de çok satıyor. iyi ki varsın petek, iyi ki...*
