bugün

entry'ler (93)

gidiyorum

şu an mersin'den eskişehir'e doğru bir yola çıktım. koskoca üniversite hayatının son senesine geldim. dışarıyı seyrederken aklımda sözleri dönmeye başladı bu şaheserin.

"gidiyorum, bütün aşklar yüreğimde.
gidiyorum, kokun hala üzerimde."

bir kendim, bir ben gidiyorum.

günaydın efenim, günaydın...

makarna

üniversitede müptelası olduğum ve gerek fiyat gerek tarifin kolaylığı gerekse lezzetinden dolayı kolay kolay bırakmayacağım yoğun karbonhidrat içeren besin.

kavga çıkarmak isteyene karşı sakin davranmak

insan ilişkileri psikolojisiyle alakalıdır. insana ve psikolojiye hakimsen, karşı taraf sinirliyken sakin kalmak karşı tarafı ekstra olarak sinirlendirir. bu yüzden en beklemediği zaman hamleyi yapmak karşı tarafı indirmede daha etkili ve kolay olur.

gri eşofmanla gezerken utanmayan erkek

neden utansın ki? yiğidin malı meydandadır der atalarımız.
utanmayan erkeklerden bu sayfaya fotoğraf da bekliyoruz! :)

sevişmek istenilen ünlüler

(bkz: jamie dornan)
(bkz: theo james)

ama jamie daha bir ağır basıyor sanki. hazır efendiliği falan da biliyorken... *

aile arasında

son yıllarda çıkan komedi filmlerinden daha güzel olan gülse birsel imzalı bir komedi filmi.

filme nihayet bugün gidebildim. açıkçası filme gitmeden önce beklentilerimi ortalama bir seviyede tuttum. çünkü, duyduğum ve okuduğum yerlerde filmi beğenen kitle de beğenmeyen kitle de bir hayli fazlaydı.

dikkat! bundan sonrası ağır spoiler içerir.

--spoiler--

avrupa yakası, gag ve bir erkek bir kadın ile büyümüş biriyim. hala televizyondaki saçma sapan dizileri izleyeceğime açarım bu yapımların herhangi bir bölümünü izlerim. gülse birsel'in sinema filmi yapacağını duyduğumda çok heyecanlanmış, üstüne engin günaydın ve demet evgar'ın da başrol olacağını öğrendiğimde mutluluktan havaya uçmuştum.

öncelikle şunu belirtmem gerekir. ben profesyonel bir eleştirmen ya da sayfalarca senaryo yazmış bir kişi değilim ama o yolda ilerleyen ve nacizane bir şeyler karalayan bir öğrenciyim. benim en büyük idolüm her zaman gülse birsel olmuştur o yüzden asla bir yapımı veya kişiyi eleştirmiyorum. haddime de değil!

film başladığında inanılmaz heyecanlandım çünkü gülse birsel'in senaryosunu yazdığı ilk sinema filmiydi. yalan dünya'nın yayın hayatı boyunca '' dizi saatlerinden ve sansürden '' dert yanan bir kişidir gülse birsel. kendi kendime '' tamam '' dedim, '' özgür ve istediği uzunlukta bir yapım sunacak bize. ''

film boyunca yüzümden gülümseme eksik olmadı. kah hüzünlendim, kah güldüm ama hiç kahkaha atmadım. belki gülse birsel'in amacı izleyenlere kahkaha attırmak değildi ama hiç olmazsa bir ya da iki sahnesinde kahkaha atabileceğimi düşündüm. çünkü karşımda öyle harika bir ekip vardı ki, içinde boş olan hiçbir oyuncu yoktu.

demet evgar'a söylenecek bir söz bulamıyorum. zira kendisine aşığım efenim! o duru oyunculuğu, gerekli zamanlarda gerekli etkiyi izleyenler üstünde yaratan çok değerli bir oyuncu bana göre. dramı da komediyi de mükemmel bir şekilde izleyiciye geçirebiliyor. filmin, tartışmasız yıldızı kesinlikle solmaz karakteriydi zaten.

engin günaydın bana göre çok sönük kalmıştı bu filmde. sanki tekrardan '' burhan altıntop '' olmaktan korkuyor gibiydi. oynadığı fikret karakterinde hep bir gelgit vardı. kendisini bir türlü role verememiş gibiydi. yine söylüyorum engin günaydın hakkında söz söylemek haddim değil sadece seyirci gözüyle birkaç yorum yapıyorum ben.

filmin, demet evgar'dan sonra asıl yıldızı ayta sözeri'dir efenim. sesiyle, hareketleriyle, tavırlarıyla rolü öylesine benimsemişti ki o rakı sofrasında oturup saatlerce onu dinlemek istedim ben. hem istanbul hanımefendisini hem de pavyon şarkıcısını o kadar iyi oynaması beni çok etkiledi. umarım çok başarılı yerlere gelir zira daha fazla görmek istiyorum ben bu zat-ı muhteremi!

gülse birsel... yıl olmuş 2017, hala perukla oynanmaz ki ama ya! plastik makyajların, takma saçların mahalle berberlerinde bile yapıldığı dönemde perukla oynamak izleyiciye saygısızlıktır. oyunculuğuna gelirsek... iki - üç sahnede oynamış ve kaknem mihriban'dan nefret ettirmeyi başarmıştır. bir röportajında '' aile filmleri yazmayı seviyorum '' demiş. gerçekten de aileye özellikle aile kurmaya dair çok güzel mesajlar vermiş gülse birsel. tebrik ediyorum.

erdal özyağcılar ve devrim yakut mükemmel bir ikili olmuş. ikisi de rolünün hakkını başarıyla vermiş.

filmde en sevmediğim sahne ise mihriban'ın üstüne o kocaman avizenin düşmesiydi. aklıma son durak serisi gelmedi desem yalan olur. mihriban karakteri illa hastaneye kaldırılacaksa keşke ayağı takılıp düşseydi ya da böyle basit bir şey olsaydı. o sahnenin bir komedi filmine yakıştığını düşünmüyorum. ayrıca finalde mihriban ne oldu, onu da bilmiyorum. gülse birsel filmde kendini es geçmiş anlaşılan!

filme çok uzun diyenler olmuş ama ben sıkılmadım. bence komedi filmi için ideal bir zamanı vardı.

--spoiler--

diyeceğim odur ki; eğlencelik, tadımlık ve sıcak bir film olmuş aile arasında. küfürler kararındaydı, her sahneye yerleştirilmiş 50.000 tane boş beleş küfür yoktu. 2 saatliğine işten, dersten ve sıkıntılardan uzaklaşmak için ideal bir film. çok büyük beklentilerle girilirse hayal kırıklığına yol açabilir.

haydi nickini bir fotoğrafla anlat demek

görsel
kendi adıma daha iyisinin olabileceğini düşünmüyorum.

aile arasında

vizyona gireli neredeyse iki hafta oldu ve ben hala gidemedim. büyük bir gülse birsel, demet evgar ve engin günaydın hayranı olarak acilen gitmem gerekiyor ama komedi filmlerine tek başıma da gitmek istemiyorum. sınavlardan dolayı arkadaşlarımla gidemedim.

eskişehir'de yaşayan öğrenci kardeşlerime sesleniyorum! filmi izlemeyen varsa bir mesaj atsın ve espark'ta buluşalım da gidelim be arkadaşım!

öteki taraf

inanılmaz mantık hatalarına rağmen sevdiğim filmdir.

--spoiler--

filmin ilk başlarında duvarlardan ses gelmesiyle aklıma direk inli, cinli yerli korku filmi imajı gelse de öyle devam etmediği için sevindim. korku anlayışımız bu olmamalı. dramda ve komedide çıtayı yukarı yükseltebiliyorsak (bkz: ayla) (bkz: aile arasında) korku ve gerilim filmlerinde de bu imajı değiştirebilmeliyiz. bilimkurgu ve fantastiği söylememe gerek yok çünkü onun daha baya zamanı var.

filme sırf arkadaşım istiyor diye girdim. yok, hayır '' yerli film izlemem '' kafasında bir insan değilim. sadece, vizyonda tercih edebileceğim başka filmler vardı ama arkadaşımı kıramadım. ilk yarısında yer yer sıkılsam da ikinci yarıda heyecanlandım. sahnelerin birbirlerine bağlanış biçimi iyi yapılmıştı. sadece ışık kötüydü, ece'nin kaldığı oda biraz daha ışıklandırılabilirdi zira birçok şeyi göremedim.

filmde inanılmaz mantık hataları vardı. final sahnesinde; bir kere çukura düşen, kafasını taşa çarpan, iki tane kurşun yiyen ve balyozla vurulan özcan deniz ölmek bilmedi be kardeşim. gereksiz ego kasmaları mı desem, karakteri öldürmek istemiyorlar mı desem bilmiyorum ama o sahnede güldüm yani. çok iyi final hazırlayabileceklerken mahvetmişler.

oyunculukların da iyi olduğunu malesef söyleyemeyeceğim. kısmeten meryem uzerli kurtarmış o bakımdan. o da hala muhteşem yüzyıl'ın etkisinde ne yazık ki.

--spoiler--

özetle, vizyonda alternatif bir film yoksa izlenebilir. beklediğimden daha iyiydi. eğer uyarlama bir film değil de yerli bir senaryo olsaydı iyi bir gerilim filmi olabilirdi. türkiye'de yapılan bu tarz filmlerden yola çıkacak olursa 6/10 bence film için ideal.

banu berberoğlu

bu aralar sosyal medyada adını çok sık duyunca youtube'u açtım ve birkaç videosunu izledim. birkaç kelam etmek istiyorum.

kız ya çok zeki, saf ve masum ayağına yatıyor ya da gerçekten öyle. iki videoyla karakter analizi yapacak değilim ama farklı bir şey var bu kızda. videolarında pikniğe gidiyor, tavla oynuyor, parkta sevgilisiyle gezintiye çıkıyor falan. sanki 90'lar havası var videolarında. işin komik tarafı bunların hepsinden zevk de alıyor.

neden komik tarafı dedim biliyor musunuz? biz bunları yapmayı unutalı epey bir zaman oldu be! en son ne zaman deniz kenarına gidip sessiz bir biçimde sadece gökyüzünü izledik ya da en son ne zaman arkadaş grubuyla pikniğe gidip o ağaçların altında top oynadık? biz bunları unutalı çok oldu.

bunu düşünen başka biri var mı bilmiyorum ama ben banu'yu izlediğimde ne onun konuşmasına ne de çilekli linklerine takıldım. gittiği mekanlar, sevgilisiyle yaşadıkları çok samimi geldi bana. dediğim gibi belki rol yapıyor, orasını bilemem. bildiğim tek şey artık masumiyet istiyorum hayatımda. sizi bilmem ama benim çevremdeki herkes türk dizisinden fırlayan bir karakter gibi entrika çeviriyor.

üniversite

eylül 2017'de, 21 yaşında başladım üniversiteye. 18 yaşında gitmem gereken yere 21 yaşında gittiğim için belki alışamadım ama çok büyük beklentilerle de gelmemiştim üniversiteye. tek isteğim bir tane sağlam arkadaş, bir tane de sevgiliydi.

çevremdekiler '' hazırlık okursan, alışman daha iyi olur. '' dediler. tamam dedim, okuyayım. isteğe bağlı hazırlıkla başladım okula. sınıfta 20 kişiden 15'inin hazırlıkta ikinci senesiydi. geçen seneden çoğu insan birbirini tanıyordu bu yüzden.

benim gibi iki kişi buldum sonra sınıfta. bir erkek bir kız. zamanla aramızdaki elektrik tuttu ve arkadaş olmaya başladık ama kız olanın sevgilisi vardı ve ne zaman dışarıya davet etsem ekseriyetle reddediyordu. sevgilisi ya da kendisi hala '' ilkel '' kafada biriydi anlaşılan.

ben de mecbur olarak erkeğe yönelttim kendimi. lise mi desem orta okul mu desem bilmiyorum. hani şey tipler vardır ya, '' ben üniversiteye geldim, herkesi tanımalıyım. hemen kız arkadaş yapmalıyım, çok popüler olmalıyım. '' bu o işte. 3 ay geçti ama çocukla sadece 2 kere dışarı çıktım. benimle konuşurken '' ay yarın sinemaya gidicem. ay burdan sonra okeye gidicem. ay alışveriş yapmam lazım vs... '' diyor sürekli. anlayamadım.

yine evde yapayalnız, duvarlarla konuşuyorum. 3 senedir zaten bunu yapıyorum ben? üniversiteye bunu yapmak için mi geldim ben? ben bunu kendi şehrimde, kendi evimde de yapıyordum zaten. çevreme bakıyorum; hayalleri, idealleri olan kimse yok lan. bölümün ne diyorum, söylüyor ama ben bölümümle ilgili bir şey yapmayacağım diyor. siz söyleyin allah aşkına. ne işin var lan o zaman bu bölümde? bu kadar sığ bir zihniyet olabilir mi?

sinemaya, tiyatroya giden; kitap, dergi okuyan; film, dizi izleyen bir allah'ın kulu yok sınıfta. elitist ya da snop biri kesinlikle değilim ama jaws'ı da bilmiyorsan bir siktir git be kardeşim!

toplumda öyle bir algı var ki; ya dediğimi kabul edip hegemonyam altına girip benim kurallarıma göre yaşayacaksın ya da yapayalnız kalacaksın. ikisinin ortası yok gerçekten.

yukarıda bahsettiğim gibi hala kız arkadaşını erkeklerle görüştürmeyen zihniyet ve popülerlik yolunda her şey mübahtır diyen zihniyet var oldukça sittin sene yol alamayız biz.

not: dersleriniz, geleceğiniz, hayalleriniz için gelin üniversiteye. aksi bir heyecanla geliyorsanız kendinizden baya ödün vermeniz gerekir.

sıfır bir

blu tv üyeliğim olduğu ve sosyal medyada şanını çok duyduğum için bir şans verip izleyeyim dedim. Yoğun ilgiden dolayı dün blu tv'nin hem sitesi hem de uygulaması çöktü. '' bu kadar insan beğendiyse, var demek ki bir şey. '' dedim kendi kendime.

arkadaşlar siz iyi misiniz? siz olan bitenin de mi farkında değilsiniz? böyle saçma sapan diziler yüzünden bir yığın insan dışarıda ağzını büze büze bu tipleri taklit ediyor. '' adana böyle diyorlar '' bir de. ben mersinliyim arkadaşım. ömrümün yarısı adana'da geçti. gerçek adana böyle bir yer değil. sonradan gelip, kelimenin tam anlamıyla şehrin amına koyan insanlar yansıtılıyor bu dizide. açın okuyun yaşar kemal'i, orhan kemal'i. adana emektir, alın teridir. eline silah alıp çevresine rastgele ateş açmak '' gerçek '' adana değildir.

küfür tabi ki olsun. silah tabi ki olsun. ama bu değil arkadaşlar, bu değil. bu tarz diziler (bkz: sıfır bir) (bkz: eşkıya dünyaya hükümdar olmaz) (bkz: kurtlar vadisi) sokak mafyalığına özendiriyor gençleri. herkesin iyi olduğu ütopik dünya yaratın demiyorum kimseye ama güzel ülkemin insanlarını bu vaziyette de görmek istemiyorum ben!

kimse kusura bakmasın ama leş gibi dizidir. blu tv gibi bir platforma hiç yakıştıramadım. masumla, 7 yüz'le kendinize bağladınız, kaliteli işler çıkarttınız ama bütün karizmanız gitti gözümde.

sözlük yazarlarının itirafları

bu okuyacaklarınızın adı aşk mıdır, sevgi midir bilmiyorum ama yine de yazmak istiyorum.

bu kızla 2009 yılında tanıştık. onu görür görmez kendime o kadar yakın hissetmiştim ki anlatamam. her ders tam arkasında oturuyor, bütün kokusunu içime çekiyordum. yanına gidip açılmayı düşündüm ama ters tepeceğine adım gibi emindim çünkü çok popüler bir kızdı. bizim okula yeni gelmesine rağmen 1 haftada kendi grubunu kurdu ve okulun en popüler kızı olmayı başardı. günden güne umudum azalıyorken ona olan sevgim artıyordu.

daha sonra liseye geçince bu, arkadaşlarıyla kavga edip tekrardan bizim okula geldi. ne pahasına olursa olsun onun yanında olmak istiyordum. gerekirse arkadaş olarak gerekirse sevgili olarak. ne yaptım ne ettim ve en yakın arkadaşı olmayı başardım. sürekli gülüyoruz, eğleniyoruz, o bana sevgililerini anlatıyor falan... klasik iki yakın arkadaş olduk.

her zaman ona olan hislerimi inkar ettim çünkü o hislerle başa çıkamamaktan korktum. ama bal gibi biliyordum ki onsuz asla yaşayamazdım. hayatın anlamı kaybolurdu benim için. daha da kötü bir şey yaptım ve bunu ona belli ettim.

onun dışında neredeyse kimseyle konuşmuyordum. eve gidince depresif, mutsuz, umutsuz bir insan olurken onun yanında dünyanın en eğlenceli insanı oluyordum.

daha sonra lise bitti ve ben üniversiteye gidemedim. o hayatımdan çıkınca başıma gelmeyen kalmadı. 3 senede yaşanabilecek çoğu kötü şeyi yaşadım ve hep onunla olan anılarıma, onun gülüşüne sığındım. bütün sosyal medya hesaplarımı kapattım ama onu hala bir yerlerden takip ediyordum. ikimizin istediği üniversiteye gitmişti. arkadaşlarıyla eğleniyor, gününü gün ediyordu. ama daha da acısı var ki, kendine sevgili yapmıştı. ve dünyanın en hödük insanı, benim bakmalara kıyamadığım kızla takılıyordu.

gel zaman git zaman, 2016'nın başı gibi telefonla aradım ve aşkımı ilan ettim. aşk diyorum ama emin değilim. bu aşktan çok öte bir şey be. nefesim gibi, kanım gibi. herkeste onu arıyorum. duygularımı saniyesinde bir tek o değiştirebiliyor. neyse, aradım ve alkolün de verdiği etkiyle aşkımı itiraf ettim. bana sadece '' seni kaybetmek istemiyorum. '' dedi ve ondan sonra bir daha bu konuyu hiç açmadık.

2017'nin başlarında sevgilisinden ayrıldı ve biz, lisede olduğumuz gibi tekrardan yakınlaştık. buluştuk, görüştük, dertleştik... içim yana yana dinledim yine onu. evet, sıfır gurur var bende! ama bakışlarını görmek bile beni o kadar rahatlatıyordu ki. anlayın abilerim ablalarım, ben kimsenin yanında böyle doğal olamıyorum! günümüz toplumunda doğal olabilmek nasıl bir ayrıcalık biliyor musunuz? toplumda kaç tane kahkaha atan insan görüyorsunuz? kaç tane hüngür hüngür ağlayan insan görüyorsunuz? işte ben onun yanında her şeyi yapabiliyordum.

ama büyümüştük artık. onun güzel bir hayatı, iyi bir eğitimi vardı. bense hala üniversiteye gidememiştim. onun gözündeki '' erkek '' profilinden de bir hayli uzaktım. o yüzden beni hala çocuk olarak görüyor, bunu biliyorum. zaten 3 hafta sonra sevgilisiyle barıştı ve aramıza mesafe yeniden girdi.

üniversiteye geçince arkadaşlarım, sevgilim olur unuturum diyordum ama gördüğünüz gibi derdimi anlattığım yer burası. yine yalnızım, yine yalnızım, yine yalnızım. 1.5 ay geçti ama üniversiteden de bir bok olmadı. yapanlar nasıl yapıyor bilmiyorum ama tek bildiğim o kız dışında bütün insanlardan nefret ediyorum, kendim de dahil.

geri gelmesi istenen anlar

spesifik bir tarih vermek istemiyorum. sadece 2000'lerin başı, o kadar. o huzurlu, umutlu ve mutlu günlerime geri dönmeyi çok istiyorum.

yalnızlık

yaklaşık 2 saat önce geldim okuldan eve. uzun zamandır temizlemediğim için ev, çok pis görünüyordu. kalktım önce süpürdüm sonra da bir güzel sildim. çay demledim kendime, desperate housewives'tan birkaç bölüm izledim. bir insanın nasıl yıkıldığına yine şahit oldum derken kendimi sorgulamaya başladım.

lisede epey popüler bir çocuktum. kızlar, erkekler yanımdan eksik olmazdı. sonra lise sonda babam iflas etti ve bok gibi bir puan çektiğim için hiçbir liseye giremedim. 2 sene sonra nihayet üniversiteye geldim. tamam dedim, bütün sorunlar bitti. ailemden tek isteğim bir evdi. allah razı olsun bana evde açtılar.

hala bir şeyler tam değil ama. düşünüyorum düşünüyorum ama bulamıyorum ne olduğunu. kafamı toparlayabilmek için bir şişe şarap açtım ve boş gözlerle televizyona baktım. neden hala mutlu olamadığımı idrak ettim.

yalnızım. hem de çok.

ortalama 3 senedir adam akıllı konuştuğum bir arkadaşım yok. ortalama 7 yıldır bir kızın elini tutmadım. televizyona boş gözlerle bakmayı sürdürürken televizyonun sesinin sonuna kadar kısık olduğunu fark ettim. benim en büyük sorunum da buydu işte. ben kendi sesimi kısmıştım. kimseyle konuşmuyor, görüşmüyor; kimseye güvenmiyordum. yaşadıklarımdan öğrendiğim tek bir şey varsa o da insanların içinde hiçbir iyiliğin kalmadığıdır.

ne yeni tanıştığım insanlar ne eskiden beri tanıdığım insanlar. hepsinin toplamı bir '' insan '' etmez.

düşüncelere daldığımda ani telefon çalmasıyla irkildim. arayan annemdi. yine sesimi duymadan uyuyamamış. buradan herkese sesleniyorum! hayattaki tek gerçek şey ailedir. diğerleri mi? diğerleri sadece ihtiyaç!

sevgiliyle ev telefonundan konuşulan yıllar

ah onlar ne güzel yıllardı onlar...

annesi, babası ya da abisi gelecek mi korkusu... bir yandan masum bir aşk bir yandan korku dolu dakikalar... sevgilinin sesi kıstığı anda odaya birisinin girdiğini anlamak...

ah ulan ah! 10 sene önceki aşklar bile yok artık!

yüz yüze

birkan sokullu için bile dayanamadığım dizi. herkesi döverek, yaşlı bir adam elini öptü diye saatlerce duş alarak güçlü kadın imajı verilmez.

eğer illa güçlü kadın yaratmak istiyorsanız; cemile'ye bakın, aliye'ye bakın, firdevs'e bakın da biraz feyz alın.

bizim hikaye

hazal kaya dakikada 10 kere " ya " diyor.

sonra Türkiye'de neden oyunculuk gelişmiyor! bu kız hala başrol oynarsa tabi gelişmez!

56 yıl sigara içip kanser olmamak

bir başarı olarak görmüyorum bunu ben.
Tam 2 yıldır sigara içiyorum. ilk başlarda keyiften başka bir şey vermiyordu. Sigaraya yeni başladığım için sürekli içmek istiyordum.

6-7 ay sonra göğsümde inceden bir ağrı oluşmaya başladı. O keskin bıçak her girdiğinde kıvranıyordum adeta.

Daha sonra yoğun bir öksürük başladı. Artık uyurken bile öksürüyorum.

Sigaranın kokusunu zaten hiç söylemiyorum.

Yani kanser olmasam bile hayatımda birçok şeyi değiştirdi. içmeyin, içtirmeyin.

edward çok tatlı değil mi diyen erkek

neden garip bir durumdur? kızlar kendi aralarında birbirlerine aşkım, canım, tatlım derken garip olmuyor da edward'a tatlı demek mi garip oluyor?

ilginç yahu, gerçekten ilginç. Ne zaman bir arpa boyu yol alacağız, insan merak ediyor!

NOT: bu arada ben edward'ı değil ama jacob'ı tatlı bulurdum :) ama aynı şey sonuçta değil mi?!
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.